Ana sayfa Haberler Deniz Güvenliği Deniz psikolojisinin önemi

Deniz psikolojisinin önemi

0
deniz psikolojisi

Denizcilik, dünya ticaretinin çarklarının dönmesini sağlayan kadim bir sektör. Binlerce yıldır insanlar denizler üzerinde seyir ediyor ve dünyanın gelişimi bu şekilde sağlanıyor. Bu denli önemli bir sektörün de çarklarının işlemesinde en önemli etken kuşkusuz denizciler. Aylarca suüstünde oldukça zor şartlarda ve yıllara dayanan katı bir yönetim biçiminde çalışmak zorunda kalan deniz çalışanlarının izole yaşam şartlarına aile özlemleri gibi pek çok olumsuz baskı da ekleniyor.

Bu anlamda çalışma şartları en zor mesleklerden birisi olan denizciliğin emekçilerinin psikolojik durumlarının gözetilmesinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Türkiye’de denizcilik psikolojisinin önemini vurgulamak ve denizcilerin çalışma ortamlarında uğradıkları zorluklar konusunda farkındalık yaratmak amacıyla kurulmuş Denizcilik Psikolojisi Derneği’ni ziyaret ettik.

Derneğin kurucu üyelerinden, Deniz Ulaştırma Mühendisi Önder Bölükbaşı, Sayman Üye Deniz Ulaştırma ve İşletme Mühendisi Kaptan Gökhan Ayaz ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Klinik Psikolog Ferhat Yaka ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Denizlerde çalışmış, bahse konu zorlukları bizzat tecrübe etmiş denizcilerin kurmuş olduğu Dernek daha yolun başında olmasına rağmen pek çok çalışmada yer almış durumda. Denizcilik gibi köklü ve katı bir kültüre sahip bir sektörde insanları psikoloji anlamında bilinçlendirmek adına çok fazla çalışmaya ihtiyaçları olsa da bu konuda oldukça kararlı olmaları isimlerini daha çok duyacağımız günlerin yakın olduğunu gösteriyor.

Derneğinizin kuruluş sürecinden ve amaçlarından bahsedebilir misiniz?

Önder Bölükbaşı: Derneğimizde kurucu üyeler olarak 3 tane denizci, iki tane de psikolog bulunuyor. Denizciler olarak eskiden beri arkadaş olan insanlardık. Biz denizde çalışmayı bırakmamızla ilgili sürekli olarak konuşuyorduk. İnsanların yaşadıkları, kendi yaşadığımız problemleri konuşuyorduk. Zaman zaman da psikolog arkadaşlarımız bu sohbetlere dâhil oluyordu. Bu yaşadıklarımızın çok da normal olmadığı, diğer birçok sektörde çalışanların ruhsal sağlıklarıyla ilgili çalışmalar yapıldığı ve uygulamaların geliştirildiğini konuşuyorduk. Denizcilik sektörü neden bunlardan mahrum diye düşündük. Evet, denizcilik sektörü kapalı bir sektör, kendine has çalışma standartları olan zor bir sektör. Ama uluslararası bu sektörü olduğundan daha da zorlaştıran bir sürü faktör var.

Derneği kurduğumuzda ilk amacımız bu konularda bir farkındalık oluşturmak, eksiklikleri açığa vurmak ve yapılması gerekenler i insanlara anlatmaktı.

Gökhan Ayaz: Denizde çalıştığı süre boyunca çok zorluk yaşamış bir insanım. Üniversitelerle birçok seminere katıldık. Türkiye’de çok nadir kişinin çalışma yaptığı bir alan. Hatta dünyada da bu sayı çok az. Bir kere psikolojinin 54 alt dalı olmasına rağmen henüz denizcilik psikolojine dair bir alt dal bulunmuyor. Havacılık ciddi anlamda 150 yıldır olan bir meslek olmasına rağmen psikolojide bir alt dal olarak değerlendiriyor, literatüre girmiş ve pek çok bilimsel çalışma yapılmış. Ancak dünyanın en eski mesleklerinden birisi olan, neredeyse insanlık var olduğundan beri olan denizcilik özelinde böyle bir durum yok. Çünkü denizcilik içerisinde kendi hiyerarşik düzeni olan kapalı bir alan. İnsanlar bir düzen oluşturmuş ve o düzene uygun devam ediyor. Denizcilik çok zor bir meslek ve bu konuda bir çalışma olmadığı için de içindeki zorluklara göre bir düzen geliştirilmiş ve bu düzen kabul edilmiş. Kişileri de genelde bu duruma hazırlamadan denize gönderiyorlar. Aslında zorluk okulda başlıyor.

