Ana sayfa Piyasa Ekonomi ‘Türkiye tedarik zincirlerinde merkezi bir konumda olacak’

‘Türkiye tedarik zincirlerinde merkezi bir konumda olacak’

0
tedarik
Dr. Altay Atlı

Trump’ın Ocak 2017’de göreve gelmesinden bu yana ABD ve Çin arasındaki ilişkiler hızlı ve tehlikeli bir şekilde değişti. Trump sonrasında ise Biden’ın iki ülke ilişkileri açısından alacağı tavır tüm dünyada merakla takip edildi. ABD ile Çin arasındaki ilişkileri, tedarik zincirine ve Türkiye’ye yansımalarını Atlı Global Kurucu Direktörü Dr. Altay Atlı ile MarineDeal News okuyucuları için konuştuk

15 Kasım’da iki lider 3,5 saatlik bir görüşme gerçekleştirdi. Trump sonrası ABD-Çin ilişkilerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Trump’tan sonra yeni dönemde ABD’nin Çin politikalarının değişebileceği beklentisi vardı ancak bu söz konusu olmadı ve Biden döneminde ABD’nin Çin’e yaklaşımı konusunda bir önceki dönemden sonra ciddi bir devamlılık söz konusu. ABD’nin Trump döneminde dile getirmekte olduğu ticaret ve ekonomik ilişkiler konusundaki sorunlar ki bunlar arasında ABD açısından ticaret dengesizliği, fikri mülkiyet hakları alanında yaşanan sorunlar, zoraki teknoloji transferleri vb. var, hâlen devam ediyor ve yeni yönetimin de gündeminde. Diğer yandan iki ülke arasındaki rekabetin ana eksenini oluşturan 5G ve yeni teknolojiler alanındaki yarış da Trump ile birlikte sona ermedi, tersine giderek şiddetlendi. Tüm bunlara ek olarak ABD yönetimi Çin’e karşı Hong Kong, Tayvan ve Uygurlar gibi meseleleri yeni yönetimde de birer kart olarak kullanmaya devam ediyor. Kısaca Trump’tan Biden’a ABD’nin Çin’e karşı politikasında kayda değer bir devamlılık var. Ancak farklı olan ise Trump zamanında kapanmış olan diyalog kapılarının yeniden açılmış olması. Her iki taraf artık en üst düzeyde, bakanlar hatta devlet başkanları düzeyinde daha sık birbirleriyle konuşuyorlar. Bu da aslında başlı başına olumlu bir gelişme, ama diyaloğun yeniden başlamış olması da iki taraf arasında gündemde olan anlaşmazlıkların kısa bir sürede çözülebileceği anlamına da gelmiyor.

Biden görüşme sonrası yaptığı açıklamada “Çok iyi bir görüşme gerçekleştirdik” dedi. Bu açıklama yaklaşık beş yıldır konuştuğumuz ABD-Çin ticaret savaşı açısından nasıl değerlendirilmeli? Bu savaşın artık sonuna mı gelindi?

Savaşın sonuna gelinmedi ancak her iki taraf savaşın sonuna doğru gelinmesi için istekli olduğunu ortaya koydu; bir şekilde bu yöndeki iradelerini beyan etmiş oldular. Mevcut olumsuz süreç her iki tarafa da zarar veriyor. ABD ile Çin arasında güçlü bir ekonomik bağımlılık var; her iki taraf bir diğerinin piyasalarına erişim sağlamaya, finans ilişkilerini sürdürmeye ve birbirlerinin dâhil oldukları tedarik zincirleri üzerinden çalışıp üretmeye devam etmeye muhtaç durumdalar ve yaşanan olumsuzluklar tüm bu alanlara zarar veriyor. Ancak diğer taraftan da tarafların birbirlerine karşı getirdikleri eleştiriler ve sorunlu konular da hâlen masada duruyor. Son görüşmelerde örneğin Biden, Çin’in uygulamakta olduğu bazı ekonomi politikalarının haksız ve adil olmayan bir durum yarattığını belirtti, Xi Jinping ise ABD’nin ulusal güvenlik konusunu Çin firmalarını engellemek için bir bahane olarak kullandığını söyledi. Çözüme gidilmesi, bir tarafın diğerine boyun eğmesiyle, tüm isteklerini kabul etmesiyle tabii ki olmayacak. Çözüm ancak tarafların küçük adımlarla orta bir noktaya doğru hareket etmeleriyle, bu sayede karşılıklı olarak güveni de yeniden tesis etmeleriyle söz konusu olabilecek. Bu da bir süreç meselesi.

ABD-Çin geriliminin azalması tedarik zincirini de dâhil edersek dünyayı nasıl etkiler?

