Ana sayfa Haberler Deniz Savunma Preveze Deniz Savaşı ve Türklerin Akdeniz hâkimiyeti

Preveze Deniz Savaşı ve Türklerin Akdeniz hâkimiyeti

0
preveze

Deniz Kurmay Yarbay (E) Özhan Bakkalbaşıoğlu bu ayki yazısında, bazı Batılı tarihçilerin büyük bir savaş olarak tanımlamaktan kaçındıkları Preveze Deniz Savaşı’nın önemini ve büyüklüğünü, Barbaros Hayrettin Paşa’nın stratejik hamlesiyle değerlendiriyor

Preveze Deniz Savaşı’nın tarihi olan 27 Eylül 1538’den bu yana tam 483 yıl geçti. Akdeniz’e hâlâ hiç bir devlet tam hâkim değil. Roma İmparatorluğu’ndan sonra Akdeniz’e hâkim olan Türkler bu hâkimiyetlerini 1560 tarihinde yapılan Cerbe Deniz Savaşı ile de pekiştirip İspanya İmparatorluğu’nu saf dışı bırakarak Akdeniz’e hâkim olmuştur. Her ne kadar 1571’deki Leponto yenilgisi çok ağır olsa da bu hâkimiyeti tam yok edememiş ve inişli çıkışlı olarak 17’nci yüzyıl sonuna kadar devam etmiştir.

Bu 100 yıllık Akdeniz hâkimiyetine neden olan Preveze Deniz Savaşı neden önemli? Öncelikle şunu belirteyim, Preveze Deniz Savaşı’nda büyük gemi kayıpları olmadı ve binlerce denizci ölmedi. Peki, o zaman Akdeniz’e hâkim olma nasıl oldu? Bazı Batılı tarihçiler bu savaşın o kadar büyük olmadığını yazdılar. Çünkü Barbaros Hayrettin Paşa’nın yaptığı taktikleri, coğrafyayı kullanımını, meteorolojik olayları değerlendirerek düşmanın harp sahasından kaçmasına sebep olmasını nasıl yazacaklardı ki. Ancak bu savaş, bir taktik oyunu sonunda kazanılan stratejik bir zafer olarak tarihteki yerini aldı. Öyle bir zaferdir ki bu, Haçlı Donanması’nı teşkil eden ana unsurlar olan Papalık, Venedik ve İspanya’nın komutanlarının birbirlerine düşmesi, emir ve komuta birliğinin sağlanmaması, hiçbir taktik planın olmayışı, gemi kaybedip güçlerinin azalmamasını istemeleri ile harp sahasından resmen kaçmışlar ve inisiyatifi Barbaros’a bırakmışlardır. Uzun yıllar bir daha toparlanıp Türklerin karşısına çıkma cesaretini gösteremeyerek Akdeniz’i Türklere bırakmışlardır.

Aslında 4 Ağustos 1534’te Andrea Doria, İspanya Kralı V. Charles’a verdiği raporda şunları yazacaktır, “Barbaros Hayrettin o kadar kuvvetlenmiştir ki Akdeniz’deki bütün Hristiyan devletler donanmalarını birleştirmedikçe ona karşı koymak mümkün değildir. Eğer kendinizi olaylara kaptırıp kudretsiz kalmak istemiyorsanız Hristiyan ittifakı kurmakta acele ediniz” (Duro: Serguna Expedition S. 221).

Bu raporda Doria’nın Barbaros’tan ne kadar çekindiği açıktır. Bu nedenle Preveze Deniz Savaşı’nda ihtiyatlı davranıp gemi kaybetmek istememiş ve bir yerde kaçak güreşerek müttefikleri Venedik ve Papalık donanma komutanlarının savaşma isteklerini engellemiş, ihanet etmiş ve harp sahasından savaşmadan kaçmak gibi bir askere yakışmayacak durum sergilemiştir. Barbaros, Andrea Doria’nın bu çekingen ve kararsız tutumunu çok iyi bilmektedir. Üstelik aldığı istihbaratla müttefik filonun kendi aralarında husumet yaşadığını ve güvensizlik duyduğunu da bilmekteydi. Barbaros, düşmanın sayıca üstün olmasına rağmen meteorolojik avantajı iyi kullanarak rüzgârsızlık nedeniyle harekât alanı kısıtlanan, yelken ve kürekle yürütülen eski bir Akdeniz teknesi olan galilerin içinden, üstün manevra gücüne sahip kadırgaları ile Preveze (Preveza)’den denize açılmıştır. Müttefik donanma V. Charles’in eşine yazdığı mektupta kuvvetlerini şöyle yazmıştır, ‘‘Papa’nın 5, Cenova’nın 12, Napoli’nin 4, Malta’nın 6, Sicilya’nın 10, Andrea Doria’nın 17, İspanya’nın 11 galisi vardı. Böylece burada bulunan galilerin sayısı 74, hafif gemilerin sayısı 30 olup, ayrıca haşmetli Kral’ın karavel ve kalyon olarak 300 gemisi olacaktır,” demiştir. Bunun yanı sıra 30 bin muharip ve 10 bin kürekçi vardı. Bu donanma 1 Mayıs 1535’te Barselona’da Andrea Doria tarafından teslim alınmıştır. Sonuç olarak Haçlı Donanması 300 gemiye ulaşmış, Türk Donanması ise 122 gemiden oluşmuştur.

