Ana sayfa Haberler Deniz Savunma Özden Örnek: Başarı hayâl gücüyle sınırlıdır

Özden Örnek: Başarı hayâl gücüyle sınırlıdır

0
Özden Örnek

Türk Deniz Kuvvetleri 20’nci Komutanı Oramiral Özden Örnek, bir 29 Nisan günü aramızdan ayrıldı. Onu, ardında bıraktığı başarılarıyla ve gelecek nesillere miras bıraktığı vizyonuyla 30 Nisan günü ebedi istirahatgâhına uğurlamıştık.

Oramiral Özden Örnek’i saygı ve minnetle anarken, Mayıs 2017 sayımızda hazırlamış olduğumuz Milli Gemiden, Milli Denizaltıya… Deniz Savunma Sanayinde Yükselen Teknolojiler başlıklı dosya konusunda yer vermemiz için bir makale yazması istirhamımız üzerine, bizzat kendisinin kaleme aldığı aziz hatırasını bir kez daha okuyucularımızla buluşturuyoruz.Özden Örnek: Başarı hayal gücüyle sınırlıdır

Devlet harcamaları bilindiği üzere bir ülkenin ekonomisinin itici gücüdür. Bu harcamaların en büyük payı da genelde savunma harcamalarıdır. Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın kurulmasının altında  yatan esas neden bu harcamaların TSK’nın hedeflerini karşılamak üzere sanayiye yetenek kazandırmak ve kazanılan yeteneklerin kurumsallaştırılmasını sağlamaktır. Maalesef 2004 yılına kadar olan sürede, birazcık da TSK komuta heyetlerinin baskısı ile, SSM bu amaçtan farklı olarak TSK’ya raf malzemesi temin etmiştir (hazır gemi, hazır uçak, hazır silah gibi).

Bugün Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı olan Sayın Faruk Özlü SSM’in bu kısır döngüden kurtulmak için  2004 yılında alınan kararlarla ilgili şöyle demektedir:

“…15 Mayıs 2004 tarihli Savunma Sanayi İcra Komitesi toplantısını savunma sanayimiz açısından bir büyük dönüşümün başlangıcı olarak kabul etmek gerekir.

…Bu toplantıda önemli ve büyük projelerin ihale süreçleri iptal edildi. MİLGEM, ATAK, insansız hava aracı ve bugünkü ALTAY tankı gibi yabancı ana yüklenicilerle Türkiye’de lisans altında üretimi öngörülen proje modelleri iptal edildi. Bunun yerine yerli şirketlerin ana yüklenici olacakları proje modelleri benimsendi.”

“Yabancıya ihale verip ‘bize iş ver’ diyorduk”

“Bu dönüşümden önce, uluslararası ihale yapıyor, doğal olarak ihaleyi kazanan firmaya da işi veriyorduk. O yabancı firmaya da ‘Sen bu ihaleyi kazandın ama sen bizim yerli şirketlerimize buradan iş payı ver, onları alt yüklenici yap’ diyorduk. Yani kendi işimizi önce yabancıya veriyor, sonra da ana işi verdiğimiz firmadan bizimkilere iş payı vermesini istiyorduk.”

“15 Mayıs 2004’teki o toplantı bu sistem tersine döndürülmesinin başlangıcı olmuştur. Bu tarihten sonra yapabilecekleri her işte yurtiçi firmaları ana yüklenici olarak seçtik. Bu defa yabancı şirketler bizim firmalarımızdan iş isteme, alt yüklenici olma durumunda oldular. Bu sayede son 10 yılda savunma sistemlerinin yurt içinden karşılanma oranı yüzde 55’ler seviyesine çıktı.“

Sayın Bakanın bu açıklamasındaki her şeye, o günleri 1985 yılından itibaren içinde yaşamış bir kişi olarak, katılıyorum. Katılmadığım en son satırdaki yüzde 55 değerlendirmesidir. Bakan bu rakamı verirken parça bazında mı yoksa maliyet yönünden mi yüzde 55 olduğunu belirtmemiştir. Bu konu aşağıda anlatacaklarım için önemli değil ama savunma sanayi bakımından nerede olduğumuzu iyi tespit edemez ve işi siyasi söyleme dökersek yanılgılarımız çok olur. Kaldı ki toplam savunma ihtiyaçlarımız göz önüne alınırsa maliyet yönünden yüzde 55 bana göre şişirilmiş bir rakamdır. En önemli milli ürün Büyükada’da bu miktar maliyet yönünden yüzde 65-70’dir. Eğer savunma harcamalarımızın büyük kısmını yerli piyasada yapmak istiyorsak bu rakam hedefimiz için çok önem kazanmakta bir ölçüde etkinlik ölçüm sayısı olmaktadır.

