Ana sayfa Yaşam Gençlik kaç yaşına kadar sürer?

Gençlik kaç yaşına kadar sürer?

0

İnsanların genç mi yaşlı mı olduğuna nasıl karar verirsiniz? Bir yazı okumuştum, “Yarın, bugünden daha güzel olacak” diye düşünüyorsanız, gençsiniz” diyordu. Bence de bir insanın genç olduğuna dair en kesin kanıt, umuttur. Ama birinin, kendisi ve başkaları hakkında umutlu mu, umutsuz mu olduğunu anlayabilmek için onunla yıllar geçirmeniz gerekebilir. Oysa hayatı o kadar hızlı yaşıyoruz ki, birini ilk gördüğümüz saniye, onunla aşk yaşayıp yaşamayacağımıza ya da iş yapıp yapmayacağımıza kesin karar verdiğimiz söyleniyor. Yani birini etkilemek için belki de sadece 30 saniyeniz var. Öte yandan 65 yaşında bir kadın, isterse vücudunu 15 yaşındaki hale yakın bir duruma getirebilir. Bu acaba sadece yaşlanan insanın kendi doğasına karşı çıkması mıdır, yoksa herkesin kolayca güzelleşebileceği bir dünya, dış görünüş dışında bir şeylerin daha değerlenmesini de sağlayabilir mi?
21. yüzyılın en büyük tüketim kalemlerinin başında estetik geliyor. Selülit korkusu, kırışıklıklıklar, sarkmalar, yüzdeki çizgiler, göbekteki yağlar, birer utanç unsuru. Elli yaşında gergin cilt, kaslı vücut, solaryum yanığı ten ise yaşama karşı dövüşen savaşçı için en büyük gurur. Bu konuda yakışıyorsa, gerekiyorsa olabilir diyenler bir yanda duruyor. Botokslu kadın avcıları karşı köşede. Aralarında okuyarak, akıl alarak büyüdüğümüz kişilerin bazıları ise doğallığın bozulmasını nefretle karşılıyor. Mesela yazar İlhan Selçuk, kalp ameliyatına girmeden önce, adeta bir veda yazısı niteliğinde satırlar yazdı. Sonuçta, yürek bu, bir daha atar atmaz belli değil diyerek… Gerçekten etkileyici satırlardı. Arada bir yerde, yaşlanmaya karşı koyanları eleştiriyordu sanki. İnsanoğlunun, yüzdeki çizginin kıymetini öğrenebilmesi için, daha kaç asır geçmesi gerekiyor anlamına gelecek sözcükler vardı yazısında. Yaşlanmayı kabul edememeyi ilkellik olarak görüyordu. Cebinde parası olan, yaşama sıkı sıkıya bağlı insanların içinde, biraz vicdan sahibi olanlar, şimdi iki arada bir derede. Yüzde kırışıklıklar, önümüzde göbekler, dışarıda fıttırı fıttırı saçlarını savurarak kendini gösteren estetikli dilberler ve serde erkeklik var. Yıllara yenilecek miyiz, mücadele mi edeceğiz? Gençlik konusunda joker kullanmak istesek bunu nasıl yapacağız? Gerekirse biraz estetik tıp, biraz plastik cerrahi katacak mıyız silahlarımız arasına.
Ben “botoks” ne diye bir baktım. Ağrısını hissetmediğiniz küçücük bir iğne, yüzünüzde dolaşıyor ve sonra çizgiler kayboluyor. Bana hiç de öyle önemli bir tartışma konusu gibi gelmedi. Ne var ki bunda. Ama doğru doktor, doktor dozda yapacak. Sarkan yere yerleştirilen dolgular var mesela. Happy Lift var, yüz güzelliği deyince gerçekten işe yarayan tekniklerden. Yüzün içine, ipler geriyorlar. Bunlar dikenli teller gibi. Yüzü adeta askıya alıyor. Sarkmaları engelliyor. Biraz pahalı ama eski ameliyatlara göre, hiç hissettirmeden, hastanede yatmadan, yaptırıyorsun, kalkıp işe gidiyorsun. Olamaz mı, bence olabilir. En yeni trend ise yağ enjeksiyonu. Vücudundan kendi yağını fazla olan yerden alıp, gereken yere enjekte ediyorlar. Yüz güzelliğinde gevşeme, sarkma, dolgunluk ve derin çizgileri doldurarak gençleştirme amacıyla, vücutta ise bacak kalınlaştırma, vücudun herhangi bir yerinde kaza ya da yanık sonrası kalan çökük bölgelerin iyileştirilmesi konularında tercih ediliyor.
İster yaptırın ister yaptırmayın, birileri bunları yaptırıyor. Ve hiç de fena olmuyor. Ya en doğal iş çıkartan, en tecrübeli doktoru bulup, ne lazımsa yaptıracaksınız, ya da birilerinin size omuz atarak daha gündemde kalmalarını, daha çok beğenilmelerini sineye çekeceksiniz. Artık botoks konusunu da kısır politik tartışmalara döndü. Gerçek gündemimizi kaybettiriyor. Ben mesela Karadeniz burnumu mu düzelttirsem göbeğimden yağ mı aldırsam diye düşünürken bayağı bir uzaklaşıp Meksika Sınırı’na gelmişim. Bu, Haber 7 kanalında yayınlanan canlı bir haber-tartışma programı. Yayında IMF’nin resmen açıkladığı rakamlardan bahsediyorlar. Konu, bu yıl açlıktan öleceklerin sayısı.  Mavi kazaklı genç bir adam, tek bir kişinin ölümü trajiktir, yüzbinlerce kişinin ölümü istatistik diyor gecenin karanlığında. İzliyorum, yatıyorum kalkıyorum, bir dergi alıyorum elime. Bütün sayfalar güzellikle ilgili yeni haberlerle dolu. Uzun yıllar kadın dergilerine yazan biri olarak, bu haberleri kim yapıyor biliyorum. Benim gibi muhabirler, editörler işte. Aslında her yeni bilgi iyiye kullanılabilir ama öyle olmuyor nedense. Size dışınızı nasıl gençleştirebileceğinizi anlatıyoruz. Belki içinize biraz yansır diye. Oysa sözler duvara çarpıp geri gelince tüketim çılgınlığına dönüşüyor, değişiyor, saçmalaşıyor. İnsanlar açlıktan ölsün, gerçekten yiyecek yemek bulamadığı için. Biz şse bakalım baharla gelen güneşe der gibiyiz. Sonra da peşine hep sahte bir bilinç ekliyoruz. Güneş cildimizi yıpratmasın; yaz, kış, güneş koruması kullanalım, küresel ısınmaya karşı. Ve hep iyimser olalım. Kötümserlik, kırışıklık yapıyor! Yazıların kurgusu bu…  Ama böyle olmak zorunda değil! Herkes genç görünsün, güzel görünsün, iyi hissetsin de biraz başka şeyleri konuşalım.