26 Eylül 1538’de Andrea Doria, Barbaros’u denize açılması için zorladı. Oysa Barbaros genel olarak rüzgâr gücü ile hareket eden gali sınıfı tekneleri hareketten sakıt etmeye zorlaması için uygun rüzgâr akımını izledi ve limandan çıkmadı. 27 Eylül 1538’de rüzgâr drisa edince yani durunca Barbaros, Preveze Arta Körfezi’nden çıkarak hilal nizamı aldı. Merkezde Barbaros ve oğlu Hasan ile manevi oğlu Hasan Reis ile Sinan ve Cafer Reisler yer aldı. Sol kanatta Seydi Ali Reis, sağ kanatta Salih Reis, ihtiyat ve çevirmede Turgut Reis’e Murat ve Güzelce Mehmet Reis eşlik ediyordu. Andrea Doria bu harekâtı beklemiyordu ve rüzgârsızlık nedeniyle nizamı bozuldu. Papa ve Venedik donanma komutanlarının birbirleri ile uyuşamaması ile Haçlı donanması taktiksiz olarak kuzeye yönlendi. Barbaros’un kürekli ve hafif kadırgaları süratli top atışları ile düşmanı bozdu. Papa ve Venedik komutanları her ne kadar savaşa devam için baskı yaptılarsa da Barbaros’un şöhretini ve taktiksel bir deha oluşunu hesaba katan Doria, kendi kumanda ettiği İspanyol donanması ile kuzeye yöneldi ve savaş meydanını terk etti. O kadar ki Doria tanınmamak için seyir fenerlerini bile söndürdü. Gece karanlığında Haçlı filo manevraları birbirine karıştı ve tam bir bozgun oldu. Haçlılar kayıplarını gizlemelerine rağmen çok gemi harekâttan sakıt kaldı, Venedik ittifaktan ayrıldı ve 1540’da barış istedi. Bu zafer taktik zaferden ziyade stratejik bir zaferdir. İspanya Kralı Charles’ın şansını denemek için ve de Andrea Doria’nın prestijini kurtarmak için Cezayir’e yaptığı saldırı hezimetle sonuçlandı. 20 bin askerini ve 130’a yakın gemisini kaybetti. Fransa’ya yardımı nedeniyle Barbaros, Toulon Limanı’nda Fransızlar tarafından devlet töreni ile karşılandı. İtalya yarımadası akınlarla bunaldı, Papalık makamı bile tehlikeye düştü. Tüm bunlara karşın hiçbir ülke Türklere karşı koyamadı ve bir Haçlı birliği oluşmadı. 1560 Cerbe Savaşı ile Türkler Akdeniz’de daha da güçlendi ve Akdeniz bir Türk gölü oldu.

Tüm bu gelişen olaylarda Donanma’nın ehil reisler tarafından idare edilmesi çok önemlidir liyâkat sisteminin çalışması bu dönemde görülmektedir. Kıskançlık ve adam kayırma yerine üstün olanı övme ön plandadır. Barbaros’un “Turgut benden öndedir” mealindeki sözü önemlidir. Barbaros Hayrettin Paşa’nın emrindeki tüm reislere baktığımızda hepsinin denizciliğin en alt kademesinden yetişmiş ve ehil insanlar olduğunu görürüz, kara kökenli bir kimseye rastlanmaz. Özellikle Donanma işlerinde, ehil personel yani çekirdekten yetişen denizciler ve de en önemlisi o göreve lâyık insanların olması gerekir bu prensip de liyâkat sistemi ile oluşmuştur. Bu dönemde 1550 yılına kadar liyâkat prensibi ön planda tutulmuştur. 1571 İnebahtı bozgunu sebeplerinin başlıcası liyâkat sisteminin bozulmasıdır. Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Damat İbrahim Paşa’nın Barbaros’u kaptan-ı derya makamına ataması ve onun işlerine karışmaması o günlerde atamalarda liyâkatin ön planda olması bakımından önemlidir.

Barbaros’un bir strateji uzmanı olduğunu söyleyebiliriz. Onun, “Her kim ki bahirlere hâkim olur o zaman cihana da hâkim olur” mealindeki sözü eğer ondan sonra gelenler tarafından değerlendirilseydi İmparatorluk bu kadar kolay yıkılmaz ve denizci bir devlet olurduk. Asırlar sonra ABD’li bir personel subayı olan Amiral Mahan bu sözün açılımını yaparak ABD’nin dünyaya hâkim olma yolu olan deniz hâkimiyet teorisinin mimarı olmuştur.

