‘Türk Loydu’nun potansiyeli, mevcut icraatlarının kat kat üstündedir’

Yeşim Yeliz Egeli

Türk Loydu Vakfı (TLV) Yönetim Kurulu Başkanı Oral Erdoğan yeni görevi sonrası TLV’nin somut hedeflerini ve planlarını ilk MarineDeal News’ün sorularını yanıtlayarak paylaştı

Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında önemli bir göreve seçilerek geldiniz. Türk Loydu Vakfı’nı nereden aldınız ve nereye taşıyacaksınız?

Denizcilik sektörü bizim için kıymetli. Yönetimdeki arkadaşlarla beraber Türk Loydu Vakfı (TLV)’yla beraber daha da net gördüğünüz konu: Türk Loydu, Türkiye’nin millî bir kuruluşudur, çok geniş bir alana hitap ediyor. Yaptığı hizmetler, çok değerli hizmetler ve bu konuyu zaten teyit ediyor. Bu açıdan Vakfın ana amacı çerçevesinde, Türkiye’nin özellikle denizcilik olmak üzere sanayi anlamında kalkınmasında rol oynamak istiyoruz. Bu konuda zaten çok değerli atılımlar yapılmış ama dünya çok hızlı değişiyor. Değişim, size göre bir nebze ileri gidenlerle, bir çıta yukarıda olduğu için siz ‘aynı işi’, ‘mevcudu’ koruyayım derken yeniliklere adapte olamazsanız oransal veya “relative” anlamda küçük kalabilirsiniz. Bu noktadan baktığımızda Türk Loydu Vakfı bir yandan önemli işlere girmekte, fayda sağlamakta diye görüyoruz ama küresel ölçekte baktığımızda potansiyeli çok çok daha fazla. Bu görevle birlikte yönetim kurulu olarak ilk saptamalarımız bu çerçevede. Yani yaptıklarımız çok kıymetli. Bu zamana kadar emek veren herkes takdir edilmelidir ancak potansiyeline bakıyoruz yapılması gerekecek olan çok daha fazlası var.

Potansiyelini yeterince kullanamamasının önündeki engeller neler?

Tespiti yaptıktan sonra bizim amacımız teorik anlamda potansiyele ulaşma süremiz ne ise “pratikte daha çabuk nasıl mümkün kılarız”ı düşünmektir. Böyle baktığınızda bazen işin teknik yönünü iyi yapmaktan ziyade yönetimsel, finansal, hukuksal anlamda, iletişim açısından ve dünyadaki rakiplerinizin süreçlerini takip etme açısından işin tamamlayıcı birçok unsurunu birlikte değerlendirme ve geliştirme gereği duyarsınız. Çok daha geniş bir yelpazeyi göz önüne almamız gerektiğini düşünüyoruz. Paydaşlar açısından bakıldığında tüm sektör bir oyun gibidir. Oyunun taraflarının öyle bir rekabet etmesi gerekir ki sistem bundan çıkar sağlasın, sistem artı yaratsın ancak bazen Türkiye’de rekabetçiliğin, sistemin gelişmesine katkı sunmadığı hususlar olabiliyor.

Oyunun kurallarını belirleyen kim, adil mi ve rekabette önemli husus nedir peki?

Rekabette en önemli kavram, adil olmaktır. Adil rekabet, bazen de serbest rekabet. Yani herkes hür iradesiyle oyunda taraf olabilecek, kural koyanlar da bir tarafı önceliklemeyecek. Örnek; Türkiye’de devlet de bu oyunun bir tarafı. Devlet, denizcilik sektörünü millî bir ülkü olarak belirlemeli ve o yönde çok net adımlarla ilerlemeli. Bizim sektör olarak arzumuz bu yöndedir. Ancak Türkiye’deki siyasî gelişmeler ve konjonktür nedeniyle genelde ‘denizcilik o tarafta diğer tarafta’ gibi kalabiliyor. “Denizcilik Türkiye ekonomisinin olmazsa olmaz üç sektöründen, beş sektöründen, on sektöründen biridir” cümlesini kalkınma planları anlamında direkt duyamıyoruz. Orta ve uzun vadeli programlar açısından tam anlamıyla “denizcilik merkezde” diyemiyoruz.

Kural koyucu derken uluslararası alandan bahsediyorum aslında.

Yunanistan’da, Norveç’te, Hollanda’da, Güney Kore’de, Çin’de devletin çok net denizcilik sektörünün hatta gemi sanayinin bizzat arkasında yer aldığı durumlar vardır ya da gemi sahiplerinin arkasında durduklarını görürsünüz. Bizde aşılması gereken konular var.

Somut başlıklar verebilir misiniz? Dile getirilen ama çözüm bekleyen veya talepte bulunulan devlet idaresinin iradesinde olan konular neler?

Az önce söylediğim gibi potansiyeline daha çabuk ulaşmayı başarmak için tespit yapmak gerekir. Bu anlamda da öncelikle denizcilik hakkında konuşuyorsak Türk denizcilik filosunun Türkiye’ye çok daha fazla katma değer yaratması mümkündür diye düşünüyorum, potansiyeli çok daha fazla ve bu yönde adımlar atılabilmesi mümkün diye düşünüyorum. Örneğin atılmadı mı; normal Gemi Sicili (Kanunu) varken üstüne TUGS (Türk Uluslararası Gemi Sicili) geldi. Geldiğinde navlun gelirlerinde muafiyet, gemi alım satımında muafiyet, iş gücünde birtakım muafiyetler söz konusuydu. Ancak bunlar araçtır. “Navlunların vergisi olmazsa daha başka bayrağa gitmez, daha çok Türk bayrağı olur” diye düşünüldü ama olmadı. Türk olan da gitti. Demek ki ana amaca hizmet eden araçlar iyi bir şekilde tanımlanmamış.

