Ana sayfa Görüş Güller açsın

Güller açsın

0

Her oyun bir bir bitiyor. Perdeler bir bir kapanıyor, bir daha açılmamak üzere… Her yaşam bir perdelik oyunsa, herkes gösterisini yapıp zamanı geldiğinde müsade istiyor.
Sektörümüzün gelişiminde bin bir türlü emeği olan, kendini sadece işine değil sektörünün kalkınmasına adamış iki değerli yardımsever gönül adamını yitirdik. Sektörün zahmetini, her türlü kahrını hiç şikayet etmeden, çekip yorulmak nedir bilmeden, yıllarca inandıkları değeri bin bir mücadele vererek taşıdılar, hem de hiç yüküm var demeden. Kâh mutlu oldular, kâh üzüldüler… İki değerli büyüğüm Sevgili Murat Bayrak ve Kaptan Çoşkun Yurtkoru…. Aramızdan zamansız ayrıldılar.
90’lı yılların sonuna doğru ayda bir bilemediniz iki gemi suya inerdi. 2000’li yıllara gelindiğinde haftada bir bazen aynı gün iki törene birden katılır olmuştuk. Bazen de gemi suya iniş organizasyonunu ev sahibi adına gerçekleştiren olarak telaşlı bir mutluluk içinde olurduk. Hazırlıklara haftalar önceden başlar, suya iniş töreninden bir gece önce tören alanını hazırlardık. Organizasyon sahibinin konuşma metni, davetli listeleri, devlet protokolü için güvenlik önlemleri, yapılacak işler listesi uzar gider ve hepsi aynı anda organizasyondan bir kaç saat önce hazır olurdu. O zaman 20’li yaşların başlarında olduğum için biraz Karadeniz insanına has tezcanlılıktan biraz heyecandan telaş ederdim. Geminin süslemesi çok ama çok önemliydi. Çünkü bu tören onun ve onu inşa eden sahiplerinin ve daha önemlisi emekçilerinin bayramıydı. Aman hiçbir noktayı atlamayayım, aman hava yağmurlu olmasın, aman çok sıcak olmasın diye dualar ederdim. Bazen denizi ve onun özelliklerini bilmeyen yetkililer, konuşmalarını uzatır da uzatır, aman kızakta bal mumu eriyecek ya da donacak telaşı olmadan konuşmalarına bir türlü noktayı koymazlardı. Bizim hoşgörülü denizcilerimiz nezaket kuralları çerçevesinde son ana kadar onları uyaramaz içleri içlerini yerdi. Ancak bu süreç içinde ya gemi inmezse ya bir şey olursa diye en az inşa eden ve teslim alan sahipleri kadar bu heyecanı yaşardım. Tabii işin birçok bileşenden oluşması ve hepsinin aynı anda hazır olması gerekliliği nedeniyle organizasyon bitene kadar uykusuz kalır bu heyecan ve stresle ayakta dururduk. Meteoroloji’den hava tahminini internetten değil, telefon açıp sorarak öğrendiğimiz yıllardı. Bir seferinde aynı gün hem Desan Tersanesi’nde hem Sedef Tersanesi’nde geminin suya inişini organize etmiştik. Şeref Sağbaş’ın İtalyanlar’a inşa ettiği devlet protokolünün eksiksiz katılım gösterdiği bir törendi. Ardından da Nevzat Beyler’in Sedef Tersanesi’nde inşa ettiği törene yine aynı protokol katılım göstermişti. Birinden çıkılıp diğerine geçilecekti. 600’e yakın davetli her iki törende de hazır bulunmuştu.
Ahmet Ağaoğlu için o yıllarda organize ettiğimiz bir çok gemi teslim töreni yazın sıcağında, yağmurun altında lapa lapa kar yağdığı bir günde gerçekleşmişti. Desan’da gerçekleşen bir başka törende ise tersane alanında ertesi güne hazırlık yaparken gece gelecek fırtına nedeniyle tüm düzeneği bozup kapalı alana tekrardan taşımıştık, sabah saat 6’da gelip aynı düzeneği yeniden kurmuştuk. Bizim gayemiz yoğun katılımın olduğu davetlilere bayram havasında bir töreni yaşatmaktı. Bu yoğun ilgi hem tersane sahibine, hem çalışan kadrosuna hem de sektörün tüm üyelerine kısaca hepimize hem mutluluk hem haklı bir gurur veriyordu. Çünkü sektör durmuyor çalışıyordu…
Ancak her bir töreni hatırladığımda devlet protokolü ile törenin öncesinde veya sonrasında sektörün sorunlarını birebir dile getiren, her fırsatı değerlendiren şahsiyetlerin başında gelir, Gemi İnşa Sanayicileri Birliği Başkanı Murat Bayrak.
Onun Türk gemi inşa sanayinin gelişiminde, sektörün bir çok alanda gelişiminin önünü açacak projelerde gösterdiği çaba ve yardımseverliği; sektörüne, işine ve mesleğine ne kadar gönülden bağlı olduğunun bir göstergesiydi. Bu törenlerde sektörün gelişimindeki payı asıl övgüyü ve alkışı hak eden Murat Bayrak çok güçlü bir karakterdi. Bu sektörde kendimi bildim bileli Murat Bey’in sektör için ne kadar çaba sarfettiğine defalarca şahit oldum. Bu güçlü kimliği ile yıllarca sektörün türlü sorununu omuzunda taşımasına da… Şiveli konuşmasında kendine has bir Karadenizli ağzı vardı. Kendini dinletirdi. Şimdi Türk gemi sanayi sessizliğe bürünse de gelecek o anlı şanlı bayramlarımızda gönlümüz Murat Bey’i hep özlemle yâd edecek.
Çok kıymetli büyüğüm Çoşkun Kaptan’ın her bir davranışında insana verdiği kıymet, mesleki bilgisi ve bunu paylaşırken gösterdiği şevkâti unutmamız mümkün değil. Sektöre, Vapur Donatanları Derneği ve üyelerine katkıları unutulmaz. İnsan kendiyle barışık olup kendini sevince, karşısındakine daha bir kıymet veriyor. Anlayışı, hoşgörüsü, insan sevgisi, müthişti… “Daçkalıyız biz” derdi, gevrek gevrek gülerek… Müşvik ve neşeli kişiliği ile bir çok insanın gönlünü kazanan feyz alınması gereken, sohbet ettiğimde adı gibi çoşku veren değerli bir abimizdi. Nur içinde yatsın.
Gönül isterdi ki, yaşam öykülerini onların dilinden yazıp gelecek nesillere örnek alınabilecek rol modeller olarak tarihe bir kayıt olarak geçirebileyim. Olamadı…
Bu temmuz ayı, yakın çevremizde beklenmeyen hastalıklar, daha uzun yıllar varlıklarına ihtiyaç duyduğumuz zamansız vefatlar, yaşamlarını vatan sağolsun diye acımasızca yitiren mehmetçiklerimizin acı haberleri ile hepimizi allak bullak etti.
Siz ve sizin gibi zamansız yitirdiğimiz, ülkesini korumak, geliştirmek ve çoğalmak adına kendi yaşamlarında, gecesini gündüzüne katarak mücadele vermiş bu değerli şahsiyetleri, bu sevgi dolu gönül adamlarını, şehit düşen mehmetçiklerimizi rahmetle anıyorum. Mekanları cennet, o cennet bahçelerinde mis kokulu güller açsın…
Biliyoruz ki, her davada koruduğunuz gibi, bilmediğimiz o diyardan da izleyip bizi hiç bırakmayacaksınız.