Ana sayfa Haberler Deniz Savunma Geri adım atılmaması önem arz ediyor

Geri adım atılmaması önem arz ediyor

0
Dz. Kurmay Albay (E) Serter Tuçaltan
Açık kaynaklara yansıyan haberler ve siyasetçilerin açıklamaları bakımından eylül ayı oldukça hareketli geçti.

ABD inisiyatifinde gerçekleştirilen BAE-Bahreyn-İsrail Normalleşme Anlaşması, Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nu Bölgesel bir kuruluşa dönüştüren Anlaşma’nın imzalanması, Fransa Cumhurbaşkanı’nın Türkçe olarak yayınladığı mesaj, Atina’daki Alman Büyükelçisi’nin demeci, Sarrac’ın ekim sonunda görevinden ayrılacağını duyurması, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün (Kıbrıs konusunda) Federasyonla ilgili açıklaması eylül ayının öne çıkan gelişmeleriydi.

BAE-Bahreyn-İsrail Normalleşme Anlaşması
İsrail, BAE ve Bahreyn arasında “ilişkilerin normalleştirilmesi”ne yönelik anlaşmalar 15 Eylül 2020 tarihinde ABD’de imzalandı. İmza töreninde ABD Başkanı yakında 5 veya 6 ülkenin daha İsrail ile normalleşme anlaşması imzalayabileceğini söyledi.

Bu kapsamda Mısır (1979) ve Ürdün’den (1994) sonra İsrail ile normalleşme sürecini başlatan BAE ve Bahreyn’in ardından Sudan, Umman, Kuveyt, Suudi Arabistan gibi ülkelerin de yakın zamanda sürece dâhil olabileceği yorumları yapılıyor.

ABD bu Anlaşma ile;

• Orta Doğu ve Körfez’de İran karşıtı cepheyi birleştirmeyi,

• Arap cephesini Sünni ve Şii bloklara ve İsrail dostu veya karşıtı olarak bölmeyi,

• Filistin meselesini geri plana iterek destekçi sayısını ve etkinliğini azaltmayı,

• Orta Doğu için geliştirdiği Barış Planına destek sağlamayı ve nihayetinde İsrail’in güvenliğine katkı sağlamayı hedefliyor.

ABD’nin bu anlaşmanın genişlemesinden sağlayacağı bir başka fayda ise Süveyş, Kızıldeniz ve Körfez Bölgeleri’ndeki etkinliğini ve bölgedeki deniz ulaşım hatları üzerindeki baskısını artırarak başta Çin için hayati olan Körfez hattını kontrol etmek olacak.

ABD’nin sonraki adımının ise Anlaşma’ya katılan tarafları Doğu Akdeniz Gaz Forumu ile irtibatlandırmak olacağı düşünülmeli. Anlaşma’nın Türkiye karşıtı Yunanistan-GKRY-İsrail ekseni bakımından da sonuçları olma potansiyeli oldukça yüksek.

Doğu Akdeniz Gaz Forumu (DAGF) Anlaşması
16 Ocak 2020 tarihinde Kahire’de DAGF’nin kuruluş tüzüğünü imzalayan 7 bölge ülkesinden/yönetiminden 6’sı bu kez 22 Eylül 2020 tarihinde Forum’u bölgesel bir kuruluşa dönüştüren anlaşmaya yine Kahire’de imza attılar. Filistin’in imzacılar arasında olmaması dikkat çekti.

İmza sürecinin ardından Forum Fransa’nın da katılmayı talep ettiği, ABD’nin ve AB’nin daimi gözlemci statüsünde olacağı ve AB’nin çalışmalarını 2 yıl boyunca finanse edeceği önemli destek gören uluslararası bölgesel bir örgüt haline gelmiş oldu.

Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na iki açıdan bakılması önem arz ediyor.