Savunma sanayinin ilk milli olarak gerçekleşen projesi Deniz Kuvvetlerinin GENESİS Savaş Yönetim Sistemi’dir. Onu takiben birçok milli ürünü üzerinde barındıran MİLGEM Projesinin ilk gemisi TCG Heybeliada gelmektedir (Bu gemide sözü edilen millilik oranı maliyet açısından yüzde 65-70’den aşağı değildir).

Her iki proje de hem başarılı hem de kurumsallaştırılmış projelerdir.  Şunu demek istiyorum: bugün deniz kuvvetleri bu projede öğrendikleri sayesinde suüstü gemilerinin hemen hemen bütün türlerini tasarlayıp, dizayn edebilecek ve milli ürünlerle donatacak duruma gelmiştir. En önemlisi böyle karmaşık projelerin Proje Yönetimini de öğrenmiş ve kurumsallaştırmıştır. Tabii ki bu sayede pek çok özel sektör sanayi kuruluşu da kazanılan yetenekleri kurumsallaştırmıştır. Kısacası savunma sanayinde yerli üretim değişik şekillerde karşılanabilir ama önemli olan kazanılan yeteneğin kurumsallaşmasıdır.

Umarım ve biliyorum ki çok yakında konvansiyonel ve piyasadaki en iyi denizaltı yapımları ile rekabet edebilecek  bir denizaltı projesinin uygulaması başlayacaktır. Bu adım ülkemiz için çok önemlidir. Bir denizaltıyı her şeyi ile (silah ve cihaz) yerli üretmek dev bir adım olacaktır.

Söylediklerim temenni değil tamamen bilgiye dayanmaktadır. Zira emekli olduğum 2005 yılında bir denizaltının silah ve cihaz bakımından teknoloji, hardware ve software  için gereksinim duyulacak bütün konuları projelendirilmişti. Aradan geçen zaman içerisinde bu projelerde olan gelişmeler gurur vericidir. Bu ifademi son bir ay içerisinde teyit ettim.

İlginizi çekebilir:   ÖZDEN ÖRNEK: Başaramazsınız dediler, başardık!

Genelde harp silah araçları az bir kısmı hariç tutulursa software ve hardware’den meydana gelir. Bugün ülkemiz için software her şekliyle bir sorun olmaktan çıkmıştır. Pek çok özel ve devlet kurumu her türlü software’i üretebilecek durumdadır.

Harp silah araçlarının üretiminde ülke olarak sorunumuz hardware kısmındadır. İhtiyaca göre, hele yarınki ihtiyaca göre hardware üretmek her şeyden önce yoğun bir ARGE faaliyeti gerektirmektedir. İşte bizim yumuşak karnımız bu noktadadır. Kanaatimce bu konuda devlet olanaklarının öncülüğüne gereksinim vardır. Önemli olan bir protipin üretilmesidir. Seri ve sürekli üretim ise özel sektör tarafından sağlanmalıdır.

Esasında çevremize bir baktığımızda veya ülkemizin sanayi olanaklarını gerçekten ve samimi olarak tanımaya başladığımızda helva yapmak için her türlü olanağın olduğunu sorunun sadece helvayı yapmakta olduğunu görebiliriz. İşte bu noktada kanaatimce büyük iş, SSM ve araştırma merkezlerine düşmektedir. Bunun içinde bir devlet politikasına gereksinim vardır. Özellikle yüksek nitelikli teknolojiye çok gereksinim duyulmaktadır. Bu tip teknoloji transferi, ülkelerle dost geçinerek ancak temin edilebilir. Bu nedenle siyasetçilerin diğer ülkeler ile ilişkilerimizde bu noktayı göz önünde bulundurmalıdırlar.