Kişiler kendilerini bu duruma bireysel olarak hazırlayabilir ancak biz bunun özellikle okullarda verilen bir eğitimle gerçekleşmesini istiyoruz. Çeşitli okullardan öğrencilerle yaptığımız görüşmelerde denizlerdeki en büyük problemin, yalnızlık, stres, kaygı ve uzakta olmak gibi kendi psikolojileriyle alakalı durumlar olduğunu söylediler. Hiçbir okulda da bu konuda bir eğitim verilmiyor. Bizim amacımız zaten öğrencilikten başlayarak insanları bilimsel yollarla gemilere hazırlamak. Geleneksel yollarla ağabey-kardeş ilişkisiyle değil de psikolojik dayanıklılığı artıracak metotları öğreterek, psikolojik ilk yardımı öğreterek yardımcı olmak istiyoruz. Bunların bilimsel metotlarla teknik, taktik yolları ve eğitimleri var.

Önder Bölükbaşı: Biz bu işe giriştiğimizde destek aldığımız kadar tepki de gördük. Özellikle sektörün içindeki bazı kesimler, “Denizcilik böyle bir şey, şartları bu, zorlukları var. Bunlara katlanamayacak olanlar zaten denize gelmesin” dediler. Bakış açısı bu. O zaman toplumun geneline baktığımızda, birçok insanı yaptıkları meslekten, mesleklerinin zorluklarından dolayı men edebiliriz. Denizlerde yaşanan ve bizim görmediğimiz pek çok problem var. Bu durumlar gemilerde zaman zaman şiddet olaylarına kadar uzanabiliyor. Hatta aile içi şiddete sebep olabilecek kadar etki yaratabiliyor. Bunların önüne geçmek için nasıl günlük hayatımızda çalışmalar yürütülüyorsa, aynısı kendine has zorlukları olsa da denizcilikte de gerçekleştirilebilir. Denizlerde, gelişen teknolojiyle pek çok otomatik sistem kullanılmaya başladı. İnsanlar artık belli bir saatten sonra kamaralarına çekilip gemiyi kendi haline dahi bırakabiliyorlar. Buna rağmen gemi arızlarının ve kazalarının yüzde 75’lik kısmını insan hataları oluşturmaya devam ediyor. Bunun da yüzde 70’inin üstünde bir kısmı insan psikolojisiyle alâkalı. Şu anda denizcilikle ilgili yapılacak yatırımların en büyüğü insana yapılması gereken yatırım. Bu sorunu herkesin kabul etmesini sağlamalıyız.

Ferhat Yaka: Gemiler kimi zaman 1 ay seyir edebiliyorlar. Siz buraya test yapmadığınız için gönderdiğiniz psikolojisi bozuk bir kişi yüzünden gemideki onlarca kişinin ruhsal, hatta fiziksel sağlığını tehlikeye atabiliyorsunuz. Gemiye çıkan insanların psikolojik testlerden geçmesi, temel psikolojik destek eğitimleri alması ondan sonra yola çıkması gerekiyor.

Gökhan Ayaz: Biz gemilerden 7/24 psikologlara ulaşılabilecek, Tele Sağlık sistemi gibi bir sistem kurmak istiyoruz.

GEMİMO’yla ortaklaşa bir seminerimiz oldu. Sektör temsilcilerine yapmak istediklerimizden bahsettik. 8 Mart’ta kadınlar için bir seminer yaptık. Öğrencilere ücretsiz psikolojik eğitimler veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz. Çalıştay düzenlemeyi düşünüyoruz. Alanındaki uzman kişileri çağırıp denizcilik alanında hâlihazırda bulunan sorunlarına, ilgili bilimsel çözümler üreteceğiz. Ordu Üniversitesi ile bir çalışma yürütüyoruz ve Denizcilik Psikolojisi dersinin müfredat olarak üniversitelere sokmak istiyoruz.

Denizcilik psikolojisinde çalışmalar yürütecek bir çalışma grubu kuracağız. İTÜ’den Prof. Dr. Leyla Tavacıoğlu önderliğinde alan içerisinde bilimsel çalışmalar yaparak, akademisyenlerden ve denizcilerden oluşan bir grupla çözümler araştıracağız. Denizcilik psikolojisi dergisi çıkartmak istiyoruz. Gemilerde denizcilik psikolojisiyle ilgili bilgilendirici posterler bulundurmak istiyoruz. Denizciliğin her alanında yer almak istiyoruz. Denizaltına kadar çalışmalarımız bulunuyor.

