Ana sayfa Haberler Deniz Savunma ABD’nin stratejik bombardıman görevleri ve Karadeniz

ABD’nin stratejik bombardıman görevleri ve Karadeniz

0
Dz. Kurmay Albay (E) Serter Tuçaltan

ABD’deki üslerinden kalkan, konvansiyonel ve nükleer bombardıman faaliyetleri için kullanılan 2 adet çok maksatlı, uzun menzilli, B-1B stratejik bombardıman uçağı, 29 Mayıs 2020’de Avrupa ve Karadeniz üzerinde “Stratejik Bombardıman” görevi icra etti.

ABD kaynaklarında yer alan habere göre görev, Karadeniz üzerinde Türk Hava Kuvvetleri bağlısı tanker uçaklar (KC-135) ve Ukrayna Hava Kuvvetleri bağlısı savaş uçakları (Su 27 ve Mig-29) tarafından ilk kez iştirak edilmesi itibarıyla ayrı bir önem taşıyordu.

Haberde göreve Türk ve Ukrayna hava unsurlarının yanı sıra Polonya ve Romanya’dan savaş uçaklarının da katıldığı bildirildi.

Bu kapsamda Avrupa’daki ABD Hava Kuvvetleri Komutanı, görevlerin ABD’nin müttefiklerine ve ortaklarına olan bağlılığını gösterdiğini, düşmanlarına da açık bir caydırıcılık mesajı verdiğini söylerken, Rusya Savunma Bakanlığı Baltık Denizi ve Karadeniz’de ABD bombardıman uçaklarının önlenmesi maksadıyla savaş uçaklarını kaldırdığını duyurdu.

Hatırlanacağı üzere benzer eğitimler 5 ve 11 Mayıs 2020 tarihlerinde Baltık Denizi’nde, Estonya, Letonya, Litvanya üzerinde Danimarka ve Polonya savaş uçaklarının katılımıyla, 20 Mayıs tarihinde ise İsveç ve Norveç üzerinde bu ülkelere ait savaş uçaklarının iştiraki ile de icra edilmişti.

Karadeniz üzerinde stratejik bombardıman görevlerinin icra edildiği ve Türk tanker uçaklarının B-1B stratejik bombardıman uçaklarına destek sağladıkları dönemde ABD merkezli Avrupa Politika Analiz Merkezi (CEPA) tarafından “Tek Cephe, Tek Strateji, Tek Mevcudiyet: NATO’nun Doğu Kanadı İçin Bir Strateji” başlığıyla bir makale yayınlamdı.

Bilindiği üzere, son dönemde CEPA, Karadeniz özelinde Romanya ve Ukrayna’yı merkeze koyarak yaptığı çalışmalarla hatırlanıyor. Bilhassa NATO/ABD’nin Rusya’yı Karadeniz’de çevreleme ve baskı altına alma gayretlerinde Romanya’nın ağırlık merkezi (center of gravity) olduğu yaklaşımı önceleyen CEPA, Karadeniz’de Türkiye’yi, Rusya ile sürdürdüğü ilişki sistematiği nedeniyle eleştiriyor, dahası Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açıyor.

Makaleyi önemli kılan husus ise, kaleme alanlar arasında yakın dönemde “NATO Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı-Allied Land Command” ile “ABD Avrupa Kara Kuvvetleri Komutanlığı-US Army Europe Command” yapan emekli Korgeneral Ben Hogdes’ın da bulunması. Hodges, doğrudan bu görüşlerin oluştuğu makamlarda görev yapmış bir kişi. Önceki dönemde de benzer çalışmalara imza attığı, hatta Ukrayna ve Romanya’da ilgili ülke Dışişleri Bakanlıkları ev sahipliğinde CEPA tarafından yapılan konferans/seminerleri organize ettiği biliniyor.

Karadeniz ve yakın coğrafyası için bilinen ABD görüşlerini destekleyici içerikteki makalede özellikle Karadeniz’de ABD çıkarlarının nasıl önceleneceği hakkındaki görüşlere yer veriliyor. Kürecik’te konuşlu erken ihbar radarının gelecekte Türkiye’den kaldırılması durumunda Gürcistan’a yerleştirilebileceği yorumlarının da (Sayfa 68) yapıldığı makalede özetle;
• Baltık Denizi ve Karadeniz’de Rusya’ya karşı uygulanan tedbirlerin farklılık arz etmesinin NATO’nun Doğu Kanadında tutarsız bir durum oluşturduğu,
• Karadeniz’de inisiyatifi Rusya’ya verdiği,
• Rusya’ya karşı NATO’nun Doğu kanadının bir bütün olarak görülerek politik ve askeri reaksiyonun süratli şekilde gösterilebilmesi için ortak bir tehdit değerlendirmesi yapılmasının gerektiği,
• Karadeniz’de NATO’nun rolünün geliştirilmesine ihtiyaç olduğu vurgulanıyor.
Bu ana fikir çerçevesinde makalede ortaya konan, Montrö bağlamında maksadını oldukça aşan, Karadeniz’i bir büyük bir istikrarsızlık ve çatışma alanı haline getirecek, bu yönü ile Türkiye’nin Karadeniz’deki çıkarlarının tamamen hilafına olan önerilerden bazıları şunlar:

