Ana sayfa Yazarlar Sinan Topuz Asker değil mi, hepsi aynı!

Asker değil mi, hepsi aynı!

0
Sinan Topuz
İki ay önce “Business Life and Military Service” yazımda bir bakış açısı ile askeri ve sivil yaşam arasında yöneticilerin düşünsel parametreleri açısından benzerlikleri ve farklılıkları dile getirmeye çalışmıştım. Askerlik mesleğindeki onlarca görev ve ortam, farklı liderlik ve yöneticilik kabiliyetleri gerektirmektedir. Meslek yaşamının sonuna yaklaşan asker de müthiş bir tecrübe çuvalını beraberinde taşımaktadır. Dışarıdan bakan gözler, camianın her yerinde görev yapma biçiminin aynı olduğuna hükmedebilir. Hadi en hafifinden kuvvetler arasında farklılıklar olduğunu değerlendirenler de vardır. Aslında üniforma içinde liderlik ve yöneticilik uygulamaları standart değildir veya olmaması gerekir. Sadece standart olduğunu zannederiz. Bir orduevi idaresi ile eğitim tugayı veya komando timi ile geminin veya karargahta görev idaresi farklıdır. Farklı ortamlar, farklı insan kaynakları, farklı görev şekilleri liderleri hep görevin ihtiyacına göre hareketlerini uyumlandırmaya iter. Ama liderliğin kor prensipleri değişiklik göstermez. Diğer taraftan görevlerinde farklılığı anlamayan ve bir görev yerinde başarılı olup, diğerinde çuvallayanlar da olur. Ortamı takip edenler hep başarılı komutan/amir olarak anılır.
Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizler, Almanları denizde yenememelerine üzülürler çünkü kendilerince onlar denizlere hükmeden ülkenin evlatlarıdır. Almanlar da yenilmedikleri için kendilerini teselli ederler. Çünkü kendilerini bir kara ülkesi olarak görür ve denizde kendilerini İngiltere’den aşağı görürler. Onlar için yenilmemek bile başarıdır. Özellikle 1916 Jutland Savaşı’ndan sonra aralarında ciddi bir deniz savaşı geçmemesine, limanda beklemelerine rağmen, yüksek disiplin uygulamaları olan suüstü gemilerinde isyanlar çıkar. Birçok denizci idama mahkum olur. Diğer taraftan yüzde 60 ölüm oranı ile İngilizlerle mücadeleye devam eden denizaltılarında hiçbir olay çıkmaz. Düşünebiliyor musunuz, hiçbir halt yapmayan gemilerde isyan çıkıyor ve sadece komutanının tek başına periskopta gördüklerine karşılık verdiği emre güvenen ve yaşama oranı sadece yüzde 40 olan denizaltılarda tek sorun yok. Üstelik denizaltılarda bir denizci, komutanın oturduğu yerin üzerinden sadece “özür dilerim” diyerek geçebilirken, suüstü gemisinde denizci, koca koca dretnotlarda komutanını görmüyordu bile. Disiplin kurallarının en ağırı işletiliyordu ama sertlik isyanları ve gereksiz ölümleri engellemedi veya insanları savaşa götürmeye ikna edemedi. Demem odur ki, askeri kurallar tek tip değildir. Ortamlar, kişilikler öne çıkar. Kişilikler de ortamlara uyum sağlamaz ise başarısızlık kaçınılmazdır.Ülkelerin savunmasının başladığı deniz kuvvetleri gemileri tüm dünyada liderlik laboratuvarı olarak mükemmel örneklerdir. Resimde birbirinin tamamen aynı 4 Tayvan gemisi görüyorsunuz. Bu gemilerin dışarıdan görünüşleri gibi iç yapıları da aynıdır. Kıç taraftan girdikten sonra iki tarafta helikopter hangarları, geminin içine girdiğinizde sizi karşılayan geniş bir koridor, alt güverteye indiğiniz kaportadan sola dönünce makine kontrol dairesi vs. Fiziksel aynılıklara ilave olarak, gemilerde sivil iş yerlerinden