İlki, GKRY-Yunanistan bakış açısı. Bu bakış açısı Forum’u Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları sınırlandırması konusunda GKRY-Yunanistan tezlerini destekleyecek, Türkiye üzerinde etki yaratabilecek ve Türkiye’yi yalnızlaştıracak bir oluşum olarak görüyor.

Diğer bakış açısı ise ABD’ye yönelik. ABD enerji politikaları kapsamında Avrupa’nın kuzeyinde Ukrayna’yı devre dışı bırakan, Avrupa’nın RF’ye bağımlılığını artıracak Kuzey Akım-2 projesini engellemeye çalışıyor. Bu nedenle, Avrupa’nın güneyinde de bölgesel bir doğalgaz piyasası yaratabilecek inisiyatifleri destekliyor, Rusya’nın bölgedeki enerji kaynakları üzerindeki etkisini azaltmak üzere “DAGF”yi stratejik bir fırsat olarak görüyor.

Her iki bakış açısı da Türkiye ve KKTC aleyhine gelişiyor. Türkiye ve KKTC için kendilerini dışlayan DAGF veya Yunanistan-GKRY-Mısır-İsrail-ABD-Fransa bloğu gibi oluşumları dengeleyebilecek uluslararası işbirliği fırsatlarını yaratmak mecburiyetini doğuruyor.

Fransa Cumhurbaşkanı’nın mesajı
Macron, 19 Eylül tarihinde yayınladığı mesajda Korsika’da yapılan Med7 toplantısına atıfta bulunarak, “Ajaccio’da, Türkiye’ye net bir mesaj gönderdik: İyi niyetli, naiflik olmaksızın sorumlu bir diyaloğu yeniden açalım. Bu çağrı bundan böyle Avrupa Parlamentosu’nun da çağrısı. Görünüşe göre de işitilmiş. İlerleyelim.” İfadelerini kullandı.

Macron’un mesajında iki konu dikkat çekiyor. İlki; mesajın içeriği. İkincisi ise; kendi dilini kullanma konusunda önemli hassasiyeti bulunan Fransa Cumhurbaşkanı’nın mesajının Fransızca’nın yanı sıra Türkçe olarak da yayımlanması.

Mesajın içeriğinin Korsika’daki toplantı sonrasında yayımlanan ortak bildirge ve açıklamalarla birlikte yorumlanması gerekiyor. Hatırlanacağı üzere Korsika’da açıklanan ortak bildirgede;

• 7 AB ülkesinin egemenlik hakları ihlâl edilen ve Türkiye’nin agresif eylemleriyle karşılaşan “GKRY” ve Yunanistan’a destek ve dayanışmalarını yineledikleri,

• Türkiye ile diyaloga geçilmesinde ilerleme sağlanamaması ve Türkiye’nin tek taraflı faaliyetlerini sonlandırmaması halinde, AB’nin 01-02 Ekim’deki AB Liderler Zirvesi’nde ilave kısıtlayıcı tedbirler geliştirmeye hazır olduğu ifadeleri yer almış,

• Yunanistan Başbakanı da, Türkiye’nin tartışmalı alanlarda doğalgaz arama faaliyetlerini sonlandırmak için ay sonuna kadar vakti olduğunu söylemişti.
Bununla birlikte Korsika Toplantısı sonucunda İspanya ve İtalya’nın Fransa’ya nazaran Türkiye ile diyaloğu önceleyen Almanya’ya daha yakın bir tutum izledikleri, Malta ve Portekiz’in de bu tutumu desteklediği, dolayısıyla Fransa’nın arzu ettiği sert mesajları sonuç bildirgesine yansıtamadığı yorumları yapılmıştı.

Bu yorumlara rağmen Macron’un açıklamasında kullandığı üslup ile daha önceki demeçleri ve attığı adımlar ile sonuç aldığını ifade etme çabasında bir tarz sergilediğini söylemek gerekiyor.

Mesajın Türkçe olarak yayımlanmasının gerekçesi de bu düşüncenin Türk kamuoyuna doğrudan iletilmesi maksadına yönelik.

