Ana sayfa Gündem Kol kırıldı ama yen içinde kalmadı!

Kol kırıldı ama yen içinde kalmadı!

0
Bazı kişileri yüreklendirmek yerine uyarmalı, belki de sürekli uyarmalı, sarsarak uyarmalı… Ve sormalı dostça, “Ne yaptığının farkında mısın? Gemileri sefere sürmek varken yakmak niye!” Sektör tarafından muteber sayılan Rahmetli Şadan Kalkavan hayatta olsa, “Evladım ben tecrübe ettim seninki beyhude bir çaba ama yine de takdir edilesi” der miydi?

Yine de bütünün mutluluğu için bir insanı düşünmeye davet etmek de erdemdendir.

“Verdiğimiz kararları korumak, şerefli olan kararı almaktan daha zor bir iştir. Ayak diremeli, sürekli bir çalışma ile ona güç katmalı ki, iyi niyet, sonunda bir sağ duyu haline dönüşsün.” Diyor Neron’un öğretmeni Seneca.

Lucius Annaeus Seneca’nın kaleme aldığı mektuplarından düzenlenen ve ‘Ahlâk Mektupları’ ismini alan eserini, 1919 İzmir doğumlu (merhume) Doç. Dr. Türkân Uzel’in arı Türkçe çevirisinden okumalı.

İspanya’da doğup M.S. 65 yılında Roma’da yaşamına -mecburen- son veren Seneca’nın her mektubunun sonunda Lucillius’a (kimi kendine kimi fikirlerini benimsediği filozoflara ait) düşünmesi için armağan ettiği sözcük kuleleri* gibi, ben de bu yazımda kâh Seneca’ya sözü bırakarak insana dair bildirilerini tırnak içinde aktardım kâh 1998’den günümüze gözlem ve tecrübelerime dayanarak bir işaret fişeği yaktım: Lütfen sakin olalım!

“Ne yap et, bedeninden kopup ruhuna yönel hemen. Günden güne daha değer kazanan bir iyi’ye özen göster. Geceler gündüzler boyunca işlet onu. Azıcık bir zahmetle beslenir ruhun. Bu eğitimi ne soğuk engeller ne sıcak, hatta ne de ihtiyarlık!”

Hani kol kırılınca yen içinde kalırdı?
Bu yazıyı bir kişiye armağan ediyorum: Cengiz Kaptanoğlu. Okuması, anlaması ve anlamlandırmasını… Ve tüm bu eylemlerden sonra sağduyuyla bir kez daha düşünmesini diliyorum. İnanıyorum ki; yaşına ve başına yakışanı yapacak, kendine duyulan saygıyı gözetecek, “tavanın” dirliği ve birliğinin bozulmamasına özen gösterecektir. Daha evvel büyüklerinin yaptığı gibi…

***

“Bilgisizin başına gelen birçok şerden bir tanesi de şudur: Hep yeniden yaşamaya başlar.”

Bu sözün anlamını bir düşün çok sevgili dostum Lucillius, düşün de anla her gün yeni bir hayat kurmak için temel atan, ölmek üzereyken bile yeni umutlara yönelen insanların hafif aklı ne kadar utanç verici bir şey! İçinden tek tek incele insanları. Özellikle dalavere için, uzak geziler için, ticaret için hazırlanan ihtiyarlar geçip gidecek gözlerinin önünden. Yeni bir hayat için hazırlanan bir ihtiyardan daha utanç verici ne var?

Hatalı biri için tükenen hiçbir şey yoktur. Yol yürüyen için bir son vardır, yolunu şaşıran için sonsuzluktur sınır.

Biliyorum ki kimi insan, kamçılar altında güler yüzlü durur kimisi de ilk yumrukta inler. Bu olaylar kendi güçlerinden mi, yoksa bizim güçsüzlüğümüzden mi kaynaklanıyor, ileride göreceğiz.

‘Zorunluluk içinde yaşamak kötü bir şeydir, ama zorunluluk içinde yaşamak da zorunluluk değildir ki…’ 1 Doğru olan her şey benimdir. İyi olan şey herkesle ortaktır.”

