Ana sayfa Editörün Seçtikleri Belirleyici aktör Almanya ve Türklerin Armin’i: Armin Laschet

Belirleyici aktör Almanya ve Türklerin Armin’i: Armin Laschet

0
Armin Laschet

Almanya’da uzun süren bekleyiş sona erdi ve Başbakan Angela Merkel’in halefi belli oldu. Armin Laschet, Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU)’nin Genel Başkanlığını kazandı. Nedense ulusal basınımız konuya “Türklerin Armin’i” lakabını gündeme taşıyarak yaklaştı.

Laschet’e zamanında Türkiye’nin AB üyelik sürecine son verilmesi fikrine karşı çıktığı ve Merkel’in göçmen politikasını desteklediği için bu lakabın takıldığını hatırlatalım.

Kuzey Ren Vestfalya (KRV) Başbakanlığı’ndan Şansölyeliğe mi?
Süreci kısaca paylaşalım. Pandemi nedeniyle CDU Kongresi ilk defa video konferans yoluyla yapıldı. Merkel’in aday olmadığı CDU Başkanlığı seçimlerine partinin dış politikaları sözcüsü Norbert Röttgen (parti dışından olarak nitelendiriliyor), KRV Başbakanı Armin Laschet (ılımlı) ve Friedrich Merz (sert muhafazakar) adaylığını koymuştu.

Röttgen ilk turda elenince ikinci turda Laschet ile Merz yarıştı. Delegelerin 521’inin desteğini alan Laschet yeni CDU Başkanı seçilirken, rakibi Merz 466 oyda kaldı. Sonuçta CDU’daki ılımlı, muhafazakâr mücadelesini bir kez daha ılımlılar kazandı.

Almanya’nın refah seviyesi en yüksek ve en kalabalık eyaleti olan KRV’nin başbakanlığını yapan Laschet sevilen popüler bir isim ve Şansölye Merkel’in yakın bir müttefiki olarak tanınıyor. Laschet’in seçim kampanyasında Merkel’in ılımlı politikalarını sürdürme sözü verdiğinin altını çizelim. 59 yaşında eski bir gazeteci olan Laschet, Almanya’nın sınırlarını Suriye ve diğer ülkelerden gelen yüzbinlerce göçmene açtığı 2015’teki mülteci krizi sırasında Merkel’i koşulsuz desteklemişti.

Buna karşın Merkel’e olan yakınlığı, dindar Katolikler ve Avrupa’nın geleceği konusunda keskin bir politika belirleyememiş olması pan-Avrupacılar için bir sorun olarak nitelendiriliyor. Eleştirmenler Laschet’in parti için herhangi bir yol belirleme konusunda başarısız olduğunu iddia ediyor. 1994’te Federal Meclis’e ve beş yıl sonra Avrupa Parlamentosu’na seçilen Laschet, 2017’den beri KRV eyaletinin Başbakanlığını yapıyor.

Anti Merkel: Friedrich Merz
Bu arada seçimleri kaybeden Friedrich Merz’e de kısa bir parantez açalım. 2000’li yıllarda Merkel ile girdiği iktidar mücadelesi sonucu tamamen siyasetin dışına itilen kıdemli sağcı Merz, “anti-Merkel” olarak tanımlanıyor ve “bir nevi intikam almak için” geri döndüğü vurgulanıyordu.

Avukat olan 65 yaşındaki Merz, 2018’e kadar 10 yıldır Merkel’in siyaseti bırakmasını veya kaybetmesini bekliyordu. 2018’de parti liderliğini Annegret Kramp-Karrenbauer’e karşı kıl payı kaybeden Merz, bu seçimler sonunda siyasi kariyerini sonlandırmış oldu.

“Türkiye, İngiltere gibi AB Ekonomik Birliği’ne dâhil edilmeli”
Burada dikkat çeken husus Merz’in seçim kampanyası esnasında Türkiye’ye yönelik kullandığı argümanlar. Türkiye’nin İngiltere örneğinde olduğu gibi AB Ekonomik Birliği’ne dâhil edilmesi önerisinde bulunan Merz, Türkiye’nin AB’ye daha sıkı bir şekilde bağlanması gerektiğini ifade etmişti.

Türkiye gibi ülkelere tam üye olmadan AB iç pazarına katılım imkânı sağlayacak, genişletilmiş bir Avrupa ekonomik bölgesinin hayata geçirilmesinin gerekli olduğunu kaydeden Merz, Türkiye için uzun vadede AB üyeliği perspektifi bulunmadığını, benzer bir ilişki sistematiğinin günün birinde Rusya için de geçerli olabileceğini vurgulamıştı. Aslında bu yaklaşım halen Avrupa sağında genel kabul gören bir argüman olarak kullanılıyor. AB’ye alınmayan ancak ticari açıdan AB’ye sıkıca bağlı bir Türkiye isteniyor.

