Ana sayfa Gündem Ağır bir sıcak dalgalanıyordu Akdeniz’de

Ağır bir sıcak dalgalanıyordu Akdeniz’de

0
Sıcak

Denizlerdeki değişim ürkütücü; kirlilik bir yandan, ısınma diğer yandan… Nazım’ın “kıyıdaki çıplak adamı” bugün başka bir vurguyla da olsa vazgeçerdi herhalde deniz olmaktan

Ekolojik dengedeki çöküşün yansımaları arasında sayabileceğimiz müsilaj Marmara Denizi’nin rengini değiştirince anladı yöneticiler, durumun vahametini. O ana kadar göz görmeyince gönül katlanır misali, göz görmeyince kaynak aktarmaya değmez tavrını takınmışlardı. Keşke öngörülmesi hiç de zor olmayan bu felaket için zamanında uyarılara kulak verip önlem alsalardı…

Ancak müsilaj Türkiye’de temasta olduğumuz denizlere bakmak için bir fırsat olabilir; belki denizlerdeki kirlilik denen meselenin daha büyük, durumun daha kötü olduğu anlaşılır, anlaşılır da harekete geçilir.

Ana akım medya genellikle popüler olanın peşinden gittiğinden, muhtemelen müsilajın peşinde kalmış, fark etmemiş, fark etse de kendisine verilmiş memleketi güllük gülistanlık gösterme vazifesiyle duyurmamış olabilir ama daha önce yayımlanan çok sayıda araştırmaya bir yenisi daha eklendi geçenlerde. Nature Sustainability adlı çevre dergisinde yayımlanan araştırmaya bakılırsa, Avrupa’da denize sürüklenen çöpün yüzde 16’sı Türkiye kaynaklı.

Araştırmada Avrupa’daki 42 nehirden okyanuslara giden çöplerin kaynağı inceleniyor. Görülenler ana hatlarıyla şöyle: Denizlerdeki kirliliğin büyük bölümü plastik atıktan oluşuyor. Avrupa’da nehirlerden sürüklenen çöple deniz kirliliğine yol açan ülkeler sıralamasında birinci Türkiye’yi sırasıyla yüzde 11,3’le İtalya, yüzde 8,4’le Britanya, yüzde 8,21’le İspanya izliyor.

Yine Cádiz Üniversitesi’nin bir araştırması okyanusları kirleten plastik atıkların yiyecek ve içecek kutuları ile tek kullanımlık poşetler olduğunu söylüyordu. Artık biliyoruz, her yıl milyonlarca plastik parça okyanuslarda yüzmeye başlıyor. Bir de makro çöpler denen bir kategori var ki şimdilik tek kullanımlık plastiklerin çokluğundan bahse imkân kalmıyor. Bunlar balıkçılıkta kullanılan malzemeler; olta, ağ ya da şamandıra gibi balıkçılık malzemeleri makro çöplerin üçte ikisini oluşturuyor.

Felaket tablosunu sergileyen diğer araştırmalara geçmeden önce hatırlatalım: Plastik atık çağımızın en büyük sorunlarından biri. Çareler geliştirilirken hızla yapılabilecek en pratik, en yararlı ve aslında en mümkün şey, tek kullanımlık plastikleri kullanmamak.

Akdeniz’e ağıt
Yakın denizlere dönelim…

Çok değil, birkaç ay önce, Dünya Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından yapılan bir araştırma, Akdeniz’e kıyısı olan ya da nehirlerle bu denizle bağlantısı bulunan ülkelerdeki atık uygulamalarının yanlışlığını gözler önüne seriyor, Akdeniz’deki plastik kirliliğine yol açtığını gösteriyordu.

Araştırma verilerine göre Akdeniz’i, tahmini olarak yılda yaklaşık 74 bin ton çöple en fazla Mısır kirletiyor. Onu yıllık yaklaşık 34 bin tonla İtalya ve 24 bin tonla Türkiye takip ediyor. Eğer bir başka kriter üzerinden bakılırsa birinci değişiyor. Nüfus yoğunluğuna göre Akdeniz’e en fazla atık atan ülke Karadağ. Karadağ’dan yılda kişi başı sekiz kilo plastik atık Akdeniz’e atılıyor.