“Asla unutulmayacak şey otomasyon”

Türkiye olarak dünya ticaret filosunda 12’nci, 13’üncü sıralardaydık. Şu an 18’inci sıraya geriledik. Dünya Deniz Ticaret Filosu, o zaman belki oransal olarak daha azdı ama sonuç itibarıyla biz yapıldığı söylenilen reformlara rağmen ciddi anlamda geriledik. Dolayısıyla Türk sahipli deniz ticaret filosu arttı ama yabancı bayrakta. Türk bayraklı Türk ticaret filosu ciddi anlamda eridi ve hâli hazırda koster filomuz son derece yaşlı. Uzak değil yakında, Akdeniz çanağında rekabet edemez durumda olacağız. Bu durum üzerine siz hem Türk Loydu Vakfı Başkanı hem de bir akademisyen olarak neler söylemek istersiniz? Söylediğim katma değer kazandıracak ana konulardan biri bu idi. Gemi inşa sanayinde çok sayıda tersane yapılma süreci yaşandı ama verimliliği artırma yönünde, daha geniş alanlarda kurulmuş tersane yerine daha küçük alanlarda tersanecilik izinleri verildi. O dönem için iyi gibi görünen bu döneme baktığınızda Asya’daki veya gelişmiş farklı ülkelerdeki örnekleri göz önüne aldığınızda etkin verimli bir tersane için çok büyük alanlar gerekiyor. Öte yandan bazı tersanelerimiz muazzam bir şekilde robotikleşmeye doğru yeni yeni yatırımlarını revize etmeye başladı ama dünyaya bakıyorsunuz, başta Japonya olmak üzere otomasyon konusunda çok çok ilerideler. Bütün tersanelerimiz hızla bu konu üzerine eğilmeli. Şu anda ana konu çevre, enerji ve iklime odaklanmış gibi görünüyor ama bununla birlikte asla unutulmayacak şey, otomasyon. Nasıl gemilerde tam otomatik, insansız sisteme geçiş mantığı hâkim oluyor, yönetmede de fabrika sistemlerinde de tam otomatik, insansız sistemlere doğru gidişatlar için çalışılıyorsa bizde bunun çok fazla olduğunu görmüyorum. Bu konuda ilerlenmesi gerekiyor.

“Türk mühendisi gemi inşada en iyi, en modern gemiyi yapacak kalitede”

Daha önce Toyoda Ailesi’nin bulmuş olduğu Yalın Üretim Sistemi üzerine köşemde bir yazı (Muda-Mura-Muri, 2021) yazmıştım. Sıfır hatayı önceliyor sistem. Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu önceki Başkanı Metin Kalkavan ile bir konuşmamda Sedef Tersanesi’nde bu sistemi uyguladıklarını öğrenmiştim. Bunun gibi mi?

Evet, haberim var. Birkaç tersane muazzam önem veriyor. İşletme sermayesi yönetiminde önemli kavramlardan biri, nakit bulundurma politikasıdır. “Şirketimde günlük, aylık, saatlik, haftalık ne kadar nakit bulundurmalıyım?” Bunun fazlası da iyi değildir. Az bulundurulması da çok tehlikelidir. Ben bunları sektörde çok anlattım. Bazıları hiç nakit bulundurmamayı marifet sayardı. İflasın eşiğine gelince anlıyorlardı. Siz anlatınca anlamazlar. “Nakiti artırınca yatırıma gir daha çok kazan” mantığı var ama yok öyle bir şey. Her bir nakiti artırdığında tedbirli olmak için de doğru yerlerde nakit bulunduracaksın. “Nakit bulundur” derken “nakiti yastığın altında tut” demek istemiyorum. Az çok finans okuduk biz de. Onu da doğru yerlerde bulundurma yeteneği var. Hatta bulundurduklarının da nasıl sigortalanacağının da metotları var. Şimdi bunları hep kendileri yapacak, ondan sonra ya acı olacak ya kazanacak. İşte burada sorun var. Bırakın şunları öğrenenlerle, bilenlerle hareket edilsin. Şimdi tersanelerin bazılarında da otomasyon sistemlerinde de aynı sorun var. Dünyadan örnek; Toyoda bu işi başarmış mı? Sen daha hiçbir şey yapmadıysan onu uygulamaya uğraş. Bu taklitçilik değil, bu Güney Kore’nin başardığı bir olaydır. Sen taklit yapmıyorsun, sen teknoloji transferiyle uğraşacaksın. Yapılanı yakalamayla uğraşmalısın. Daha iyisini sen yine sonra yine yaparsın. Sen bugün Türkiye’de drone üretemiyorsan drone üretenden girdilerini almayı sonra montaj yapmayı başarabilirsin, sonra tamamını üretebilirsin. Gemide de aynı şey geçerli. Biz geminin dizaynında değil, geminin tersanede yapımında uzmanlaşıyoruz ama orada da belli sınıflarda. Çok büyük, standart gemilerde biz rekabetçi olamadık. Burada bir yanlış algılama var: Ben bugün “a” konusunda rekabetçi değilim. İlelebet rekabet edemeyeceğim gibi bir yanılgı var. Bazı yabancı kurumlara rapor hazırlatıyorsunuz. O yabancı kurum zaten başkası için çalışıyorsa sana “rekabet edebilirsin” der mi? “Rekabet edemezsiniz bu alanda” dediği zaman siz de o alana sokulmuyorsunuz. Türk gemi sanayinde benzer olayların yaşandığını söyleyebilirim. Bence Türk insanı, Türk mühendisi gemi inşada en iyi, en modern gemiyi yapacak kalitede, yetenekte ve motivasyondadır. Bu anlamda çok güçlü bir sinerji, destek gerekmektedir.

Kimden destek istiyoruz?

Devlet, “Gemi inşa sektörünü bir numara yapacağız. Belli bir hedefimiz var” demeli ve hedef tanımlanmalı. Stratejik planlar hazırlanıyor mesela. Biz kendi içimizde hemfikir gibi oluyoruz ama diğer sektörlerle bir araya gelindiğinde orada sıralamada altlara düşüyoruz. Burada bir sorun var yani.

Kurum içi gözlemleriniz neler oldu? Türk Loydu Vakfı Başkanı olarak ne gibi yenilikler getirmek istiyorsunuz?

Türk Loydu Vakfı’na 27 Nisan Genel Kurul seçimleriyle yeni yönetim olarak geldik. Yeni Yönetim Kurulu’na görevi doğal olarak Genel Kurul vermektedir. Türk Loydu Vakfı’nın Genel Kurulu da çok değerli kurum ve kurumların temsilcilerinden oluşuyor. Ana kurucu olarak gözüken başta Gemi Mühendisleri Odası olmak üzere çok önemli bir istişare mekanizması fırsatı sunuyor. Demokrasilerdeki en önemli husus, genel kurulu veya genel kanaati yönetmeye yansımasının sağlanmasıdır. Bunun, bu seçimde çok büyük ölçüde başarıldığı kanaatindeyim. Bu, yönetimlerin önünü açacak doğruları şeffaf bir şekilde yapacak, hesap vermenin önünde bir engel oluşturmayacak mekanizmaya fırsat tanımaktır. Bunu, seçimden sonraki süreçte bizzat tespit ettiğimi belirtebilirim. Geçmiş yıllardaki genel kurullarda seçimlerden sonra sürekli tartışma ortamının yaşandığı hususlar malumunuz. Denizcilik sektörümüzde de genelde olan tartışma süreçleri bazen istemeyerek de olsa maksadı aşabiliyor ama bunlar, özellikle Deniz Ticaret Odası ve diğer sivil toplum örgütlerinin olmasını hiç istemediği durumlardır. Bizden önceki süreçlere baktığımızda da Türk Loydu açısından bazı tartışmalı konuların hukuka yansıdığını kamuoyu biliyor. Genel Kurul’un gündemine yansıdı. Bize düşen görev mümkün olduğu kadar sıfır hukukî sorun olmasıdır. Özellikle seçim öncesindeki niyetimiz de bu yöndeydi.

