Ana sayfa Haberler Deniz Savunma Delphi Ekonomik Forumu ve Bölge jeopolitiğine yansımaları

Delphi Ekonomik Forumu ve Bölge jeopolitiğine yansımaları

0
Yunanistan’ın İtalya ile İyon Denizi’nde münhasır ekonomik bölge (MEB) anlaşması imzalaması sonrasında yaşanan gelişmeler Doğu Akdeniz’de gerilimi artırdı.

Türkiye’nin Libya’da meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti ile 27 Kasım 2019’da akdettiği deniz yetki alanlarını belirleyen Anlaşma’ya karşılık, 9 Haziran’da Yunanistan’ın İtalya ile İyon Denizi’nde münhasır ekonomik bölge (MEB) anlaşması imzalaması; sonrasında Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in 16 Haziran’da İsrail’e, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’ın 19 Haziran’da Mısır’a yaptıkları ziyaretler ile Fransa’nın Türkiye karşıtı provokatif duruşunu ve hasmane tutumunu 17-18 Haziran tarihlerinde Brüksel’de düzenlenen NATO Savunma Bakanları toplantısına taşıması, Doğu Akdeniz’de gerilimi artırdı.

Yunanistan’ın ivmelenen diplomatik hamleleri
Yaşanan süreçte siyasi mecrada yapılan karşılıklı üst perde açıklamalar Ankara ve Atina arasındaki gerginliği artırıyor. Gelişmeler akıllara iki ülke arasındaki ilişkilerin “Kardak Atmosferine” dönme ihtimâlini getiriyor. Hukuk dışı ve kışkırtıcı tutumunu sürdüren Yunanistan, Türkiye’ye karşı tek taraflı ve sistematik hamlelerini artırırken, yumuşak güç unsurları ile uluslararası kamuoyunu kendi tezleri çerçevesinde konsolide etmeye çalışıyor.

Bunun son örneğini 9-12 Haziran tarihleri arasında 5’incisi düzenlenen Delphi Ekonomik Forumu’nda gözledik. Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropoulou himayesinde, koronovirüs salgını nedeniyle video konferans şeklinde düzenlenen ve dört gün süren Foruma, 100’ün üzerinde konuşmacı katıldı.

Yunanistan, Forumu bir kaldıraç olarak kullanarak, uluslararası kamuoyuna Türkiye ile arasındaki sorunları kendi perspektifinden empoze etmeye çalıştı. Yanlı ve yandaş konuşmacılarla Türkiye karşıtlığını merkeze koyan Yunanistan, siyasi kazanım elde etmeyi hedefledi.

Stratejik yanlış: Genişletilmiş Doğu Akdeniz/Genişletilmiş Karadeniz
Delphi Ekonomik Forumu; iş dünyası, politik, akademik ve konusunda alan uzmanı olan katılımcıların katılımıyla Yunanistan, Avrupa ve Genişletilmiş Doğu Akdeniz Bölgesi’ne yönelik sözde ortak politikalar üretmeyi hedefliyor.

Burada kullanılan “Genişletilmiş Doğu Akdeniz (the wider Eastern Mediterranean)” tabiri önemli zira tesadüfen seçilmiş bir kavram değil. Yunanistan, Doğu Akdeniz’e kıyıdaş olmayan devlet ve organizasyonları bölge sorunlarına dâhil etmeyi, bu vesileyle AB başta olmak üzere bölge dışı aktörleri Türkiye ile karşı karşıya getirmeyi amaçlıyor.

AB ve NATO marjında benzer yaklaşımın “Genişletilmiş Karadeniz (the wider Blacksea)” şeklinde sergilendiğini hatırlatalım. Türkiye’nin gerek Karadeniz’de gerekse Doğu Akdeniz’de sürdürdüğü politikaların temelini “Bölgesel Sahiplik” ilkesinin oluşturduğunu göz önüne aldığımızda, “genişletilmiş” kavramı milli çıkarlarımıza açıkça aykırı. Bu optikten bakıldığında, “genişletilmiş (wider)” tabirinin Doğu Akdeniz ve Karadeniz ile birlikte kullanımına her platformda itiraz edilmesi isabetli olacaktır.