Ferhat Yaka: Kişilere yapılan testlerin belirli sıklıkla devam etmesi gerekiyor. Şu anda bir problem olmaması daha sonra da olmayacağı anlamını taşımıyor. Bizim uyguladığımız testler riskleri azaltmak adına. Şu anda sadece ihtimâller söz konusu. Bu testler yapılırsa böyle ihtimâller kendini belli eder.

Denizlerde en çok yaşanan problem nedir?

Denizcilik depresyonun en çok yaşandığı sektör. Bu tür hastalıklarda sıklıkla hasta kişi işlevselliğini kaybetmeye başlar. İş performansı azalabiliyor veya işten ayrılabiliyor. Sosyal ilişkileri bozuluyor. Bu işlevselliğini kaybetme kısmı da kişiyi izole olmaya götürüyor. Kişi evinden çıkmıyor, boş zaman aktivitelerini yapmıyor ve sosyal ilişkilerini bitiriyor. Bu depresyonun etkisiyle ortaya çıkar ancak aynı zamanda depresyonu da oldukça besleyen bir faktör. Bizi depresyona iten şeyler hayatımızda karşılaştığımız stres faktörleri ve bunlarla ne kadar başa çıkabildiğimiz veya ne kadar başa çıkamadığımız. Bunun tabii ki genetik ve çevresel faktörleri var. Denizcilikte bu tür stresörlere çok fazla maruz kalınıyor. Kişilerin hâlihazırda patolojik bir problemi varsa ve denize çıkıyorsa stresörlere maruz kaldıkça, bununla ilgili bir destek almadıkça, gemiden ayrılamayınca ve sevdikleriyle bir araya gelemeyince stresörlerin şiddeti daha fazla artıyor. Sonucunda da patolojileri görmeye başlayabiliyoruz. Burada depresyon da ortaya çıkabilir, kaygı da ortaya çıkabilir, panik atak da ortaya çıkabilir, belli travmatik deneyimlerin ardından tikler vs. de ortaya çıkabilir. Travma sonrası stres bozuklarına sebep olabilir. Daha ağır patolojik sonuçlar da oluşabilir. Bu biraz da hangi olayla karşılaşıldığı, genetik temelin ne durumda olduğu ve psikolojik dayanıklılık dediğimiz faktörle etkili. Bu biraz geçmiş tecrübelerle, bu sorunlarla nasıl başa çıkılacağını öğrenip öğrenmemeyle alâkalı. Deniz bunların yaşanmasına çok müsait bir ortam.

Denizlerdeki hiyerarşik düzen psikolojiyi nasıl etkiliyor?

Gökhan Ayaz: Denizlerdeki hiyerarşiye karşı değilim. Ancak hiyerarşik düzende uygulama problemleri var. Kişiler bu konuda da eğitilmeli. Nereye kadar yetki kullanabilir, karşısındakini ne kadar zorlayabilir, karşısındaki ne kadar katlanabilir. Bunları bilme ve değerlendirme konusunda kişiler yetersiz kalıyor. Ayrıca sivil bir ortam olduğu için sınırlar yeterince çizilememiş durumda. Sınırlar kişilere göre değişebiliyor. Bu durum da tam bir askeri düzenle olmadığı için kötü kullanımlara neden olabiliyor ve kişiler buna karşı çok hazırlıksız yakalanıyor.

Ferhat Yaka: Hiyerarşik düzenin temelinde bir organizasyon var. Organizasyonun içeresinde insanlar var ve bu insanların bir organizma gibi yönetilmesi gerekiyor. Dolayısıyla birilerinin ast birilerinin üst olması gerekiyor. Yönetim eğitimi verilen, belli yetkinlikler isteyen bir alan. Bugün şirketler bir yönetici getirecekleri zaman yeni mezunları alıp bu konuda eğitiyorlar. Ama denizlerde bu durum yetkinliğe bakılmaksızın sadece kıdeme dayalı olarak gerçekleşiyor.

Önder Bölükbaşı: Denizcilikte şöyle bir problem var. Normalde insanlar işten çıktıkları zaman kendi sosyal hayatlarına devam edebiliyorlar. Gemide böyle bir durum söz konusu değil. Özel hayatınız, iş hayatınız ve günlük hayatınızı beraber yaşadığınız bir ortamdan bahsediyoruz. Bir mobbing olduğu zaman bu her alana yansıyor ve çok daha şiddetleniyor. Kişiler de burada kendi sınırını görmekte zorlanıyor.