***

Pîrî Reis Üniversitesi iyi bir düşüncenin ürünüdür. Ürün halini almadan önce düşüncenin fikrî olgunlaşması için epey zahmet çekilmiştir. Bu zahmeti çeken o ruh güçlüdür. Başkaları ne derse desin, oldurmak ve iyi bir ürün ortaya çıkarmak için cefa çek(il)miştir. “Yapamazsın” veya “olmaz” ya da “vazgeç” diyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok iken, önde engel gibi duran bir vizyonsuzluğa veya kadere teslimiyetçilik anlayışına son verip, onların isteğine kapılmadan yol almada irade göster(il)miştir. Anlıyoruz ki; henüz tamamlanmamış işler var. Hayat inatla o ilk ideale, o saf karara sahip çıkmada mücadeleye devam diyor fikri kurana. Aklı selim herkes bu işin ülke adına muvaffak olmasının yanında duracaktır. Ortaya çıkan bu eser değerlidir.

“Örnek insan her zaman bilge değildir. Ama bilge olma yolunda olan insandır. Örnek insan sıradan bir insanı bilgeye götüren zincirin bir büyük halkasıdır; gerçek bilge (gerçek iyi insan da der kimi zaman Seneca buna) Anka kuşu gibi çok az bulunur; bunun için örnek insanın iyiliği ile bile yetinilebilir.”

Metin Kalkavan Pîrî Reis Üniversitesi (PRÜ)’ne hayat vererek sektörüne anlamlı bir armağan vermiştir. PRÜ yaşayan bir varlığımızdır. Dinamiktir. Eksikleri, tamamlanmayı bekleyen işleri mutlaka vardır. DTO YK Başkanı Tamer Kıran da bunları gidermede iyi niyetini ve bilgisini seferber etmektedir. Bu iki insanın niyeti iyidir. Örnektir. Çalışkandır. Toplumunu gözetmektedir. Ruh, girdiği mücadelede azim gösterirse yükselir.

“Bu güçten, insan ancak şuradan buradan bütün zorluklar ortaya çıktıktan, özellikle de bu zorluklar iyice yakınımıza geldikten sonra emin olabilir. Böylece gerçek ruh gücü, o başkasının istediğine hiç kapılmayacak güç, denenmiş olur. İşte budur onun mihenk taşı. Bu fikri ortaya atan kişi iyi bilir ki: Erdem hırpalandığı zaman şahlanır.”

Mücadeleye devam
Toplumun yavaş yavaş yitirdiği değerlerine rehber olabileceğini düşünerek, “bu soruna” can suyu olması adına filozof Fârâbi’nin fikirlerine geçen ayki yazımda değinmiştim sessiz sedasız. Seneca, Fârâbi… Onların çağında neye ihtiyaç duyulduysa bu yüzyılda da aynı değerlere ihtiyaç duyulması gerçekten insanlık tarihi düşünüldüğünde ‘insan’ için acınası bir durum.

Endişeye lüzum yok!
Bozguncu, yok edici kimliğe sahip kimlikler insanlık tarihi boyunca olagelmiştir. Kötüler kendi elleriyle iyilerin değerini yükseltip yüzyıllar geçse de bilinmelerine, saygıyla anılmalarına sebep olmuşlardır. Bunun düşünülmesini ciddi ciddi tavsiye ediyorum.

Kişinin kendi iç yaşamından aile yaşamına, devlet idaresinden dünyanın idamesine kadar iyi niyetli olması esastır. Zaten kötü niyet sahipleri kendilerini iyilik yapmaya kolay kolay yöneltemezler. Ancak iyileri örnek alabilirler. Kültürel zenginliğimiz bu konuda derya deniz. Fersah fersah okumasak da katre katre okuyalım, anlayalım.

