Ana sayfa Editörün Seçtikleri NATO’nun dönüşüm zamanı geldi mi?

NATO’nun dönüşüm zamanı geldi mi?

0
NATO

Avrupa Birliği’nin stratejik özerkliği hayâl olmaktan çıkabilir…

Sovyetler Birliği tarihe karışalı neredeyse 30 yıl geçti. Bu dönemde eski Doğu Bloku ülkelerinin Avrupa Birliği (AB) ve NATO’ya entegrasyonuyla tek kutuplu yeni bir dünya düzeni kuruldu. Ancak Rusya’nın toparlanması ve Çin’in sahneye çıkışıyla şartlar değişti ve yer küre çok kutuplu bir yapıya evrildi. Jeopolitik türbülanstan kaçınılmaz olarak etkilenen ve kuruluş felsefesinin ötesine geçen NATO ise ABD’nin değişen öncelik ve stratejik tercihleri nedeniyle tartışılır hâle gelmeye başladı

ABD geri dönmedi mi?
Kuşkusuz değişen jeopolitik yönelimlerin arka planını ABD’nin kendi pozisyonunu yeniden tanımlaması oluşturuyor. Trump’ın Başkanlığı döneminde eleştirilmeye başlanan NATO, ABD bakımından taşınması her geçen gün ağırlaşan bir yük olarak ifade edildi. ABD’yi tüccar zihniyetiyle yöneten Trump, kafayı eşit külfet paylaşımına takmış, adeta tüm müttefiklerine “pamuk eller cebe” diyerek Trans-Atlantik ilişkilerde travma yaşanmasına neden olmuştu.

Bu nedenle Trump’ın Demokrat halefi Biden’dan beklentiler yüksekti. Lâkin o da Avrupa’yı hayâl kırıklığına uğratmışa benziyor. Her ne kadar ABD’nin dünya liderliğine geri döneceği minvalindeki “Amerika geri döndü” sloganıyla iktidara gelse de Biden da ABD’nin yeni dönem fabrika ayarlarına uyum sağladı. Trans-Atlantik ilişkileri sözde restore etmek adına çok konuşmasına karşın Biden, beklenen reel politik adımları atmadı. Bu oldukça anlaşılabilir bir durum, zira günümüzde ABD’nin öncelikli hedefi Çin. Bu nedenle Biden da selefi Trump hatta Obama gibi Hint-Pasifik bölgesini önceleyen stratejiler uyguluyor. Elbette Avrupalı müttefiklerini ve NATO’yu oyunda tutabilmek üzere Rusya fobisini gündemde tutarak…

NATO’nun varoluş nedenleri sorgulanıyor mu?
ABD’nin Afganistan’dan ansızın çekilmesinin müttefiklerde yarattığı travmanın beraberinde soru işaretlerine de neden olduğu günler yaşıyoruz. Kaotik gelişmelerin hüküm sürdüğü Afganistan, ABD’nin Vietnam’dan sonra yaşadığı ikinci jeopolitik çekilme olarak tarihteki yerini aldı. Diğer taraftan AUKUS paktının ansızın ilanı ve Fransa’nın Yunanistan ile akdettiği savunma güvenlik anlaşması NATO’nun varoluş nedenleri ile açıktan tenakuza neden oluyor.

NATO’nun tartışmasız hegemonik güç hâline geldiği Soğuk Savaş sonrası dönemde “AB müstakil savunma yapılarından” söz edilmesi Washington’da karşılık bulmadığı gibi tepkiyle karşılanırdı. ABD’nin bu tepkisinin her daim İngiltere tarafından desteklendiğini hatırlatalım. Öyle ki BREXIT öncesi İngiltere, Avrupa ordusu olarak adlandırılan Avrupa güvenlik özerkliği için herhangi bir planın yürürlüğe girmesi gündeme gelirse veto hakkını kullanacağını dahi vurgulardı.

