Ana sayfa Görüş Anlat derdini denize

Anlat derdini denize

0

İster okyanusa ister burnumuzun dibine bakalım, denizlerin tadının kaçtığını görmek zor değil. Malum, insan eli değince el temizleniyor da su kirleniyor işte

Denizlerin dengesi bozuldu ya, kimse mutlu değil doğal olarak. Global kriz yüzünden tersaneler balık avlıyor, balıkçılar kurallara uymuyor, uyanların işleri kesat… Okyanuslar eskisi gibi değil, sular ısındı, balıklar göçtü yerlerine korsanlar geldi, sonra art arda savaş gemileri… Yaz günü deniz yerine marinalar dolu yatlarla, yatan da dertli yatmayan da… Ne olacak bu denizlerin hali? Bakalım, neymiş hâl-i pür melâli!
Türkiye’nin meselesi belli. Boğazından sıkıldı. Edebiyatta, keyifte, günlük hayatta sefa ile birlikte anılan İstanbul Boğazı korku edebiyatının klasik mekânları arasında yerini alıyor artık. Elm Sokağı’ndan Freddy çıkıp gelse bir dakika duramaz Boğaz trafiğinin dehşetinde. Standart altı gemiler cirit atıyor Boğaz’da; biri gelip yaslanıyor yalılara, diğeri yüzen bomba. Dünya üzerinde en fazla petrolün taşındığı su yollarından biri bu. Hâlâ lezzetli Marmara’nın istavriti ama bir kaza onyıllarca geriye götürebilir denizi. Kaç sene yiyememiştik civalı midyeyi?
Geçenlerde İstanbul Barosu’ndan deniz ve midyesever bir çağrı geldi, kılavuz kaptan alın diye. Hukuk ile ‘hak’kın kökü aynı diye değil, istatistiklere dayanarak haklı Baro; kazaların çoğunun kılavuz kaptan almamaktan ve eksik donanımla seyretmekten kaynaklandığı düşünülürse… Aslında bu konuda masabaşında herkes anlaşıyor da deniz üstünde başlıyor savsaklama. Tabii referans anlaşma Montrö Sözleşmesi, lakin kaç yıl geçmiş üstünden; gelişen ticaret hacmi, değişen teknoloji, artan trafik… Yeni düzenleme ister artık! Velhasıl, Boğaz’da sular ısındıkça kanı donuyor İstanbul halkının, ki yaz ya da kış sağlığa zararlı bu kadarı.
İçdenizlerde içimiz sıkılıyor da dışarısı ferah feza, hava mı alıyoruz. Daha çok havamızı alıyoruz aslında. Hem Türk gemileri ‘Beyaz Liste’de diye övünüyoruz hem İsrail kendi bölgesinde gerekli gereksiz gemilerimizi durdurup incelediğinde elimiz kolumuz bağlı kalıyoruz. Gerçi gelen şikayetler üzerine resmi bir görüşme talebi yapılmış ama anlaşılan İsrailliler “one minute” diyerek beklemeye almışlar bizi.
Hiç kimseyi beklemeden hızla hareket edip denizlerde pozisyon alanlarsa kazanıyor elbette. Rusya bunlardan biri. Karadeniz’den Kuzey denizlerine uzanan bir coğrafyada hiç boş durmuyor Rusya. Son olarak Kuzey Buz Denizi’ndeki çıkarları doğrultusunda buz kıran gemi filosu kullanacağını ve SSCB döneminden kalma kutup istasyonlarını harekete geçireceğini ilan etti. Geçen yıl Rusya’yla birlikte Norveç, Danimarka, Kanada ve ABD’nin de katıldığı görüşmelerde iklim değişikliği sonrasında ortaya çıkacak enerji kaynaklarının kullanım yollarıyla ilgili olarak kuzeyde bir anlaşma sağlanmıştı aslında. Öte yandan Rusya bu anlaşmaya karşı çıkmamakla birlikte, denizaltındaki dağ sırasının Rusya anakarasının devamı olduğunu kanıtlayan veriler toplamanın peşinde. Böylece kuzeydeki kendi kıta sahanlığını genişletmiş, denetimi eline almış olacak. Rusya’nın kutuplarla ilgili özel temsilcisi olan kutupbilimcisi Artur Çilingarov kuzeydeki kilidi bu şekilde açacağını düşünüyor olsa gerek. İhtimal Kuzey Buz Denizi üzerinden yeni bir hukuk ve diplomasi savaşı başlayacak yakında; neyse ki bunun fiili bir savaşa dönüşme ihtimali neredeyse yok gibi.
Sadece bu kadarla sınırlı değil Rusya’nın denizlerdeki dertleri. Daha güneyde daha küçük çapta sorunları da var. Mesela Samsun Novoroski arasında yapılan ro-ro taşımacılığı durma noktasında. Türkiye’nin şikayeti ve kaygısı malum: Novoroski limanında gemiler gereksiz bekletiliyor, gümrük işlemleri uzuyor, acenteler göz ardı edilemeyecek kayıplara uğruyor. İhracatçılar karayolu gibi alternatifleri değerlendirmeye başladılar bile… Samsun’un tam ro-ro taşımacılığı konusunda bir merkez haline gelerek bu işin rantını yiyeceği zaman patlak veren bu kriz ne global krizden bağımsız ne de Rusya-Türkiye ilişkilerinden. Dolayısıyla çözümü de biraz bu etkenlere bağlı. Görülen o ki, maalesef, Karadeniz ekonomisinde kayda değer bir yer edinmeye başlayan deniz taşımacılığının rahatlaması için biraz beklemesi gerekecek. Rusya’ya narenciye sevkiyatının eski merkezi Trabzon’un ahı mı tuttu ne!