farklı olarak insan kaynakları da aynıdır. Geminin subayları o ülkenin harp okullarından, astsubayları da astsubay okullarından mezun olarak gemilerde görev yaparlar. Yani birbirinin aynı gibi gözüken Mc Donalds, Starbucs gibi farklı şehirlerde farklı ortamlara hizmet ederek, farklı kaynaklardan insan gücü de çalıştırılmaz. Ama gene de gemilerin içine girdiğinizde bir fark hissedersiniz. Kimisinde kasvet rüzgarları eser, kimisinde sizi günaydın diyerek karşılayan insanlar, pırıl pırıl bir gemi görürsünüz. Kimisinin komutanı nam salmış sert bir komutan olarak bilinir ama o emir vermeden gemide iş yaptırmak mümkün olmaz. Birbirinin aynı fiziksel ortamlarda, neredeyse birbirinin aynı okullardan mezun olmuş insanların olduğu gemilerin arasındaki en önemli fark, üst kademenin gösterdiği liderliktir. Onun için derim ki, gemiler liderliğin kendisini en saf şekilde gösterdiği yerlerdir. Bir savaş gemisinin bir yerden kalkarak bir tatbikata katılıp geri dönmesi de içinde lojistiğinden, eğitimine, organizasyonundan, bütçeye onlarca mini proje barındıran müthiş bir proje yönetimidir. Gemiler marşa basınca hareket eden demir yığınları değildir. İçlerinde hayat devam eder.
Ortada bir gerçek var. Her ortamda aynı liderliği ve yönetim şekli sergilenmez. Askerlikte bürokratik görevler olduğu gibi muharip görevler; ince zevk isteyen görevler olduğu gibi çok iyi savaşçı isteyen görevler; birlikte çiftetelli oynanan görevler ve sonra aynı pistteki komutanın emri ile ölmeye gidilen görevler vardır. Bazen zamanın ruhu astlar ile tartışmayı, fikirlerini almayı gerektirirken, başka bir zaman veya görev verilen emrin saniye geciktirilmeksizin yerine getirilmesini dikte edebilir.
Hiç dayanamadığım düşünce, insanların askerleri ve ortamları bir kalıba sokma anlayışı. Hele hele bu satırların okurlarının aklından geçmese de çok duyduğumuz talihsiz, “Askerliğin başladığı yerde mantık biter”, sözü beni benden alıyor. Mantıksız olan askerlik değil, şahit olunan kişilerdir.
Temel iş yönetim prensipleri ile yüzlerce yıllık savaş prensiplerinin birbirlerine benzediğini artık neredeyse sokaktaki çocuk bile biliyor. Aynı şekilde liderlik esasları, farklı bir değişle kişileri kuruma bağlı, içlerinden gelerek görev yapmalarını sağlamanın prensipleri de hiç farklı değil. Çatışmada kendi canını feda etmeye hazır olan ruh hali, görevde de işini kaybetme pahasına doğruyu, inandığını söylemeyi gerektirir. Doğru işi yapma ve işi doğru yapma olarak da bazen ayrıştırılan liderlik ile yöneticiliğin, asker ve sivil yönetim ruhu açısından paralel olduğunu düşünüyorum. Farklı olarak algılanan alanların kişilerden kaynaklı ortam ve zaman faktörlerinin iyi değerlendirilmemesinden kaynaklandığına inanıyorum.
Bu satırları yazmamla yayını arasında ne kadar zaman geçer bilmiyorum ama Akdeniz’de ve Ege’de Yunanın heveslerini anlamak istemeyenler, görevden ayrılan Yunan Dışişleri Bakanının Ekim 2018 veda konuşmasını bir okurlarsa çok iyi olur. Okunsun ki ne ile karşı karşıya olduğumuz bilinsin. Doğu Akdeniz’deki doğal kaynaklar bizim değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın. Kimseye de vermeye hakkımız yok. Devlet büyüklerinin söylediği gibi sonsuza kadar Suriye’de kalacak halimiz yok ama Doğu Akdeniz’deki gelecek nesillerimize miras.