Ana sayfa Yazarlar Deniz Mehmet Irak Nostradamus olmaya gerek var mı?

Nostradamus olmaya gerek var mı?

0
Deniz Mehmet Irak
Nostradamus bir kâhindi. Gelecek üzerine fikir yürütüyordu.
İlgi de çekti. Ki hâlâ konuşuyoruz…
Bu ilginin nedeni ise basitti: Hayatın bilinmezliği.
Bu anlamda dünden bugüne değişen bir şey yok! Geleceğin bilinmezliği çözüm beklemeye devam edecek.
Tek fark; dünün kahinine, bugün ‘’Stratejist’’ denmesi!
“Stratejist” kelimesi ve anlamı birçok tartışmanın konusu aslında. Kavram birçok kişi tarafından kullanılıyor. Televizyon kanallarında kendini “stratejist” olarak tanımlayanları görüyoruz. Kullanım doğru mu, stratejist olmak için ne gerekir, kim stratejist, kim değil, mevzu karışık ve bu durum başka bir yazının konusu. Ancak bu tartışma bana, ‘’Dün cahile cahil derdik, bugün uluslararası ilişkiler profesörü deriz.’’ Deyişini hatırlatıyor…
Gerçekten kim stratejist, kim değil bilemiyoruz. Benim konumum ise net: Ben, bu bilimin, bu düşünce sistematiğinin öğrencisiyim.
Konumuza dönersek, bir gerçek var ki vurgulamak gerek: Dün kâhinlerin yaptığını bugün strateji alanı yapıyor. Gelecek üzerine tahmin yürütmeye çalışıyor. Bilenler bilir, bunun birçok metodu vardır. ‘’Trend Analizi’’ bunlardan biri. Aslında özü; düne bakıp, yarını tahmin etmek üzerine kurulu. Ya da ‘’tarihten ders çıkarmayı’’ da bu kapsama yakın bir alan olarak nitelendirebiliriz.
Ne demişti İbn-i Haldun: ”Geçmişler, geleceğe; suyun suya benzemesinden daha çok benzer.”
Bu girişi neden mi, yaptım? Doğu Akdeniz için.
Bunca önemli devletin hem askeri hem de enerji odağında dikkatini verdiği Doğu Akdeniz coğrafyasının yarınını bilmek için dününe bakılması gereğinden hareket ettim.
Ve yazının odağına Rusya’yı aldım.
Neden Rusya?
Rusya çünkü; Akdeniz artık bir NATO gölü değil… Rusya alana geri döndü. Ve gelecekte hamleler yapacak. Peki, nasıl hamleler?
Nostradamus kalkıp kehanette bulunamayacağına göre, biz inceleyelim…
Stratejik Düşünce felsefesinin bir öğrencisi olarak bakalım:
* * *
1967 sonrası.
Arap-İsrail Savaşı’nın ertesi. Ruslar Akdeniz’de vites artırdı. 5’inci Skadronu kurdular. Yaklaşık 70 parça gemiden bahsediyoruz! Akdeniz alanında yayıldılar. Aslında son 10 senede yaptıkları yatırım ve vizyon değişikliğinin meyvesini aldılar. İncelediğimizde, donanmalar ile devletlerin yükselişleri arasında muazzam bir paralellik olduğunu görüyoruz. Rus Donanması’nın 60-70’li yılları da bu örneklerin içinde! Ya da son döneme bakalım: Çin’in yükselişi ile son birkaç yıl içinde inşa ettiği 2 uçak gemisi arasındaki ilişkiye. Sonuç hep aynı kapıya çıkıyor: Donanma, devletler için bir gelişmişlik göstergesi! Sovyet Donanması da, Sovyet ekonomisinin bir yansıması olarak Akdeniz’de idi. Nitekim donanma bakmak pahalı iştir!
Rus Donanması’nın Akdeniz’deki varlığı sadece kalkınmış bir devletin refleksi değil aynı zamanda bir politik yönelimin de devamıydı. I. Petro’dan bu yana okyanuslara ulaşmaya çalışan Ruslar “sıcak denizlere inme” felsefesini hiç terk etmediler. Bu onlar için bir jeopolitik gereklilik. Ne yazık ki, coğrafyanın dili değişmiyor, dün ne söylerse bugün de onu söylüyor. Dolayısıyla Rusların hem diplomasi ve kriz yönetiminde hem de hegemonya yarışında donanmaya olan ihtiyaçları dün olduğu gibi bugün de aynı.