Sonuç olarak Macron’un mesajı nezaketten uzak ve maksatlı.

Öte yandan Macron, MED7 sonrasında oluşturduğu ortam ile AB liderliği konusunda Almanya’ya da bir mesaj iletiyor. Mesajının “Avrupa Parlamentosunun da çağrısı” olduğunun belirtilmesi bunu işaret ediyor.

Almanya’nın Atina Büyükelçisi’nin demeci
Macron’un sosyal medya mesajı ile aynı gün açık kaynaklara yansıyan bir başka açıklama ise Almanya’nın Atina Büyükelçisi tarafından yapıldı.

Yunanistan Parlamentosu’nda konuşan Alman Büyükelçi konuşmasında, “Karşımızda zor bir komşu var. Bu bir sorun. Çünkü sadece Türkiye değil başka bir zorlu komşu olan Rusya da var. Türkiye’yi ikna etmek zorundayız. Mesele nasıl ikna edeceğimiz. Bence doğru cevap havuç ve sopa yaklaşımı. AB Konseyi çok yakında Türkiye’ye sopasını gösterecek” ifadelerini kullandı.

Bu açıklama da nezaket ve diplomatik teamüllerden uzak. Benzer bir açıklamanın daha önce AB Konsey Başkanı tarafından da yapıldığı, AP’nin 17 Eylül tarihinde Türkiye’nin bölgedeki faaliyetlerini kınayarak “GKRY” ve Yunanistan’la dayanışma içinde olduğunu açıkladığı dikkate alındığında, AB’nin 1-2 Ekim tarihlerinde yapılacak AB Liderler Zirvesi’nde Türkiye’ye karşı bazı adımlar atılması yönünde kararlar alması sürpriz olmayacak.

Fransa’nın başını çektiği grubun etkili tedbirlerin alınmasını savunduğu, Almanya’nın ise daha düşük seviyeli bir süreç için çalıştığı biliniyor. Bu anlamda kararların içeriği AB cephesinde Almanya ve Fransa’dan hangisinin daha etkin olduğunu da gösterecek.

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Serrac’ın görevinden ayrılacağına yönelik açıklaması
Libya’da, ülkenin doğusunda ve batısındaki yönetim birimlerini birleştirmek ve seçim sürecini oluşturmak için yeni bir yapı üzerindeki çalışmaların yürütüldüğü süreçte 16 Eylül tarihinde Serrac, ekim ayının sonuna kadar görevi bırakmak istediğini açıkladı.

Serrac’ın açıklaması 6-10 Eylül tarihleri arasında ülkenin doğu ve batısındaki siyasi tarafların Fas’ta yaptıkları ve ülkedeki üst düzey kurumlara getirilecek isimlerin atama kriterleri hakkında uzlaşıya vardıkları “Libya Diyaloğu” görüşmelerinden sonra, bu görüşmelerde belirlenen hususların uygulama usullerinin tespit edileceği eylül ayı sonundaki toplantının öncesinde yapıldı.

Tobruk’taki Hafter yanlısı geçici hükümetin de istifa dilekçesini Tobruk Temsilciler Meclisi’ne sunduğu mevcut durumda açık kaynaklarda Serrac’ın görevden ayrılma kararının yeni süreçte rol almak maksadına yönelik olduğu yorumlarının yanı sıra istifanın UMH içindeki anlaşmazlıkların bir sonucu olduğu değerlendirmelerine de yer verildi.

Libya’da ekim başında BM ve Almanya tarafından yeni bir Libya Zirvesi yapılmasının planlandığı, Fransa’nın ise Hafter ve Serrac’ı aynı masada buluşturmak için girişimlerde bulunduğu biliniyor.

Serrac’ın istifa sürecinin UMH’yi zayıflatabileceği görüşlerinin de dillendirildiği mevcut durumda Türk Dışişleri Bakanı Serrac’a atfen, “Libya’da her iki tarafın mutabakatı ile seçime gidildiği takdirde, fedakârlık yaparak istifa edebileceğini ifade etti. Yoksa bugünden bir istifa söz konusu değil.” Açıklamasını yaptı.