Ferhat Yaka: Köklü bir kültürden de bahsediyoruz. Hem yönetim becerişleri çok da iyi olmayan birisini yönetime getiriyorsunuz hem de sınır çizecekleri noktayı bilmiyorlar. Bence denizcilerin en büyük problemi burada başlıyor. Hem iş anlamında hem ast üst ilişkisi anlamında. Benim hayatıma sen ne kadar karışabilirsin, neyi nasıl söyleyebilirsin, ne kadar benim sınırımı aşabilirsin, nerede durman gerekiyor? İş hayatı nerede başlıyor, özel hayat nerede başlıyor? Bu durum oldukça karman çorman. İşin kötüsü kadın denizcilere de mobbing uygulanıyor. Mobbingi sadece üstler uygulayacak diye bir durum söz konusu değil. Buralarda sorun hep sınırı bilmemek. Bir işi çok iyi yapıyor olmanız sizin yönetici olmanız gerektiği anlamını taşımıyor.

Önder Bölükbaşı: Yöneticiniz sizin çalışma saatlerinize karışabiliyor, ne zaman dışarı çıkıp bir içki içebileceğinize, yemek yiyebileceğinize, saatlerinize hatta çıkış izinlerinize karar verebiliyor. Ne zaman uyuyabileceğinize karar verebiliyor. Salonda ne kadar oturabileceğinize karar verebiliyor. Böyle bir yöneticinizin olduğunu ve çok da sağlıklı birisi olmadığını düşünün. Olay çok daha farklı boyutlara gidebiliyor.

İnsanlar buna nasıl hazırlanabilir?

Ferhat Yaka: Bu süreçler öyle bir noktaya gelebiliyor ki bazen bir dikta rejimine evirilebiliyor. Buna nasıl hazırlanılabilir diye düşünmekten ziyade buna hazırlanmak mümkün müdür, gerekli midir? Sorularını sormak gerekiyor. Asıl düzeni biraz değiştirmek gerekmez mi?

Psikolojik dayanıklılıkla ilgili belli prosedürler var. Boş zaman aktiviteleri olabilir. Belli bir inançları olan kişiler için ibadet olabilir. Belli bir inancı olmayan kişiler için de yoga veya meditasyon gibi etkinlikler iyi gelebilir. Sevdiğiniz kişilerle iletişim iyi gelebilir.

Bizim toplumumuz ataerkil olduğu için özellikle erkeğin güçlü olması veya erkek olmasa da güçlü olmak veya kırılgan olmamak önemli sayılır. Bunların ötesinde insan olduğumuzu düşündüğümüzde bunlar çok gerçekçi gelmiyor. Çevrenize sizin de kırılgan olabildiğinizi göstermek, güvendiğiniz insanlara bunu açmak, anlatmak destek olabilir.

Bunlar denizde pek gerçekçi olmayabiliyor. Denizciler, bizim iki kişiliğimiz var derler. Biri normal kişiliğimiz diğeri denizdeki kişiliğimiz. Bu ortamda kendinizi tamamen açmanız mümkün olmayabiliyor.

Önder Bölükbaşı: Burada sorumluluk sadece denizcilere düşmüyor. Şirketlerin de IMO gibi kuruluşların da devletlerin de görevi var. Denetimler oldukça önemli. Sektörün bütün çarkları bunu önemsemeli ve denetlemeli. İnsanın varolduğu yerde her zaman birçok problem ortaya çıkabilir. Bunların denetlenmesi de bu tür problemlerin önlenmesine veya azaltılmasına vesile olabilir. Uygulayıcı tarafların da bu bilinçte olması gerekiyor.

Denizcilikte bir insanın gemiye gitmeden önce belirli psikolojik eğitimleri alması gerekiyor. Hem kendi sınırlarını koruma hem kendisini bilme ve sorunlarla karşılaşınca başa çıkabilme ve denizdeki bir arkadaşını bu sorunlarla boğuşurken gördüğünde ona destek olabilme ve yönlendirebilmesi adına bu eğitimleri alması gerektiğini düşünüyoruz. Gemilere binmeden önce belirli psikolojik testlerin yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Gemideki seyir boyunca bu kişilerin takip edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Gemilerdeki olası problemlerde ve travmalarda aranabilecek bir profesyonele erişimin olması gerektiğini düşünüyoruz.

deniz psikolojisi
Ferhat Yaka, Önder Bölükbaşı, Gökhan Ayaz

Ferhat Yaka: Denizcilik psikolojisinde çok geniş kapsamlı bir eğitim verilmesi gerekiyor. Kişiler, şirketler, kara çalışanları, hatta aileler bu eğitimlerden geçmeliler. Bunların ötesinde denizcilerin öncelikle psikologlarla tanışması gerekiyor. Bu şirket içi seminerlerle de olabilir, STK çalışmalarıyla da olabilir. Psikologlarla tanışsınlar ki kafalarındaki psikolog algısının değişmesi sağlanabilsin. Psikologların dizilerden veya filmlerden farklı şeyler uyguladıklarını ve bu uygulamaların da işe yaradığını görebilsinler.