Hukukî sorun derken neyi kastediyorsunuz?

Var şu an. Seçimden önce zaten hukukî süreçler vardı. Örneğin; Türk Loydu tarafından açılan davalar ve Türk Loydu’nun bir düzenlemesine ilişkin başka bir taraftan açılan davalar vs. Bu tip durumlara baktığımızda ve detaylı incelediğimizde çok kolay çözümlenecek konular ve şu anki yönetim kurulumuzla bu konuda hemfikir olarak yol alıyoruz. Kısa sürede de sorunlar zaten çözümlenmiş oluyor.



Canan Ceyda Çaptuğ neden istifa etti?

Dokuz kişi yönetim kuruluna seçildi. Beşi gemi mühendisleri, ikisi sigortacılık, birisi sanayici, birisi armatör kontenjanından seçildi. Sigorta kontenjanından iki kişi seçilmişti. Birisi Sayın Ufuk Teker’di, diğeri de Türkiye Sigorta Birliği’nde çalışan hanım arkadaştı. İlk yönetim kurulu toplantımıza katıldı, imzasını da attı, kararlarımızı da aldık. Ancak bir gün sonra kendisi özel nedenlerden ötürü istifasını iletti. İlk yönetim kurulu toplantısı ile senet ve genel kurul çerçevesine uyarak sıradaki ilk yedekteki üye olan Sayın Atilla Oksay, Canan Hanım’ın yerine davet edildi. Şu anda bizim dokuz kişi olarak bütün kararlarımız oy birliğiyle kabul edildi. Bunun önemli olduğuna referans vermekte yarar var. Her zaman her şeyi aynı düşüneceksiniz diye bir kural da yok. Bazen oy çokluğuyla karar da mümkün ama bugüne kadar tam uyumla kararlarımızı aldık ve hepsiyle birlikte çalışmaktan şu anda mutluluk duyuyorum. Çünkü ana hedeflerimizin aynı olduğunu konuşuyoruz. Öncelikle ana hedeflerimiz aynı olsun, o hedeflere ulaşma yöntemlerimizi tartışalım. Yani o hedeflere ulaşmada bazı tartışmalarımız olabiliyor. Onları da zamana yayarak, uzlaşarak çözme yöntemine gidiyoruz. Bir tarafın mutlu olmadığı kararlarla ilerlemeyi tercih etmemeye çalışıyoruz.

“Cironun 2023’e göre 2024’ün iki katı fazla olmasını arzuluyoruz”

Kısa, uzun ve orta vade olmak üzere hedeflerinizden bahseder misiniz?

Şahsen ve yönetime gelen ekip olarak biz daha somut rakamlar belirtmeye çalıştık. Türk Loydu Vakfı’nın bizzat genel kurulunu da yöneten Türk Loydu Yönetim Kurulu olarak özellikle klaslama ve uygunluk değerlendirme hizmetlerini yaptırdığımız Anonim Şirketin cirosu çok çok daha fazla bir seviyeye ulaştırılacak.

Nedir o seviye? Mevcuttan yüzde kaç daha fazla olacak?

TL olarak baz aldığımızda cironun 2023’e göre 2024’ün iki katı fazla olmasını arzuluyoruz ve iki katı fazla olması derken Türkiye’nin koyduğu enflasyonun oldukça üzerinde olması gerektiğini de belirterek bunu söylüyorum. Giderlerimizin ise gelirlerimize göre çok daha az oranda artmasını gözeteceğiz. Yani giderlerimiz, gelirler gibi çok artmayacak. Giderlerimiz daha rasyonel ve mütevazı artacak ama gelirler çok daha fazla artacak.

Dünya ölçeğinde rakiplere göre geri kalmışlıktan bahsediyorsak, çok ciddi rekabet etme hâline geleceksek, insan gücüne de ihtiyaç varsa nasıl olacak bu?

Gelir çok artıyor diye giderleri de kontrolsüz bir şekilde artıramayız. Doğru bir şekilde artırmaktan bahsediyorum. Makul yatırımlarla makul giderler yapılarak gelirleri çok daha artıracağımızı düşünüyorum. Bütçe döneminde hazırladığımızda rakamları orada paylaşmamız daha doğru olur. Önümüzdeki yıl için tam rakam belirtmiyorum ama kendi içimizde bunları değerlendiriyoruz. Ben size ciro hedefi olarak kabaca iki katından fazlayı hedefleyeceğimizi belirtiyorum. Giderlerin de o kadar artmaması gerektiğini vurguluyorum. Yani giderler iki kat artmamalı, çok daha azıyla bunu halletmemiz lâzım ki üretken ve verimli olalım.

O zaman resmî olarak bir yıl sonra, önceki yılın rakamlarını göstererek “önceden böyleydi, şimdi bunu yaptık” şeklinde belgeleriyle açıklamanızı bekleyeceğiz.

Biz, Vakıf yönetimi olarak Anonim Şirketin bunu başarması yönündeki gereklilikler üzerinde istişare hâlindeyiz. Bunun yapılmasını zorunlu görüyoruz. Yapabiliriz noktasında izin verme durumumuz yok. Anonim Şirketin Genel Kurulu olarak diyoruz ki: Bu yapılacak. Hedefleri, yönlendirme olarak biz vereceğiz. Çünkü bir bakıma Anonim Şirketin sahibi Türk Loydu Vakfı Genel Kurulu ve genel kurul adına da bunu yöneten Vakıf Yönetim Kurulu’dur. O yüzden de biz bu hedefleri koymak zorundayız. Türk Loydu Vakfı’nı en önemli görevlerinden birisi de eğitim ve burs imkânlarını çok daha yukarılara taşımak. Genel Kurul’da da ifade edildi. Bunu görev edindik. Burs oranlarını ciddi şekilde artırıyoruz. Bütçemizi de büyütüyoruz. 2023’te dahi ek olağanüstü kurul yaparak bütçede artışı sağlama hedefindeyiz. Ayrıca 2024’ü hazırladığımızda göreceksiniz çok çok fazla burs mekanizmalarıyla kamuoyunun karşısına çıkmak istiyoruz. Ayrıca birkaç üniversiteyle sınırlı kalmış burs olayını genele yaymak arzusundayız.