Kısmen Montrö nedeniyle Rusya’ya karşı kısıtlı caydırıcılık uygulanabilen Karadeniz’de İttifak, Türkiye’nin Montrö Anlaşmasını özellikle Rus deniz unsurlarının Doğu Akdeniz’e intikalleri kapsamında uygulamasına imkan sağlayacak bir yaklaşım geliştirmelidir (Sayfa 63).
• Karadeniz’de Deniz Polisliği Görevi (BSMP) ihdas edilerek, kıyıdaş olmayan NATO üyelerinin yılın her günü Karadeniz’de varlık göstermeleri sağlanmalıdır (Sayfa 64).
• Montrö Anlaşmasının ihlal edildiğine karar verebilecek uluslararası bir yapı olmadığından, Romanya tarafından ihlaller konusunda Türk Dışişleri Bakanlığını destekleyecek ve bilgilendirecek bir izleme sistemi kurulmalı, özellikle Rusya tarafından gerçekleştirilen ihlaller bildirilmeli ve yayınlanmalıdır (Sayfa 64).
• NATO varlığın artırılması için bölgesel formatlar ve organizasyonlardan istifade edilmeli (Sayfa 50), Rusya’nın Balkanlar, Doğu Akdeniz ve Kafkaslardaki faaliyetleri için bir platform vazifesi gören, bu nedenle ABD çıkarlarına doğrudan tehdit teşkil eden Karadeniz (Sayfa 61) için kapsamlı bir savunma planı yapılmalıdır (Sayfa 60).
• Karadeniz’de NATO komuta kontrol imkan kabiliyetleri geliştirilmeli, aşamalı olarak NATO Deniz Komutanlığı örneğinde olduğu gibi bir komuta kontrol yapısı oluşturulmalıdır (Sayfa 63).
• “Genişletilmiş Karadeniz” Bölgesinde halen deniz ağırlıklı olarak tesis edilen taktik resim kara, deniz ve hava ortamları için ortak bir resim haline getirilmelidir. Bu maksatla insansız araçları kullanılmalı, kötü hava şartlarında Polonya’daki ABD Predator’ları veya Kara Kuvvetleri Taktik İHA’larından istifade edilmeli, ABD desteğiyle Romanya’da bir “İnsansız Hava Aracı Mükemmeliyet Merkezi” kurulmalı, Romanya’da bir “Karadeniz Durumsal Farkındalık Merkezi” oluşturulmalıdır (Sayfa 61).
• NATO’nun bölgesel savunmasının ağırlık merkezi olarak Romanya’nın askeri gücü ve savunma alt yapısı ile Romanya’da bulunan NATO Çok Uluslu Tugayı (MNB-SE) güçlendirilmelidir (Sayfa 62).
• ABD, Çok Uluslu Tugaya kuvvet katkısında bulunmalı, Çok Uluslu Birliklerin (MNC-SE) komuta görevi ABD tarafından alınmalı (Sayfa 62), Romanya Deniz Kuvvetleri Karargâhına ABD’li irtibat subayı ataması yapılmalıdır (Sayfa 63).
• Halen İngiltere’deki NATO Deniz Komutanlığında (MARCOM) bir alt birim olarak görev yapan “Karadeniz Bölgesel NATO Karargâhı” Köstence’de tesis edilmeli, bu karargâh Almanya liderliğinde Rostok’ta Baltık Denizi için oluşturulan “Baltık Deniz Unsur Komutanlığı-BMCC” gibi kıyıdaşların ve diğer NATO üyelerinin Karadeniz’deki deniz faaliyetlerini koordine etmelidir (Sayfa 62).
• Romanya’daki Kogelniceau Hava Üssü bir güç yansıtma platformu olarak görev yapabilecek şekilde kuvvetlendirilmeli (Sayfa 62), hava polisliği görevleri hava savunma görevlerine dönüştürülmelidir (Sayfa 64).
• Odesa ve Tuna Deltası gibi stratejik mevkiler askeri düğüm noktası olarak hizmet verebilecek şekilde güçlendirilmelidir (Sayfa 64).
• Ukrayna ve Romanya tarafından Almanya, Fransa, Hollanda veya Yunanistan (bu ülkelerden biri) tarafından da iştirak edilebilecek ortak bir tugay oluşturulmalıdır (Sayfa 62).
• Romanya’nın siber savunma imkânları geliştirilmeli, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO Üyelik planları desteklenmelidir (Sayfa 65-68).