Türkiye NATO üyesi ve AB’nin komşusudur
Laschet, Türkiye’nin AB ve Almanya ile son dönemde yaşadığı siyasi gerilimde, taraflar arası diyaloğun devam etmesi yönünde görüş beyan etmiş, Türkiye’nin NATO üyesi ve AB’nin komşusu olduğuna vurgu yapmıştı. Bu yaklaşımı not etmekte yarar var.

Türkiye’de toplumda yaşanan siyasi kutuplaşmanın Almanya’daki gurbetçi nüfusa yansımaması için etkin rol oynayan isimlerin başında gelen Laschet, ülkedeki göçmenler konusundaki olumlu yaklaşımıyla sağ kesimin eleştirilerini üzerine çekiyor.

Türkiye’de hukuk sisteminin gerilediğine, ülkede AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a oy vermeyen büyük bir kesimin bulunduğuna da dikkat çeken Laschet, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecine son verilmesine de karşı çıkmıştı. Alman kamuoyunda “Merkel söyleyemediklerini Laschet’e söyletiyor” tespiti konuşulur olmuştu.

Merkel’den sonrası
Şansölye Merkel, CDU’nun Bavyera ve Hessen eyaletlerinde büyük oy kaybına uğramasının ardından 2018’de Genel Başkanlık görevine bir daha aday olmayacağını ve 2021 yasama yılı sonunda yapılacak seçimlerde Başbakanlık için de adaylığını koymayacağını açıklamıştı. Merkel, Parti Genel Başkanlığı görevini 7 Aralık 2018’de seçimi kazanan mevcut Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer’e devretmişti.

Almanya’da Merkel sonrası dönemde ne olacağı aslında tüm dünyanın cevabını aradığı kritik bir soru. Siyaseti bırakacak olan Merkel, mevcut konjonktürde küresel ölçekte lider vasfı taşıyan çok az sayıda siyasetçiden biri. Merkel ılımlı politikalarının yanı sıra dirayetli ve kararlı duruşu ile tanınıyor. Alman disiplininden ödün vermeyen Merkel, enerjisinin büyük bölümünü AB’yi bir arada tutabilmeye harcadı.

İngiltere’nin AB’den ayrılması, popülist ve sağ tandanslı akımların Avrupa genelinde yükselişe geçmesi, yaşanan ekonomik sorunlar ve son olarak pandemi sürecinin yönetilmesi gibi başlıklar AB’yi oldukça sarstı. Merkel sonrası Almanya ve AB’nin bu ve benzeri sorunlarla nasıl başa çıkacağı tam bir muamma.

Peki şimdi ne olacak?
Avrupa’nın lokomotifi olan Almanya’nın yönü ve yönelimleri birçok açıdan önemli. Dünya siyasetini allak bullak eden ‘Trump Dönemi’ni Avrupa’nın az hasarla atlatabilmesi kesinlikle Merkel’in başarısı. Biden sonrası dönemde Transatlantik ilişkilerini yeniden eski parlak günlerine oturtmak isteyen AB, buna karşılık daha bağımsız politikalar izlemek istiyor. Rusya ve Çin ile karşılıklı fayda çıkar temelinde ilişki tesisi de buna dâhil. Bu konulara geçen ay temas etmiştik.

Rusya ile Kuzey Akımı-2 projesini sürdüren Almanya’nın Çin ile işbirliğini artırma eğiliminde olduğu aşikâr. Merkel, tüm bu süreçleri büyük bir maharetle yönetmeyi başardı. Üstelik siyaset acemisi Macron’un her türlü iniş ve çıkışlarına karşın… Bu olguları sıraladığımızda şüphesiz Merkel sonrası dönemde Laschet’ten beklenti büyük olacak. Zira beklenen performansı sergileyememesi durumunda Laschet’li CDU’nun iktidarı kaybetmesi gündeme gelebilir. Bu duruma koşut olarak Avrupa’da dengeler değişebilir ve AB’nin temeli sarsılabilir.

ABD’nin Trump döneminde Kuzey Akım-2’ye yönelik tutumu, baskısı ve yaptırım kartını kullanması Almanya ile ilişkileri gelmişti. Almanya, Biden sonrası dönemde ABD’den yumuşama bekliyor. Nitekim Şansölye Merkel 21 Ocak’ta yaptığı açıklamada, ABD’nin Kuzey Akım-2 boru hattı projesine yönelik yaptırımlarını eleştirmiş, ABD’nin sınır ötesi yaptırımlarının her hâlükârda yersiz bir araç olduğunu vurgulamıştı.