Hangi üniversitelere burs veriliyor?

Onu şimdi söylemeyeyim. Sınırlı sayıda olduklarını söyleyelim sadece. Örneğin; Türk Loydu’nun, genel endüstri alanında gemi klaslama konularının dışında hemen hemen dokunmayacağı alan yok. Uygunluk belgesi verme anlamında… Buraları düşündüğümüzde çok geniş bir bilimsel alanı da ele almış oluyoruz. O yüzden onun tespitini istiyorum. Vakfımızın geçmişte tartışmalı olan konularından birisi Vakıf yönetiminin çıkardığı yönetmelik. Şirket Koordinasyon Yönetmeliği’ne göre şirketin her türlü bilgi, belge verileri izlenip bir anlamda da denetimi makul bir şekilde yapılabiliyor.

Kim tarafından denetleniyor?

Şirket Koordinasyon Yönetmeliği’ne göre Vakıf Yönetim Kurulu tarafından denetleniyor. Seçimdeki tartışma konularından biri buydu. Vakıf Senedi’ne uygunluğu açısından veya yönetmeliğe uygunluğu açısından tartışma konusuydu. Benim şu anki durumum faaliyet olarak gereklilikleri bu senede uygun olmak koşuluyla yapmak ve bunu sürdürmek ama bunun karşılığında olağan ya da olağanüstü herhangi bir genel kurulda karar alınmadan ücret almamaktır.

“Maaşım, yarım asgari ücret”

Maaşınız ne kadar?

Yarım asgari ücret. Yönetim kurulu üyeleri ve başkan yarım asgari ücret alıyor. Biz “almayacağız” dediğimiz için almayız zaten. Söz sözdür.

Yani siz diyorsunuz ki “Önceki mevcut senedin kuralları ne ise benim şu an hak edişim senedin belirlemiş olduğu rakama göre yarım asgari ücrettir”?

Evet, senede göre böyle. Daha önceki genel kurullarda bu hakk-ı huzur diye geçiyor. “Hakk-ı huzurun dışında anonim şirketten bir ücret almayı biz uygun görmüyoruz” demiştik seçimden önce. Bizden önce, anonim şirketten ödeniyordu. O yüzden “bu yanlıştı, doğruydu” demiyorum ama biz, “hakk-ı huzur tanımlamasıyla alınsın” dedik. Genel Kurul’da hakk-ı huzur tanımlanır tanımlanmaz, Genel Kurulun takdiridir oraya bırakıyoruz ama ben görevden de kaçmıyorum. Ne gerekiyorsa onu yapacağız. Vakıf Yönetim Kurulumuz da oy birliğiyle karar aldı. Biz zaten anonim şirketimiz en iyi şekilde yönetilsin istiyoruz. Anonim Şirketin olağanüstü genel kurulu yapıldı. Orada üç yönetim kurulu üyesi seçimini yaptık. İkisi eski üyeydi. Birisi Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür olan Lütfü Savaşkan’dı. İkincisi Yönetim Kurulu’nda görevde bulunan Kemal Bey’di. Üçüncü kişinin o sıralarda daha emekliliği düşünülüyordu. Biz de o yüzden yeni birini seçmeyi uygun gördük. Yönetim Kurulumuz da uygun gördü. İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi Muhasebe Finans alanında Profesör Oktay Taş’ın görevlendirmesini yaptık. Kendisi de sağolsun kabul etti ve şu an Anonim Şirket’te bir anlamda yönetim kurulu ile genel müdürlük (icra) tarafını yavaş yavaş kurumsal yönetim anlayışına döndürmek istiyorum. Benim şahsi isteğim buydu. Yönetim Kurulumuz da bunu uygun gördü. İleride bu adımlar yavaş yavaş gelişecek. Vakıf’ta kararı alınmış ama faaliyeti durdurulmuş olan Ar-Ge Limited Şirketimiz var. Onu canlandırma yönünde karar aldık ve bununla ilgili şu sıralarda altyapı çalışmasını tamamlamak üzereyiz. Güçlü işbirlikleri de söz konusu olacak.

Savunma sanayi de olacak mı yoksa savunma sanayi ana konu mu olacak?

Şu an Vakfa bağlı bir anonim şirket ve limited şirket var. Limited şirketin de aktif olmasını istiyoruz ama mevcut limited şirketin amaç ve faaliyet kapsamını revize edeceğiz, genişleteceğiz.

Kuruluş sözleşmesini mi?

Evet, orada yapılabilecekleri genişletme anlamında çalışma yaptık, yapıyoruz.

Neler yaptınız?

Örnek vereyim; dünyanın neresine giderseniz gidin, herhangi bir yerde sanayi, denizcilik, enerji, iklim değişikliği konulu bir konferans gerçekleştirildiğinde DNV’yi orada görürsünüz. Reklam amaçlı söylemiyorum, takdir ediyorum. Türk Loydu da alanında ki alanı da çok geniş bir yelpaze her yerde bilimsel, mesleki olarak çalışmaların içinde olmalı, sponsorlukların içinde olmalı. Organizasyonların içinde bizzat yer almalı. Bunu sağlama yönünde anonim şirket tarafını bu işten biraz ayrı görüyoruz. Anonim Şirket ile değil, Türk Loydu Vakfı bunu diğer limited şirket ile yapabilecek durumda. Anonim Şirket kendi ana sözleşmesinde yazan, IACS’ın kriterlerine tam uygun olmak üzere ne gerekiyorsa onu zaten yapacak ve Türk Loydu Vakfı senedine de uygun davranacak. Bu arada Anonim Şirket tarafına baktığınızda uluslararasılaşma olmazsa olmazımız durumunda. Çünkü bizim ülkemizde, bizim ciromuzun kat kat fazlasını diğer ülkelerin loydları burada yapıyor.

IACS üyesi olmamamız bizim yurtdışında şubeleşememizin önünde engel mi? IACS üyesi olma sürecindeyken eş zamanlı bu altyapıyı yapılandırmayı/ güçlendirmeyi neden sağlayamıyoruz?

