Ana sayfa Piyasa Ekonomi ‘Stagflasyon gerçekleşirse dış ticarette yıkıcı etkiler meydana gelebilir’

‘Stagflasyon gerçekleşirse dış ticarette yıkıcı etkiler meydana gelebilir’

0
Stagflasyon
Prof. Dr. Sinan Alçın

Önce finansal krizler, ardından Covid-19, son olarak da Ukrayna-Rusya savaşı ile birlikte dünya ekonomisi oldukça zor bir dönemden geçiyor. 2022’ye küresel piyasalarda yüksek enflasyon riskiyle birlikte, Fed önderliğinde şahinleşen merkez bankalarının attığı adımlarla başladık. Beykoz Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sinan Alçın ile MarineDeal News okuyucuları için konuştuk

Ünlü ekonomistler ve ekonomi gazeteleri ise stagflasyonu tartışıyor. Yaşanan bu gelişmeler dünya ekonomisine bundan sonra ne kadar zarar verir?

Sinan Alçın: 2008 yılında ABD konut piyasasında patlak veren finansal kriz, sermaye birikimi ve küresel ticaret konusunda ülkelerin hızla birbirinden ayrışmasına neden oldu. Merkez ülkeler sermaye birikimi konusunda ABD konut piyasası yerine savunma sanayi alanındaki yatırımları gerçekleştirdiler. Hızla gelişen savunma sektörü bir yandan Kafkas bölgesinde “portakal devrimi” kalkışmaları, diğer yanda ise “Arap Baharı” ile kendisine “pazar alanı” yarattı. Sonrasında Suriye ve Libya özelinde vesayet savaşları savunma sanayi yatırımlarının realize edildiği ortamlar yarattı. Bu durum siyasi ittifak ve gerilimlerin ülkelerin ticareti arasında da yeni ittifak ve ayrışma alanlarının ortaya çıkmasına neden oldu. Özellikle Çin ekonomisindeki hızlı yükseliş ABD tarafından “ticaret riski” olarak görülürken, AB içinde ekonomik anlamda sıkışan Britanya da bu birlikten çıkış konusunda irade ortaya koymuş ve 2015’ten itibaren küresel ticarette güçlü fay hatlarının örülmesi sorunu ortaya çıkmıştır. 2019 yılı biterken ABD Çin’i kendi çıkarlarını önceleyen bir anlaşmaya (1’inci Faz) imza atmaya ikna ederken, Britanya’nın AB’den çıkışı konusunda tıkanıklık yaratan “Back Stop” sorunu da aşılmıştı. 2020 yılına girildiğinde “yeni ticaret”in inşa edildiği bir görünüm beklentisi oluşmuştu. Ancak evdeki hesap çarşıya uymamış ve pandemi bir siyah kuğu olarak 2020 ve 2021 yılını küresel ekonomi açısından muazzam kayıplar ile karşı karşıya bırakmıştı. Pandeminin küresel ekonomi üzerinde yarattığı panik havasının gerisinde; tedarik zincirlerinde kopma, üretimde ani duruş ve yaygın istihdam kayıpları öne çıktı. Pandeminin ekonomik etkilerinin yoğun seyrettiği iki yıl içinde küresel ticaret yönelimleri yerini “güvenli” bölgesel ekonomik alanların belirdiği bir görünüme bıraktı. Bölgeselleşme hareketleri içerisinde bu dönemde en çok öne çıkan oluşum Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması (RCEP) oldu. Asya-Pasifik’te Çin liderliğinde oluşturulan bu ticari alanın ekonomik değeri 24,8 trilyon dolar düzeyinde. 2021 yılı yaz aylarıyla birlikte gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde -yaygın aşılamanın da etkisiyle- ekonomik normalleşme adımlarının ortaya çıkması ekonomik gerilime siyasi gerilimlerin de eşlik ettiği bir durum oluşturdu. Rusya’nın Ukrayna’yı kısmi işgaline kadar varan bu “paylaşım iştahı” muhtemelen önümüzdeki 5-10 yıl farklı bölgelerde, farklı şiddetlerde devam edecektir.

Pandeminin tedarik zincirlerinde yarattığı tahribata ek olarak metal ve değerli emtia başta olmak üzere, tarımsal emtia ve enerji kaynaklarında ortaya çıkan kıtlık da enerji, gıda ve sanayi krizlerinin sistematik hâle geldiği bir görünüm oluşturdu. Tüm bunlara ek olarak, pandeminin başlangıcından bugüne kadar merkez ülkelerin merkez bankaları tarafından gerçekleştirilen 20 trilyon doların üzerindeki genişleme sürekli şişen ve patlayan varlık balonları yarattı. Dolayısıyla mevcut gerilim, kıtlıklar ve parasal genişleme ister istemez çoklu kriz ve çatışmayı besleyecek niteliktedir. Bu konjonktürde dünya ekonomisi için yakın dönemde bir sakinleşme ihtimâli bulunmuyor.

Çin’de Covid-19 vaka sayıları yükselmeye devam ediyor. Ülkenin en büyük şehirlerinden biri olan 25 milyon nüfuslu Şanghay’da belirti göstermeyenlerle birlikte 26 binin üstünde vaka tespit edildi. Koronavirüs salgını yavaş yavaş dünyanın gündeminden düşerken 0 vaka politikasını ısrarla sürdüren Çin’den gelen haberler pandemi sürecinde başa mı dönülüyor sorusunu akla getiriyor. Çin’de yaşanan bu gelişmelerin küresel ekonomiye bu kez etkisi ne olur?