Şüphesiz ki dünyanın en büyük ilk iki ekonomisi arasındaki gerilimin azalması küresel ekonomiyi de olumlu yönde etkileyecektir. Pandemi sonrası süreçte küresel ekonominin toparlanması ve yeniden yapılanması açısından da buna çok ihtiyaç var çünkü bu süreç ancak küresel ekonominin başat aktörleri arasında bir işbirliği ve ortak hareket olabildiği müddetçe sağlıklı bir şekilde ilerleyebilecek. Tedarik zincirlerini de sanıyorum burada merkeze yerleştirmek gerekiyor. Pandemi, üretimi durdurarak, lojistik imkânlarını kısıtlayarak tedarik zincirlerini olumsuz etkiledi ve etkilemeye devam ediyor. Ancak bence bu geçici bir durum. Tedarik zincirleri ile ilgili esas sorun jeopolitik sebeplerden dolayı ortaya çıkan suni engeller. Bu tür engeller mevcut tedarik zincirlerini, alternatif yaratacak, çeşitlendirme sağlayacak, çözüm üretecek bir esnekliğe müsaade etmeden katı bir şekilde etkiliyor. Örneğin bir tedarik zincirlerinde A noktasından B noktasına bazı ürünleri taşıyacaksınız. Gemiler çalışmıyorsa trenle yollarsınız, konteyner yoksa başka bir çözüm bulursunuz. Ancak A ülkesi B ülkesine jeopolitik yaptırımlar uygulayıp sınırları kapatıyorsa, siz C ülkesinden bile olsanız yapabileceğiniz çok bir şey yok. ABD ile Çin arasındaki ilişkilerin düzelmesinin küresel ekonomiye olumlu etkisi her şeyden önce daha istikrarlı bir jeopolitik ortamın sağlanması üzerinden olacak.

Öte yandan AB ile Çin arasında yaşanan ticaret geriliminden bahsediyoruz.  Küresel piyasalar şimdi de AB-Çin arasında yaşanan bu gerilime mi şahit olacak ve bunun dünya ekonomisine etkisi ne olur?

AB ile Çin arasındaki ticaret gerilimi çok da büyük boyutlara ulaşmayacaktır. Bunun iki sebebi var. Birincisi, Çin’e karşı tek bir Avrupa Birliği yok, hatta Avrupa Birliği’nin bütüncül ve tüm üye ülkelerin görüşlerini yansıtan bir Çin politikasından bile bahsedemeyiz. AB’ye üye olan her ülkenin Çin ile ilgili farklı öncelikleri ve beklentileri var. Örneğin Yunanistan ve Macaristan, çok daha fazla Çin yatırımına bağımlı durumdalar ve Çin’e yaklaşımları da bu bağımlılık üzerinden şekilleniyor. Ancak diğer tarafta örneğin Fransa ya da kuzey ülkeleri için aynı şeyi söyleyemeyiz. AB içerisinde kimi ülkeler Çin ile ekonomik ve ticari ilişkilerin daha da güçlendirilmesini savunurken, kimi ülkeler ise daha korumacı bir anlayışı tercih ediyorlar. Diğer taraftan Çin, AB’nin büyük çok uluslu firmaları için çok kârlı ve olmazsa olmaz bir pazar ve bu firmalar ile onların temsil ettiği çıkar grupları gerek Brüksel’e gerekse ulusal hükûmetlere Çin ile ilişkilerin geliştirilmesi ve her şeyden önce de ne zamandır planlanan yatırım anlaşmasının hayata geçirilmesi için baskı yapıyorlar. Ben, AB ile Çin arasında bir ticaret savaşlarına gidileceğini düşünmüyorum, bunun yerine AB tarafının zorlu bir denge çabası içerisinde olacağını ve bu anlamda sadece müttefikleri ABD ile Çin arasında dengeli bir tutumu tutturmak için değil, AB’nin kendi içerisindeki Çin ile ilgili olarak farklılaşan görüşler ve beklentiler arasında bir denge kurmaya çalışacağını öngörüyorum.

Her ülkenin Çin’le ilgili farklı beklentileri var. Pandemi sonrası ise en çok konuştuğumuz şey yeni normalde Türkiye’nin özellikle tedarik zincirindeki yeri oldu. Yeni tip koronavirüs salgını sonrası yeniden şekillenen küresel tedarik zincirinde stratejik üs hâline gelen Türkiye, jeopolitik konumu ve sunduğu maliyet avantajıyla uluslararası şirketlerin radarına girmeye de devam ediyor. Bunu göze aldığımızda Türkiye-Çin ilişkilerini ekonomik anlamda nasıl değerlendirirsiniz?

Şu anda Çin’de aylık asgari ücret yaklaşık 400 dolar iken, Türkiye’de ise şu anda yaklaşık 260-270 dolar seviyesinde. Bu noktadan hareketle pandemi sonrası küresel ekonominin toparlanma sürecinde Türkiye’nin sahip olduğu maliyet avantajıyla tedarik zincirlerinde merkezi bir konuma ulaşacağını söylemek yanlış olmaz, ancak kısa vadeli, dar bir görüş olur. Şüphesiz ki maliyet avantajı değerlendirilmeli, ancak özellikle Çin ile olan ilişkilerimiz değerlendirildiğinde Türkiye’nin sahip olduğu daha kalıcı ve sürdürülebilir avantajlara bakmalıyız diye düşünüyorum. Ülkemizin jeostratejik konumu, Avrupa pazarı ile olan entegrasyonu, kalifiye iş gücü havuzu, Ar-Ge’ye ve inovasyona verdiği önem gibi. Çin de kendisini artık düşük maliyet ülkesi değil yüksek katma değer ülkesi olarak konumlandırıyor, dünya pazarlarındaki avantajını ürünlerinin ucuzluğu değil yüksek teknoloji içeriği ile sağlama yoluna gidiyor. Biz de Çin ile ilişkilerimizi şekillendirirken maliyetlerin düşüklüğü üzerinden rekabet etmek yerine, işbirliği içerisinde daha yüksek katma değeri birlikte nasıl üretiriz diye düşünmeliyiz. Bu anlamda Türkiye’ye teknoloji transferi sağlayacak, istihdam yaratacak, Türkiye’nin Batı ile Doğu arasındaki köprü konumunu güçlendirmemizi sağlayacak büyük ölçekli Çin yatırımlarının ülkemize çekilmesi büyük önem taşıyor.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.