Ana sayfa Araştırma Balkanlarda jeopolitik rekabet

Balkanlarda jeopolitik rekabet

0
Kadim coğrafyası ile Balkanlar, tarihin her döneminde hegemonya mücadelesine sahne olmuştur. Avrupa’nın Avrasya’ya ve Asya’ya açılan bu kapısının kilidini elinde tutan her aktör şüphesiz küresel bir güce evrilmiştirTarihte imparatorluklara ev sahipliği yapan Balkanlar, etnik ve dini bakımlardan tam bir mozaiği andırmaktadır. Bölgede istikrarın sağlanması ve iyi komşuluk ilişkilerinin tesisi o denli zordur ki, paydaşların aralarındaki anlaşmazlıkların çözümü tarih boyunca hep sorunlu ve kanlı olmuştur. Bu nedenle bölgede yaşanan gelişmeler dünya literatürüne “Balkanlaştırma” tabirini hediye etmiştir.
Çok gerilere gitmeyelim. Bölgeye sadece son iki yüzyılda hükmeden ve rekabet eden güçlere baktığımızda aynı aktörlerle karşılaşırız. Osmanlı egemenliğinde süren yaklaşık beş asır ve onu takip eden Avrupa ve Rusya mücadelesidir Balkanların özeti. Balkanlar günümüzde de bölgesel ve küresel güçlerin rekabet sahası olmaya devam etmektedir. Rusya’nın bölgeye bilinen ilgisi tarihî, etnik ve dinîdir. Avrupa Birliği (AB)’nin son zamanlarda Balkanlara yönelik izlediği ‘Genişleme Politikası’, ABD’nin bölgeye yönelik hamleleri ve Çin’in faaliyetleri dikkat çekicidir.

Fransa’ya göre jeopolitik
riskin tanımı

Bu noktada Fransa’nın pozisyonu dikkat çekicidir. Macron’un Cumhurbaşkanı olmasıyla devlet kapasitesinin sınırlarını zorlayan Fransa, Almanya’nın desteği ile Avrupa’nın liderliğine oynamaktadır. Elbette İngiltere’nin AB’den ayrılacak olması Fransa’yı, doğacak güç boşluğunu doldurmaya teşvik etmektedir. Genlerinde emperyal kodları her zaman barındıran Fransa, bu role hazır görünmektedir. Almanya’nın devasa ekonomik gücü ile destekli Fransa’nın askeri kapasitesi, AB’yi ayakta tutmaya çalışmaktadır.
Öte yandan Fransa, AB’nin Balkanlar politikasında da belirleyici güç olmak istemektedir. Macron’un geçen sene Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada kullandığı “Karşı karşıya olduğumuz jeopolitik risk, Batı Balkan ülkelerinin Rusya veya Türkiye’ye kaymasıdır. Balkan ülkelerinin yönlerini Türkiye veya Rusya’ya doğru dönmelerini istemiyorum” çıkışı hafızalardaki yerini korumaktadır. Balkanlar özelinde Türkiye ve Rusya’ya aynı optikten bakmaya başlayan ve son dönemde Suriye, Doğu Akdeniz ve hatta Libya meseleleri dahil her kulvarda Türkiye karşıtı eylem ve söylemlerini ivmelendiren Fransa, Türkiye’yi tıpkı Doğu Akdeniz’de yapmaya çalıştığı gibi Balkanlar’da da istikrarsızlaştırıcı bir aktör olarak göstermek istemektedir. Fransa’nın Türkiye karşıtı hamle ve stratejileri başlı başına başka bir yazı konusudur.