Barbaros başlangıçta korsan olmasına rağmen yiğitlik ve mertlik öğelerine sahipti. 1543 yılında fırtınalı bir havada Andrea Doria’yı fırtınadan yıpranmış olarak Saint Margerat Ada’sında bulduğunda ona saldırmanın kendisine yakışmayacağını söyleyerek toparlanmasını sağlamıştır. Vizyon sahibidir, denizlere hâkim olmanın önemini kavramış ve üsler zincirini buna göre kurmuştur. Hatta Atlantik’e çıkıp İspanya’nın yaptığı gibi deniz aşırı sömürgeler elde etmeyi Damat İbrahim Paşa’ya bile söylemiştir.

Etkileme gücü yüksektir, örnek teşkil etmiş ve birçok ünlü reisler onun emrine kendi istekleri ile girmiştir. Sadakat sahibidir, Papa’nın ve İspanya Kralı’nın kendisine teklif ettiği tüm Kuzey Afrika’yı yönetmeyi tercih etmemiş ve devletine sadık kalmıştır. Avrupa’ya yapılacak harekâtın donanma ile bir eşgüdüm halinde yapılması için Kanuni Sultan Süleyman’ı ikna etmiş ve başarılı olmuştur.

Azimli ve kararlı bir liderdir, tek başına Cezayir’de Krallığını ilan etmiş ve savunmuştur. Tecrübe ve liyâkatli personel ile çalışarak gerektiğinde padişah emirlerini bile cesaretle eleştirmiş ve istediğini yaptırmıştır.

Pratik zekâlı ve çözüm odaklıdır, 1534 tarihinde Tunus’ta yapılan bir muharebede sahile kaçan düşmanı kovalamak ve top ateşinde tutmak için gemi toplarına kızak takıp yelken ile donatarak çölde harekâtı başarı ile yürütmüştür. Denizcilik bilgisi 15 yaşından beri gelişmiş, özellikle meteorolojik değişimleri iyi takip etmiştir, Preveze Savaşı’nda olduğu gibi.

Her zaman tedbiri elden çıkarmamış, en güvendiği reisini ihtiyat kuvvetin başında bulundurmuştur.

Ve o da bir insandır, âşık olmuştur. Onun peşinde koşmuş ve sevmiştir, şiirler yazmış, uğruna canını bile tehlikeye atmış ama donanmasını yok edecek ihtirasa kapılmamıştır. İtalya’daki Gaeta Kalesi komutanının dillere destan kızına âşık olmuştur.

Barbaros, biz denizciler için ayrı bir yerdedir. Marşlarımızda, şiirlerimizde, anılarımızda velhasıl her dönemde ismi her zaman geçen gerçek bir denizcidir. Ne yazık ki Beşiktaş’taki anıtı bile ölümünden 400 yıl sonra dikildi. Beşiktaş’taki konağının temelleri kaldı. İngiltere Kralı’nın İstanbul’u ziyaretinde Barbaros’un mezarını görmek isteyeceğini tahmin eden Atatürk, türbenin etrafının düzenlenmesini sağlamıştır.

Tarihte neredeyse kayıp vermeden ve de düşman donanmasının rezil bir şekilde kaçmasını sağlayarak bir deniz savaşı kazanıp, 100 yıla yakın bir süre Akdeniz’i kontrol altında tutmayı sağlayan başka bir denizci yoktur.

Batı için Preveze basit bir savaştır. Ama Venediklilerin savaşı kazandıkları hâlde daha fazla vergi ile barış anlaşmasını yapmasına ve Kıbrıs Adası’nı terk etmelerine neden olan İnebahtı Savaşı onlar için büyük bir zaferdir.

Gelecek ay  7 Ekim 1571 İnebahtı (Leponta) Deniz Savaşı’nı inceleyeceğiz. Liyâkate önem verilmeyişini, iltimasların cirit attığı ve gerçekleri üstlerine söyleme cesaretinden yoksun kaptan-ı deryadan söz edeceğiz.

Sonuç olarak şunu ifade etmekteyim. Bizler yani bugünkü Bahriyeliler Çaka Bey’in, Barbaros’un torunları, Atatürk’ün çocuklarıyız. Barbaros’un Mavi Vatanı Akdeniz’di, bizim de Mavi Vatanımız Akdeniz başta olmak üzere Karadeniz, Marmara ve Ege Denizi’dir. Bu denizlere hâkim olduğumuz sürece Türkiye payidar kalacaktır. Nasıl Barbaros “Denizlere hâkim olan dünyaya hâkim olur” demişse biz de “Mavi Vatana sahip olan Trakya ve Anadolu’ya sahip olur” diyoruz.

27 Eylül 1538 Preveze Deniz Savaşı’nın 483’üncü yılı kutlu olsun.

Yazımı Deniz Harp Okulu marşının bir bölümü ile bitirmek istiyorum:

Şahlan artık ey deniz şanlı dostlar geliyor

Ummanlara hükmeden Barbaroslar geliyor

Biz denizci gençleriz göğsümüz şeref dolu 

Atatürk’ü izleyen yol Deniz Harp Okulu

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.