Avrupa’nın “stratejik özerkliği”
Günümüzde değişen jeopolitik tercihler nedeniyle ABD’nin olumsuz tutumunda makas değişikliğine gittiğini görüyoruz. İngiltere’nin AB’den ayrılması ile Avrupa’nın liderliğine soyunarak önalan Fransa ise ısrarını her geçen gün ivmelendiriyor. Gelinen aşamada Macron’un Avrupa’nın “stratejik özerkliği” olarak adlandırdığı yaklaşımın Atlantik’in her iki yakasında kabul görmeye başladığı gözleniyor. Kuşkusuz bu değişimin nedenleri var.

Biden liderliğindeki ABD son dönemde transatlantik ilişkileri restore etmek bir yana Avrupalı müttefiklerine seri hayâl kırıklıkları yaşatıyor. İlişkilerdeki ilk kırılmayı ABD’nin Afganistan’dan tek taraflı ve “hızlı” çıkışı oluşturdu. Bu kararıyla ABD, güvenlik alanında kendi yoluna gitmekle itham ediliyor ki bu durum NATO’nun kolektif güvenlik ruhuna aykırı.

Diğer taraftan geçen ay temas ettiğimiz ABD, İngiltere ve Avustralya arasında imzalanan AUKUS Anlaşması da ikinci bir fay hattının kırılmasına neden oldu. Ekim ayında Fransa’nın Yunanistan’ın hamiliğine soyunması ve iki ülke arasında imzalanan savunma güvenlik anlaşması ise NATO’nun varlığının ya da bir dönüşüme ihtiyacı olup olmadığının sorgulanmasına neden oldu.

Atılan bu adımlar manidar. AUKUS paktının Çin’i hedef aldığı aşikâr. Eleştirilere verilen yanıt AUKUS’un NATO’yu tamamlar mahiyette bölgesel bir inisiyatif olduğu şeklinde. İyi hoş ama Yunanistan’ın önce Fransa ile yaptığı (ve ABD ile yenilediği) Anlaşmanın muhatabı kim? Elbette Türkiye. Öyleyse ortaya şöyle bir garabet çıkıyor. Tümü NATO üyesi olan üç ülke bir başka NATO üyesine karşı ittifaklaşmaya gidiyor. Her ne kadar ABD, Yunanistan ile yenilediği Savunma İşbirliği Anlaşması’nın Rusya’ya karşı olduğunu kaydetse de bu durum sadece Yunanistan’ın daha da şımarmasına neden oluyor. Yunan Başbakanı Miçotakis tarafından Akdeniz’deki “Avrupa çıkarlarının” savunulması için önemli bir adım olarak nitelendirilen Yunanistan-Fransa Savunma Anlaşması ayrı bir Avrupa savunma ve güvenlik paktı yaratma sürecinin başlangıcı hâline geliyor.

Maalesef NATO’nun ruhuna aykırı bu anlaşmalar, Türkiye’yi İttifak tarafından “tehdit” ve “rakip” olarak tanımlanan Rusya ve Çin ile aynı kategoriye indirgiyor. İttifakın kadim üyesi Türkiye alenen ötekileştiriliyor. Meseleyi 21-22 Ekim tarihlerinde düzenlenen NATO Savunma Bakanları toplantısının yansımalarına odaklanarak irdeleyelim, lâkin öncesinde AB Konseyi Başkanı Charles Michel’e kulak verelim.

“NATO’yu güvenliğimizin temel taşı olarak görüyoruz”
Michel, 5 Ekim’de AB liderlerinin Slovenya’daki gayri resmî akşam yemeği öncesinde yaptığı konuşmada, AB’nin çok taraflı politikayı benimsediğini vurguladı. Afganistan, Hint-Pasifik’teki son jeopolitik gelişmeler ve Çin ile ilişkilerden sonra AB’nin uluslararası sahnedeki rolüne temas eden Michel, “Güçlü ortaklara ihtiyacımız olduğuna inanıyoruz. İşte bu yüzden NATO’yu güvenliğimizin temel taşı olarak görüyoruz. Aynı zamanda AB’nin nasıl daha özerk hareket edebileceğini değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Bu açıklama önemli, özerkliğe yelken açsa da Avrupa, NATO’yu merkezde tutmaya devam eden bir görüntü veriyor.

