Ana sayfa Yazarlar Dünyayı kurcalamanın sonuçları

Dünyayı kurcalamanın sonuçları

0
“Dünyanın orasını burasını kurcalayarak fethedeceğini sananların sonu hayırlı değildir.
Çünkü dünya kutsal bir nesnedir.
Oynamamalıdır onunla.
Onu kurcalamak zarar vermektir.
Ele geçirmek kaybetmektir.”
Yukarıdaki satırlar Ursula K. Le Guin Yorumuyla Lao Tzu: Tao Te Ching adlı kitaptan (Metis Yayınları).Lao Tzu bu sözleri hangi bağlamda kullanmış olursa olsun bugün okuyan için çok fazla anlam ifade ediyor. Herkes bilgisi, görüşü çerçevesinde bir yere oturtabilir bu sözleri. O sırada kafanız neyle doluysa onunla bağdaştırmak mümkün. Belki savaşlarla, zorbalıkla yerlerinden edilen insanlar var aklınızda…

Olmaması mümkün mü zaten! Daha geçen ay Uluslararası Afet Yönetimi Kongresi (IDMC) 2017 yılında 31 milyon kişinin kendi ülkesinde mülteci durumuna düştüğünü açıklamadı mı?.. IDMC’ye göre “şiddet ve afetler yüzünden kendi ülkesinde mülteci durumuna düşenlerin” büyük bölümü Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde yaşıyor. Kurumun 2017 raporuna göre, doğal felaketler nedeniyle yaklaşık 19 milyon kişi yerinden olurken, şiddet ve çatışmalar yüzünden bulunduğu yeri terk edip aynı ülkede başka yerlere sığınmak zorunda kalan insanların sayısı 11 milyon 800 bin. Bu rakam bir yıl önceki sayının neredeyse iki katı. Rapor Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi Sahra altı Afrika ülkelerinde 5,5 milyon, başta Suriye olmak üzere Ortadoğu ülkelerinde ise 4,5 milyon kişinin ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldığını vurguluyordu.

Fırtına, sel, yangın ve kuraklık gibi doğal felaketlerden kaçış ise 135 ülkede tespit edilmiş. Çin’de 4,5 milyon, Filipinler’de 2,5 milyon, Küba ve ABD’de ise 1,7 milyon insan afetlerden etkilenmiş.

Beslenme sorunu
Peki Lao Tzu’nun “Onu kurcalamak zarar vermektir” sözleri günümüzde herhangi birine, gıda sektöründeki ilaçlı üretimi; ekşimeyen, küflenmeyen yoğurtları; bağımlılık yaratan şekerleri; dışarıdan bombardımanla şaşkına dönmüş hormonlarımızı ve obezitedeki durdurulamayan artışı; kârları daha da fazlalaşsın diye hükümetler eliyle desteklenerek palazlanan şirketleri ve bunlara paralel olarak sağlığımızın bozulmasını hatırlatabilir mi?..

Neden olmasın!
Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerinde, 2016’da kadınların yüzde 39,2’si obez, yüzde 69,3’ü şişman ve obez grubunda sınıflandırıldı. Erkeklerde ise bu oranlar şöyle: Yüzde 24,4 obez; yüzde 64 şişman ve obez grubunda. Oranlar bırakılıp sayılara bakılırsa özetle 18 yaş ve üstü 1,9 milyar yetişkinin şişman, bunların 650 milyonunun ise obez olduğu görülüyor. Oransal ifadeyle, yetişkin nüfusun yüzde 39’u şişman, yüzde 13’ü ise obez.

Çocuklara gelince… 2016’da 5 yaş altı 41 milyon çocuk şişman veya obez grubunda yer aldı. 5-19 yaş kategorisinde ise bu grupta olan 340 milyon çocuk bulunuyor. Veriler dünyada obezitenin 1975’ten bu yana dünya çapında üç kat arttığını gösteriyor.

Obezite son 40 yılda Türkiye’de de ciddi oranda artmış halde. Türkiye’de, 2016’da, en fazla ölüme ve sakatlığa yol açan risk faktörleri arasında yüksek vücut kitle endeksi ilk sırada. Oysa 2005’te ilk sırada tütün ürünleri varmış.

Geçen yıl duyurulan Çocukluk Çağı Obezitesi Raporu’na göre, Türkiye’de 15 yaş üstü 10 milyondan fazla insanın obezite sorunu var. 7-8 yaş aralığındaki 1 milyon 230 bin çocuktan 174 bini “hafif şişman/kilolu”, 102 bin çocuk ise “şişman/obez” kategorisinde.

Beş yaşından küçük çocuklarda obezitenin en yüksek oranda olduğu bölgeler sırasıyla; Orta Anadolu (yüzde 14.5), Doğu Karadeniz (yüzde 13.9), Batı Anadolu (yüzde 12.8) ve Ortadoğu Anadolu (yüzde 12.7).

