Ana sayfa Görüş 1915’ten günümüze Çanakkale’nin kültürel algısı

1915’ten günümüze Çanakkale’nin kültürel algısı

0
1915

Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Av. Hüseyin Özbek’in MarineDeal News’e özel kaleme aldığı makalesinde günümüzde milli bilinci yok etme amaçlı girişimlere yaptığı vurgu dikkat çekici, “…işgalciler Çanakkale’yi teşrifleriyle onurlandıran modern çağın Agamennonları, Aşilleri, Odesiyusları olarak kutsanmakta, Mehmetlere de ve değerli konukların oda servisi hizmetçisi rolü verilmektedir!”

Birinci Dünya Savaşı’nda Türk Ordusu değişik cephelerde 4 yıl boyunca durmaksızın savaştı. Osmanlı İmparatorluğu’nun birbirinden binlerce kilometre uzak bölgelerinde Mehmetler ölümüne vuruştular. Günümüzde Polonya ile Ukrayna arasında pay edilen Galiçya’dan Yemen’e, Basra’dan, Sina’ya, Arap çöllerinden Kafkaslara, Bağdat’tan Çanakkale’ye, Kut’tan Filistin’e, imparatorluğun uzak yakın coğrafyalarında Mehmetlerin ayak basmadığı, kanını dökmediği yer kalmadı desek abartı olmaz.

İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusya’sının başını çektiği bağlaşıklar, Şark meselesini (Doğu Sorunu) halletme konusunda anlaşmışlardı. Osmanlı İmparatorluğu’nun enerji ve doğal kaynaklar yönünden zengin coğrafyası paylaşılacak, yüzyıllardır hayâllerini süsleyen bu enerji denizi batılı efendilerin olacaktı. Daha iki yıl önce Balkan devletlerinin önünde perişan olan, bir çırpıda bütün Rumeli’yi elinden çıkaran (1912 Balkan Savaşı) Türklerin, emperyal devletlere karşı koyması düşünülemezdi!

Osmanlı’nın siyasi sınırları içinde sayılsa bile hükmünün epeydir geçmediği Basra fiilen İngilizlerin elindeydi. Irak coğrafyasının kilidi Basra’dan yukarıya, Mezopotamya’ya yayılma hakkı elbette İngilizlerin hakkıydı! Yine, Suriye, Lübnan dışındaki petrol zengini Arap coğrafyası da İngilizlerin olacaktı. Hindistan yolunun güvenliğini pekiştirmenin yanında el koyacağı yeni sömürgelerle Birleşik Krallık ekonomik ve coğrafi olarak daha da büyüyecek, karaların ve denizlerin efendisi gücüne güç katacaktı!

Fransa, Kuzey Afrika sömürgelerine Lübnan ve Suriye’yi eklemenin yanında, Urfa-Antep-Maraş’tan Adana’ya uzanan geniş bir nüfuz bölgesi edinecekti. Kara Avrupa’sının yeni gücü Almanya karşısında piyade ihtiyacı Ruslardan karşılanacaktı. Türk Boğazları ve İstanbul’un anahtarı teklifi Rusları ikna için yeterli olacaktır.

Birinci Paylaşım Savaşı’nın galip tarafının ödülü olacak Osmanlı İmparatorluğu’nun kopacak büyük hengamenin dışında kalması olanaksızdı. Bağlaşıkların kalemini çoktan kırdıkları Osmanlı İmparatorluğu için Almanya, Avusturya-Macaristan bloğunda yer almak bir zorunluluk olacaktır. İşin tuhafı, 1. Dünya savaşındaki zorunlu müttefikimiz Almanya’nın da gizli ajandasında Osmanlı mülkünü sahiplenmek vardır!

İttihat ve Terakki iktidarı, Birinci Dünya Savaşı’nın ayak seslerinin daha yakından duyulmaya başladığı günlerde, 9 Eylül 1914 tarihinde aldığı bir kararla, 1 Ekim 1914’ten geçerli olmak üzere adli ve iktisadi kapitülasyonları kaldırdığını yabancı devletlerin büyükelçiliklerine bildirir. Bu karara karşı en şiddetli tepki, 2 aya varmadan yanında savaşa gireceğimiz Almanya’nın İstanbul Büyükelçisi Baron Von Wangenheim’dan gelecektir. Hatta o dönemde Almanya’nın hasmı olan devletlerin büyükelçileri ile bir araya gelerek Osmanlı Hükümeti üzerinde baskı kurarak bu kararın geri alınması için çaba gösterecektir!