Savunma sanayi ile ilgili çok önemli bir nokta var. Savunma sanayinde yer alacak özel ve devlet kurumları bir pazarın oyuncularıdır. Daha önemlisi önce pazarı yaratmak gerekmektedir. Örneğin bir taraftan belli bir radar üzerinde prototip için ARGE yaparken ihtiyaç önemlidir diye dış ülkelerden karşılanırsa yurt içi milli üretime geçmek hayal olur. Bu konu ise TSK tarafından çok titiz bir planlamayı gerektirmektedir. Kısacası savunma sanayi toplam olarak çok dikkatli ve titiz bir planlamaya ihtiyaç duymaktadır.

Harp silah araçlarının temininde sadece savaşan platformlar değil o platformlara konacak olan silahlarda  çok önemlidir. Bugünün ortamında kullanabilecek top, roket, güdümlü mermi, torpido vs. o kadar yüksek fiyatlara ulaşmıştır ki, bu silahları yerli üretmek için büyük bir   sebep haline gelmiştir. Bunların hangisi devlet olanakları ile hangisi özel sektör olanakları ile yapılacaktır bir karar gereksinim vardır.

Belki bugüne kadar karşılaşmadığımız ama savunma sanayimiz geliştikçe karşılaşacağımız bir önemli konuda üretilen malzemelerin yurt dışına satışlarıdır. Bu satışların ne şekilde gerçekleşeceğine dair bir devlet politikasına gereksinim vardır. Üretilen malzemelerin batının bize yaptığı gibi ticari kopyalarımı yoksa üretilen malzeme olduğu gibi mi satılacaktır? Siyasetçi buna karar vermek zorundadır. Savunma sanayinde yer alan özel sektör kurumlarının en büyük sorunlarından biri finanstır. Çoğunlukla ihaleye katılan bir katılımcı teminat mektubunu karşılamakta bile sıkıntı çekmektedir. Zira savunma sanayi projeleri genelde yüksek tutarlı projelerdir. Dolayısıyla rekabette üretim yeteneği olan bir firma  adil olmayan şartlarla karşılaşmaktadır. SSM belki de bu konuda “teşvik” adı altında bir şeyler yapabilir.

Daha söylenecek pek çok konu var ama bu yazının amacı ile kısıtlı kalarak burada kesiyorum. Söylemek istediğim son bir konu da var.

Bugün bizim ve bütün dünya bahriyelerinin en büyük korkusu hâlâ sualtı tehdididir. Maalesef bu konudaki teknoloji ses dalgasına sıkışıp kalmıştır. Akustik olanakların dışında bir çok ülkede araştırmaların devam ettiğini biliyoruz. Ancak bugüne kadar bizlere intikal eden bir teknolojik yenilik yok. Dolayısıyla üniversitelerimizin ve TÜBİTAK’ın bu konudaki (sualtında arama ve tespit sorununu çözmek için akustik ve akustik dışı olanakların kullanılması) araştırmalarına büyük ihtiyacımız vardır. Belki de bu konuda kullanıcı da hayal gücü ve maddi olanakları ile sorunun çözümüne katılmalıdır.

Her türlü radar, her türlü güdümlü mermi, her türlü muhabere cihazı (uydu dahil), her çapta kara ve deniz topları ile bunların ihtiyacı olan mermilerin cephanesi, kripto cihazları başta olmak üzere pek çok önemli harp silah ve aracını üretebilecek yetenekteyiz. Galiba birazcık etkin planlamaya ihtiyacımız var. Motor üretimimiz ülke geneli dikkate alınarak planlamalıdır.

TCG Heybeliada inşası sırasında öğrendiğimiz iki konu vardı: İstemek ve projeyi yapmaktan korkmamak. Savunma sanayimizin de bu iki ögeye çok ihtiyacı vardır. Şurası gerçektir ki son 20 yılda çok büyük mesafeler kat ettik.

İnsanın başarısı sadece hayâl gücü ile sınırlıdır.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.