Ana sayfa Dünya Rusya’nın yüzyıllık stratejik planlaması

Rusya’nın yüzyıllık stratejik planlaması

0

Sıcak denizlere inmeyi başaran Rusya, Orta Doğu ülkeleri ile sergilediği yakın ilişkileriyle dikkat çekiyor. Rusya, dış politikada çok katmanlı ve uzun vadeli stratejik bir yol izliyor. Putin ile ekibi stratejik hamlelerle küresel jeopolitiği şekillendiriyor

ABD’nin hegemonik gücü ve ekolojik hakimiyeti her geçen gün azalıyor. Çin tehdidini önceleyen ve enerjisini Asya Pasifik Bölgesi’ne odaklamak isteyen ABD, eskisi gibi küresel düzleme etki edemiyor. Nitekim ABD bazı mevzileri terk etmeye başladı bile. Suriye’de son yaşananlar bunun somut örneği… ABD’nin aksine Putin yönetimindeki Rusya, rasyonel bir tutum sergiliyor ve stratejik olarak yüzyıllık iddialı bir planlama yapıyor, bu çok açık. Tüm kenar kuşağında ve ilgi alanı olan uzak coğrafyalarda hamle üstüne hamle yapan Rusya; sabırlı, proaktif, çok boyutlu ve çok katmanlı bir dış politika izliyor. Dış politikasını askeri gücü ve yüksek teknolojisi (S-400, Kalibr Füze Sistemi, yüzen nükleer santral, A2AD imkânları vb.) ile destekliyor. Bir Akdeniz ülkesine evrilmeyi başaran ve sıcak denizlere inen Rusya, esasen Ortadoğu’da oyun kuruyor, sözü dinleniyor. Ortadoğu’da her ülkeyle iştigal edebilen Rusya, bölge ülkeleri ile ilişkilerini geliştirirken, saygı görüyor. Görünen o ki Ortadoğu ve Doğu Akdeniz bağlamında ciddi bir Rus dönemine giriyoruz.

Putin yüzyılın yeni Rus Çarı mı?
Putin, ülkesinde yüzyılın yeni çarı olarak nitelendiriliyor. Putin ile ekibi stratejik hamlelerle küresel jeopolitiği şekillendiriyor. Misal Ortadoğu… Rusya; Suudi Arabistan ile ilişkilerini ivmelendirip ABD’ye alternatif olmaya çalışıyor. Öte yandan Birleşik Arap Emirlikleri, Suriye, Lübnan, Irak, İran ve Türkiye ile ilişkilerini de geliştiriyor. Tüm paydaşlarla iletişim kanallarını açık tutuyor, konuşuyor ve müzakere ediyor. Kuzey Afrika bandında da etkili olan Rusya, Mısır ve bilhassa Cezayir ile ilişkilerini stratejik ortak statüsünde sürdürüyor. Diğer taraftan Suriye özelindeki gelişmeler hükümet kuramayan ve istikrarsız bir görüntü sergilemeye devam eden İsrail’in de bölgedeki pozisyonunu zayıflatıyor. Ancak Rusya, İsrail ile de temasını sekteye uğratmıyor. Nesnel koşullar Rusya’yı Ortadoğu’da öne çıkarırken, ABD bölgeyi terk ediyor. Ve Rusya, SSCB dönemindeki etki ve nüfuz alanlarını gözeterek sistematik bir şekilde eski ayak izlerini takip ediyor, üstelik yürümüyor… Koşuyor.

Rusya için Hazar Denizi’nde işlem tamam
Bu girizgâhı yapmamız gerekiyordu. Türkiye’nin düzenlediği Barış Pınarı Harekâtı’nın, ABD ile ilişkilerin ve Rusya ile akdedilen anlaşmanın gündemin ilk sırasını işgal ettiği mevcut konjonktürde, Rusya’nın usulca attığı adımlar gözlerden kaçıyor. Son olarak Putin, 12 Ağustos 2018’de Kazakistan’ın Aktau kentinde düzenlenen “Hazar Beşlisi Zirvesi”nde Hazar Denizi’ne kıyısı olan Rusya, İran, Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan liderleri arasında imzalanan Hazar Denizi’nin Hukuki Statüsü Anlaşması’nı onayladı. 19 Eylül’de parlamentonun alt kanadı Duma’da, 25 Eylül’de de üst kanadı Federasyon Konseyi’nde kabul edilen anlaşma, ekim ayının ortasında Putin’in onayıyla resmiyet kazandı. Anlaşma, “bölge dışı ülkelerin Hazar’da askeri güç bulundurmasını yasaklarken” beş kıyıdaş ülkeyi Hazar Denizi’nin güvenliğinin korunmasından ve kaynaklarının yönetilmesinden sorumlu tutuyor. Bölgesel sahiplik (regional ownership) prensibinin tipik bir örneği olan anlaşma önemli… Jeopolitik optiğinden bakıldığında anlaşma ile bölge dışı devletlerin savaş gemilerini ve askeri güçlerini Hazar’a sokamayacak olmaları öne çıkıyor. Nitekim Putin, yaptığı açıklamada “Hazar Denizi’nde bölgesel güçlerin dışındaki askeri kuvvetlerin bulunmamasının garanti altına alındığını” özellikle vurguluyor, öne çıkarıyor. Anlaşma Hazar Denizi’nde deniz taşımacılığını ve alanın toplu kullanım düzenini tespit eden hükümleri, karasuları ve balıkçılık bölgelerinin sınırlarını belirleme ve Hazar Denizi’nin dibini ve içini sektörlere ayırma mekanizmalarını, sualtı kablo ve boru hatlarını döşeme koşullarını ve kıyı ülkelerin işbirliğine dair diğer konuları da içeriyor.