Rus Donanması, II. Dünya Savaşı’nın da etkisi ile yapılanmasını kıyı savunma prensiplerine göre inşa ediyordu. Evet, Stalin donanmanın önemini biliyordu ancak bir ‘’Okyanus Donanması’’ hayal etmemişti. 1953’te Stalin’in ölümü sonrası Ruslar nükleer ve balistik mermilerin donanmaya katılması ile yeni bir yönelime gittiler: Akdeniz artık onlar için yeni bir hedefti!
Rus Donanması’nın Akdeniz yapılanmasının arkasındaki akıl ise aslında Amiral Gorşkov’du.
Gorşkov, Rus Deniz Kuvvetleri’nin bir kıyı savunma donanmasından, açık deniz donanmasına dönüşünde en önemli etmendir. Bir teorisyenin donanmayı nasıl etkileyebildiğinin en net örneklerinden biridir. Dolayısıyla teorinin gücüne inanmak gerek! Dün Mahan, soğuk savaşta ise Gorşkov yeni bir donanma yaratmıştı.
1956 yılında ilk kez Suriye/Tartus liman ziyaretinde de bulundular. 1958’de Arnavutluk’ta üslenme kolaylığı elde ettiler. Ancak bu pek de uzun sürmedi. 1961’de bu anlaşma sona erdi. Eğer Ruslar Akdeniz’de daimi bir üs elde etmiş olsalardı, donanmalarını çok daha kolay idame edebilirlerdi. Ama isteyen için çözüm yok değildi. Ruslar, çeşitli demir yerlerine yardımcı sınıf gemiler göndererek sahilin açığında ‘’offshore base’’ ismini verdikleri destek alanları yarattılar. Tunus açıklarında Hammamet alanında, Malta’nın doğu kıyısında ve Girit’in batısında Çuha Adası’nda oluşturdukları alanlarda gemilere istedikleri destekleri verdiler. Donanmaların uzun süre yaşayabilmeleri için üs kolaylığı bir zorunluluk!
Ancak kırılma 1967 Arap-İsrail Savaşı sonrasında yaşandı. Ruslar, Akdeniz’de 6 ayrı taktik komutan emrinde görev birlikleri oluşturdular. Bu altı birlik ile Cebelitarık’tan ve Sicilya’nın güneyinden geçen unsurları tespit etmeyi ve Akdeniz’in tüm alanlarında deniz kontrolünü sağlamayı hedeflediler. Ayrıca 6 gün savaşlarında NATO unsurlarını çok yakın takip ederek, savaşa müdahil olmalarına karşı yarattıkları etki ile Mısır ve Suriye ile ilişkilerini bir sonraki aşamaya taşıdılar. Mısır’da başta İskenderi’ye olmak üzere Port Said ve Mersa Matruh’da; Suriye’de de Lazkiye’de üslenme kolaylığı elde ettiler. Mısır’daki üssün hava unsurları ile donatılması da Ruslara ayrı bir kuvvet vermişti. Ruslar 1967 Savaşı dışında da, 1969 Libya Darbesi ve 1970 Ürdün Krizi’nde de önemli saha avantajları elde ederek NATO unsurlarını sınırladılar. Ancak en önemli gövde gösterilerini 1973’e Yom Kippur Savaşı’na saklamışlardı. ABD gemilerine doğru aydınlatma fenerleri yakma ve atış kontrol radarı yöneltme, yine ABD gemilerinin yakınında agresif manevralar yapma ve uçaklarının yakınına işaret fişeği atmak gibi daha agresif yöntemlere başvurdular. Bu cüret Rus Donanması’nın platform sayısı ve yeteneklerine olan güveninin bir eseri idi. Ruslar 15 senede çok yol almışlardı. Bu dönemde mesele Ruslar için Akdeniz’de ‘’Deniz Kontrolü’’nü sağlamaktı. Ve bunda da başarılıydılar.
