Ana sayfa Haberler Deniz Savunma NATO 2030: Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik

NATO 2030: Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik

0
Andımız Rusya ABD ve AB
Dz. Kurmay Albay (E) Serter Tuçaltan
“NATO 2030: Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik” başlıklı rapor 25 Kasım 2020 tarihinde yayımlandı.
Raporun hazırlanmasının temel gerekçesi Aralık 2019’da Londra’da gerçekleştirilen Liderler Zirvesi’nde NATO Genel Sekreteri’ne verilen “ittifakın politik boyutunun güçlendirilmesi yollarının değerlendirilmesi” görevi

Raporda, çalışmanın NATO Genel Sekreteri tarafından atanan, on uzmandan oluşan, bağımsız bir grup tarafından hazırlandığı ifade ediliyor.
Açık kaynaklara yansıyan haberlere göre çalışma grubu üyeleri 30 ülke tarafından gösterilen adaylar arasından NATO Genel Sekreteri tarafından seçilmiş durumda.
Çalışma grubunu oluşturan üyeler Fransa, Almanya, Hollanda, ABD, İtalya, Kanada, İngiltere ve Türkiye’den.
Rapor 138 tavsiyeyi içeren 67 sayfalık bir belge. “Önsöz”, “Giriş ve Ana Bulgular”, “Analiz: Güvenlik ve Politik Ortam 2010-2030”, “Tavsiyeler: NATO’nun Rolü, Bağlılık, İstişareler” ve “Sonuç” olarak 5 bölümden oluşuyor. Öne çıkan hususların şu şekilde özetlenmesi mümkün:

Genel hususlar
Rapor; NATO’nun yeni ve değişik bir stratejik ortama girdiğini, Soğuk Savaş Dönemi’nden farklı olarak çok boyutlu ortamdaki risk ve tehditler ile karşı karşıya olduğuna vurgu yapıyor.
Üye ülkelerin çoğulcu yapılarının ve bu risk ve tehditlere verdikleri önceliğin farklılaşmasının, NATO’nun ana karar yöntemi olan oy birliğinin (konsensüs) sağlanmasında güçlük yarattığını ifade ediyor.
NATO içindeki politik ayrışmaların tehlikeli olduğunu, harici aktörlerin, özellikle Rusya ve Çin’in İttifak içindeki farklılaşmaları istismar edebileceğini, bu durumun kolektif güvenlik ve çıkarlara halel getireceğini söylüyor.
Rapor, stratejik ortamdan bağımsız olarak, NATO üyelerinin kendi geleceklerinin şekillendirilmesinde, NATO Antlaşması’nda yer alan demokratik ilkelere bağlı kalmak şartıyla, özgür olduklarını ifade ederken;
• Kolektif güvenlik ile gelen maliyetin paylaşılması,
• Egemen haklara ve temel milli güvenlik çıkarlarına halel getirmeksizin dar kapsamlı milli hedefler için İttifakın bağlılığına (cohesion) ve İttifak olmanın sağlayacağı faydaya zarar verilmemesi,
• Kolektif savunmanın, Avrupa-Atlantik Bölgesi’nde güvenlik konusundaki istişare ve karar alma süreçlerinde ön planda tutulması,
• Karar sürecinde “konsensüs” ilkesinin korunması ancak İttifak içinde değişen stratejik ortamla başa çıkabilecek, süratli bir karar ve politik uygulama sürecinin hayata geçirilmesi
yönündeki gayretlerin artırılmasını istiyor.