Türkiye’yi ne bekliyor?
Almanya’yı yöneten CDU, Genel Başkanlığa Merkel ekolünü tercih etti. Bu oldukça anlaşılabilir bir durum; Merkel’in parti üzerindeki hâkimiyetini gösteriyor.

Almanya, yakın gelecekte de Avrupa’da sağduyunun sesi olmaya devam edecek. Derleyen, toplayan ve açık kapatan rolünü sürdürecek. Misyonunu tamamlama noktasına gelen ve İngiltere’nin resmi ayrılığı ile güç kaybeden AB’nin, pusulasını kaybetmiş görüntüsü dikkate alındığında, Almanya’da Merkel ekolünün devamı şüphesiz Avrupa’nın yararına…

Merkel döneminde Almanya Türkiye’yi öyle ya da böyle bir şekilde kolladı. Türkiye’nin batıdan uzaklaşmasına, farklı arayışlar içine girmesine izin vermedi. Fransa’nın başını çektiği Türkiye karşıtı bloğun cüretini zorlamasına müsaade etmediği gibi Türkiye ile AB arasındaki krizi diplomasi mahareti ile yönetti. Süreci mart ayına öteleyen Almanya, Türkiye ile ilgili kararı Biden sonrası ABD’nin şekillenecek politikalarını gözeterek belirlemeyi tercih etti. ABD’nin yeni yönetiminden yapılan ilk açıklamalara bakılırsa ülkemizi pek de parlak günler beklemiyor. Sıkıştırılacağımız çok açık. Bu nedenle Almanya’nın tutumu ülkemizi yakından ilgilendirecek.

Laschet’li CDU iktidarını sürdürebilir mi bilinmez ama Almanya siyasetinde bir süre daha Merkel çizgisinin devam edeceğini söyleyebiliriz. Laschet’in Genel Başkanlığa seçilmesi Türkiye bakımından rakibi Merz’e oranla elbette olumlu bir sonuç. Ama abartmayalım, Laschet’i Türk dostu olarak yaftalamak hayatın olağan akışına aykırı. Bu huyumuzdan kurtulalım artık. Ülkelerin dostu olmaz menfaatleri olur.

Elbette Laschet, Türkiye’ye karşı aklıselim ve sağduyulu yaklaşacak, Merkel’in ayak izlerini takip edecektir. Üstelik bu durum Almanya’da yaşayan vatandaşlarımız için de oldukça olumlu. PKK’nın ve Yunan lobisinin ise sonuçtan hoşnut olmadığının altını çizelim. Zira Laschet’in PKK’ya karşı tutumu net, terör örgütü olarak nitelendiriyor. Bekleyelim ve görelim.

Malûmun ilanı
Son kertede, seçimleri kaybeden Merz’in tespitlerine kulak kabartmakta yarar var. Esasen malûmun ilanı. Üstelik artık yüksek sesle dillendiriliyor ve Avrupa’da genel kabûl görüyor. AB’ye alınmayan ancak ticari açıdan AB’ye sıkıca bağlı bir Türkiye isteniyor. Türkiye’nin İngiltere örneğinde olduğu gibi AB Ekonomik Birliği’ne dâhil edilmesi ve AB’ye daha da sıkı bir şekilde bağlanması isteniyor.

Kıssadan hisse, Türkiye’ye tam üye olmadan AB iç pazarına katılım imkânı sağlayacak, genişletilmiş bir Avrupa ekonomik bölgesinin hayata geçirilmesi kurgulanıyor. Dahası sonraki aşamada benzer bir ilişki sistematiğinin Rusya için de geçerli olması hayâl ediliyor.

Biz uzun zamandır Türkiye için uzun vadede AB üyeliği perspektifi bulunmadığını -ısrarla- vurguluyoruz. Bizi dinlemeyenler belki Merz’in argümanlarını ciddiye alırlar. Yalın gerçek; Türkiye hiçbir zaman AB’ye üye olamayacak. İngiltere benzeri “imtiyazlı ortaklık” daha olası… Bu teklif önümüze konduğunda İngiltere’nin gösterdiği dirayeti ve ilkeli tutumu gösterebilir miyiz bilinmez, lâkin bu işin sonunda umalım da AB’nin koşulsuz pazarı, esasen müstemlekesi haline gelmeyelim.

1AB’den resmen ayrılan Britanya, 1 Ocak 2021 itibarıyla AB İç Pazarı ve Gümrük Birliği’nden de çıkmıştı. Aylar süren pazarlıkların ardından Brüksel ve Londra arasında ticaret ve ortaklık anlaşması üzerinde uzlaşmaya varılmış, Anlaşma uyarınca Britanya ile AB arasında mal ticaretinde gümrük ve miktar kısıtlamaları olmaması hususunda mutabakat sağlanmıştı.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.