Ana sayfa Haberler Deniz Savunma NATO Stratejik Konsepti’nde öne çıkan başlıklar

NATO Stratejik Konsepti’nde öne çıkan başlıklar

0
Dz. Kurmay Albay (E) Serter Tuçaltan

Yeni NATO Stratejik Konsepti, 28-29 Haziran 2022 tarihleri arasında Madrid’de gerçekleştiren NATO Liderler Zirvesi’nde onaylandı. NATO’nun geleceğine ışık tutacağı cihetle önemli bir belge olan NATO Stratejik Konsepti;

  • Önsöz
  • Amaç ve Prensipler
  • Stratejik Çevre
  • NATO’nun Temel Görevleri
  • İttifak’ın Devam Eden Başarısının İdamesi olarak 5 ana başlıkta şekilleniyor. Konsept hakkında bir değerlendirme yapmadan önce içeriğinin anlaşılması önem arz ediyor.

Önsöz

  • Önsöz’de NATO’ya ve “kurallara dayalı uluslararası düzene-rule based international order” bağlılık vurgusu yapılıyor.
  • Güvenlik ortamındaki değişiklikten Rusya’nın sorumlu olduğu sert bir dille vurgulanıyor.
  • Bağımsız Ukrayna’nın Avrupa-Atlantik Bölgesi’ndeki istikrar için hayati önemi haiz olduğu ifade ediliyor.
  • Konseptin 360 derecelik bakış açısı ile İttifak’ın 3 temel görevini (Savunma ve caydırıcılık-Krizlerin Önlenmesi ve İdaresi-Güvenlik İş birliği) tanımladığı anlatılırken özellikle, 5’inci maddenin belkemiği durumundaki “Savunma ve Caydırıcılık” ayağının güçlendirilmesi ihtiyacına vurgu yapıyor.

Amaç ve Prensipler

  • Bu başlık altında; NATO’nun bir savunma örgütü olduğu ve en önemli sorumluluğunun “kolektif savunma” olduğu belirtiliyor.
  • Transatlantik bağın önemine, “BM Şartı”na ve “NATO Anlaşması’na” bağlılık vurgusu yapılıyor.
  • Bireysel ve kolektif güvenlik anlamında NATO’nun “gerekli ve vazgeçilmez bir istişare, koordine ve icra makamı” olduğu ifade ediliyor.