Rusya’ya yönelik değerlendirme
Rapor Rusya’nın, eski Sovyet toprakları üzerinde hegemonya kurmak istediğini ve eski Sovyet Cumhuriyetleri’nin egemenliklerini ve toprak bütünlüklerini zayıflattığını ve bu ülkelerin NATO’ya girişlerini engellediğini söylüyor.
Rusya’nın, Gürcistan ve Ukrayna’ya yönelik faaliyetlerini “saldırgan” olarak tanımlıyor.
Rusya’nın, hibrit savaşı genişlettiğini, enerji ve kritik alt yapıyı tehdit ettiğini, Baltık ve Karadeniz Bölgelerinde, Doğu Akdeniz’de, Kuzey’de (High North) devam eden askeri faaliyetleri ile askeri üs/tesis/imkân kabiliyet oluşturma gayretlerinin NATO-Rusya ilişkilerinde bozulmaya yol açtığını, Avrupa-Atlantik Bölgesi’nin güvenliğini olumsuz etkilediğini ifade ediyor.
2030 yılı perspektifi kapsamında Rusya’nın İttifaka yönelik ana askeri tehdit olduğunu söylüyor.
Rusya’ya karşı caydırıcılık ve diyaloğu birlikte barındıran çift kulvarlı yaklaşımın idame edilmesini önerirken, en büyük caydırıcılığın “İttifak”ın birlik-beraberliği ve politik bağlılığı ile sağlanabileceğine vurgu yapıyor.
Rusya-Çin münasebetlerinin takibi için özel bir birim kurulmasını öneriyor.

Çin’e yönelik değerlendirme
Rapor, Çin’i, “birçok müttefik için hem bir ticari rakip hem de ortak” olarak tanımlıyor.
Çin’in geniş yelpazede “sistemik bir rakip” olduğunu, Çin’e sadece ekonomik bir oyuncu veya güvenlik konusunda Asya odaklı bir aktör olarak bakılmaması gerektiğini vurguluyor.
Çin’in;
• Rusya boyutunda bir askeri tehdit teşkil etmediğini,
• Rusya ile ilişkilerini geliştirdiğini,
• Akdeniz, Atlantik ve Kutup Bölgesi’nde varlık gösterdiğini,
• Uzun menzilli füzeler geliştirdiğini,
• Küresel erişime sahip nükleer hücum denizaltıları, uçak gemileri ve savaş gemileri ürettiğini,
• Nükleer imkân kabiliyetlerini artırdığını,
• Uzaya yönelik kapasitesi bulunduğunu ifade ediyor.
Raporda ayrıca Çin’in, 2030 yılına kadar yapay zekâ alanında “dünya lideri”, 2049 yılına kadar “dünyanın en ileri teknolojik süper gücü olma” hedeflerine atıfta bulunuluyor.
İttifak üyeleri, Çin’in üyeler arasındaki farklılıkları istismar edebileceği konusunda ikaz ediliyor.
Üyelere, Çin ile münferit veya “17+1” gibi formatlardaki veya “Kuşak-Yol” gibi inisiyatiflerdeki ilişkilerinde, NATO üyeleri arasındaki bağlılığı destekleyecek şekilde hareket etmeleri tavsiye ediliyor.

“Güney” yaklaşımı
Raporda coğrafyamızı da kapsayan bölgeler için “Güney-The South” başlığı ile ayrı bir bölüme yer veriliyor.
Rapor;
• “Güney”deki yeni ve endişe verici eğilimin, devlet aktörlerinin, özellikle Rusya ve Rusya’ya nazaran daha az ölçüde Çin tarafından oluşturulan konvansiyonel zorluklar ile artan asimetrik tehditlerin bir araya gelmesi olduğunu ifade ediyor.
• Rusya’nın Akdeniz’deki varlığı nedeniyle NATO’nun doğu ve güney kanatları arasındaki keskin ayrımın ortadan kalktığına vurgu yapıyor.
• Müteakip 10 yıl için 360 derecelik bir güvenlik yaklaşımının zaruri olduğunu, güney kanadının NATO için öneminin artacağını söylüyor.
• Bu anlamda;
– NATO’nun bölgede işbirliğine dayanan bir güvenlik ağı teşkil etmek üzere özellikle AB ile ilişkileri daha güçlü hale getirmesini,
– Güneydeki ortaklar; Afrika Birliği, Arap Ligi, İslam İşbirliği Teşkilatı, Körfez İşbirliği Konseyi gibi bölgesel organizasyonlarla daha sıkı ilişkiler içinde olmasını,
– Kuzey Atlantik Konseyi seviyesindeki istişare mekanizmasını daha sık aralıklarla kullanmasını öneriyor.
• Bu bakış açısıyla NATO’nun Rusya politikasının Akdeniz unsurunu da kapsayacak şekilde güncellenmesi gerektiğini söylüyor.