Karadeniz’den daha aşağılara inmeden kuzeye son bir göz atmak lazım, Baltık Denizi’ne. Haziran ayı içinde geldi haber Finlandiya’dan: Finlandiya Hükümeti Baltık Denizi çevresi ve denizaltı yaşamıyla birlikte deniz trafiğinin güvenilirliğini artıracak tedbirlerle ilgili raporu onayladığını duyurdu. Ne demek bu? Yoksa biz şu Boğaz trafiğiyle başa çıkamazken elin adamı bir denizi mi düzenliyor?
Sözü edilen raporun oluşmasına yol açan kaygı Baltık’taki kirlenme ve bunun sonuçlarının denizaltı yaşamını tehdit etmesi. Kısacası, şu denizi ne yapsak da eski günlerine döndürsek derdinde olan bir girişim bu. İlk adımda meseleyi doğru tanımlamaya çalışmışlar: En büyük problem, özellikle yazın çözünmüş organik atıkların neden olduğu oksijen yetmezliği; yani denizaltında bitkilerin üreyemez hale gelmesi ve her tarafı yosun kaplaması. Oksijen sorununu halletmenin yolunun ev, endüstriyel ve tarımsal atıkların denize boşaltılmamasından geçtiğini anlatıyor rapor. Evet; uzaklığı, soğukluğu ve uzun süren gecelerinin katkısıyla biraz gizemli bir refah devletinin sağlıklı uygar insanları imajını yerle bir ediyor ama gerçek bu. Finlandiya’da da tarım atıklarının önemli bir kısmı denize gidiyor. Hükümetin yeni tarım politikalarıyla önünü alacağını söylediği de bu sorun. Darısı denizi kirlenen her ülkenin başına.
Ancak rapora övgüyü burada kesmek olmaz, çünkü çok önemli bir hamleyi de barındırıyor içinde, ki hükümetin verdiği onayı halkın desteklemesinin asıl nedeni de bu zaten. Yolcu gemilerinin yanı sıra petrol ve kimyasal madde taşıyan gemi trafiğinin artmasıyla yükselen kaza riski ele alınıyor raporda. Vakit geçirmeden alınacak güvenlik önlemleriyle riskin düşürülüp denizde güvenliğin artırılacağını belirtiliyor. Fin hükümeti durumun bilincinde, çevre ülkeleri de katıyor işe. Petrol sızıntılarına karşı cevap verebilme mekanizmasının İsveç, Estonya ve Rusya ile oluşturulacak somut planlarla geliştirileceği vurgulanıyor. Böylece kazanıyor mu Finlandiya? Kesinlikle. Ulaşım ve enerji taşımacılığı rotasında bulunan Baltık Denizi’ni kazanmak, ticareti kazanmak anlamına geliyor, tabii bir de çevreci bir ahlak.
Ne yazık ki denizlerde sadece ticaretten bahsetmek mümkün değil. Tarihin en eski para kazanma yollarından birini 21. yüzyılda yeniden canlandıran korsanlar tüm alınan tedbirlere rağmen özellikle Somali açıklarında hâlâ cirit atıyor. Geçen aylardan bugüne gözüken fark, artık her hamlelerinin sonuca ulaşmaması. Haziranın sonlarına doğru saldırdıkları Singapur gemisinin yardım çağrısına koşan bir NATO gemisi bu kez saldırıyı önlemekle kalmadı, korsanları da silahları ile birlikte yakaladı. Öte yandan olay medyada pek de geniş yer bulmadı. Herhalde bu, korsanlık faaliyetlerinin giderek vakaı adiyeden sayıldığının da göstergesi. Tabii bir de bölgeye yığılan onca savaş gemisinin varlığının sonunda sonuç vermeye başlamasının… Bu durumda yeni savaş gemilerinin gelmesini beklemek saflık olmaz. Korsanlığı önlemek için başlasa da Batı’nın çıkarları açısından sorunlu bölgelerde askeri varlıkların oluşu bazı devletleri rahatlatacaktır. Giderek oradaki varlıkları korsanlığa karşı bir önlemden çok başka stratejik anlamlar kazanacaktır.
Zaten savaş gemileri sadece Aden Körfezi’nde boy göstermiyor. Çok yakın zamanda ABD’nin Hawai’ye dev bir gemiyi göndermesinin deniz ticaretinde güvenliği sağlamakla ilgisi yok. Kuzey Kore paranoyası yüzünden Hawai’ye, Pearl Harbour açıklarına büyük bir füzesavar ve radar sistemi kuruyor ABD. Böylece Kuzey Kore’den gelecek bir füze tehdidini anında belirlemeyi amaçlıyor. Obama devrinde savaş çığlıklarının eskisi kadar atılmayacağı belli ama ABD’nin önemli ekonomik güçlerinden silah sektörünün bir anda silinmeyeceği de ortada. Denizler silaha alışkın nasıl olsa…
Alışık olunmayan haber ise Fas’tan geldi. Balıkçı filosunu yenileme kararı alan Fas merkezli Groupe Omnium Marocain de Peche (OMP) firması filosunun teknelerini Türk tersanelerinden yaptırmayı planladığını duyurdu. Sipariş iptalleriyle zor günler yaşayan tersanelere hareket kadar moral de kazandırır umarız bu haber. Kahverengi denizanalarını işleyip Uzakdoğu’ya ihraç etmek isteyen Bandırmalı müteşebbisin girişimi yetmeyecek çünkü denizcilik sektörüne.