Almanya: Karşılıklı
stratejik çıkar ve stratejik
sorumluluk

Prensip olarak AB, Almanya’nın belirlediği perspektif ile Batı Balkanlar’ın AB’ye entegrasyonunun tamamlanmasını öncelemekte ve bu yaklaşımı karşılıklı stratejik bir çıkar olarak nitelendirmektedir. AB, Balkanlar’a yönelik evrilen stratejisi ile devletlerin; sınırsal, ekonomik, toplumsal ve tarihi problemlerini hızlı bir şekilde çözmeyi, tüm Balkanlar’ı içine almayı hedeflemektedir. Bu bağlamda, Arnavutluk-Yunanistan, Makedonya-Yunanistan, Kosova-Karadağ, Kosova-Sırbistan, Hırvatistan-Slovenya arasındaki sorunların çözülmesi öngörülmektedir. Bu sorunların bazılarının son bir yılda çözümlenmesi bu nedenle şaşırtıcı görülmemelidir.
Sıraladığımız olgulara karşın AB batı Balkanlar konusunda görüş ayrılığı yaşamaktadır. Almanya ve Polonya, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerin isteksizliğine karşın Kuzey Makedonya ve Arnavutluk’a AB üyeliği şansı verilmesini ısrarla savunmaktadır. Almanya Başbakanı Merkel’in 4-5 Temmuz’da yapılan Batı Balkanlar Zirvesi’nde, “Bu ülkelerin zaten AB üyesi ülkelerle çevrili olduğunu ve bu ülkeleri kabul etmelerinin stratejik bir sorumluluk olduğunu” belirtmesi önemlidir.
Almanya’nın başını çektiği üyelik müzakerelerinin başlatılmasını isteyenler, ertelemenin AB’nin kredibilitesini düşüreceğini, AB yanlısı hükümetlerin elini zayıflatacağını, Rusya, Çin ve Türkiye’nin bölgedeki etkinliğini artıracağını savunmaktadır. Buna karşın AB, son kertede Kuzey Makedonya ve Arnavutluk için katılım müzakerelerine şimdilik ret kararı vermiştir. Jeopolitik açmaz olarak nitelendirilebilecek bu durum AB marjında Almanya ile Fransa arasında derin bir çatlağa neden olmuştur.

Batı Balkanlar’da ‘Küçük
Schengen’

Batı Balkan ülkelerinin AB’nin ret tutumuna tepkileri ise beklenenden çabuk gelişmiştir. Kuzey Makedonya, Arnavutluk ve Sırbistan liderleri “Küçük Schengen” olarak nitelendirdikleri sistemin ilk adımı için Kasım ayının ortasında Ohri’de bir araya gelmiştir. Batı Balkanlar’da “insan, mal, hizmet ve sermayenin” serbest dolaşımını oluşturmayı hedefleyen bu inisiyatife diğer Batı Balkan ülkelerinin katılmaları olası görülmektedir. Nitekim, Bosna Hersek Bakanlar Konseyi Başkanı Zvizdic ülkesinin bu girişimin hazırlık ve tanıtım noktasında katılım sağlamadığını ancak konuyu değerlendirdiklerini belirtmiş, Karadağ Ekonomi Bakanı Sekulic anlaşmanın ekonomik faydalarının ne olduğunu görmek istediklerini açıklamıştır. Meseleye en olumsuz yaklaşımı sergileyen Kosova Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi ise Avrupa-Atlantik perspektifini herhangi bir bölgesel girişimle değiştirmek istemediklerinden dolayı bu inisiyatife katılmayı reddettiklerini vurgulamıştır.

Türkiye Balkanlar’da
oyunu kurabilir mi?