NATO Savunma Bakanları toplantısının yansımaları
Jeopolitik gelişmelerin dinamik işlediği bir süreçte Brüksel’de düzenlenen NATO Savunma Bakanları toplantısı, Rusya ile temsilciliklerin kapatılması krizinin ertesinde gerçekleştirildi. İttifakın, Karadeniz’e odaklanan Rusya karşıtı bir planda uzlaşması dikkat çekerken, Avupa-Atlantik bölgesinde caydırıcılığı pekiştirecek ayrıntılı bölgesel planlar eşliğinde daha fazla silahlanma ve Rusya’ya mücavir bölgelerde daha fazla yığınaklanmanın hedeflendiği görüldü.

ABD Savunma Bakanı Austin’in Rusya karşıtı sert mesajlar verdiği Gürcistan, Ukrayna ve Romanya turunun ardından düzenlenen toplantıda, yapay zekâ stratejisi geliştirmek üzere inovasyon fonunda uzlaşılırken, İttifakın AB ile ilişkilerini yakınlaştırmaya yönelik ortak bir bildiri hazırlığı da gündeme geldi. Genel Sekreter Stoltenberg, Ukrayna’nın üyeliğine 30 NATO müttefikinin karar vereceğini vurgularken, Rusya’nın “endişelenmemesi gerektiğini” savundu ve NATO’nun 30 yıllık genişlemesinin Avrupa marjında barış ve istikrara katkı yaptığını iddia etti.

Doğru kuvveti, doğru zamanda, doğru yerde konuşlandırmak
Stoltenberg, Bakanların krizlerde ve çatışmalarda NATO’yu savunacak kapsayıcı yeni bir planı onayladıklarını, buradaki amacın doğru kuvvetleri doğru zamanda doğru yerde konuşlandırmak olduğunu kaydetti ve Rusya’nın füze sistemleri tehdidine verilebilecek karşılıkları da ele aldıklarını, Rusya’nın istikrarsızlaştırıcı tavrını NATO’nun tekrarlamayacağının altını çizdi.

NATO Savunma Bakanlarının, birden fazla cephede herhangi bir Rus saldırısına karşı onayladıkları plan esasen NATO’da mevcut bölgesel savunma planlarının ötesine geçiyor. Bu durum ABD ve İngiltere’nin ve hatta Fransa’nın Hint-Pasifik stratejileri geliştirdiği bir dönemde Rusya’yı Avrupa nezdinde NATO’nun kadrajında tutmada bir kaldıraç olarak kullanıldığı izlenimini doğuruyor.

Stoltenberg: AB’nin savunma çabalarını memnuniyetle karşılıyorum
Stoltenberg’in AB’nin savunmada kendi imkânlarını artırma gayretlerine yönelik kullandığı argümanlar da dikkat çekici. Kuvvetlerin hazır tutulması ve yeni imkânlar sağlanması gibi konularda AB’nin savunma çabalarını memnuniyetle karşıladığını belirten Stoltenberg, bu çabalarının NATO’yu tamamlayıcı mahiyette olduğunu belirtti.

Avrupa ile Kuzey Amerika arasında görüş ayrılığı olmadığını vurgulayan Stoltenberg, AUKUS Anlaşması’na yönelik “Müttefikler arasında bazen ikili farklılıklar, anlaşmazlıklar olabilir ancak NATO her zaman ana görev üzerinde birleşme, birlikte çalışıp ittifakı güçlendirme imkânına sahiptir. Asya Pasifik’te gördüklerimiz, Çin’in yükselişi gibi gelişmeler Avrupa ve Kuzey Amerika’nın NATO içinde birlikteliğini daha da önemli kılmaktadır” ifadelerini kullandı. Genel Sekreterin eleştirileri baskılamak üzere ayrışmayı önleyici ve itidalli bir üslup kullandığı gözlendi.