Sui Generis Statü ve Hazar Denizi
Gelinen noktada Rusya bu anlaşma ile savunma ve güvenlik boyutunun yanı sıra enerji jeopolitiği bağlamında da büyük önem verdiği Hazar Bölgesi’nde hâkimiyetini pekiştiriyor. Lavrov’un “ne göl ne de deniz olan özel statü” olarak tanımladığı anlaşma aslında Hazar Denizi’ne “sui generis (kendine özgü)” bir statü belirliyor. Bu hamle deniz hukuku bağlamında da dikkat çekici, zira anlaşma ile uluslararası deniz hukukunun Hazar’da uygulanma ihtimali ortadan kalkıyor. Böylece bölge ülkeleri, dış güçleri hukuken de bölgeden tecrit ediyor. Bu konu ülkemiz deniz hukukçuları tarafından mutlaka incelenmeli.

Oscar ödülü Rusya’ya gider mi?
Elbette meselenin ekonomik boyutu da önemli. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi ile Hazar’da 50 milyar dolar petrol ve 350 trilyon fit küp doğalgazdan oluştuğu tahmin edilen hidrokarbon kaynağının çıkarılmasının ve küresel pazarlara nakledilmesinin de hız kazanacağı hesaplanıyor. Anlaşma boru hatlarının döşenmesi için sadece ilgili kıyı devletinin iznini öngördüğünden, Rusya’nın daha önce itiraz ettiği boru hatlarının önünün açıldığı yorumunu yapmak hatalı olmaz. Bu vesileyle Türkmenistan ve Kazakistan’dan çıkarılacak kaynakların Batı’ya taşınmasının önünün açılacağını ifade edebiliriz. Bu realite Hazar beşlisi için tipik bir “kazan kazan” durumu görüntüsü veriyor, lâkin Oscar ödülü Rusya’ya gidiyor.Olguları alt alta sıralayalım. İlk olarak Hazar’a kıyıdaş ülkeler arasında, SSCB’nin dağılmasından bu yana devam eden anlaşmazlığın sona erdiğini vurgulayabiliriz.

Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan’ın enerji jeopolitiğine önem ve öncelik verdiği, böylece kendi kıta sahanlıklarından geçecek boru hatları için elde edecekleri serbesti nedeniyle ABD’nin baskısına karşın anlaşmayı kabul ettikleri anlaşılıyor. Burada İran’ın durumu özellikle dikkat çekici. Öteden beri Hazar’da olası bir anlaşmanın önünü tıkayan ve üst perde taleplerde bulunan İran geri adım atmış görünüyor. Hazar Bölgesi’nde coğrafi bakımdan kısıtlı olan İran’ın, Hazar’ın ortak kullanımına bölge dışı aktörlerin sokulmaması karşılığında yol verdiği aşikâr. İran’ın son dönem yakından hissettiği küresel baskının etkisi gözden kaçırılmamalı. Rusya ve Çin’in sağladığı güçlü desteğin etkisiyle İran dış politikasının Hazar meselesinde esnediği göze çarpıyor. Diğer taraftan Hazar’ın kabul edilen yeni statüsü Çin içinde de yüksek önemde. Neticede Kuşak Yol projesinin önemli bir parkuru istikrar buluyor. Bölge dışı aktörlerin Hazar’a girişinin engellenmesiyle Rusya büyük ölçüde istediğini elde ediyor ve stratejik öncelikleri bağlamında yumuşak karnı olan Avrasya coğrafyasını emniyete alıyor. Neticede Rusya bakımından Hazar Bölgesi NATO ve Batı’nın genişleme girişimlerine kapanıyor. Rusya’nın Akdeniz, Baltık, Karadeniz, Atlantik, Pasifik ve hatta Arktik Bölgeleri’ne yönelik dış politik hamle ve stratejilerine bütüncül olarak baktığımızda, Hazar Anlaşması’nın Putin tarafından onaylanması meseleyi daha da değerli kılıyor. Suriye ve Ortadoğu’dan sonra Rusya, stratejik kazanımlarına bir yenisini ekliyor. Öyleyse komplo teorilerine meyletmeden soralım. Putin’in ajandasındaki bir sonraki adım ne olabilir? Arktik Bölgesi veya Hindistan’a yönelik yeni bir hamle1? Ya da Japonya ile itilaflı olunan Kuril Adaları sorununun çözümü ve iki ülke arasında sözüm ona süregelen savaş halinin sonlandırılması? Son olarak, ABD öncülüğünde Basra Körfezi’nde İran’a karşı oluşturulmaya çalışılan koalisyona ve Sentinel Harekâtına katılmayacağını açıklayan Japonya’nın pozisyon değişikliğinin arka planını nasıl okumalıyız? Bekleyelim ve görelim… Ancak resme her zaman bütüncül bakalım.

Kaynakça :
1- Ekim ayı başında yaptığı ABD ziyareti esnasında Rusya’dan S-400 alımı konusunda Washington’dan gelen çağrıları değerlendiren Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar’ın “ABD’nin Hindistan’a hangi ülkeden neyi alıp almayacağını” açıklaması, üstelik bu argümanları ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yla görüşmesinden hemen önce vurgulaması dikkate alınmalı. Malum Rusya ve Hindistan, geçen yıl 5 S-400 bataryasının tedarikini öngören 5,3 milyar dolarlık anlaşma imzalamıştı. Bu anlaşmadan rahatsız olan ABD, tıpkı Türkiye’ye yaptığı gibi Rusya’dan silah ve askeri teçhizat alan Yeni Delhi’ye yaptırım uygulama tehdidinde bulunmuştu.