Ana sayfa Haberler Deniz Güvenliği Denizlerimizin büyük bir mezarlık olmasına müsade etmemeliyiz

Denizlerimizin büyük bir mezarlık olmasına müsade etmemeliyiz

0
Dz.Kur.Kd.Alb. (E) Hakan Mehmet Köktürk, Ege ve Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin göçmenlere yönelik yürüttüğü yanlış ve yetersiz politikalara dikkat çektiği makalesinde, konunun hukuki boyutunu da değerlendirdi

Dünyada siyasal ve ekonomik sebepler, silahlı çatışmalar, doğal afetler gibi nedenlerle kişilerin doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kalması insanlık tarihi kadar eski bir olaydır. Ancak son yıllarda çatışma ve şiddet olaylarının artmasına bağlı olarak göçmen sayısında da belirgin miktarda bir artış görülmektedir.

Göçmenlerin ulaşmak istedikleri yerlere gitmek için kullandıkları rotalarda farklılıklar gözükse de her zaman denizlerin kullanımı devam etmiştir. Avrupa’ya göçün en yüksek seviyeye ulaştığı ve bir milyonu aştığı 2015 yılında, göçmenlerin yüzde 97’sinin Akdeniz ve Ege Denizi’ni kullandığı görülmektedir. Göçmenlerin neredeyse üçte ikisini kadın ve çocukların oluşturması, denizlerin sert koşullarında bu kişilerin durumunu daha da zorlaştırmakta ve istenmeyen ölüm olayları meydana gelmektedir. Akdeniz’de 2014-2018 yılları arasında boğularak ölen göçmen sayısı 15 bini, dünyada ise 32 bini geçmiştir.

Özellikle arama kurtarma operasyonları için tahsisli gemi ve uçakların yanı sıra diğer gemilerin de rotaları üzerinde göçmenlerle karşılaşmaları veya bir tehlike mesajı almaları durumunda gemi kaptanının uyrukları, statüleri veya koşulları ne olursa olsun denizde tehlikede olanlara yardım etme yükümlülüğü vardır. Bu uzun süredir devam eden bir denizcilik geleneği olup ayrıca uluslararası hukukta da öngörülen bir yükümlülüktür.

Bu yükümlülük iki temel metne dayanmaktadır. Bu metinlerden birincisi “1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi”, diğeri ise “1974 Denizde Can Emniyeti (SOLAS-Safety of Life at Sea) Uluslararası Sözleşmesi” dir. Her iki düzenleme de “Gemi Kaptanı’nın denizde tehlikede olan insanlara mümkün olduğu kadar çabuk yardım etmesi”ni zorunlu kılmaktadır. Ülkelerin kendi iç hukuklarında da benzer düzenlemeler mevcut olup, ülkemizde de konu hakkında 4922 sayılı “Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun’’ ile düzenleme yapılmıştır.

Ticaret gemileri için kurtarma faaliyetlerinin icra edilmesi kolay bir operasyon olmayıp sınırlı sayıdaki kurtarma ekipmanı ve aracı, mürettebatının bu tip kurtarma olaylarında bilgi eksikliği, kurtarılan kişilerin gerçek niyetlerinin ve sağlık durumlarının bilinmemesi gibi sebepler durumun zorluğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca ticari gemilerde sınırlı sayıda kalacak yer, yiyecek ve tıbbi imkan mevcuttur. Ancak tüm bu sınırlamalar gemi kaptanının denizde tehlikede olan kişilere yardım etmesini engellememeli, operasyonun hem gemi mürettebatının hem de göçmenlerin hayatını riske atmadan yapılabilmesi için planlama, hazırlık ve icra saflarında göz önüne alınmalıdır.

Denizde kurtarılan kişilerin indirilmesi sürecinde ülkelerin sorumluluğu birbirine atmaları, limanlarını göçmen taşıyan gemilere kapatmaları kurtarma operasyonunu icra eden gemileri oldukça zor duruma düşürmekte, göçmenler uzun süre denizde mahsur kalmakta, bu kişileri gemide barındırmak, sevk ve idaresini sağlamak daha da zor hale gelmektedir. Ticari gemiler insanları denizden kurtardıktan sonra nereye yanaşacaklarını bile bilmedikleri bir durumla karşı karşıya kalabilmektedir. Bu sürenin uzamasının ticari gemi için navlun kaybı demek olduğu da ayrı bir gerçek olarak ortaya çıkmaktadır.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen 2015-2018 yılları arasında Akdeniz’de yaklaşık 50 bin göçmen ticari gemiler tarafından kurtarılmıştır. Yine aynı dönemde sivil toplum kuruluşları (STK) tarafından işletilen gemilerle ise 90 binden fazla kişiye yardım edilmiştir.

Gemi kaptanına sorumluluk yükleyen uluslararası sözleşmeler, devletlere de denizde kurtarılan göçmenler için karaya çıkış yerleri sağlanması yükümlülüğünü getirmektedir. Bu yükümlülüklere rağmen en çok göçün yaşandığı Akdeniz ve Ege Denizi’ne kıyıdaş ülkelerden oluşan Avrupa Birliği ise göçmenlere karşı sınırlarının nasıl korunacağına odaklanmış olup, arama-kurtarma faaliyetlerine “göçmeleri cesaretlendirir” kaygısıyla yatırım yapılmasına sıcak bakmamaktadır. Hatta Yunanistan’ın karasularına giren göçmenlere ait teknelerin motorlarını bozarak, botlarını patlatarak veya alabora ederek onları denizin ortasında çaresiz ölüme terk etmesi ise acı bir gerçek olarak kendini göstermektedir.

Denizlerde dolaşan tüm gemilere yaşam kaynağı olan denizlerimizin göçmenler için büyük bir mezarlık haline gelmemesi ve denizde tehlikede olan özellikle masum çocuk ve kadınların kurtarılması için büyük sorumluluk düşmektedir. Ancak göçmenlerle ilgili karada çözümlenmesi gereken sorunlar halledilmedikçe, denizde alınacak tedbirlerle bu durumun ne kadar sürdürülebilir olacağı büyük bir soru işareti olarak karşımıza çıkmaktadır.