Ana sayfa Haberler Deniz Savunma ‘Anadolu ile tecrübe kazanmamız gerekiyor’

‘Anadolu ile tecrübe kazanmamız gerekiyor’

0
ülke- Ege Denizi Alaettin Sevim Denizcilik
Tuğamiral (E) Alaettin Sevim
Kasım 2020 sayımızda yer alan Deniz gücümüzün yeni kızı ‘uçak gemisi’ mi olacak? isimli dosya konumuz için  değerlendirmelerde bulunan Tuğamiral (E) Alaettin Sevim, uçak gemisi görev grubunun içerisinde bulunması gereken denizaltılara dikkat çektiği röportajımızda, özellikle üzerinde bulundurulacak İHA’larla birlikte TCG Anadolu’nun da caydırıcı bir unsur olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmişti.

Sizce Türkiye’nin bir uçak gemisine ihtiyacı var mı? Bu konudaki stratejik hedefler nelerdir?

Türkiye’nin öncelikli olarak başka ihtiyaçları var. Uçak gemisi kendi ana karanızdan çok uzaklarda hedefleriniz varsa oraya güç aktarımında ve orada saha üstünlüğü elde etmek için kullanacağınız bir unsurdur.

Uçak gemisi gövde gösterisi yapacak, bizim de uçak gemimiz var denecek bir şey değil. Uçak gemileri çok kapsamlı platformlardır. Yani konu sadece bir tek gemi yapmak değildir. Uçaklar, onların bakım imkânları, uçak savarlar, sensörler bunların da geliştirilmesi gerekmektedir. Bir uçak gemisi yapmak istediğinizde bu aynı zamanda bir görev grubu yapmanız anlamına da gelir. Gemiyi yaptığınız zaman yanına onu destekleyecek unsurları da yapmanız gerekmektedir. Uçak gemisi limanda tutup, arada 10-15 gün seyir yapsın diye kullanacağınız bir şey değil. Devamlı denizde olması gereken bir yapı.

Peki, hedeflerde stratejik bir değişiklik varsa?

Bu da tek bir gemiyle yapılmaz. Bunu destekleyecek, değişim olanağı sağlayacak 2-3 gemi olması gerekiyor. Bunların etrafındaki filoları da düşünürseniz, çok büyük maliyet ve çok büyük bir kaynak sarfına neden olacaktır. Sadece para da değil, insan gücümüz dağılacak, üretimlerimizden önemli bir kısmı buraya ayıracağız. Tüm bunlar çok büyük hedefler demektir, ki eğer böyle bir stratejik yönelimimiz bulunuyorsa ciddi bir maliyeti göze almalıyız.

Zaten okyanuslarla ayrılan bir ülke de değiliz. Çok yakınlarımızda, çok fazla tehdit var. Şu anda etrafımızda bulunan bir tehdit kuşağının içerisindeyiz. Bir uçak gemisini yapmak demek onu bir de korumak anlamına da gelmektedir. Uçak gemisi kendi kendini koruyabilen bir unsur değil.

Etrafında denizaltı koruması olmalı. Uzun menzilli füzelere karşı, denizaltılara karşı korumayı hep başka unsurların yapması gerekiyor. Bunu yaptığınız zaman etrafına hava savunma harbi gemisi yapmanız lazım, lojistik destek sağlamanız lazım, uçak yakıtlarını taşıyacak nakliye gemisi yapmanız lazım. Dünyanın uzak köşelerinde bunların lojistik desteklerinin yapılabileceği anlaşmaların olması gerekiyor. Gemiyi yapıp da Malta’ya kadar olan bir bölgede mi kullanacaksınız? Özellikle bu kadar yakın problemlerimiz varken böyle bir kaynak sarfiyatına girmememiz gerekiyor. Öncelikle TCG Anadolu ile tecrübe kazanmamız gerekiyor. Bahçe çitimizdeki problemleri onarmamız gerekiyor. Denizaltı teknolojimiz biraz geri kaldı. Havadan Bağımsız Tahrik Sistemi (AIP)’ne sahip denizaltıları üretiyoruz, 2023’te başlayacak ama bu konuda bir gecikmeyi göze alamayız. Biz uçak gemisini Ege’de ve Karadeniz’de kullanamayız. Çok dar denizler. İhtiyaç da yok. Denizaltı ihtiyacımız var. Çevre ülkeler AIP denizaltılarını hizmete sokuyorlar. 2023’te başlayacak olan PiriReis Denizaltı projesini mümkün olduğunca hızlandırmamız gerekiyor.

Öncelikle bahçe çitimizdeki problemleri onarmamız gerektiğini söylüyorsunuz. Peki, gelecek nesil gemiler ve denizaltılar hangi teknolojiye sahip olmalı?

