Ana sayfa Yazarlar Gökhan Esin Kur şokunun matematiksel boyutu

Kur şokunun matematiksel boyutu

0
2008’deki krizden şunu öğrendik; riskler beklentinin en düşük olduğu dönemde gelişir. 2017 yılında çılgın gibi büyüyen ekonomimizin hemen altı ay sonrasında, 2018’in ortasında yavaşlayacağını kim tahmin edebilirdi! İşte bu sebeple, politikacıların hem mevcut, hem de potansiyel riskleri takip etmesi gerekir.
Ekonomik daralmanın tek
sebebi kur şoku olmayabilir

İçinde bulunduğumuz ekonomik daralmanın kök sebebini siyasi krizde aramaya devam edersek hata yaparız. Zannedilenin aksine reel sektörün dış borç ödeme güçlüğü, kur kriziyle başlamadı. Aslında kurdaki yükseliş ağustos ayından evvel başlamıştı! 2018 başında dolar kuru 3,8 TL seviyesindeydi!! 29 Temmuz günü Mike Pence, Brunson’ın iade edilmemesi halinde yaptırımlar olacağı açıklamasını yapmadan evvel ise 4,8 TL seviyesindeydi.
31 Temmuz günü Merkez Bankası enflasyon raporunu açıkladığında, enflasyon tahminini yüzde 13,4’e taşıdı. Akabinde dolar 4,88’ten 4,92’ye tırmandı. Ama flaş çöküş liderlerimizin ABD’nin yaptırım söylemlerine aynı sertlikte cevap vermesiyle başladı. Doların 5,10’a uçuşu ABD’ye yönelik sert tepkiden kaynaklandı. İyi de 5,3’e nasıl taşındı? 5,10’dan, 5,30’a giderken itici güç Trump’ın İran yaptırımları konusunda ciddi olduğunu ve İran’la iş yapan ülkelerin ABD ile yapamayacağını vurguladığı tweeti oldu. Brunson krizi çözüldü ama kur 4,8 TL seviyesine düşmedi!! Neden? Çünkü kur şokunu yememize müteakip verdiğimiz tepkiler piyasayı memnun etmedi.Enflasyon canavarı
mağaradan çıktı!

Gördüğünüz gibi doları yukarı itekleyen siyasi savaştı ama zaten evvelinde yüzde 26 değer kaybetmişti… Dolar canavarı mağaradan çıkmıştı. Ardından yaşananlar da reel sektörün borç krizini tetikledi.
Şimdi kısa bir tur yaparak yaz aylarını hatırlayalım. Merkez Bankası sene sonu enflasyon tahminini yüzde 13 olarak açıklamıştı. Artan dolar kuruna rağmen düşük enflasyon tahmini, piyasanın bakışı ile Merkez Bankası arasında uçurum oluşturmuştu. Eğer ekonomik tedbirleri ağırdan alırsanız “yumuşak huylu” algısı oluşur ve problem kartopu gibi büyür. Bu durum doların daha yukarı çıkmasını sağladı. Zira piyasa Merkez Bankası’nın yanlış yere baktığını, haliyle reçete yazamadığını görmüştü. Öyle de oldu ve Merkez Bankası faiz artışlarını geciktirdi.
Merkez Bankası ve yeni kabine olayları fark ettiğinde hastayı acil bölümüne kaldırdılar, müdahale başladı. YEP açıklandı, faizler beklentilerin üzerinde artırıldı, akabinde dolar/dolar endeksli işlemlere sınırlama getirildi, “enflasyonla topyekün mücadele” planı açıklandı vb… Vergi teşvikleri ile iç piyasayı canlandırmak için adımlar atıldı. Fakat kriz kaçınılmazdı! Şirket konkordatoları peş peşe gelmeye başladı.

Kur şokunun matematiksel
boyutu nedir?

Ağustos ve eylül aylarında yaşanan kur şokunun matematiksel boyutunu tam anlayamamıştık çünkü veriler hazır değildi. Geçenlerde eylül ayı ödemeler dengesi açıklandı. Görünen şu; Ocak 2018’de 185 milyar dolar kısa vadeli borç+50 milyar dolar cari açık=235 milyar dolar döviz ihtiyacı vardı. 2019’da oluşacak döviz ihtiyacı kabaca 176 milyar dolar+20 milyar dolar=196 milyar dolar gibi görünüyor. Kabaca 40 dolar daha az. Ağustos ve eylül aylarında finansal piyasalardan çekilen miktar 19-20 milyar dolar civarında. Yani 40 milyar dolarlık ihtiyacın 20 milyar dolarını bulamayınca kur şoku oluştu diyebiliriz. Önümüzdeki aylarda da şu sıralar düşüşe geçen dolar kurunun, matematiksel olarak nasıl düştüğünü daha net anlayacağız.

Gelecekte, yaşadığımız
bu daralmanın otopsisi
yapılacaktır

İleride daralmanın papaz krizine bağlı olmadığını daha net göreceğiz. Yaşanan daralmanın diğer önemli bir farkı da; daha önce buna benzer bir tecrübe yaşanmamış olmasıdır. Ekonomi tarihimizde reel sektörün dış borcuna yönelik endişe olmamıştı, çünkü reel sektörün dış borcu yoktu!! Dolayısıyla, an itibarıyla sadece yüzeyde olanları görebiliyoruz. Daha neler ile karşılaşabileceğimizi bilmiyoruz!
Muhtemelen, döviz bazlı borçlanmalara getirilen sınırlama daha evvel yapılsaydı, bu şok çok daha minimal olabilirdi. Ama yukarıda bahsettiğim gibi daha evvel böyle bir tecrübe yaşanmadı, öngörülemedi!! 2017 yılındaki yüksek büyüme hamlesinin etkisi fark edildiğinde 2018 yılının Ocak ayına gelinmişti. Döviz kredilerine kısıtlama getiriline kadar düşük faizli ve uzun vadeli dış borçlar birçok şirketin en sevdiği finansal üründü. Kimse dövizin şappadak artacağını varsaymıyordu, keza ekonomi yönetimi de!!
Sonuç olarak, atılan adımlar ve daralan ekonomi, döviz ihtiyacını azaltacaktır. Ekonomik durgunluk korkulması gereken bir dönemdir. Haliyle durgunluğu azaltacak kaynaklar bulmak lazım. Elbette en doğrusu yurtiçi kaynaklardır. Ya kamu ya da bankalar! Ama kamu tecrübemiz kötü olduğuna göre, cevabı bankalarda arayacağız gibi… Bu da ancak bankaların dış borçlanma yaparak, yurtiçine dağıtmasıyla olabilir. Kısacası gene yurtdışına gitmek gerekecek ama daha kontrollü bir borçlanma olacağı kesin, elbette eskiye göre daha da maliyetli. Bu da başka bir sorun!!
Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi değildir.