Ancak bu arada 1972’de hiç de yararlarına olmayan bir olay gelişti. Enver Sedat’ın Mersa Matruh Üssü’ne alınmaması ile başlayan süreç Rusların Mısır’dan çekilmesine kadar gitti. Bu çekilme Rus Donanması’na çok güç kaybettirdi. Sovyetler ise bu açığı Suriye’de yeni bir üs tesis ederek gidermeye çalıştı. Dahası Tobruk Limanı’nı kullanmak üzere Libya ile de ilişkiler kurdular. Tunus ve Cezayir ile de çeşitli üs kullanımına yönelik anlaşmalar yaptılar. Yugoslavya ile Tivat Limanı’nda tamir-bakım yapmak üzere anlaştılar. Malta ve Yunanistan ile de tamir ve akaryakıt ikmali yapmak üzere anlaştılar. Yetmedi, Cebelitarık civarında, Girit’in güneyinde, Tunus kıyılarında, Sicilya ve Kuzey Ege’de ikmal ve idame için çeşitli demir yeri alanları belirlediler. Ancak hiçbiri Mısır’ın yerini tutmadı. Çünkü Mısır onlara hava desteği verebilecek kabiliyette bir üstü. Bu üstünlük de deniz harbinde çok önem arz etmekte idi.
Mısır sonrası dönemde Suriye ve Libya ile birçok alanda, özellikle silah ve teçhizat alanında anlaşmalar imzalansa da, Sovyetler ve her iki ülke arasında tam bir ittifak oluşmadı. Bu da her anlamda Sovyet deniz yapılanmasını olumsuz yönde etkiledi. Sağlam altyapılı bir limanda bulunmak, özellikle NATO unsurları Akdeniz’de Girit/Suda, İspanya/Rota ve İtalya/Napoli gibi önemli üslere sahipken bir denge arz edebilirdi. Ancak bu yetersizlik dengenin NATO yönüne kaymasında önemli rol oynadı.
Dolayısıyla anakaradan uzak coğrafyalarda var olmak güçlü ittifak stratejileri ister! Dahası bölgede NATO’nun dengelenmesi için de bu ittifaklar seçenek değil, bir zorunluluk!
Toparlayacak olursak, Rusların Akdeniz yönelimi bir jeopolitik gerçekliktir ve bundan vazgeçemezler. Bu gerçeklik ışığında diplomasi ve kriz yönetimi aracı olarak donanmanın kullanımına devam edeceklerdir. Ayrıca sadece sancak varlık gösterme hedefinde değil, deniz kontrolünü sağlayacak tertibi de almayı hedefleyeceklerdir. Geçtiğimiz aylarda Doğu Akdeniz’de 10 ayrı sahada yaptıkları tatbikat da bunun en net göstergesidir. Bugün sadece Doğu Akdeniz odağındaki yapılanma, gelecekte Ruslar güçlendikçe Akdeniz’in diğer bölgelerinde de görülebilir.
Soğuk savaş döneminin belki de en önemli problemi sürekli üslenme idi. Bu problemi yeni dönemde yaşamamak adına, Suriye ile 49 yıllık bir anlaşma imzaladılar. Ayrıca soğuk savaş döneminden farklı olarak bu anlaşma çok daha sıkı ve kapsamlı bir ilişki düzeyine oturmakta. Ayrıca bölgede üs, dolayısı ile hava hakimiyeti NATO’da. Dolayısı ile önümüzdeki dönemde hava unsurlarına ev sahipliği yapacak platformlara ve yeni üslere yönelmesi beklenebilir. Buraya kadar belirttiğimiz hususlar aslında iki temel alandaki gelişmişliğin bir sonucu. 2000’li yıllardan sonra Rusya enerji odağında ekonomideki sorunlarını belirli seviyeye indirdi. Bu ekonomik gelişme, teknolojiye ve denizcileşme stratejisine de yansıdı. Rusya’nın Denizcileşme Doktrini bu yönelimin en net örneği. Dolayısı ile Rusya’nın geleceği planlayan ve bu planlamada jeopolitikten güç alan deniz teorisyenlerini yetiştirdiğini söyleyebiliriz.
O halde soralım:
Tüm bu gerçekleri görmek için Nostradamus olmaya gerek var mı?