Eğer ki bir uçak gemisi yapılacaksa, görev grubunun içerisinde denizaltı da bulunması lâzım. Bizim şu anki envanterimizdeki denizaltılar böyle bir uçak gemisine destek sağlayabilecek imkâna sahip değiller. Sürat olarak ve kapasite olarak bir uçak gemisi görev grubu ile çok uzak mesafelerde görev yapmaları oldukça zor. Dolayısıyla, nükleer bir denizaltı olması gerekiyor. Aslında nükleer denizaltı sadece uçak gemisini desteklemek için gerekli değil. Günümüzde denizaltılar için tehdit unsurları o kadar çok arttı ki nükleer denizaltı bana kalırsa tek çare olarak gözüküyor. İHA’lar yakın zaman içerisinde bence, denizaltılara karşı da kullanılacak. Denizaltılarımız şnorkel yapmak zorundalar. Bu ciddi bir ısı kaynağı oluşturuyor ve denizaltıların İHA’lar tarafından çok kolay bir biçimde tespit edilmesine neden oluyor. Bizim denizaltılarımız çok yavaş oldukları için tespit edilmeleri, işlevlerini kaybetmelerine neden oluyor. Denizaltının en önemli özelliği olan ‘sürpriz’ faktörü ortadan kalkıyor. Şnorkel kullanan denizaltıları değiştirmemiz gerekiyor. AIP’lerin havadan bağımsızlığa bir geçiş olduğunu düşünüyorum.

Yeni nesil denizaltılarda, özellikle MİLDEN projesinde nükleerin bu anlamda düşünülmesini tavsiye eder misiniz?

MİLDEN konusunda nükleer konusunun düşünülmesi gerektiğini ancak mevcut üretimleri de geciktirmemesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü ilk defa kendi denizaltımızı üretiyoruz. Dünyada başka örnekler de bulunuyor. Brezilya ve Rusya ile ortak çalışmalar düşünülebilir. Öncelikle MİLDEN bitmeli, daha sonra nükleer entegrasyon düşünülebilir. Ancak hemen olmasa bile nükleer sistem kesinlikle gerekli.

Uçak gemisi, Türkiye’nin hedefleri ve milli kaynakları ile doğru orantılı bir biçimde gelişmeli.

TF-2000, 2020 senesinde başlatılabildi. Aynı gecikme MİLDEN’in başına gelebilir mi?

Bunların hepsi bütçeyle, ekonomik durumumuzla bağlantılı. Bu durum ABD’de bile yaşanıyor. Ancak MİLDEN’i geciktirmemek gerektiğini düşünüyorum. Nükleer olmasa bile AIP sayesinde havadan bağımsızlık sağlanacaktır. Yine de geç de olsa nükleere geçişin sağlanması da gerekiyor.

TCG Anadolu bir caydırıcı unsur olarak düşünülebilir. Ancak, şu anda gemiye koyacak bir uçağımız yok. Bu durum nasıl çözüme kavuşturulabilir?

İHA’lar ara geçiş olarak düşünülüyor. Milli uçak projeleri var. Bu bir şekilde çözülür. Bize bu uçakların bir şekilde sağlanması gerekiyor. Harbe hazır bir pilot 7-8 senede yetişiyor.

Uçak gemilerinde ne kadar personel bulunmalı? Nasıl bir eğitimden geçirilmeliler? Nasıl bir vardiya sistemi uygulanmalı?

Uçak gemisi ömrü boyunca bakımlar hariç sürekli denizlerde olmalı. ABD’de bu sistem 6 aylık vardiyalarla yürütülüyor. Bizde de benzer bir sisteme geçilmesi gerekir. Bu gemiler kıyıya yanaşırken destek olacak özellikte büyük römorkörler dahi imâl edilmeli.

Nükleer denizaltı tasarımına başlamadan önce yapılması gerekenler hakkında önerileriniz var mı?

Nükleer tasarıma başlamadan önce personel yetiştirmemiz gerekiyor. Nükleer dediğiniz zaman sadece sistemleri değil bunu koruma sistemleri de önemli. Gemi personelinde nükleer uzmanları olduğu gibi, nükleer ortamda çalışabilecek personelin de yetiştirilmesi gerekiyor. Nükleer denizaltı subayları bu ortamda çalışabilecek eğitimde olmak zorunda. Uçak gemisi ile seyir edecek olan denizaltıların gidilecek bölgelere önceden fark edilmeden gidip olası tehlikeleri tespit etmesi gerekir.

Nükleer denizaltı konusunda bir organizasyon oluşturmak oldukça önemli. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, TSK ve ilgili bakanlıkların birlikte çalışması gerekiyor.

Hatta önceden dünyadan bir nükleer denizaltı kiralayabilirsek personelimizi bu denizaltıda eğitebiliriz. Tecrübe kazanmalarını sağlayabiliriz. Nükleer fizikçi kadar olmasa da; nükleer sızıntıda neler yapılacak, ne gibi tedbirler alınacak, koruyucu elbiseler nasıl kullanılacak gibi konularda personelin eğitilmesi gerekiyor. Başlangıç için bu imkânlara sahip birileri ile çalışmak faydalı olacaktır.

MİLDEN veya uçak gemisi projelerini kim üstlenmeli? Askeri tersane mi, özel tersaneler mi yoksa ortak bir çalışma mı yapılmalı?

Bu askeri bir proje olmalı. Tasarım ve teknoloji askeri tersanelerde üretilmeli. Bazı konularda yabancılara da danışılabilir ve inşa aşamasında sivil tersanelere de kaydırılabilir. Ama işletimi tamamen Deniz Kuvvetleri’nde olmalı.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.