Gerek Fransa’nın UMH’ye yönelik girişimleri, gerek ekim başındaki yeni Libya Zirvesi ve gerekse Libya’daki seçim sürecinin Türkiye açısından çok doğru şekilde yönetilmesine ihtiyaç var. Bu maksatla yetkililerin Libya’da Rusya ile Astana benzeri bir sürecin yürütülmesi ve Mısır’ın da bu sürece dâhil edilmesini dikkate alması gerekiyor.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün Kıbrıs’ta federasyon açıklaması
BM Genel Sekreteri 16 Eylül tarihinde KKTC’deki seçimlerin tamamlanmasının ardından garantörler ve tarafların katılımıyla siyasi süreci yeniden başlatmayı planladığını açıkladı.

Akabinde Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Türk tarafının federasyonla ilgili konuşacak bir şeyi olmadığını, artık Ada’daki gerçekler ve egemen eşitlik temelinde bir çözümün konuşulmasının zamanının geldiğini söyledi.

Açıklamasında 2017’deki Crans Montana sürecine atıfta bulunan Sözcü, 2017 sürecinin başarısızlık nedeninin Rum tarafı olduğunu vurguladı.

Gelişmelerin yakın gelecekte yeni bir müzakere süreci için hazırlık yapıldığına işaret ettiği mevcut durumda Sözcü’nün açıklamaları Türkiye’nin başlangıç pozisyonunu gösteriyor.

Rum tarafı ise bilinen tutumunu sürdürüyor. “Tehdit altında müzakere yapamayız.” tezini gündeme taşırken daha masaya oturmadan güvenlik ve garantiler konusunu tartışmaya açmaya çalışıyor.

Muhtemel bir müzakere sürecinde Türk yetkililerin;
• Kıbrıs’ta en iyi ve akılcı çözümün mevcut durumun idamesi olduğu gerçeğinden hareketle KKTC’nin tanınmasını sağlayacak, bu durumu idame edecek bir strateji çerçevesinde hareket etmesi,

• Daha önce Annan Planı gibi son derece aleyhimize hususları içeren bir çözüm önerisinin dahi GKRY tarafından kabûl edilmediğini unutmaması,

• GKRY ve Yunanistan tarafının AB ile birlikte Crans-Montana sürecinde izledikleri aşındırıcı tutumu hatırda tutması,

• Sorunların ayrıştırılmasına müsaade etmemesi,

• Masada AB gibi üçüncü tarafların yer bulmasına izin vermemesi gerekiyor.

Ada’da iki eşit ve egemen devlet, Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü, Ada’daki Türk askeri varlığının sürdürülmesi, Kıbrıs Türk Halkı’nın Ada çevresindeki ekonomik haklarının teslim edilmesi parametrelerinin Türk tarafının olmaz ise olmaz koşulları olduğunun açıkça ifade edilmesi ve buradan geri adım atılmaması önem arz ediyor.

Sonuç
Gelişmeler ekim ayında başta Doğu Akdeniz, Ege ve Libya eksenli faaliyetlerde, bu ay gündemimize almadığımız Suriye’nin kuzeyindeki Kürt gruplar arasındaki anlaşma sürecinde ve bu sürece PYD/PKK/SDG/YPG’nin dâhil edilmesi çalışmalarında önemli ilerlemeler yaşanacağını, Karadeniz’deki ABD-Rusya gerginliğinin artarak devam edeceğini, Kıbrıs görüşmeleri kapsamında KKTC’deki seçim süreci sonrasında hareketlenme olacağını gösteriyor.

Mevcut durum Türkiye’nin yoğunlukla askeri güç ile idame ettiği dış siyasetinde diplomasi kartını da hassasiyet ve etkinlikle kullanmasını dikte ediyor.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.