İttifak üyeleri arasındaki istişareler ve karar alma mekanizması
Rapor NATO’nun politik istişare ve karar alma mekanizmalarının kuvvetlendirilmesi gerektiğini de ifade ediyor.
Bu maksatla ittifak üyelerinin Kuzey Atlantik Konseyi’ni bir İstişare Forumu olarak görmesi ihtiyacına vurgu yapıyor.
İstişarelerin İttifak üyelerinin karşı karşıya kaldıkları ulusal güvenlik sorunlarının tüm yelpazesini ele almasını öneriyor.
Orta Doğu, Doğu Asya, siber güvenlik gibi alışılmış gündem konularının haricindeki konularda da düzenli istişarelerde bulunulmasını tavsiye ediyor.
NATO’nun, diğer uluslararası organizasyonların toplantıları öncesinde, İttifak içi istişareler yapması, İttifakın bu tarz toplantılarda tek sesli olarak temsil edilmesinin önemine vurgu yapıyor.

AB ile istişareler
Raporda AB konusunda; AB’nin stratejik otonomi çabalarının NATO ile uyumlu şekilde yol alması gerektiğine vurgu yapılıyor.
NATO ve AB arasında “gayretler” ve “imkânlar” konusundaki gereksiz tekrarların kaynakların israfı anlamına geleceği, bunların birbirini tamamlayıcı özellikte olması gerektiği belirtiliyor.

Ortaklarla istişareler
Ortaklarla politik istişareler başlığı altında NATO’nun;
• NATO’ya iştirak etmek isteyen tüm Avrupa demokrasilerine yönelik açık kapı politikasını sürdürmesi gerektiği ifade ediliyor.
• Stratejik çıkarları çerçevesinde, devletler dışındaki oluşumlar ve uluslararası organizasyonlarla da ortaklıklar kurması tavsiye ediliyor.
• Hindistan-Pasifik Bölgesi’nde ortaklıklar kurmasının önemine vurgu yapılıyor. Hindistan’ın NATO ortaklığı konusunun NATO içinde tartışılması gerektiği belirtiliyor.
• Orta Asya ülkeleri ile münasebetlerine yönelik NATO içi görüşmeleri de başlatması gerektiğinin altı çiziliyor.
• Ukrayna ve Gürcistan ile sürdürdüğü ortaklıkları genişletmesi ve güçlendirmesi ihtiyacına vurgu yapılıyor.
• Bosna-Hersek ile mevcut ilişkinin seviyesinin yükseltilmesi gerektiği ifade ediliyor.
• Akdeniz Diyaloğu ve İstanbul İşbirliği İnisiyatifini canlandırması isteniyor.

Politik karar alma süreci
Bu başlık altında son dönemde bir tek İttifak üyesi tarafından karar alınmasının veya alınan kararların uygulanmasının engellendiğine dair uygulamaların görüldüğü belirtiliyor.
Bu bağlamda konsensüs ile alınan kararların uygulanması konusundaki tedbirlerin güçlendirilmesi, “Genel Sekreter”in rutin konulardaki yetkilerinin artırılması tavsiyelerinde bulunuluyor.
Bu noktada dikkati çeken bir başka öneri ise mevcut NATO yapısı içinde koalisyonların tesis edilmesine imkân sağlayacak bir mekanizmanın geliştirilmesine yönelik. Bu suretle İttifak üyeleri içindeki alt grupların, NATO askeri yapısı ve karar verme süreçlerinden istifade ederek NATO şapkası altında, faaliyet (pursue specific objectives) göstermelerine imkân sağlanabileceği söyleniyor.