Stratejik Çevre

  • Bu bölümde, Avrupa-Atlantik Bölgesi’nin barış durumunda olmadığı, Rusya’nın Avrupa güvenlik düzeninin bozulmasına yol açtığı belirtiliyor.
  • Müttefiklerin egemenlik ve toprak bütünlüğüne yönelik bir saldırı ihtimalini göz ardı edemeyeceği, tehditlerin birbirleri ile bağlantılı ve küresel olduğu söyleniyor.
  • Otoriter aktörlerin Müttefiklerin çıkarlarına, değerlerine ve demokratik yaşam tarzlarına meydan okuduğu belirtiliyor.
  • Bu meydan okuma kapsamında otoriter aktörlerin; klasik ve nükleer füzelere yönelik yatırımlara yöneldikleri, müttefiklerin; açıklık, birbirlerine bağlılık (interconnectedness) ve elektronikleşme (digitalisation) süreçlerini istismar ettikleri, hibrit taktikler ile demokratik kurumları ve süreçleri hedefledikleri, siber alanın ve uzayın kullanımı, dezenformasyon süreçlerinin yürütülmesi, enerji kaynaklarının ve ekonomik durumun manipüle edilmesi gibi yöntemleri kullandıklarına atıfta bulunuyor.
  • Rusya’yı “Avrupa-Atlantik Bölgesi’nin güvenliğine yönelik en önemli ve doğrudan tehdit” olarak tanımlıyor.
  • Rusya’nın “doğrudan kontrol alanları oluşturmaya çalıştığı, Müttefiklere ve NATO ortaklarına karşı geleneksel, siber ve hibrit araçlar kullandığı, zorlayıcı (coercive) askeri duruşu, söylemi ve siyasi hedeflerine ulaşmak için güç kullanma konusundaki kanıtlanmış istekliliği ile kurallara dayalı uluslararası düzeni baltaladığı” ifade ediliyor.
  • Rusya’nın “Nükleer kuvvetlerini modernize ettiği, NATO’nun “Doğu” ve “Güney” bölgelerindeki ülkeleri istikrarsızlaştırmayı amaçladığı, “Kuzey”de (Arktik Bölge-High North), Müttefik takviye kuvvetlerini ve Kuzey Atlantik’teki seyrüsefer özgürlüğünü bozma kabiliyetinin İttifak için stratejik bir meydan okuma olduğu, Moskova’nın Baltık, Karadeniz ve Akdeniz Bölgeleri de dâhil olmak üzere askeri yapılanması ve Belarus ile askeri entegrasyonunun, NATO’nun güvenliğine ve çıkarlarına karşı olduğu” belirtiliyor.
  • Bu kapsamda Müttefiklerin caydırıcılık ve savunma güçlerinin önemli şekilde artırılacağı anlatılıyor.
  • Rusya’nın düşmanca politika ve faaliyetleri nedeniyle NATO’nun ortağı olamayacağı ifade ediliyor.
  • Terörizmin, tüm biçimleri ve tezahürleriyle, güvenliğe ve uluslararası barış ve refaha yönelik en doğrudan asimetrik tehdit olduğu ifade ediliyor.
  • Afrika ve Orta Doğu’daki çatışma ve istikrarsızlıkların NATO’nun ve ortaklarının güvenliğini doğrudan etkilediği söyleniyor.
  • NATO’nun “Güney”inde özellikle Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Sahel Bölgeleri’nin, birbirine bağlı güvenlik, demografik, ekonomik ve siyasi zorluklarla karşı karşıya olduğu, bu zorlukların; iklim değişikliğinin, kırılgan kurumların, sağlıkla ilgili acil durumların ve gıda güvensizliğinin etkisiyle ağırlaştığı belirtiliyor. Oluşan durumun terör örgütleri de dâhil olmak üzere devlet dışı silahlı grupların yayılması için verimli bir zemin sağladığı, aynı zamanda “stratejik rakiplerin” istikrarsızlaştırıcı ve zorlayıcı müdahalesine olanak tanıdığı bildiriliyor.
  • Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC-Çin) politikalarının NATO’nun çıkarlarına, güvenliğine ve değerlerine meydan okuduğu” söyleniyor.
  • “Çin’in, etkinliğini artırmak üzere siyasi, ekonomik ve askeri araçları geniş bir yelpazede kullanırken stratejisi, niyetleri ve askerî birikiminin belirsizliğini koruduğu ifade ediliyor. Çin’in, kilit teknolojik ve endüstriyel sektörleri, kritik altyapıyı, stratejik malzemeleri ve tedarik zincirlerini kontrol etmeye çalıştığı, ekonomik gücünü stratejik bağımlılıklar yaratmak ve etkisini artırmak için kullandığı; uzay, siber ve denizcilik alanları da dâhil olmak üzere, kurallara dayalı uluslararası düzeni yıkmaya çalıştığı” belirtiliyor.
  • “Çin ile Rusya arasında derinleşen stratejik ortaklık ve karşılıklı olarak birbirlerini güçlendiren kurallara dayalı uluslararası düzeni bozmaya yönelik girişimlerinin, NATO’nun değerlerine ve çıkarlarına aykırı olduğu” söyleniyor.
  • İttifak’ın Çin’in zorlayıcı taktikleri ile İttifak’ı bölmeye yönelik girişimlerine karşı duracağı, ortak değerlerin ve seyrüsefer özgürlüğü dâhil olmak üzere “kurallara dayalı uluslararası düzenin” muhafazasına çalışacağı belirtiliyor.

NATO’nun Temel Görevleri

İttifak’ın 3 temel görevini esas alan bu başlık altında öne çıkan hususlar ise şu şekilde:

Caydırıcılık ve Savunma

  • Caydırıcılık ve savunma duruşunun önemli ölçüde artırılacağı belirtiliyor.
  • Karada, denizde, güçlendirilmiş entegre hava ve füze savunması da dâhil olmak üzere havada geniş kapsamlı (substantial) ve devamlı (persistent) mevcudiyet sağlanacağı ifade ediliyor.
  • Caydırıcılık ve savunmanın ileride yerinde (in-place) konuşlandırılmış, güçlü, savaşa hazır kuvvetlerle yürütüleceğini belirtiyor. Yerindeki kuvvetler ile bunların takviyesi arasında bir denge gözetileceğini ifade ediyor.
  • Sağlam, dayanıklı ve entegre bir komuta yapısının oluşturulacağı (ensure), NATO Kuvvet Yapısının modernize edileceği ve güçlendirileceği söyleniyor.
  • Deniz güvenliğinin barış ve refahın anahtarı olduğu, denizcilik alanındaki tüm tehditleri caydırmak ve bunlara karşı savunma yapabilmek için NATO’nun deniz ortamındaki duruşunu (posture) ve durumsal farkındalığını güçlendirileceği, seyir özgürlüğünün destekleneceği, deniz ticaret rotalarının güvenli hale getirileceği ve ana deniz ulaşım hatlarının korunacağı belirtiliyor.
  • Enerji güvenliğini artıracak, istikrarlı ve güvenilir bir enerji arzına, tedarikçilere ve kaynaklara yatırım yapılacağı açıklanıyor.
  • Stratejik şoklara ve aksaklıklara hazırlanma, bunlara dayanma, reaksiyon gösterme ve hızlı bir şekilde iyileşme sürecine geçme kapasitesinin artırılacağı ve İttifak’ın faaliyetlerinde sürekliliğin sağlanacağı belirtiliyor.
  • Hibrit taktiklere karşı caydırıcılık ve savunma gücünün artırılmasına yönelik yatırım yapılacağı ifade ediliyor.
  • Terörizm ile mücadelenin kolektif savunma için bir gereklilik olduğu söyleniyor.