Birkaç girişim yapılmış. Ufak da olsa önemli buluyorum. Onlar hep bizim için basamaklardır. Basamaklar olmazsa yol almak daha zor olabilir. Azerbaycan’da, Çin’de, Avrupa’daki bazı ülkelerde zaten adımlarımız var. Dolayısıyla şimdiki konumuz gemilerle ilgili şubeleşme katkısı durumu. Diğeri ise genel endüstri alanındaki çabalarımız olacak. Bunu övünerek söylüyorum. Türk Loydu Vakfı Anonim Şirketi’nde çalışan özellikle endüstri alanındaki çok az sayıda olmalarına rağmen çalışanlar muazzam işler başarıyorlar. Örnekler verirsem üçüncü köprüde varız. Türkiye’nin çok önemli birkaç stadyumunda varız. Malatya’daki Kömürhan Köprüsü’nde, Akkuyu Enerji Santrali’nde, Osmangazi Köprüsü’nde, uçaklara ilişkin birtakım teknik yeterlilikler verme noktasında varız. Birçok alanda Türk Loydu var ama sorduğunuzda Türk Loydu tanınmıyor. Direkt hizmet alan firmalar bizi biliyor ama çok daha fazla potansiyelimiz var. Aynı şekilde Türkiye olarak da potansiyelimiz dünya çapında çok büyük. Sen Türkiye’de köprülere yeterlilik verebiliyorsan dünyada başka köprü mü yok? Türkiye’de Çanakkale gibi bu kadar başarılı köprülere hizmet vermiş kaliteli uzmanlar dünyanın her yerinde zaten iş yapacaktır.



Denizcilik tarafında IACS var ya karacılık tarafında hedefiniz?

Karacılık tarafında ilgili devletlerin otoritelerinden yetki almayla ilgili konular olacaktır. O konulardaki girişimleri artırmayla ilgili birimlerimizin oluşması gerekiyor. “Yaptığım alanla gelişiyorum” ile gitmiyor. Pazarlama, uluslararası ilişkiler gibi departmanların yeni organizasyon yapımızda güçlü bir şekilde tanımlanması gerekiyor. Bu altyapının şöyle büyümesi gerekiyor: Küçük tencerede anneniz çok iyi yemek yapıyor ama kazanla yapılacağı zaman başkasından hizmet alma durumu söz konusu olabiliyor. İşte biz, “hem anneyle devam edelim hem de kazana geçelim” diyoruz.

IDEF 2023 Savunma Sanayi Fuarı’nda sizi göremedik. “Oral Hoca nerede” diye sordum. Özel bir sebebi yoksa neden yoktunuz?

Türk Loydu Vakfı’nın temsil ve izan yetkisini Yönetim Kurulu’nda Başkan ve Başkan Vekili’ne verdik. Söz konusu fuarın tarihi belli olmasına karşın fuarda imzanın hangi gün ne zaman atılacağı belirsizdi. O tarih bilgisi bize çok geç intikal etti. İntikal ettiğinde ben planımı yapmış durumdaydım. İsmail Cengiz’in de bir planı vardı ama “Benimki özel bir durum. Siz katılın.” dedim.

(IACS için) Londra’da mıydınız?

Hayır Antalya’daydım. Şehir dışında olmam nedeniyle mecburen İsmail Cengiz’e bıraktım. Başka bir iş olsa, özel bir durum olmasa bırakmazdım. Kaldı ki karşı taraftan imza atanlar çok takdir ettiğim kişi ve kurumlar. O yüzden onur da duyardım. Bundan sonra denk gelende ben de olabilirim. Başkan Vekilimiz de olabilir. Bazı görevleri de Yönetim Kurulu’nda dağıtmayla uğraşıyoruz. Örneğin; Gürsel Yıldız arkadaşımız Burs Komitesi Başkanı oldu. Şu anda da çok güzel çalışmalar yapıldı. Dün iki üniversite dekanıyla ilgili toplantı yapacaktık ama Gürsel Bey yoktu. Onun yerine başkası katıldı ama kimin katıldığı fark etmiyor. Şu an çok güzel bir sinerjimiz var.

“Önemli hedefimiz loyd sektöründe her açıdan rekabetçi seviyede olmamız”

Konuşan değil, yapan olmak istiyoruz diyorsunuz?

“Şahsen kimin olduğunun bir önemi olmasın” demek istiyorum. IDEF’te dikkat ettiğimiz husus ise öyle bir imza töreninde Türk Loydu Vakfı’nın ana yapısını Türk Loydu Genel Kurulu oluşturuyor ve Genel Kurul, Vakıf Yönetimi’ne görev veriyor. Vakıf Yönetimi sembolik, ulvi, temsil anlamında bir konuma sahip. Bu çerçevede öyle bir imza töreninde Vakıf Yönetim Başkanlığı’nın bulunmasından daha doğal bir durum yoktur diye düşünüyorum. Geçmişte de bu böyle süregelmiş. Bu şu anlama da gelmiyor: Anonim Şirketin yönetimi, en güzel en doğru işleri en iyi şekilde yapmaya devam ediyor. Şahıslaştırmıyorum. Orada bir yönetim kurulu var ve kararları yönetim kurulu alıyor. Yönetim kuruluna yönelik de hizmet veren genel müdür liderliğinde ciddi bir icra ekibi var ve yeni bir genel müdür yardımcısı atanmasını tavsiyede bulundum. Sağolsunlar, ilk defa genel müdür yardımcılığı getirildi. Normalde biliyorsunuz anonim şirketlerin yönetim yapılarında genel müdür yardımcıları, genel müdürün hareket alanını, imza alanını kolaylaştran bir mekanizmadır ve bu yokmuş bizde. Tavsiyede bulundum, atama yapıldı. Askerî projelerden sorumlu olan arkadaşımızı değerlendirdiler. Bizim açımızdan da sorun yoktu. Seyhan (Özkan) Bey atandı. Askeri projelerle uğraşan arkadaşımız doğal olarak deniz tarafını zaten biliyor. Öyle bir arkadaşımız olduğu için de genel müdür yardımcılığı ataması yapıldı ki Yönetim Kurulu’nda devam eden diğer arkadaşımız Kemal Bey de çok kıymetli. Zaten eskiden beri işin içinde olan biridir. Diğer ayrılan arkadaşımız da Okan (Çetin) Bey yıllardır Türk Loydu’na hizmet vermiş, şu anda da aslında devam ediyor ama yönetim kurulundaki görevine kendi isteğiyle son verdi. O yüzden çok güzel bir sinerji var. Anonim Şirketin içinde şöyle bir ayrım da yapmıyoruz: Sörveyörlar çok kıymetli evet ama planlamacılarımız da çok değerli. Diğer birimlerde insan kaynaklarında, mali ya da idari işlerde çalışanlar da çok kıymetli. Her birimde çalışan kendi alanında önemli katma değerler sunuyor ve yönetimsel çerçevede bizim önemli hedefimiz bu sektörde yani loyd sektöründe çalışanımızın, arkadaşlarımızın, meslektaşlarımızın özlük hakları da dâhil olmak üzere her açıdan rekabetçi seviyede olmamızdır. Bu er ya da geç olacak. Atatürkümüzün dediği gibi muasır medeniyetin üzerine gideceksen kendi çalışanlarının yetenek ve kabiliyetlerinin diğer taraftan üstün olmasını hem sağlayacaksın hem de onun karşılığını karşılayabilir hâle geleceksin, ki Türkiye kalkınacak.