Günümüz kapitalist iş bölümünün eriştiği seviye dikkate alındığında, Çin’in büyüme sorunu sadece Çin’in değil bütün dünya ekonomisinin sorunudur. Daha yavaş büyüyen Çin enerji talebinde, tedarik hatlarında, küresel talepte ve para-sermaye akışında tıkanıklıklar yaratabilmektedir. Bu sebeple bütün gelişmiş ülkeler enflasyonla mücadele için gevşek para politikasına yönelirken Çin Merkez Bankası bir anlamda akıntıya karşı kürek çekercesine gevşek para politikası uygulamaktadır. Her ne kadar 2022 ilk çeyreğinde beklentinin üzerinde büyüyen bir Çin ekonomisini karşılamış olsak da mart ayıyla birlikte Şanghay merkezli “ani duruş”un etkilerini ikinci çeyrekte gözlemleyeceğiz. Çin’in yavaşlaması ve enflasyonun da etkisiyle yerli talep yaratamaz duruma düşmesi, onu küresel ticarette de bir tür tecrit alanına itebilir. Bu durumu aşmak için Çin’in de yakın dönemde -Rusya gibi- bir çıkış olarak Tayvan’a saldırma ihtimâli olduğunu da söylemek gerek.

ABD’de mart ayında tüketici fiyatları bir önceki yıla göre yüzde 8,5 artış gösterdi ve 41 yıllık zirve yenilenmiş oldu. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması ile başlayan savaşta ABD ve AB’den Rusya’ya peş peşe yaptırımlar gelmişti. Yaptırımlar nedeniyle dünya enerji ve petrol fiyatlarında ani yükselişler meydana geldi. Dünyanın enflasyonla mücadele ettiği bu dönemde yaşanan durum karşısında Fed’in atacağı faiz adımları enflasyona karşı ne kadar etkili olur ve gelişmekte olan ülkeler bundan nasıl etkilenir?

Dünyanın geri kalanından farklı olarak ABD’nin temel önceliği enflasyonla mücadele. Dolayısıyla enflasyonun geriletilmesi için Fed’in aktif politika izlediği bir yıl içerisindeyiz. Elbette ABD’nin enflasyondan kurtulmak için gerçekleştireceği parasal sıkılaşma adımları gelişmekte olan ülkelerden ABD’ye doğru parasal akım da yaratacaktır. Dolayısıyla kontrolsüz bir parasal sıkılaşma “günün sonunda” ABD açısından bir tür parasal genişlemeye neden olabilir ve enflasyonla mücadelede istenen başarı elde edilemeyebilir. Küresel enflasyonu besleyen enerji ve emtia fiyatlarındaki hızlı yükseliş, en çok gelişmekte olan ülkeleri vurmaya devam edecek. Türkiye özelinde üretici fiyatlarının rekor düzeyi gerisinde yıllık yüzde 200’ü bulan enerji fiyat artışları olduğunu unutmamak gerekiyor.

Merkez bankalarının enflasyonla mücadele için faiz politikasına başvurdukları bir süreçte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, düşük faizle para politikası yolunda ilerlemeye çalışıyor. Merkez Bankası’nın faiz artışına sıcak bakmadığı bu süreçte bundan sonra artan ve rekorlar kıran enflasyonla ilgili ne yapılabilir?

Türkiye’de hâlihazırda enflasyonla değil enflasyonun etkileriyle mücadele edilmeye çalışılıyor. Fiyat artışları karşısında alınan önlemler (ücret artışları, fiyat kontrolleri, hazinenin KKM ve benzeri taahhütler altına girmesi) esas olarak enflasyonun kalıcı hâle gelmesinin de “garantisi” durumunda. Güçlü ve net sıkı para politikası ve mâli disiplin uygulanmadıkça enflasyonun yönünü aşağıya çevirmesi mümkün görünmüyor. Orta vadede ithâl girdi bağımlılığının azaltılması ve enerji bağımlılığı düşük sektörlere (yazılım gibi) yönelmek hem fiyatlar hem de kur üzerindeki yukarı yönlü riskleri azaltabilir.

Avrupa Merkez Bankası’nın mart ayı para politikası toplantı tutanakları, ECB Yönetim Konseyi üyelerinin Ukrayna savaşı nedeniyle “stagflasyon” endişesi taşıdıklarını ortaya koydu. Bu ihtimâl Türkiye’nin ihracatını zorlayacak gibi de gözüküyor. Fed’in faizlerindeki artışı Türkiye’de dış finansman maliyetlerini de etkileyecek. Enerji ve gıda fiyatlarındaki yükseliş de devam ederse Türkiye ekonomisinde bundan sonra neler olur?

Stagflasyon durumunun ortaya çıkması için güçlü bir arz şokunun yaşanması gerekiyor. Arz şoku üretim maliyetlerinde meydana gelen ani artış sonucu oluşmakta. Hâlihazırda Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş ve bunun karşılığında batı tarafından izlenen tecrit politikası petrol ve doğalgaz alanında bir arz şoku yaratma potansiyeli taşıyor. Rusya’nın ihraç ambargosu ya da Batı’nın Rusya’dan enerji ithâl yasağı getirmesi -mevcut potansiyel dikkate alındığında- başka ülkeler tarafından ikâme edilemeyecek bir kıtlık yaratabilir. Elbette stagflasyonun gerçekleştiği bir ortamda Türkiye’nin AB ülkeleri ile dış ticareti üzerinde yıkıcı etkiler meydana gelebilir.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.