Krizlerin Önlenmesi ve İdaresi

  • Bu kapsamda İttifak’ın krizlere müdahale harekâtına yönelik hazırlıklarını sürdüreceği, İttifakın sivil kriz yönetimini destekleme kabiliyetini artıracağı, iklim değişikliği, sağlığa ilişkin acil durumlar ve gıda tedarik edilmesine ilişkin etkilere hazırlıklı bulunacağı; BM, AB, AGİT ve Afrika Birliği gibi kurum ve kuruluşlarla koordinasyon ve iş birliğinin güçlendirileceği ifade ediliyor.

Güvenlik İş birliği

  • NATO’nun “Açık Kapı” politikasını uygulamaya devam edeceğine vurgu yapılırken, üyelik konusundaki kararın NATO Müttefikleri tarafından alınacağı, üçüncü tarafların bu sürece bir dahlinin olamayacağı söyleniyor.
  • Bosna-Hersek, Gürcistan ve Ukrayna ile ortaklıkların geliştirilmesine devam edileceği belirtilirken Gürcistan ve Ukrayna ile ilgili olarak 2008 yılında Bükreş Zirvesi’nde ve daha sonra alınan tüm kararlar teyit ediliyor.
  • Metinde AB’ye özel bir yer ayrılarak AB’nin NATO’nun eşsiz ve gerekli bir ortağı olduğu ifade ediliyor.
  • Her iki kurumun uluslararası barış ve güvenliğin desteklenmesinde karşılıklı, uyumlu ve tamamlayıcı roller üstlendiği söyleniyor. AB ve NATO arasındaki stratejik ortaklığın geliştirileceğine atıfta bulunulurken ilişkilerin geliştirileceği alanlar arasında askeri hususların ve Çin’in Avrupa-Atlantik güvenliğine yarattığı sistemik zorlukların da bulunması dikkat çekiyor.
  • NATO ve AB arasındaki stratejik ortaklığın geliştirilmesi için AB üyesi olmayan Müttefiklerin AB savunma çabalarına tam katılımının esas olduğu ifade edilirken NATO’nun da, NATO’yu tamamlayan ve NATO ile birlikte çalışabilir durumdaki daha güçlü ve daha yetenekli bir Avrupa savunmasının değerini kabul ettiği belirtiliyor.
  • İttifak’ın değerlerini ve kurallara dayalı uluslararası düzeni koruma konusundaki çıkarlarını paylaşan ortaklarla bağlarını güçlendireceği söyleniyor.
  • Bu kapsamda daha geniş bir çevredeki ve dünya genelindeki ülkelere erişimi artıracağı ve karşılıklı güvenliği güçlendirebilecek herhangi bir ülke veya kuruluşla etkileşime açık kalacağı belirtiliyor.
  • Balkanlar ve Karadeniz Bölgesi’nin İttifak için stratejik öneme sahip olduğu vurgulanıyor. Bu bölgelerdeki ilgili ülkelerin Avrupa-Atlantik (NATO) hedeflerinin desteklenmesine devam edileceği söyleniyor.
  • Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Sahel Bölgeleri de dâhil olmak üzere İttifak’ın stratejik çıkarlarının bulunduğu bölgelerde ortak güvenlik tehditleri ve zorluklarıyla mücadele etmek için ortaklarla birlikte çalışılacağı vurgusu yapılıyor.
  • Hint Okyanusu ve Pasifik Bölgesi’ndeki gelişmelerin Avrupa-Atlantik güvenliğini doğrudan etkileyeceği, bölgenin NATO için önemli olduğu anlatılıyor. Bölgede yeni ve mevcut ortaklarla diyalog ve iş birliğinin güçlendirileceği söyleniyor.