Türkiye’de enflasyonun ciddi yükseldiği bu dönemde sizin söylediğinizi yabancı klas kuruluşlarda çalışanlarla kıyaslayınca kendi çalışanınızın hakkını nasıl korumayı düşünüyorsunuz?

Türk Loydu’nun potansiyeli mevcut icraatlarından kat kat üstündedir. Bunu başarırken daha önce söylediğim gibi gelirleri artırırken giderleri de rasyonel bir şekilde artırmak çok önemli Bunun yanında eğitim, öğretim ve burslar da çok önemli. Bu anlamda rekabeti uluslararası boyuta taşıdığımız anda Türk sahipli şirketimiz gemideki kaptanına uluslararası gemideki kaptandan çok daha az verebilir mi, verebiliyor mu? O zaman biz de loydçuluğu uluslararası görüyoruz. Bizim Loydumuzda bu gemilere hizmet eden, emek veren, beyin patlatanların öteki loydlarda çalışanlar gibi (hakkını) alabilir hâle gelmesi için mücadele vereceğiz.

Buna Vakıf Yönetim Kurulu mu yoksa Anonim Şirketi mi onay verecek?

Vakıf Yönetim Kurulu. Anonim Şirketi, bunları Genel Kurul’a sunuyor. Genel Kurul; genel stratejileri, misyonu ve vizyonu tanımlıyor. Biz, burada misyon/ vizyonu belirliyoruz. Örneğin; şimdi olağanüstü genel kurul yapıyoruz. Enflasyon nedeniyle çalışanımızın alım gücü düştü fakat sene başındaki bütçeyi yapanlar personel gelirleri için belli bir oran vermişler ama şimdiki gelinen nokta nedir Türkiye için? Herkesin buna kapasitesi yetmeyebilir ama Türk Loydu’nun yettiği kadarıyla biz onun artmasını istiyoruz ama neyle artacak? Anonim Şirketin bütçesi zaten onaylanmış bizden önce. Nasıl artacak? Olağanüstü genel kurulu bu nedenle yapıyoruz.

Tarih belli mi?

Bu ay (eylül) içerisinde yapacağız. Tarih, Ticaret Bakanlığı ile görüşülerek alınacak bir karar. Yönetim Kurulumuz, “Şirketlerimizdeki çalışanlarla aynı sektörde bulunanları, Türkiye koşullarını da dikkate alarak eğer Anonim Şirketimizin bütçesi yetmiyor gibi ise bunu makul bir şekilde nereye çıkarabiliyorsak mümkünse olağanüstü genel kurulda gereğini yapalım” dedi.

“Türk Loydu bir güven kurumudur”

Sizin kara, deniz ve hava alanında yeni hedefleriniz var. Bütün bunları ele aldığımız zaman Türk Loydu olarak sizin buralarda konuşlanmanız nasıl olacak? Bunun tam haritasını çizer misiniz?

Türk Loydu, Türkiye’nin millî kuruluşudur. Yetkisi olduğu alanlar hemen hemen Türkiye ekonomisine katkı sağlayan sektörlerin çoğunu içermektedir.

Güveni nasıl sağlayacaksınız?

Türk Loydu bir güven kurumudur. Bir armatör yabancı kuruluşa daha çok güvenip Türk Loydu’na güvenmezse… Güvenmeme değil bu. ‘Çalışmamış’ olabilir adı. Bir kere Türk Loydu’nun bu zamana kadar yaptığı hangi işte güvenmeme durumu olmuş? Yapılan işlere bakın. Eminim ki diğer loydların yaptığı işlerde de bir sürü sorunlar vardır. Bir tesise onay vermişsinizdir, büyük riskler ortaya çıkmıştır “Türk Loydu nasıl böyle yaptı” denilmiştir. Böyle bir deneyimimiz oldu mu? Olmadı. Türk Loydu, kalite ve onayla ilgili zaten kendini kanıtlamış bir kurumdur. Hedefler; kara, deniz, hava diye bile ayrılmıyor artık. Çok fazla alan var. İletişim ayrı bir dünya, yeraltı ayrı bir dünya. Şu an rüzgâr enerji santralleri ve güneş santralleri özellikle Türkiye’nin olmazsa olmazı. Güney Marmara Enerji Üretme sahası, Ege Bölgesi’nde oluşumlar bence dikkat çeken projeler ve gelişmeler. Bizim oralarda çok ciddi katkılarımızın olacağını düşünüyorum. Bunun dışında sadece bizim civarımıza değil, Türkiye’nin her yerine gidilebilir, teklif verebilir olması gerekiyor. Bunların takip edilmesi ve araştırılması gerekiyor. “Bunlar zaten organizasyon yapısı anlamında önemlidir” demiştim. Deniz tarafında Türk Loydu’nun yabancı bayraklı gemi sayısı çok az. 15 civarında. Ana hedefimize geleceksek IACS üyesi olmakla beraber IACS üyesi ülkeler tarafından klaslanmış gemilerin bize gelme olasılıkları üzerine çalışıyoruz. Bizim amacımız illa oradan alma değil. Biz de rekabetçiyiz ve rekabet ediyor olmamız gerekiyor. Bizi seçer seçmez… Bu bir. İkincisi; IACS üyesi olmayanlardan gemisi olup “IACS üyesi olur Türkiye’yle çalışırız” diyenlere de kapımız açık. Onların şartları biraz daha farklı. “Non- IACS” ülkelerin gelmesiyle ilgili kriterler daha farklı ama biz ona da hazır durumdayız. Üçüncü hedefimize geçersek; Türkiye’de değil, dünyada tüm deniz yapılarına yönelik çok ciddi bir pazar var. Offshore platformları ve onlara hizmet sağlayan deniz araçları olmak üzere… Ondan sonra enerjiye dair denize dokunan tüm tesisler… Artık bizim alanımız dünya olmak durumunda. Ona yönelik bir taraftan çalışacaksınız ama bir taraftan da kadronuzun buna yönelik güçlendirilebilir ve sürdürülebilir şekilde oluşması gerekiyor.

” Ümidimiz bu senenin sonuna kadar IACS sürecinin tamamlanacağı yönünde”

IACS görüşmeleriniz nasıl geçti?