Yeni ve çığır açan teknolojiler ve terörizm
Rapor büyük veri, yapay zekâ, biyo-teknoloji, teknolojinin insan vücuduna entegre edilmesi gibi alanların geleceğin güvenlik ortamı için temel alanlar olacağını ve NATO üyelerinin bu teknolojileri geliştirmesini, yeni ve çığır açan teknolojilere ilişkin bir uygulama stratejisi oluşturmasını istiyor.
Terörizmle mücadele konusunun ise NATO’nun kolektif savunma, kriz yönetimi ve güvenlik işbirliği görevlerine açık şekilde entegre edilmesini tavsiye ediyor.

Sonuç
Rapor, İttifak’ın siyasi boyutunun güçlendirilmesi maksadıyla Genel Sekreter tarafından 2021 Liderler Zirvesi’nde sunulacak tavsiyelerin oluşturulması için kullanılacak bir doküman olması nedeniyle oldukça önemli bir belge niteliğinde.
Raporda tehdit değerlendirmesinden neredeyse bağımsız olarak İttifakın dayanışma, bağlılık ve istişare süreçleri ile karar alma mekanizmalarına sıklıkla atıfta bulunulması ve İttifak üyelerinin kendi geleceklerinin özgürce şekillendirilmesi kapsamında Kuzey Atlantik Anlaşması’nda belirtilen “demokratik ilkeler” ile sınırlandırılması dikkat çekiyor.
Raporda yer alan tavsiyeler,
• Önümüzdeki dönemde İttifak üyelerinden Rusya ve Çin ile ilişkilerini İttifak tarafından belirlenecek politikalar çerçevesinde yürütmelerinin istenebileceğini,
• NATO’nun, İttifak üyeleri ile doğrudan ve “Ortaklık” mekanizmaları ile geleneksel sorumluluk sahası dışını da kapsayacak şekilde dolaylı olarak, Rusya ve Çin’in çevrelenmesine katkı sağlamak üzere konumlanabileceğini,
• NATO’nun Rusya ve Çin’in hayati olarak değerlendirdiği bölgelerdeki faaliyetlerini artırabileceğini,
• AB ile daha kapsamlı bir ortaklığın öne çıkarılabileceğini,
• İttifak içinde alt koalisyonların teşkil edilebilmesi ve koalisyonların NATO şapkasıyla NATO yapısından istifade ile hareket edebilmesi itibarıyla, oy birliği prensibini muhafaza etmekle birlikte, karar mekanizmaları ve uygulamalar bakımından bazı İttifak üyelerinin liderliğinde, daha esnek hareket eden bir NATO yapısının arzulandığını
gösteriyor.
Bu yönü ile tavsiyelerin NATO’nun doğrudan küresel güç mücadelesi içindeki aktörlerine daha fazla avantaj sağladığı değerlendirmesini yapmak pek yanlış görünmüyor.
Ayrıca tavsiyelerden önümüzdeki dönemde NATO’nun ortak karar ve önceliklerini ulusal/milli hususlara nazaran daha ön planda tutacağı anlaşılıyor.
Raporun içeriği, küresel güç mücadelesi kapsamında yeni “Stratejik Konsept” çalışmasının NATO’yu, üyelerine karşı daha yönlendirici tutum izleyen bir teşkilata dönüştüreceğini ortaya koyarken, NATO’nun önümüzdeki dönem gerçekleşecek “Stratejik Konsept” güncelleme çalışmalarının da zorlu bir süreç olacağının kanıtı niteliğinde.
Sonuç olarak “Rapor” NATO’daki reform çalışmalarının, temel menfaatleri bölgesel işbirliği mekanizmaları ve bölge merkezli politikalarda yatan, Karadeniz, Ege, Akdeniz, Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki menfaatleri ABD ve AB ile örtüşmeyen Türkiye için son derece dikkatle yönetilmesi gereken bir süreç ve dış siyaset bağlamında önemli bir karar noktası olacağını gösteriyor.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.