Şimdi konuya Türkiye bakımından yaklaşalım ve olguları sıralayalım. Öncelikle Türkiye’nin, Balkanlar’daki olumsuz imajı bilinen Rusya ile yan yana getirilmesi tesadüfi görülmemelidir. Reel bakış açısı ile Slav-Ortodoks halkların dışında Rusya, Balkanlar’da “istikrarsızlaştırıcı ve her olumsuzluğun kaynağı” olarak nitelendirilmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin, Rusya ile aynı kategoride zikredilmesi ile Balkan halkları nezdinde imajının yıpratılması hedeflenmektedir. AB, son dönemde bu stratejik iletişim kozunu sıklıkla kullanmaktadır.
Türkiye’nin soğuk savaş ve sonrası dönemde izlediği Balkan politikaları Avrupa devletlerinde her zaman rahatsızlık yaratmıştır. Ancak gerek ABD’nin Türkiye ile olan ilişkilerinden kaynaklı olumlu hava, gerekse Rusya’nın bölgedeki etkinliğinin Türkiye ile dengelenmeye çalışılması, AB’yi Türkiye ile karşılıklı fayda, çıkar ve saygı temelinde bir ilişki tesis etmeye yöneltmiştir. Bu dönemde ABD; Balkanlar’dan Rusya’yı uzaklaştırmak, Almanya ve Fransa ise Balkanlar’da Rusya’yı dengelemek üzere Türkiye ile yakın işbirliği tesis etmiştir.
Mevcut konjonktürde ise ABD ve AB’nin Balkanlar’a yönelik vizyon farklılıklarına karşın, son dönemde Türkiye-ABD ilişkilerinde yaşanan sorunlar nedeniyle ABD’nin Balkanlar’da giderek AB politikalarına yakınlaşmaya başladığı görülmektedir. ABD için Balkanlar daha ziyade Rusya ve Çin ile dengenin kurulacağı “kilit coğrafya” olarak görülmekte, AB ise “coğrafi bütünlük” çerçevesinde geliştirdiği yeni vizyonu ile Balkanlar’ı hegemonyasına entegre etmeyi öncelemektedir.
Günümüzde Türkiye’nin izlediği bölge merkezli ve kısmen bağımsız dış politikaya koşut olarak, ABD’nin Balkanlar’da eskisi gibi Türkiye’yi desteklemeyeceği, ikili ilişkilerde yaşanan gerilimler ve gel-gitler nedeniyle Balkanlar’da sürdürülen işbirliğini terk edebileceği ihtimal dâhilindedir. AB ise Türkiye ile ABD arasındaki anlaşmazlıkları fırsat bilerek Türkiye’nin Balkanlar’daki etkinliğini yıpratmaya yönelik stratejiler tatbik etmektedir.
Öte yandan ABD’nin bölgeye yönelik hamleleri de takip edilmelidir. Son olarak Kasım ayı başında ABD Dışişleri Bakanlığı Özel Temsilcisi Thomas Zarzecki’nin Sırbistan Dışişleri Bakanı Ivica Dacic’e, “Rus savunma sanayisiyle işbirliği yapan üçüncü ülkelere yaptırım uyguladıklarını hatırlatarak açıkça tehdit etmesi” dikkat çekmiştir. Sırbistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Zarzecki’nin ziyaretinin amacının, Sırbistan’ın ilgili kurumlarına ABD’nin Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası’nın (CAATSA) önemli unsurlarıyla, özellikle de Rusya’nın istihbarat ve güvenlik sektörleriyle işbirliği yapan vatandaş ve şirketlere yönelik yaptırım öngören 231’inci maddesi ile ilgili bilgi vermek olduğu belirtilmiş, Zarzecki’nin, Sırbistan’dan önce aynı konuyla ilgili 60 ülkeyi daha ziyaret ettiği açıklanmıştır. Bu gelişmenin hemen ardından Sırbistan, Rus yapımı S-400 füze savunma sistemini “mali kaynak eksikliğinden dolayı” satın almayacağını açıklamıştır. Nitekim Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç, Sırp devlet televizyonuna verdiği demeçte, “Gördüğüm kadarıyla etkileyici bir sistem. Ama bunu satın alma gibi bir planımız yok. Çünkü otoyol inşaatları ve diğer birçok dev projeye yaptığımız yatırımlardan dolayı bunu ödeyecek paramız yok,” açıklamasında bulunmuştur. İşin ilginç tarafı yaşanan bu dinamik gelişmeler Sırbistan’ın Ekim ayı sonunda Rusya ile ortaklaşa düzenlediği Slav Kalkanı 2019 tatbikatının hemen sonrasında meydana gelmiştir. Bilindiği üzere S-400’ler ve Pantsir füze bataryaları Rusya dışında ilk defa Sırbistan’da düzenlenen Slav Kalkanı 2019 Tatbikatı’nda kullanılmıştır.

Çin her yerde
Gelelim Çin’e… Çin’in Balkanlar’daki son dönem faaliyetleri de öne çıkmaktadır. Balkanlar’da sürekli yatırım yapan, bölge ülkelerine düşük faizli, yüksek ölçekli kredi veren, geleneksel olarak ülkelerin iç siyasetlerine müdahil olmamaya özen gösteren Çin, bölgede nüfuzunu günden güne artırmaktadır. Çin; bölgede AB ve ABD’ye karşı siyasi nüfuzunu, ekonomik hamleleri ile desteklemekte, Doğu ve Güneydoğu Avrupa’yı “Tek Kuşak Tek Yol” projesi bağlamında aktarma noktaları olarak görmektedir.