Ülkenin gelişiminde salt iyi niyet tek başına kâfi midir? Elbette değildir. Bilgiye, cesarete, nezakete, ihtisasa, gayrete, akla ve zekâya (iyi ve sağlıklı) önem atfedilmeli ki her işin sonunda muvaffak olunsun. İş bilgili insanlar tarafından yapılmazsa ülkece uğranılacak ağır zararlardan sadece “iyi niyet” bizi koruyamaz.

Ne yazıktır ki, Cengiz Kaptanoğlu teamüllere aykırı bir tavır sergiliyor. Acaba niye bunca yıllık ezberi bozuyor? Başta yakın çevresini konuyla ilgisiz onca emekçiyi ve onların kazanımlarını zor duruma sokuyor. İtibar bozuyor. Ancak biliyoruz ki bunu tek başına yapmıyor. Ancak şu an bu soruların tek muhatabı zira en ak saçlı olan kendisi. Tüm sektör olarak yıllardır bu yapılan yanlışlardan gerçekten herkes yoruldu. Artık bu konunun bir hâl çaresine bakmalı. Rahmetli Şadan Kalkavan olsa konuya adil bir çözüm bulurdu ama yıllara sâri o da artık bıkmış mıydı…

Herkesin evladı var. Herkes kendi evladının iyi ve değerli bir kariyer yapmasını ister. Zaten iyi yetiştirildiyse, kendini iyi yetiştirdiyse o makamlar kişiye o daha oralara talip olmadan altın tepside gelir. Demem o ki böyle, gemileri, masumların verdiği emekleri, arkadan dolanıp, ikircikli tutumla yakarak olmaz ki…
En başından beri olan bitenin farkındayım. İlgili iyi kişileri naçizane uyardım. İyiliği seçtiler. Belki iyileşir diye düşündüler… Herkes… Hepimiz… Bunu temenni ettik.

Geçen ayki yazımda şu ara başlıkla yazmıştım,“…Eğitim ve öğretimde tasarruf olmaz!”

Bu işin kazananı kaybedeni olmaz. Biran evvel sönümlenmezse zarar sıçrayarak büyüyebilir. İtibar kaybı bütüne mâl olur.

***

General Ali Fuat Cebesoy’un arşivimdeki Silahlı Kuvvetler Dergisi Atatürk Özel Sayısı, Sayı 208, Sayfa 23-27’de yayımlanan “Atatürk’ün Yüksek Komutanlık Kudret ve Meziyetleri” isimli makalesinin sayfa 23 ve 26’daki bölümlerinde şunlar yazar:

“Atatürk, ”Bir ordunun cevheri ne olursa olsun, siyasete karışırsa birlikte hareket ve savaşma kabiliyetini kaybeder ve vatanının müdafaa gücünü hiçe indirir. Siyasete karışmış bir ordunun, karışmadan önceki disiplini ve savaşma kabiliyetini yeniden kazanabilmesi için çok zaman ister” demişti.”

“Atatürk’ün Başkomutan olarak bazı önemli hususiyetleri vardı:

Tarihte ün kazanmış bazı komutanlar gibi, harekâtında ne maceraperest ne de şahsi şöhret yapmak için riske giren komutanlardan değildi. O, en çok milletinin başarı kazanmasıyla iftihar ederdi. Komutanların bazen kritik zamanlarda riski de göze almaları gerekir. O, bu gibi hallerde millet namına onun vekillerinin de bu riske katılmalarını temin ederdi. Atatürk’ün en önemli hususiyetlerinden biri de kendisiyle canla başla çalışacak bir komutanlar heyeti yaratmak olmuştur.”

“Büyük karar vermek kâfi değildir. Bu kararı tatbik edebilmek de lâzımdır.” Diyen Asil Atam. Ne mutlu ki Türk’üm… Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile bizlere kazandırdığınız bu kutlu Zafer ve sahibi olduğum bu cennet Vatan için sizi ve kahraman Türk ordusunun tüm fertlerini minnet ve özlemle anıyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.

Kaynak: Ahlâk Mektupları, Seneca, Jaguar Kitap
*Akgün Akova
1: Epikuros

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.