Ana sayfa Yazarlar Emin Yaşacan Felek…

Felek…

0
Emin Yaşacan

– Çok sert bir şekilde çarpışacağız!

Vitaspirit (Yaşamın Özü) Yalı Kazası olayında en son duyulan bu telsiz muhaberatı kaydı bütün çaresizliği özetlemekte. Tüm teknolojik alt yapıya rağmen, tümü Filipinli olan personelin yardımcı makinalar ve acil durum (emergency) jeneratörlerini zamanında devreye alamamaları koca geminin atıl kalmasına ve şifayı maalesef; Boğaz’ın göz bebeği Hekimpaşa Yalısı’nda aramasına yol açtı. Hepimiz bu elim kazayı canlı yayında üzülerek izledik. 

Yunan armatöre ait bu geminin, Hekimbaşı Yalısı’na çarpması üstelik günümüz teknolojisi ile bu elim kazanın yaşanması, beraberinde eş zamanlı olarak bir çok tartışmayı sanal alemde alevlendirdi. Bu konulardan başta Montrö, Kanal İstanbul yer alırken teknik sebep-sonuç ilişkileri, Yalının değeri gibi onlarca alt başlıklara uzayan ve son derece üst düzey kaliteli tartışmaları da beraberinde gündeme taşıdı. Bir çok sivil toplum örgütü konuyu masaya yatırdı ve çeşitli yönleri ile irdeledi. Ama bu arada ülkemizde seçim kararı alındı ve neredeyse bu kadar önemli bir hadiseyi artık kimse konuşmaz oldu.

Daha önce bahsetmiştik, denizde kazaların ana sebebi yüzde 90 oranında personel hatası olarak not edilmekte, adeta personel sektörün günah keçisi. Bu durum bana ülkemizde trafik kazalarında yol kusurunun ülkemizde neredeyse yok, Avrupa ülkelerinde ise yüzde 50’den fazla olmasını hatırlatıyor. Aslında işin kolayına kaçılıyor, sigortacılarında işlerine geliyor elbette. Bu sonuç ise sorunların asıl kaynağına eğilinmesini imkânsız kılıyor.

Bir gemi Boğaz’da dönüş yapması gereken yerde rotasını hiç bozmadan, gecenin bir yarısı kuzey rotasında 9 mil gibi bir süratle Paşabahçe’de karaya neden vurur? Hem de her iki demir de loçalarında duruyor.

– Personel uyudu. Yok yok, bayıldı. 

Bir gemi mükemmel bir yarım daire çizerek 16 mil hızla neden Ege‘de bir adaya çıkar?

– Personel uyudu. Uyurken de ayak baş parmağı kumanda çubuğunda kalmış!

Kış kıyamet gecenin bir yarısı; yine bir gemi, neden Ege’de bir kayalığa vurur?

– Personel yanlış rota çizmiş. O fırtına da denizde ne işi var. Personel hatası. Hem de içkiliydi.

Deniz domuzun ortasında krank kesmesiyle sürüklenmeye başlayan ve kurtarmacıların insafına kalan bir gemi.

– Personel yağlamayı kontrol etmemiş, bir de oil mist alarmını resetleyip durmuş. Makinacılar görevlerini yapmadı. Personel hatası.

Sanırım bu personeller mazoşist olmalı! Aslında ha denizdesin ha uzayda. Yastığa başını koyup uyuduğun kompartmanla, sonsuzluk arasında 5-10 santimetre var. Herhalde “Hadi bi’ güzel kafayı çekeyim de şu gemiyi bir sağa bir sola vurayım, hem biraz da adrenalin yaparız” mı diyorlar? 

Hayır efendim, sistemde sorun var. Yakıt tasarrufu yapmak zorunda kalan ve dar sularda seyir yaparken şaft jeneratörü ile seyre devam edilen sistem sorunlu. Yakıt tasarrufu için yağlama yağını işlemden geçirtmeyen sistem sorunlu. Her limanda askeriyeden beter teftişler yapılan pesonele aşırı yüklenilen sistem sorunlu. Limanda neredeyse yarım günde yük elleçlemesi bitirilen sistem sorunlu. Personel yorgun, personel ürkek, personelin inisiyatifi yok. Düzenli maaş konusuna girmiyorum bile.

Hiç komplo teorilerine girmeye gerek olmadığı gibi Kanal İstanbul, Montrö gibi konuları açarak vaziyetten görev çıkarmanın da gereği yok. Bu sadece bir kaza. Çözüm mü: Azalmamız gerekiyor, küçülmemiz, yavaşlamamız, birleşmemiz. Hem de hemen şimdi!