Beslenme ve çocuklar demişken… Mayıs 2018’de UNICEF, Kongo’nun Kasai bölgesinde 770 binden fazla çocuğun yetersiz beslendiğini ve acil yardıma ihtiyaç duyduğunu açıkladı. Bölgede özellikle 400 bin çocuğun durumu çok kötü, açlıktan ölme riskiyle karşı karşıyalar. UNICEF’in raporuna göre, bölgede beş yaşın altındaki çocukların yarısı yetersiz beslenmeden mustarip.

Hava kirliliği
Ne demişti Lao Tzu: “Çünkü dünya kutsal bir nesnedir. / Oynamamalıdır onunla.” Oynanıp kurcalanmış dünyamızı düşününce aklına artık içemediğimiz sular, soluyamadığımız temiz hava gelenler de vardır kuşkusuz. Bu çağrışım hiç de boşa değil doğrusu.

Dünya genelinde hava kirliliğinin yol açtığı rahatsızlıklardan hayatını kaybedenlerin çoğu yoksul ülkelerden. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre, zengin ile fakir ülkeler arasındaki temiz hava farkı henüz evde solunan havayla başlıyor. Artık temiz hava solumak sadece parası olanların nail olabileceği bir lüks haline geldi demek.

DSÖ’ye göre, hava kirliliğinin yol açtığı ölümlerin yüzde 90’ı ağırlıklı olarak düşük ve orta gelirlilerin yaşadığı ülkelerde görülüyor. Son yıllarda hava kirliliğinde Güney ve Doğu Asya’da görülen artış pek rastlantısal değil yani. Üstelik sadece sanayi bölgelerinde değil, evlerde de… DSÖ boşuna evlerdeki kirli havanın yol açtığı risklere dikkat çekmiyor: “Dünya genelinde üç milyon sekiz yüz kişi yemek pişirmek ve evi aydınlatmak için kullanılan aşırı kirleten yakıtların yol açtığı kirliliğe bağlı olarak ölüyor.”

Plastik atık
Ne yazık ki kirlenenin sadece hava olmadığını da hatırlamak gerek. Yakın dönemde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres açılışını yaptığı ilk okyanuslarla ilgili BM konferansında, önlem alınmadığı takdirde 2050 yılında okyanuslarda balıktan fazla plastik atık olacağını söylemişti.

Yaklaşık iki yıl önce, 2016 Dünya Ekonomik Forumu’nda açıklanan “Yeni Plastik Ekonomisi” raporunda da okyanuslarda 150 milyon tondan fazla plastik atık bulunduğu ifade ediliyordu. Böyle devam ettiği takdirde okyanuslarda 2025 yılına kadar her üç ton balığa karşılık bir ton plastik atık ve 2050 yılına kadar ise (ağırlık bakımından kıyasla) balıktan daha fazla plastik atık olacağı da vurgulanıyordu.

Rapor, son 50 yılda plastik üretiminin 15 milyon tondan 311 milyon tona çıkarak 50 kat büyüdüğünü belirliyor ve geleceğe yönelik tahminlerde 2050’de 1,1 milyar tona çıkmasının beklendiğini söylüyordu. Yine aynı raporda, bu büyümenin aslında ekonomi için bir kayıp olduğuna da dikkat çekiliyordu; çünkü plastik üretiminin yüzde 95’inin ekonomiye hiçbir kalıcı katkısı olmayan tek kullanımlık plastik ambalaj üretimi olduğu anlatılıyordu. Sonuç: Okyanuslara karışan plastik atıklar okyanuslardaki hayatı ciddi boyutta tehdit ediyor.

Greenpeace iki yıl kadar önceki bir açıklamasında “Her yıl okyanuslara yaklaşık 8 milyon ton plastik giriyor” diyordu. Araştırmalara bakarak Avrupa’da kabuklu deniz canlılarını (midye ve istiridye) tüketenlerin yılda 1.800 ila 11.000 mikro plastik parçacık tüketiyor olma olasılığından söz ediyordu.

“Ayrıca Avrupa’da kozmetik sektöründe kullanılan mikro taneciklerin denizlere her yıl 8627 ton plastik ekliyor olabileceği tahmin ediliyor. Kozmetik sektöründe kullanılan plastik mikro tanecikler, denizlerimize ve denizlerde yaşayan canlılara zarar veriyor.

“Mikro plastikler, atık su arıtma tesislerinde filtrelenemeyecek kadar küçükler ve hem denizlerimize hem de denizlerde yaşayan canlılara zarar veriyorlar. Yediğiniz balıkla birlikte bu plastikleri de yediğinizi düşünebiliyor musunuz?”

Ne demişti Lao Tzu!