Stratejik Kırılma:
Karadağ’ın NATO’ya
kabulü

Mayıs 2017’de Karadağ’ın NATO’ya kabulü Balkanlar’da oynanan stratejik satrançta önemli bir kırılmaya neden olmuştur. Rusya’nın Adriyatik ile bağını koparan bu hadise Batı tarafından Balkanlar’da izlenen sistematik stratejinin pivot noktasını oluşturmuş ve Balkanlar’da denklemi değiştirmiştir. Balkanlar’da aktörlerin pozisyonlarına baktığımızda durum şu şekilde özetlenebilir. AB, Batı Balkanlar’ı jeopolitik öncelik olarak görmeye devam edecek, Almanya ve Fransa arasındaki görüş ayrılıklarına karşın Batı Balkan ülkelerini içine alma hedefini sürdürecek, toplumsal olarak AB yanlısı ve genel olarak Batı yanlısı Kosova, Arnavutluk ve Bosna Hersek gibi ülkelerin entegrasyonuna öncelik verecek, bölgenin başat aktörü Sırbistan, bilâhare Makedonya’yı etki altında tutma stratejisini sürdürecektir.
Sırbistan’ı AB yörüngesinde tutma gayretlerinin salt Balkanlar-AB ilişki sistematiği çerçevesinde değerlendirilmesi hatalı olacaktır. Zira bu adım Katolik-Ortodoks dünyasındaki etkileşim nedeniyle Rusya’nın Balkanlar üzerindeki etkisinin ve etkinliğinin azaltılmasıyla da doğrudan ilgilidir. Karadağ’ın NATO’ya üyeliği sonrası Adriyatik’e çıkışını kaybeden, Balkanlar’dan tecrit edilme riskiyle karşı karşıya kalan Rusya’nın, “Slav ve Ortodoks” temelli stratejilerini idame etmesi, bölgedeki kadim ortağı Sırbistan’ı kendine yakın tutmaya çalışması, Balkanlar’da kendine müzahir yapıları destekleyerek, bölgeyi istikrarsızlaştırma gayretlerini sürdürmesi olası görülmektedir.

Gelelim Türkiye’ye…
AB artık yüksek sesle Türkiye’yi “aday ülke” olarak değil, “komşu ülke” olarak nitelendirmektedir. AB sürdürdüğü stratejisi ile genişlemesini Batı Balkan ülkeleri ile sınırlandırıp, Türkiye’yi dışarıda tutmak istemektedir. Bu yaklaşım esasen Almanya’nın vizyonudur. Bugünkü koşullarda Türkiye’nin tam üyelik perspektifini gerçekçi görmediğini artık açıkça itiraf eden AB’nin, BREXIT sonrası İngiltere örneğinde görüleceği üzere, Türkiye’ye de “imtiyazlı ortaklık” teklif etmesi şaşırtıcı olmayacaktır. AB bakımından Türkiye her geçen gün jeopolitik hasım haline gelmektedir. Doğu Akdeniz ve Balkanlar’da bu durum açıkça görülmektedir. Nitekim son dönemde Yunanistan özelinde Dedeağaç’a yönelik artan AB ve ABD ilgisi Türkiye’ye mesaj niteliğindedir. Bu strateji aynı zamanda Türkiye’nin Balkanlar’daki etkinliğini sınırlandırmayı da hedeflemektedir.
Bölgede dinamik olarak meydana gelen gelişmeler şaşırtıcı birliktelikleri de beraberinde getirmektedir. AB’nin Balkanlar’a yönelik vizyonunu Fransa’nın domine etmesi durumunda Arnavutluk ve Kuzey Makedonya kaçınılmaz olarak AB’den uzaklaşıp farklı arayışlara yelken açacaklardır. Nitekim son dönemde dillendirilen Batı Balkanlar’da Küçük Schengen meselesinin çıkış noktası budur. Almanya’nın Fransa engelini aşması durumunda Batı Balkanlar’ın AB’ye hızlı kabulü şaşırtıcı olmayacaktır. Türkiye’nin son dönemde Rusya ile sergilediği işbirliği ve eşgüdüm Balkanlar’da Sırbistan ile yakınlaşmasına neden olmaktadır. Gelinen aşamada Türkiye, Rusya ve Sırbistan Balkanlar’da birlikte hareket eden bir görüntü vermektedir. Neticede bölgesel ve küresel güçlerin Balkanlar’da atacakları adımlar ve kendilerine müzahir küçük Balkan devletleri üzerinden yapacakları hamleler şüphesiz bölgede yeni kırılmaları tetikleyecek ve istikrarsızlığa neden olacaktır.