Fransa Savunma Bakanı Parly: Avrupa savunmasından korkmayın
Genel Sekreterin aksine Fransa Savunma Bakanı Parly daha agresif bir çıkış yaptı. Avrupa ordusu kurulması bağlamında Parly, ittifakın diğer üyelerine AB’nin savunma planından korkmamaları gerektiğini, bu plandan ABD’nin de fayda sağlayacağını ve bir Avrupa gücünün İttifakı daha da güçlendireceğini öne sürdü. Parly devamla, “Avrupa savunması, NATO’ya karşı inşa edilmeyecek, tam aksine; daha güçlü bir Avrupa, daha güçlü ve daha dirençli bir ittifaka katkıda bulunacaktır” argümanlarını kullandı.

ABD Savunma Bakanı Austin: Memnuniyetle karşılıyoruz
Fransa’nın bu çıkışına ABD’nin “olumlu” yaklaşımı iki ülke arasında bir anlayış birliği olabileceği izlenimini uyandırdı. Toplantıda ABD Savunma Bakanı Austin, Fransa ve ABD Başkanları tarafından eylül ayında yayınlanan ortak açıklamayı hatırlatarak, daha yetenekli bir Avrupa savunmasını memnuniyetle karşıladıklarını kaydetti. ABD’li Bakan, “Görmek istediğimiz, NATO’nun yaptığı türden faaliyetleri tamamlayan girişimlerdir” değerlendirmesinde bulunarak, NATO müttefiklerini bir numaralı görevlerini yerine getirmeye çağırdı ve bu görevin “güvenilir caydırıcılık ve savunma” olduğunun altını çizdi.

Hint-Pasifik bölgesinde Avrupa ve ABD stratejileri arasında bir çelişki olmadığını kaydeden Austin, NATO müttefiklerinin Çin’in askeri yükselişine karşı birlikte çalıştığını, Hint-Pasifik bölgesinin özgür kalmasını sağlamak için kolektif çalışma sözü verdiklerini belirtti. AUKUS sonrası Fransa’nın yoğun tepkisine maruz kalan ABD’nin arayı düzeltmek için hamleler yaptığı anlaşılıyor.

İngiltere: AB ordusu gereksiz
Toplantıda görüş bildiren İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace ise Avrupa ordusu inşa etme girişimini “dikkat dağıtıcı” ve “gereksiz” olarak nitelendirdi. NATO’nun doğulu müttefikleri Rusya korkusu nedeniyle İttifakın dikkatinin dağılmasını ve ABD’nin tamamıyla Çin’e odaklanmasını kendi güvenlik endişeleri nedeniyle tercih etmediklerini hatırlatalım. Benzer durum AB’nin stratejik özerkliği için de geçerli.

Doğulu müttefikler Rusya’ya karşı AB ordusunun yeterli olmayacağını, her hâl ve kârda NATO’ya yaslanmanın daha rasyonel bir tercih olacağına inanıyorlar. İngiltere esasen Doğulu üyelerin bu hassas tarafına oynayarak Fransa’yı sekteye uğratmaya çalışıyor.

Rusya’nın tepkisi
21 Ekim’de Almanya Savunma Bakanı Karrenbauer’in, NATO’nun nükleer silahları kullanmaya hazır olduğunu Rusya’ya açık bir şekilde belirtmesi gerektiğini açıklaması şaşkınlık yarattı. Zira Rusya ile enerji marjında işbirliğini ivmelendiren ve bu nedenle tepki çeken Almanya, son dönemde Rusya’ya karşı dengeli bir yaklaşım tercih ediyordu.