Kısacası, emperyalistlerin Osmanlı İmparatorluğu’nun infazına karar verdiği bir dönemde savaş dışında kalma olanağı varken, İttihat ve Terakki iktidarının bir çılgınlığı yüzünden savaşa sürüklendiğimiz iddiasının gerçek olmadığı, sonradan ortaya çıkan gizli anlaşmalar ve belgelerle kanıtlanmıştır.  “Akacak kan damarda durmaz” atasözü tam da bu durumu tarif etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu da kaderinden kaçamayacak, kendisini parçalanıp yok olmaya götürecek büyük paylaşım savaşının içinde bulacaktır.

Kasım 1914’den itibaren Osmanlı imparatorluğu artık savaşın içindedir. Demir ve karayollarının hemen hiç olmadığı, lojistik zafiyetlerin yaşandığı,  yeterli donanımdan, yeterli silah ve cephaneden yoksun, çok geniş bir coğrafyada ölüm kalım savaşı verilmektedir.

Bağlaşıkların stratejisi, savaşma enerjisi ve kapasitesi olmayan Türkleri bir an önce saf dışı ederek rahatlamak ve bütün güçleriyle Almanya üzerine çullanmaktır. Bunun için en kestirme yol, Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Marmara üzerinden İstanbul’a ulaşmaktır. Çanakkale Boğazı’nın iki yakasındaki Türk toplarını susturup tahkimatı dağıtmakta çok zorlanmayacaklarını düşünmektedirler.  Yenilmez armadalarına karşı Türklerin doğru dürüst savaş gemisi bile yoktur.

18 Mart 1915, masa başında zafere giden en kısa yol olarak görünen bu hesabın tersyüz edildiği tarihtir. Bağlaşıkların mağrur donanması, saatler süren cehennemi bombardımanın ardından zafer geçişi havasında girdiği Boğaz’dan utanç verici bir yenilgiyle tornistan edecektir! Müttefik donanmasının ağır bombardımanına sabırla katlanan Mehmetler, sıranın kendilerine geleceği anı beklemektedirler. Mehmetler, en sonunda toplarının menziline giren düşman zırhlılarına yapacağını yapacak, bazılarını saf dışı edecek, birkaçını da Boğaz’ın dibine gönderecektir!

Bağlaşık donanmanın utanç verici hezimetinin ardından gözler Gelibolu Yarımadası’ndadır. Denizden yol vermeyen Çanakkale, karadan, Gelibolu üzerinden geçilecektir. İngilizler, kara savaşları için toplanma yeri olarak Mısır İskenderiye’yi seçmişlerdir. Britanya’dan gelenlerle, sömürgelerinden devşirdikleri askerleri Çanakkale’ye buradan taşıyacaktır. Batılı beyaz adamın yanında bu kez Hindistan, Avustralya, Yeni Zelanda gibi İngiliz sömürgelerinden, Senegal ve Afrika’daki diğer Fransız sömürgelerinden getirilenlerle bir dinler, diller ve renkler konsorsiyumu vardır.

Bağlaşık piyadeleri, 25 Nisan 1915 şafağında 5 ayrı noktadan karaya ayak basacaklardır. Büyük umutlar ve kesin zafer beklentisiyle başlayan kara muharebeleri de istedikleri sonucu vermeyecektir. 25 Nisan 1915 sabahı, karaya çıkan Anzak Kolordusu, karşısındaki zayıf Türk mukavemetini geri atarak Gelibolu’nun en hâkim zirvesine yönelmiştir. Tepe ele geçirilirse Gelibolu çıkartması ilk günden zaferle sonuçlanacak, İstanbul’un yolu açılacaktır. Fakat karşılarında kaderin adamı vardır!

Neredeyse ellerini kollarını sallayarak tepeye yönelen Anzakların talihsizliği, 19’uncu Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal Bey’in karşılarında olmasıdır. 25 Nisan 1915, Mustafa Kemal’in yıldızının parladığı, Anzakların yıldızının kaydığı andır! Kaderin adamının en doğru kararları en kısa zamanda alması ve uygulaması, Gelibolu’nun ilk günden bağlaşıklara kapılarını açılmayacak şekilde kilitlemesi anlamına gelmektedir. Gelibolu’nun düşmana kilitlenmesi, askerlerine taarruzu değil, ölmeyi emreden Komutanın, onun ölüm emrine en ufak bir tereddüt göstermeden uyan Mehmetlerin sayesinde olmuştur!

Mustafa Kemal’in sonraki aylarda Anafartalar ve Conkbayırı başta olmak üzere, diğer muharebelerde gösterdiği üstün komuta yeteneği ve yaşanılan anı çok iyi değerlendiren ve en doğru kararı alıp uygulayan kurmay zekâsı kritik anların lehimize dönmesini sağlamıştır. Çanakkale muharebelerine katılmış olan İngiliz tarihçi General Aspinal Oaglander Mustafa Kemal için, “Bir tümen komutanın üç ayrı yerdeki krize zamanında müdahale ederek, sadece oradaki harbin gidişatını değil bütün bir milletin kaderini, geleceğini değiştirmesi ve etkilemesini tarih çok nadiren kaydeder” cümlelerini kullanmaktadır.