Sonuç
Nisan ayında NATO Genel Sekreteri’nin İttifak’ın Ukrayna ve Gürcistan için yeni bir destek paketi üzerinde anlaştığını açıklamasının ardından mayıs ayında Stratejik Bombardıman uçaklarının Karadeniz’i de kapsayan görevlerine başlaması Karadeniz’de ABD/NATO etkinliğinin artırılmasına yönelik çalışmaların ivmelendiğini gösteriyor.

Esasen yukarıda çok kısa bir özetine yer verilen makalede sunulan öneriler Karadeniz’de oluşturulmak istenen yapının arka planını da açıkça ortaya koyuyor.

Sınırlarından binlerce mil uzaktaki İngiliz, Fransız, Kanada, Alman, Hollanda, Amerikan… gemilerinin, uçaklarının, insansız hava araçlarının yılın 365 günü varlık gösterdiği, Rusya’nın bunları önlemek için sürekli askeri faaliyet icra ettiği, Montrö Anlaşması’na yönelik ihlâllerin Romanya tarafından izlenip yayınlandığı(!), NATO içerisinde kendine özel komuta yapısına sahip bir Karadeniz öngörülüyor.

Dahası, süratli reaksiyon gösterme bahanesiyle, operasyonel faaliyetlere yönelik kararların NATO/ABD’li komutanlar tarafından alındığı bir Karadeniz isteniyor.

Şüphesiz bu öneriler, Karadeniz’i büyük bir istikrarsızlık ve çatışma alanı haline getirecek. Nitekim 2008 yılından beri yaşanan gelişmeler bu öngörüyü teyit ediyor.

Montrö’ye yönelik ihlâllerin Romanya tarafından izlenmesi gibi zorlama yaklaşımlar başlangıçta saçma ve ütopik görünse de Karadeniz’e her hâl ve kârda mutlak suretle erişim sağlama konusundaki çılgınlığın hangi boyuta evrildiğini açıkça ortaya koyuyor.

Oysa, Irak ve Suriye’nin kuzeyinde, Akdeniz’in doğusunda, Kıbrıs’ta, Ege’de yaşamsal çıkarlarını savunmak üzere büyük bir jeopolitik mücadelenin içinde olan Türkiye’nin Karadeniz’de gerginliğe ve istikrarsızlığa ihtiyacı yok. Türkiye’nin jeopolitik önceliğinin Doğu Akdeniz ve Ege olduğu mevcut konjonktürde Karadeniz’in gerilimlerden uzak tutulması gerekiyor.

Karadeniz’in gerek NATO (ABD ve AB) gerekse Rusya ile çeşitli konularda yürütülen siyasi görüşmelerde gerektiğinde adım atılacak bir manevra alanı ya da bir müzakere sahası olarak görülmemesi gerekiyor.

Suriye’nin kuzeyinde terör örgütüne desteğini sürdüren, Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Ege’de Yunanistan-GKRY ile işbirliği içinde hareket eden ABD’nin çıkarları, Karadeniz’de de Türkiye’nin çıkarlarıyla kesinlikle örtüşmüyor. Esasen ABD, güneyde Irak, Suriye ve GKRY, batıda Yunanistan, Kuzeybatıda Romanya üzerinden Türkiye’yi çevreleme stratejisi izliyor.
İçinde bulunulan konjonktürde, Türkiye için bir karar anının yaklaştığı görülüyor.
Gelinen aşamada, önümüzdeki dönem masaya konması ihtimaline binaen CEPA tarafından yayınlanan makalenin asker ve sivil karar vericiler tarafından etraflıca analiz edilmesi önem arz ediyor.

Bu bağlamda Montrö Sözleşmesi, bölgesel sahiplik, bölgesel işbirliği, bölge dışı aktörlerin Karadeniz’den uzak tutulması, tüm tarafların Karadeniz’deki askeri varlıklarının azaltılmasının Türkiye’ye stratejik manevra alanı sağladığının ve sağlayacağının, bölge merkezli politikaların Türkiye’nin menfaatine olduğunun hatırdan çıkarılmaması gerekiyor.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.