Delphi Ekonomik Forumu’nda öne çıkanlar
Delphi Ekonomik Forumu’nda ortaya konan yaklaşımlar aslında bölgede Türkiye’yi; neyin, ne şekilde ve ne zaman beklediğinin ipuçlarını veriyor. Strateji üretirken muhatabımızın elinde ne olduğunu kestirebilmeli, yapacağı hamleleri öngörebilmeliyiz. Stratejinin temelini oluşturan doğru zaman, doğru mekân ve doğru güç prensiplerini dengeli ve senkronize bir şekilde uygulamalıyız. Oyunu kazanmak için bu yaklaşım gerek şart. Bu arka plan çerçevesinde Delphi Ekonomik Forumu’nda öne çıkan konulara odaklanalım.

GKRY Dışişleri Bakanı: Türkiye, Doğu Akdeniz’de hâkim güç olmayı amaçlıyor
GKRY Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis Forum’da yaptığı konuşmada; Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetleriyle jeostratejik hedeflerine ulaşmayı, bölgede oluşan boşluğu doldurmayı ve hâkim güç olmayı amaçladığını belirtti.

Türkiye’nin Kıbrıs’ın sözde münhasır ekonomik bölgesinde yürüttüğü sondaj çalışmalarını “olumsuz bir senaryo” olarak niteleyen ve AB üyesi GKRY’nin egemenlik haklarının ihlâl edildiğini savunan Hristodulidis, AB üyesi ülke sıfatıyla ellerindeki tüm siyasi, diplomatik ve hukuki araçları kullanarak Türkiye’nin faaliyetlerine karşılık verdiklerini vurguladı.

Hristodulidis’e göre Türkiye’nin eylemleri; Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını korumaya yönelik değil, daha büyük bir planın parçası niteliğinde. Türk dış politikasını etkileyen faktörün iç siyasi süreçler olduğunu savunan Hristodulidis’in, “Bölgemizde bir boşluk oluştu ve Türkiye bölgede hâkim güç olmak için bu boşluğu doldurmaya çalışıyor. Tam da bu nedenle, özellikle şu anda Avrupa ülkeleri ve Brüksel, Türkiye’nin amaçlarını anlamışken AB, bölgede lider rolüne soyunmak için harika bir fırsata sahip” şeklindeki çıkışı önemli.

Hristodulidis’in, İtalya ile Yunanistan arasında olduğu gibi, GKRY ile Yunanistan arasındaki deniz sınırlarının belirlenmesinin de gündemlerinde olduğunu belirtmesi esasen taktik bir koz. Politik zemin uygun olur ve AB/ABD desteği sağlanırsa, GKRY-Yunanistan ikilisi son kertede Türkiye’yi provoke edecek bu hamleye başvurabilir. Lâkin bu çıkış, Doğu Akdeniz’de askeri hareketliliği artırabilir, ötesinde sıcak çatışmaya dahi neden olabilir.

ABD Dışişleri yetkilisi: Washington, Doğu Akdeniz’deki varlığını devam ettirecek
ABD Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew Palmer ise Washington’un enerji konuları da dâhil olmak üzere Akdeniz’deki nüfuzunu sürdürme niyetinde olduğunu ifade etti.

ABD’nin, Doğu Akdeniz’deki varlığını devam ettireceğini, bölgede ciddi ve istikrarlı ittifaklar kuracağını vurgulayan Palmer, Yunanistan ile Türkiye arasında artan gerilime değinerek, “sıcak olaylardan” kaçınmak için Ankara ve Atina’ya iletişim kanallarını açık tutma, Türkiye’ye GKRY’nin münhasır ekonomik bölgesindeki sondaj çalışmalarını durdurma çağrısında bulundu.

ABD’nin Yunan Hükümeti’nin yeni boru hatları inşa etmeye ilişkin kararlarını desteklediğini kaydeden Palmer, bu pazarın enerji alanındaki “satranç tahtasının” geleceğini belirleyeceğini, ABD’nin AB’den Rusya’ya ve Rus gazına olan bağımlılığının sona erdirmesini ve alternatif enerji güzergâhları bulmasını istediğini açıkladı.