Diğer cephelerde kazanılan zaferler, uğranılan yenilgiler kuşkusuz ki ayrı bir yazının konusudur. Irak cephesindeki Kut Zaferi, Sarıkamış Harekâtı, Kanal Harekâtı ve diğer muharebeler de değişik açılardan değerlendirilmektedir. Fakat akla ilk gelen ikisinden Sarıkamış yenilgi ve trajedi, Çanakkale zafer çağrışımına yol açmaktadır.

Son yıllarda Çanakkale Deniz Zaferi ve kara savaşları birbirinden çok farklı değerlendirme ve yorumlara konu olmaktadır. Çanakkale’nin Türk askeri tarihinde parlak zafer olarak kaydedilmesinin yanında Türk halkının kolektif algısında da yenilmezliğin, kendisinden çok üstün güçlere üstün gelmenin, ölümüne direnmenin simgesel tarihi kabul edilmesinin üzerinde düşünülmelidir.

Uluslararası spor karşılaşmalarında gösterilen başarının, bireysel ya da takım olarak üstün gelmenin Çanakkale ile özdeşleştirilmesi, Türk halkının derin bilinçaltında yaşatılan Çanakkale kültü ile ilgilidir. Çanakkale, en umutsuz zamanlarda karamsarlıktan kurtulmanın, ruh tazelemenin, geleceğe olan inancın, maziden güç almanın çıkış noktası olarak kabul edildiğini göstermektedir.

Çanakkale, Türk askerinin ülke savunmasında göstereceği feragatin ve kahramanlığının denendiği, sınandığı, kanıtlandığı bir yer olarak, destanlarla, türkülerle ve diğer anonim ürünlerde, halk kültüründe yaşatılması çok önemlidir. Milli duyarlılık açısından çok olumlu bulduğumuz bu algının yaşatılması ve yeni ürünlerle zenginleştirilmesi gerekmektedir.

Yukarıda anlatılan Çanakkale algısının antitezi olarak kabûl edilmesi gereken, gri bakış açısına son yıllarda yaygınlık kazandırılmaya çalışılması dikkat çekicidir. Çanakkale’nin bir zafer olmayıp, ülke gençlerinin, özellikle İstanbul’un yetişmiş, eğitimli kuşaklarının boşuna harcandığı bir yer olarak işlenmesi çok ilginçtir. Buradaki amaç Çanakkale Zaferi’nin değersizleştirilmesiyle, bilinç altındaki milli duyarlılığın silinmesidir. Bu amaca yönelik romanların, filmlerin, kültürel ürünlerin, yazılı ve görsel medyada sık işlenmeye başlamasının tesadüfi olduğu düşünülemez.

Gri bakış olmasa bile sonucu itibarıyla gri olan bir başka söylem de Çanakkale’ye, Türk ülkesini işgal etmek ve sömürgeleştirmek için gelen düşman askerlerinin trajik, insani hikayeleriyle Mehmetçikle eşitlenmesi, hatta önüne geçirilmeye çalışılmasıdır. Burada anlatılan İngiliz, Fransız, Anzak askerlerinin centilmenliği ve Mehmetçikle tütün-çikolata, peksimet-konserve takaslarıdır! Bu söylemlerin amacı Türk ülkesini işgale gelen düşman askeri imajının buharlaştırılarak, duygusal, insancıl, centilmen, işgal amacı olmayan, yolu tesadüfen Çanakkale’ye düşmüş, yerinden yurdundan uzak kalmış masum yabancılar olarak toplumsal belleğimize şırınga edilmeye çalışılmasıdır.

Yazılı ve görsel medyada, milli bilinci yok etme amaçlı bu türden algı mühendisliği ürünlerine yönelik övgü yarışı bizi uyarmalıdır. Bu türden gri propagandanın yazılı ve görsel ürünlerinde işgalciler Çanakkale’yi teşrifleriyle onurlandıran modern çağın Agamennonları, Aşilleri, Odesiyusları olarak kutsanmakta, Mehmetlere de ve değerli konukların oda servisi hizmetçisi rolü verilmektedir!

Büyük zaferin 106’ıncı yılında kaderin adamı ve Mehmetlere saygı ve rahmetle. Vatan toprağında huzur içinde yatan Mehmetleri huzursuz edecek bu türden kültürel beşinci kol faaliyetlerine artık yeter, Çanakkale şehitlerinin hatıraları da geçilemez denilmesi dileğiyle…

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.