İttifakın Devam Eden Başarısının İdamesi

  • Bu bölümde özetle küresel barış ve istikrara katkıda bulunurken Avrupa ve Kuzey Amerika Müttefikleri arasında kalıcı bir bağ kurmanın en iyi yolunun NATO’ya yatırım yapmak olduğu ifade ediliyor.

Değerlendirme
Konsept; ABD liderliğinin korunmasını ve ABD çıkarlarına hizmet eden düzenin muhafazası için yeni güç merkezlerinin oluşmasının engellenmesini veya bu oluşumun sekteye uğratılmasını, bu kapsamda Rusya’nın ve Çin’in hareketsizleştirilmesini, bu iki gücün küresel etkilerinin kırılmasını hedefliyor.

Bu hedefe ulaşmak üzere gücün küresel seviyede kademeli olarak birleştirilmesini amaçlıyor.

Bu çerçevede ağırlıklı ve öncelikli olarak Rusya’yı hedefe koyarken Çin’i ikinci planda tutuyor. Bu ayrım ile iki gücün iş birliği yapmasına meydan vermemeye çalışıyor.

ABD’nin zayıfladığı, etkisini yitirmeye başladığı, küresel güç merkezinin Asya’ya kaydığı bir dönemde yeni NATO Stratejik Konsepti, ABD’nin istediği gibi gücü yeniden kendi etrafında bir araya getirebilmek üzere küresel gerginliği daha ileri seviyeye taşıyacak bir karaktere sahip.

“Stratejik Konseptin” içeriği yeni dönemde NATO’nun öncelikle;

  • Algıyı Rusya ve Çin karşıtı bloğu genişletmek üzere yönetmeye devam edeceğini,
  • Bloklaşmayı küresel seviyede yaygınlaştırmaya çalışacağını,
  • Afrika’nın kuzeyi ile hinterlandında, Orta Doğu coğrafyasında ve Asya’nın derinliklerinde, her alanda etkinliğini artırmaya gayret edeceğini, Rusya ve Çin’i bu bölgelerden uzaklaştırmaya çalışacağını ve
  • Fiilî yığınaklanmaya başlayacağını gösteriyor.

Yeni konseptin, konsept içinde bolca belirtildiği şekilde barış, istikrara ve refaha katkı sağlamaktan ziyade dünyayı küresel bir savaşa daha da yaklaştırdığı görülüyor.

Konseptte yer alan hususlar Türkiye açısından değerlendirildiğinde senaryolar oldukça karmaşık bir hâl alıyor. Zira Türkiye konseptte belirtilen “Doğu” ve “Güney” kanatlarının kesişiminde yer alıyor.

Bu jeopolitik konumuna rağmen yakın coğrafyamızdaki pek çok önemli ve Türkiye için hayati konuda ABD’nin, dolayısıyla NATO’nun başat aktörlerinin ve Türkiye’nin çıkarları örtüşmüyor. Bu kapsamda;

  • Karadeniz’deki NATO varlığının ve dolayısıyla gerginliğin artırılması, bu maksatla Montrö’nün tartışmaya açılması çabaları,
  • Ege’de Yunanistan’dan kaynaklanan sorunlar kapsamında Yunanistan’a sağlanan destek,
  • ABD’nin Türkiye’yi çevreleyecek ve Yunanistan’a destek sağlayacak şekilde Yunanistan’da konuşlanması,
  • Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının sınırlandırılması, dolayısıyla hidrokarbon kaynaklarının araştırılması, çıkarılması, işletilmesi ve nakli,
  • Kıbrıs Adası konusunda GKRY ve Yunanistan’a sağlanan destek ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’den dışlanması gayretleri,
  • Terörizmin NATO’nun güvenliğine bir tehdit olduğunu ifade edilmesine rağmen Suriye’nin kuzeyindeki PKK/SDG/YPG/PYD Terör Örgütlerine sağlanan açık destek ve PKK ile diğer terör örgütlerinin birbirinden ayrı tutulması çabaları,
  • Türkiye’ye uygulanan örtülü silah ambargoları,
  • Türkiye-Rusya ilişkileri ve
  • Türkiye’nin AB savunma mekanizmalarının dışında tutulmasına gayret edilirken AB’nin NATO’nun imkânlarından istifade etmesine imkân sağlayacak girişimler ve gayretlerin sürdürülmesi ilk başta akla gelen konular olarak öne çıkıyor.

Yeni konsept temel menfaatleri bölgesel iş birliği mekanizmaları ve bölge merkezli politikalarda yatan Türkiye için son derece dikkatle yönetilmesi gereken bir sürecin başladığını gösteriyor.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.