Ana sayfa Yazarlar Bartu SORAL İlk yazı

İlk yazı

0
Bartu Soral

MarineDeal News’daki ilk yazı. Bu ilk yazıda, bundan sonra neler yazacağız, hangi konularda analiz yapacağız bu hafta onu yazalım.

Covid-19 gibi 100 yılda bir olan ve umarım bundan sonra yüzyıl içinde bir daha başımıza hiç gelmeyecek olan salgının ardından, küresel ekonomi politik sistemde büyük bir kırılmaya şahitlik ediyoruz. NATO’yu oluşturan başta ABD ve AB ülkeleri ile Rusya arasındaki savaş şiddetlenirken Türkiye jeopolitik konumundan ötürü oldukça hassas bir noktada duruyor ve üzerindeki baskılar artıyor. Savaşın, 3’üncü Dünya Savaşı’na evirilebileceği üzerine düşünceler olduğu kadar nükleer bir savaşın “zero-sum game” yani kazananı olmayan bir oyun olacağından ötürü bir yerde uzlaşılacağını düşünenler de var.

Kazancımız Pizza Hut

Her ne olursa olsun, dünya büyük bir kırılma yaşıyor. Tek kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya geçiş sürecinin başındayız. Yolumuz hayli uzun ve zor. Birinci Dünya Savaşı ile başlayan İngiliz hegemonyasının ABD’ye geçiş süreci İkinci Dünya Savaşı ile birlikte sonuçlanmış ve ABD yeni hegemon güç olmuştu. Ama dünya iki kutupluydu. Kapitalist dünyanın hegemon gücü ABD, bir yandan ekonomik gücünü pekiştirip Batı Bloku’nu etkisi altına almaya çalışırken, bir yandan da ikinci kutup Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ile girdiği yarışı kazanmak ve tek patron olma isteğindeydi. İstek çok gecikmeden gerçekleşti, SSCB 1991’de dağıldı.

Dağılıştan kısa bir süre sonra SSCB’nin son Başkanı Mihail Gorbaçov’un Moskova’da açılan Pizza Hut reklamında oynaması, reklamda geçen; “onun sayesinde özgürüz, onun sayesinde pek çok fırsata sahibiz, onun sayesinde Pizza Hut yiyoruz” sözleri Rus halkı açısından hem bir trajedi hem de adeta geleceğin işaret fişeğiydi.

Küreselleşmenin sonucu

Tek kutuplu dünyanın patronu ABD, neo-liberalizmi, küreselleşmeyi, spekülasyondan kazanan sermayenin serbestisini dayatırken, pek çok ülke yeni modele sorgusuz sualsiz dâhil oluyordu. Dünyaya yayılan vaatler göz kamaştırıcıydı. Kamu varlıkları özelleştirilecek, piyasa mükemmel çalışması sayesinde insanlığın topyekûn çıkarını maksimize ederken, finansal serbesti sayesinde yatırım için gerekli sermayeye ulaşım zorluğu çeken geri kalmış ülkeler ihtiyaç duydukları finansa kavuşacak, bakir pazarlarına yapılacak yeni yatırımlar sayesinde gelir açısından gelişmiş ülkeleri yakalayacaktı. Verimsiz işleyen kamu kuruluşları özelleşirken, devlet denetleme ve düzenleme fonksiyonunu bile icra etmeyecekti. Çünkü “görünmez el” o işi mükemmel biçimde yapıyordu. Evet vaatler bunlardı…

Gerçekte ne olduğunu beraber inceleyeceğiz…

Kuzey Atlantik Paktı’na karşı Şangay İşbirliği Örgütü ve Türkiye

Bugünün sıcak gündemi ise ayrışmanın tarafları. Bir yanda, içinde çelişkileri barındırmakla birlikte şimdilik geleceğini ve kaderini ABD’ye bağlamış gibi görünen Almanya önderliğindeki Avrupa Birliği. Bir yanda son 20 yıldır ortalama yüzde 10 büyüyen Çin. Öte yanda nükleer başlık sayısında dünyanın en büyük silahlı gücü Rusya ve katılımcı sayısını artıran, mevcutta Çin, Rusya, Hindistan, Pakistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve İran’dan oluşan, Türkiye ve Azerbaycan’ın gözlemci olarak göz kırptığı Şangay İş Birliği Örgütü. Şimdi herkes kutuplar arası ekonomik ve askeri güç dağılımını merak ederken, önemli konulardan bir tanesi de Türkiye’nin bu kırılmada nasıl bir strateji izlemesi gerektiği oluyor.

Türkiye gerek jeopolitik konumu gerek Lozan Antlaşması ile kural koyucu olduğu Karadeniz’in önemi, gerek güçlü ordusu ve öne çıkmaya başlayan savunma sanayi ve gerekse bölge ülkelerini oluşturan milyonlarca Türk soydaşımızla bu kırılmanın önemli aktörlerinden bir tanesi. İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda Truman Doktrini ve NATO ile kendisini Amerika ile stratejik ortaklık konumuna koyan ancak 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası aynı ülkeden ambargo yiyen, bugün Mavi Vatan savunmasında, Kıbrıs davasında, PKK-PYD silahlandırılmasında karşısında ABD ve onun yönlendirmesindeki Almanya, Fransa, Yunanistan’ı gören Türkiye’nin, ABD ve 1964’ten beri kapısında beklediği Avrupa Birliği ile ilişkisi, stratejik ortaktan ziyade stratejik düşmanlığa dönüşmüş durumda.

Cevaplanacak temel sorular ise; Türk ekonomisinin gücü, nasıl daha güçlü olabileceği, hangi ilişkilerden ne faydalar sağlayabileceği.

Önümüzde, bu yazının her cümlesini ayrı bir yazı haline getireceğimiz bir süreç var. Haftaya ilk cümlede görüşmek üzere.

Kalın sağlıcakla.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.