2 Ağustos’ta IACS Genel Sekreteri’ni ziyaret ettim. Ziyarete Türk Loydu Anonim Şirketi Kalite Birim Yöneticisi olan Aydın Gürbüz de eşlik etti. Aydın Bey uzun süredir de IACS standartlarıyla ilgili sürece emek veren en önemli isimlerden. Oradaki görüşmede çok net bir şekilde üyeliğimizin önünde son bir engel olarak kendilerinin genel kurul kararları kalıyor ve buna yönelik bizim üye olduktan sonra neler yapacağımız hakkında konuştuk. Ümidimiz ve temennimiz bu senenin sonuna kadar bu sürecin tamamlanacağı yönünde.

Sizden önceki Başkan Cem Melikoğlu da bu senenin sonunda tamamlanması gerektiğini söylemişti… Olacak mı?

Vakıf Yönetim Kurulu, önemli bir genel kurul yaparak, yeni bir yönetimi seçerek, “IACS Yönetimi’ne biz bu Yönetim Kuruluyla gitmeliyiz” kararı vermiştir. Madem IACS üyeliğine gidiliyordu demek ki oraya bu yönetim kuruluyla gidilmesi uygun görülmüş oldu. Bunda da bir hayır vardır. Öte yandan; İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye, Donanması’nın zayıf olduğunu fark ediyor. Hatta bir süre sonra bakıyor ve Kıbrıs, 12 Adalar, Karadeniz gibi önemli konuların olduğunu görüyor. Ata Nutku sonrasında Kemal Kafalı, Teoman Özalp, Mesut Savcı, 1980’lere geldiğinizde Bülent Ulusu… Tesadüfen denizcilikle uğraşmıyor bu isimler. Atatürk’ün dediğine, vizyonuna döndürüyor. Tersanelerin, donanmaların ne kadar önemli olduğunu İkinci Dünya Savaşı sonunda fark edebilmişiz. İkinci Dünya Savaşı sonrası Kıbrıs Barış Harekâtı’na giden süreçte fark etmişiz. İşte o dönemde Gemi Mühendisleri Odası kurulmuş. Gemi Mühendisleri Odası’nın kuruluşunun hemen ardından deniliyor ki “ülkemize de bir loyd lâzım”. Yani başka ülkelerin loydları mı sizin ülkelenizin gemilerini klaslasın? Şu anda çok kıymetli bir savunma sanayimiz var. Kim ilgileniyor? Bu zamana kadar ki çok değerli sörveyör hizmeti vermiş TLV ve Donanmamız da mutlu. Demek ki Türk Loydu çok değerli işler yapmış. Bunlar yokmuş gibi “Biz büyük işler yapacağız” demek olmaz. Hayır, bizden öncekiler çok büyük işler yaptılar.

Bankasını da kurmuşlar aslında. O nesil Atatürk’ün somut direktifleriyle denizcilikte bütüncül kalkınma sistemini kurmuşlar…

Bazı dönemler olur da bazı değerli kuruluşlar bir anda kurulur. İşte o dönemde kurulan doğru kurumlardan biri olmuşsunuz. Bunu da Gemi Mühendisleri Odası öncülüğünde kurmuşsunuz. Bu noktaya baktığımızda senette yapılan değişikliklere rağmen hâlâ çok ciddi değişikliklerin yapıldığını görüyorsunuz. En önemli hedeflerimizden birisi Genel Kurul’da da ele alındığı için senette rasyonel bir yapı için önerileri getirmek. Genel Kurul takdir eder, etmez, bilemeyiz ama biz çalışıyoruz. Örnek; Gemi Mühendisleri Odası Delegesi’nde on dokuz kişi var. On dokuz kişiyi kendisi seçimle belirliyor. Delegeyi genel kurulda kendi mevzuatlarına göre seçimle belirliyor. Ötekilerde bakıyorsunuz öyle bir seçim prosedürü yok. Örneğin; Sanayi Odası için seçim yapılır vs. gibi konuları bilmiyoruz ya da Sigorta Birliği kendi içinde seçim yapar, delege belirler gibi konuları bilmiyoruz. Burada demokratik temsil sürecinin oluşması gerekiyor diye düşünüyorum.

Siz de öyle geldiniz. Gemi Mühendisleri Odası’nın kendi içindeki seçiminde seçilerek geldiniz…

Evet, Türk Loydu Vakfı Başkanı’nın adayları kim olsun noktasında seçim yaptılar. Beş kişi seçildi ama orada “seçsen ne olur” durumu oldu. Oradaki delegeler “Bizim önerdiğimiz beş aday bu” dedi. Demese ne olurdu?

Ne olurdu?

O beş kişi herkes gibi Türk Loydu’na başvuru zamanı başvurabilir ve aday olurdu. Zaten oldu. Herkes, Türk Loydu’na başvurup aday olabilir ama şart sağlayacaksın. Gemi Mühendisleri Odası üyesi olacaksın, borç vb. gibi gereklilikleri yerine getireceksin, disiplin cezası almış olmayacaksın gibi kriterler var. Gemi Mühendisleri Odası’ndan onun belgesini alıyorsun.

“Gemi Mühendisleri Odası’nın kendi içinde bir uzlaşı var ise ben o zaman ‘varım’ dedim”

Ancak siz bu şekilde kendiniz başvurarak aday olmayacaktınız. Sizin öyle bir niyetiniz yoktu, siz seçildiniz…