İş kazalarının psikolojik sebepleri nelerdir?

Ferhat Yaka: Yetişkinler dikkat dağınıklığı, işten kopma ve sakarlık gibi problemlerle geldiklerinde genellikle arkasında yatan sebebi araştırıyoruz. Sıklıkla da kişilerin kaygılı olduğu, stres altında olduğu ve duygu durumu problemleri yaşadıkları dönemde bilişsel becerilerinin oldukça etkilendiklerini görüyoruz. Pek çok konuda kaygınız olduğu zaman üstüne bir de dinlenemediğiniz zaman bütün bilişsel becerileriniz düşüşe geçiyor. Bunların sonucunda da bir işi yaparken eksik yapmak, yetersiz yapmak ya da sonucunda olabilecek olumsuzlukları düşünürken dikkatsiz davranmak gibi durumlar ortaya çıkabiliyor. Pek çok zor meslekte kişilerin işe başlamadan önce buna hazırlanması ve bir sorun olduğu zaman temeline inilip sorunun tekrarlanmamasına yönelik çalışmalar yürütülüyor. Denizcilik sektöründeki sıkıntılardan birisi bence denizcilikte bunun olmaması.

İş kazalarının büyük bir çoğunluğu insan kaynaklı ancak bunların da büyük bir çoğunluğu yönetimsel hatalar. Yöneticileri, kişileri hata yaptıkları işi bitirmeye zorlamamalı. Herkes karşılaşmıştır. Bir işte hata yaptığımız ve strese girdiğimiz zaman diğer hatalar da birbirini izler. Bunların önüne geçilmesi için de yöneticilerin bu konularda eğitimli olması gerekiyor.

Gökhan Ayaz: Diğer sektörlerde bu durumların önüne geçilebilmesi çok daha kolayken denizciliğin izole doğasından dolayı bu daha zor. Dolayısıyla yöneticilerin de bu konulara çok daha hâkim olması gerekiyor. Yöneticilerin bu konuda yetersiz olması da denizlerde kaos oluşmasına sebep oluyor.

Dünyada denizcilik psikolojisini değerlendiren bir çalışma yok. Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (MLC) kurallarında psikolojik anlamda yapılan bir çalışma yok. Dünyada bu çalışmalar neredeyse yok gibi.

Denizlerde yaşanan stres kişileri fiziksel anlamda ne kadar etkileyebilir?

Ferhat Yaka: Bizim günlük hayatta araştırdığımız genel problemlerden olan yıpranma ve yorgunluk denizcilerde çok fazla yaşanıyor. Çalışma rutininizde kendinize ayırabileceğiniz bir düzen vardır ancak denizde böyle bir düzen yok.

Bu duruma psikosomatizasyon diyoruz. Psikolojik olarak yaşadığınız zorluklar vücudunuzda, bazı deri hastalıkları ve sindirim sistemi hastalıkları gibi farklı farklı birçok hastalığa da neden olabilir. Kaslar gerilebilir. Vücudun çeşitli yerlerinde karıncalanmalar hissedilebilir. Bunun ucu bucağı yok.

Denizcilerde yapılan görüşmelerde intihar düşüncelerinin çok yaygın olduğu görülüyor. Denizden sonra panik atak yaşamış, tikleri oluşmaya başlamış pek çok insan bulunuyor.

Bir psikolog olarak gemi insanlarının yıpranma paylarının ellerinden alınması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu konu, psikolog olarak yorumlamaya gerek olmayan bir konu. Ben, patolojik anlamda klinik bir bilgiye sahip olmaksızın bu adamlar daha fazla yoruluyorlar, daha fazla yıpranıyorlar, belli bir çalışma saatleri yok, 24 saat aynı iş ortamında bulunuyorlar ve 6 ay boyunca. Siz bunu yok sayamazsınız diyebilirim. Hiçbir bilgiye sahip olmaksızın bu nedenlerle dahi oyu nere atacağınız malûm. Böyle bir durum söz konusu.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.