Akdeniz’deki plastik çöplerin üçte birinin sorumlusu doğrudan bu denize kıyısı olan ülkeler, kalan miktar ise çevre ülkelerden nehirlerle denize ulaşıyor. Akdeniz’de kıyısı bulunan veya nehirler vasıtasıyla bu denizle bağlantısı olan 33 ülkeden Akdeniz’e yılda yaklaşık 230 bin ton plastik atık dökülüyor. Yani günde çöp dolu 500’den fazla kargo konteyneri Akdeniz’e boşaltılıyor gibi ve bu korkunç miktarın yüzde 94’ü plastik atık.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) da zaman zaman Akdeniz’de aşırı miktarda plastik atık bulunduğuna dikkat çekiyordu. Ve aynı ülkelerin adını kayda geçiyordu: Özellikle yaz aylarında Akdeniz’i plastik atıklarla en fazla kirleten üç ülke Mısır, İtalya ve Türkiye.

Bu noktada yine araya girip çözümlerin altını çizmek lazım: Akdeniz’i kirleten ülkelerin atık imha politikalarını acilen gözden geçirmesi ve denizi kirletenlere ağır yaptırımlar uygulanması gerekiyor.

Kimin suyu ısındı?
WWF araştırmalarının bahsi geçmiş ve Akdeniz’i mercek altına almışken son raporuna dikkat çekelim. Rapor, Akdeniz’in dünyadaki en hızlı ısınan deniz haline geldiğini, artan sıcaklıkların yoğun insan etkisine maruz kalmış deniz kaynaklarını tükenme noktasına getirdiğini vurguluyor ve Akdeniz çevresinde yaşayanların geçim kaynaklarının yok olmaya başladığını söylüyor.

İklim Değişikliğinin Akdeniz’deki Etkileri başlıklı raporun geleceğe dair yaptığı projeksiyon, bu sıcaklık artışıyla 2100’e gelindiğinde deniz seviyesinin bir metreden fazla yükseleceği ve bölge nüfusunun üçte birinin bu durumdan etkileneceği yönünde.

Raporda yazılanlara bakınca, yetkililerin gözlerini acil olarak iklim değişikliğinin Akdeniz’deki biyoçeşitlilik üzerindeki etkisine çevirmesi gerektiği konusunda kuşkusu kalmıyor insanın. Akdeniz aşırı avlanma, kirlilik, kıyılarda yapılaşma ve deniz taşımacılığı gibi faktörlerin etkisi altında ekolojik gücünü kaybediyordu zaten. Şimdi küresel ısınma sonucu giderek tropikalleşmesi başka sonuçlara da yol açıyor. Balık popülasyonları azalıyor; aslan balığı, balon balığı ve sokar gibi istilacı türler artıyor; habitat değişiyor, bazı türler yok oluyor ve onların yokluğu zincirleme birçok deniz canlısını etkiliyor, tabii bölge ekonomisini de…

Akdeniz’deki biyoçeşitlilik üzerindeki baskıyı azaltmak ve dış etkilere karşı sakınmak için geniş deniz koruma alanlarının oluşturulmasına ve mevcut alanların genişletilmesine ihtiyaç olduğu ortada.

Yıllık balık tüketiminin 400 bin tondan fazla olduğu bilinen Türkiye uluslararası düzeyde önemli bir balık ihracatçısı, hatta bu nedenle iç tüketimi karşılamak için balık ithal ediliyor. Ancak yukarıda sözü edilen denizlerdeki değişiklik bu durumu derinden etkileyebilir. Türkiye giderek ihracatçı konumunu kaybedebilir. Bunun önüne geçmek için zaman kaybetmeden denizlerdeki kirlenmenin durdurulması ve doğal stokları güçlendirmek için aşırı avlanmanın azaltılması zorunlu.

Sürekli felaket tellalı gibi sözler söylemek hoş değil ama ne yapalım, felaketin içinde yaşıyoruz işte. Kimi bilimkurgu yazarlarının söylediği gibi, gelecekten değil, bugünden söz ediyoruz aslında. Sözün özü, zaman kalmadı, suyumuz ısındı.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.