Evet, beni aday olarak göstermeselerdi aday olmazdım. Oradaki delegelerin takdiriyle önerildim diye kabul ettim. O önerilme olduğu için ben arkadaşlarımla beraber hareket etmeyi kabul ettim. Çünkü ben “ne oranın ne buranın tarafıyım” diye bir şey diyemem kimseye. Ben şu an Türkiye’nin ve dünyanın refah düzeyinin artması için ne gerekiyorsa onu yapmalıyım. Bu anlamda da Gemi Mühendisleri Odası’ndan önerilecek bir yapının uzlaşı oluşturduğunu gördüm. Oradaki arkadaşların çoğu beni uzaktan tanır ama benim bir uzlaşı sisteminde doğru olabileceğimi takdir ettiler. Şu anda da Gemi Mühendisleri Odası’yla çok pozitif ilişkilerimiz var. Geçmişteki konu şu; Gemi Mühendisleri Odası burada bu seçimleri yapıyor. Önerdiğimiz kişiler oluyor ama bunun dışında doğrudan Türk Loydu’na “ben de adayım” diye başvurup girenlere Türk Loydu Genel Kurulu’nun diğer delegeleri de oy verdiği için onların seçildiği durumlar yaşanıyor. Böylece Gemi Mühendisleri Odası’nın iradesi Genel Kurulun seçme anlayışına tam yansımamış oluyor. Oradaki rahatsızlık buradan çıkıyor. Sanırım kurumlar arası sorun çıkıyor. Diğer taraf açısında “Gemi Mühendisi olarak başka arkadaşları biz başkası da olsa seçeriz, göndeririz” gibi bir algı oluyor. O zaman kurum rahatsız oluyor. Kurum içi, kurumlar arası sorun varmış gibi oluyor. Biz böyle olmasını istemediğimiz için bunu tavsiye ettim. Gemi Mühendisleri Odası’nın kendi içinde bir uzlaşı var ise ben o zaman “varım” dedim. Bakın, o uzlaşı yansıdı. Demek ki geçmişte bu tam olmamış. Buna bir iki tane istisna diğer kurumlarımız da dışında hepsi itibar etti. Kurumlar arası da ilişki pozitife dönmeye başladı. O yüzden IACS’a tam üye olma aşamasında Türk Loydu için güzel ve hayırlı bir genel kurul oldu. Bizim de buna saygı duyup en iyisini başarmamız gerekiyor.



Deniz Ticaret Odası sizi destekliyor mu?

Seçim döneminde şahsen desteklediler. Başta Tamer Kıran olmak üzere… Yıllardır çok yakın olduğum kurumdur. Gerçekten çok pozitif iletişim hâlindeydik ve hâlâ da ilişkimiz o anlamda pozitif. Özellikle Türk Loydu’nun gelecek hedeflerinde Deniz Ticaret Odası’nın desteği olmazsa olmaz. Mesela GİSBİR her aşamada destek veriyor. Yani benden fazla onlar destek oluyor. Gemi Mühendisleri Odası da “Hocam, siz seçildiniz. Bizim adımıza oradasınız. Ne gerekiyorsa sizde yetki. Biz sizi seçtik artık” diyor. Daha önceden ne oluyordu? Gemi Mühendisleri Odası’nın demediği diğer beş gemi mühendisi olursa kurumla oradaki üyeler arası kopukluklar kalıyordu. Keşke olmasa… Peki Gemi Mühendisleri Odası tarafından şu an neden bir memnuniyetsizlik var? Şöyle olabilir; Vakıf Yönetimi seçilmeden önceki yöneticiler seçimden sonra görevleri bittiği için Anonim Şirket’teki kişiler de yıllarca onlarla çalıştığı için yeni gelenler “bizimle ilişki nasıl olacak” diye düşünmüş olabilir. Bu bir konu. Diğer bir konu; ağırlıklı olarak gemi inşa mühendisi arkadaşlarımız olduğu için ve onların da genelde Gem Mühendisleri Odası ile ilişkileri olduğu için yeni gelenlerle birlikte yönetim anlayışı icraatta da bazı istekleri olabilir ya da içeridekilerden bazıları rahatsız da olabilir. Bu süreçleri yönetmek bize düşüyor. İşletme yönetim hayatında bazen her şey bir günde çözülmez. Her iki taraf açısından da sorun varsa “haklıdır” diyorum ama bir gün sonra biri bir kurumda hiç çalışmıyorsa “hemen çıkarın” diyemezsiniz. Önce sizin de tanımanız gerekir, sistemde görmeniz gerekir. Bir süreç gerekir.

Karşıdaki eski bina neden boş, millî servet sonuçta?

Bizden önceki süreçte uzun bir süre boş kaldığını biliyoruz. Bu konuda Yönetim Kurulumuz radikal bir şekilde karar aldı. Orası faaliyete geçecek.

Nasıl, hangi amaçla?

Birinci gerek; anonim şirketimizle resmî bağlantımızı kurduk. “Resmî” diyorum çünkü biz vakıf tüzel kişiliğiz. Anonim Şirketi o anlamda ayrı görmeniz gerekir. Anonim Şirkete soruyoruz, “Burada neleri geliştirmek, genişletmek ihtiyacı olabilir? Bize bildir”. Onu öncelikliyoruz. İki; burası emanettir. Emanet olduğu için ara ara değerleme tespiti yapılması gerekirdi. Bunun pek sık yapılmadığını da gördüm. “Yapılmadı” demiyorum ama emanet yerlerde bu değerlendirme faydalıdır. Mümkünse de her sene yaptırırsınız. O yüzden de vakfa ait gayrimenkuller veya üst haklara ilişkin değerlemeler yaptırdık. Bu değerleme tespitleri böylece “neyi konuşuyoruz, hangi değeri konuşuyoruz” konusunda bize daha fazla bilgi veriyor.

Satmak veya kiraya vermek babında mı?

Yok, her konuda. Bir kere değeri bilmemiz gerekiyor. Değerleme raporunda neler yapılabilecekler hakkında çok şey yazıyor. Limited şirketimizi genişleteceğimizi ve canlandıracağımızı söyledik. Diğer konumuz; eğitimle ilgili. Türk Loydu Akademi mi olur, başka bir isim mi olur bilmiyoruz ama bir eğitim hareketi olacak. Sizle ilk yaptığımız röportajda da eğitimde önemli hamleler yapmamız gerektiğini söylemiştim. Bu olacak. O yüzden de mekân gerekiyor. Ana hedefler bunlar. Alternatifimiz daha çok da öne çıkan hususları saydım.

O zaman boş olan eski bina, ilk kuruluş binası, bunun için mi kullanılacak?

Masaya yatırıldı bu konu. Artı; bazı etkinliklerin düzenlenmesine uygun bir yer ama onun için bir restorasyon, bir çalışma gerekebiliyor. Zamana yayılması ve bunların planlanması gerekiyor. Daha o safhada değiliz ama birkaç kere binayı da gezdim. Bir kere nostaljik. Kuruluştaki ilk şahsiyetlerin isimleri bile odaların girişlerinde duruyor. Kullanılan bazı lambalar, bazı eşyalar duruyor. “Müzeye mi döndürsek” dedirtiyor. Deprem üstüne geldi seçim. Binanın depreme dayanıklılık sorunu olmuştu. O yüzden incelemeler yaptığımızda özellikle orta blok yani büyük bloğun deprem açısından sakıncalı olmadığı yönünde kanaatimiz oluştu. Ana blokta bir sıkıntı görünmüyor. Bir rapor hazırlanmış geçmişte. Onu bulduk. Bizim denize cephemiz de var. Denize cephemize yönelik haklarımız da var. O hakların kullanılması yönünde kararlarımız da var. Burası da önemli bir artı yani.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.

Bunu Paylaşın