Rusya Savunma Bakanı Şoygu, Alman muhatabına anında cevap verdi. Rusya’yı askeri olarak çevreleme çağrıları çerçevesinde NATO’nun ülkesinin sınırlarına doğru sürekli güç yığdığını belirten Şoygu, “Geçmişte benzer adımların Almanya ve Avrupa için nasıl sonuçlandığını Almanya Savunma Bakanı iyi bilmelidir. Avrupa’da güvenlik, ancak Rusya’nın çıkarlarına halel getirmeden ortak bir şekilde sağlanabilir. Fakat bu konuda NATO eşit diyalog kurmaya hazır değil” ifadelerini kullandı. NATO’nun Afganistan’a yönelik çevreleme politikasının sonucunun felaket ile sonuçlandığını nitelendiren Şoygu, bütün dünyanın hâlen bu olumsuz durumla meşgul olduğunu hatırlattı.

Anglo-Sakson Savunma İttifakı
ABD, İngiltere, Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda arasındaki Beş Göz istihbarat paylaşımının NATO’da rahatsızlık yarattığını dikkate aldığımızda, AUKUS Anlaşması’nı Çin’i baskılamaya odaklanmış yeni bir Anglo-Sakson savunma ittifakı olarak yorumlamak hatalı olmayacaktır. Bu ve benzeri oluşumların gelecekte NATO’nun yerini alması gündeme gelebilir. Öte yandan NATO’nun başat iki aktörü olan ABD ve İngiltere’nin, kurdukları Anglo-Sakson savunma ittifakına daha fazla konsantre ve angaje olmaları durumunda, Avrupa’nın güvenliğine yönelik yükümlülüklerini devam ettirememe olasılıkları da belirebilir.

Mevcut konjonktürde Almanya’nın 16 yıllık Merkel dönemi sonrası kısa vadede kendi iç işlerine odaklanması yüksek olasılık. Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinin Rusya fobisi karşısında İngiltere’ye bağımlılıkları tarihsel ve yapısal. Eskiden NATO ve AB marjında süre gelen bu bağımlılık günümüzde tek boyuta (NATO) indirgenmiş durumda. AB içinde İngiltere’nin sağladığı desteğin kaybolması ise Fransa’nın elini kuvvetlendiriyor. Gelinen aşamada gerek NATO’nun gerekse AB’nin stratejik özerkliğinin yeni rotası için belirleyici faktör gelecek yıl Fransa’da düzenlenecek seçimler olacak. Macron’un iktidarını sürdürmesi durumunda Avrupa’nın stratejik özerklik projesi kaçınılmaz olarak ivmelenecek.

Sayılara bakın
NATO’nun son 30 yıldaki seyri Avrupa bakımından çok da olumlu sonuçlar doğurmadı. Dahası kimi üyelere göre Rusya daha güçlü bir tehdit hâline geldi. ABD’nin değişen stratejik öncelikleri ve yeni müttefik tercihleri kaçınılmaz olarak NATO’nun geleceğine de sirayet edecek. Belki de NATO’nun eskidiğini ilan eden Trump haklı çıkacak.

AUKUS ve Yunanistan-Fransa ittifakını küresel güvenlik yapılanmasının nasıl dönüşeceğinin erken bir işareti olarak görebiliriz. Nitekim NATO Genel Sekreteri Stoltenberg kilit sorunu açıkça özetliyor, “Sayılara bakın: NATO’nun savunma harcamalarının yüzde sekseni AB üyesi olmayan müttefiklerden geliyor. Bu nedenle, AB üyesi olmayan üç NATO ülkesinin (Türkiye, İngiltere ve ABD) stratejik perspektif ve öncelikleri, NATO misyonunun Avrupa’nın savunması yaklaşımı ile çelişebilir.” Sözün özü, NATO’nun günlerinin sayılı olmadığı bir gelecek projeksiyonu olası görünmüyor.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.