Bu argümanlar ABD’nin Doğu Akdeniz stratejisini açıkça ortaya koyuyor ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e yönelik çıkarları ile çelişiyor. Küresel hegemonyası aşınan ve iç karışıklıklarla boğuşan ABD’nin tüm olumsuzluklara karşın Doğu Akdeniz’de artan Rus nüfuzuna karşı, enerji jeopolitiğine yönelik önceliklerini de gözeterek oyunda kalmayı hedeflediği anlaşılıyor.

Yunanistan Başbakanı: Türkiye haklarımızı ihlal ederse ciddi sonuçları olacaktır
Forum’da konuşan Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ise Türkiye ile Libya arasında yapılan anlaşmanın geçersiz olduğunu belirterek, “Türkiye egemenlik haklarımızı ihlâle teşebbüs ederse, bunun ciddi sonuçları olacaktır” açılımını yaparak, Türkiye’nin karşısında sadece Yunanistan’ı değil Avrupa’yı da bulacağını vurguladı.

Türkiye ile ilişkilerin “zor” olduğunu ancak iki ülkenin aralarındaki farklılıkları çözmek için konuşabileceklerini belirten Miçotakis, farklılıklara diyalog aracılığı ile çözüm bulunamaması halinde iki ülkenin anlaşarak Uluslararası Mahkemeye gidebileceklerini ifade etti.

Miçotakis’in, “Yunanistan, deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda Türkiye ile diyaloğa her zaman açık. Dürüstçe konuşabiliriz, sonuçta eğer anlaşamadığımız konusunda mutabık kalırsak bu sorunu ne şekilde çözeceğimiz noktasında karşılıklı anlaşma yoluyla meseleyi Uluslararası Mahkemeye, Lahey’e götürmenin yolları her zaman vardır ancak uluslararası hukuka tamamen saygılı olarak. Gambot diplomasisi zamanı değil, bu gibi anlayışlar başka yüzyıllara ait,” çıkışı dikkat çekici. Son dönemde savaşı diline dolayan agresif üslubun aksine Miçotakis’in ayaklarının yere bastığı ve geleneksel Yunan politikasına geri döndüğü anlaşılıyor.

Öte yandan Türkiye ile Libya arasında imzalanan ve iki ülke arasındaki deniz sınırlarını belirleyen Anlaşma’nın geçersiz olduğunu açıklayan Miçotakis, buna karşın Yunanistan’ın İtalya ile imzaladığı Anlaşma’nın meşru olduğunu belirterek, “Türkiye egemenlik haklarımızı ihlâle teşebbüs ederse sadece Yunanistan’dan değil eminim ki Avrupa’dan da karşılık görecektir. Bu izlememizi istediğim yol değil ancak herkesin bilmesi lazım ki böyle bir şey olursa bunun ciddi sonuçları olacaktır,” ifadesini kullandı.

Yunan siyasetinin tepe noktasından yapılan açıklamanın arka planı çok açık. Yunanistan, Türkiye’ye karşı her daim bir güce yaslanmak zorunda olduğunun farkında. Konjonktürel gelişmelere bağlı olarak AB ile ABD’yi milli çıkarlarına ulaşmada Türkiye’ye karşı bir payanda olarak kullanmak istiyor. Üyesi olduğu AB’yi, Türkiye ile karşı karşıya getirmeyi öncelikli stratejisi olarak öne çıkarıyor. Bu stratejiye koşut olarak Fransa’ya yaslanıyor ve ikili ilişkilerini her kulvarda ivmelendiriyor.

Türkiye ile sıcak çatışma istemiyoruz
Forum’da konuşan Miçotakis’in ulusal güvenlikten sorumlu danışmanı Tanos Dokos’un açıklamaları ise diğer konuşmacıların aksine daha sağduyulu bir tona sahipti. Doğu Akdeniz’in “sıcak nokta (hot spot)” olmaya devam ettiğini ancak Yunanistan ile Türkiye arasında sıcak bir olayın yaşanmasını istemediklerini ifade eden Dokos, “Bu yaz sıcak bir olayın yaşanması, Türkiye gibi Yunanistan’ın da en son istediği şey olur,” tespitinde bulundu.

AB’nin Türkiye ile işbirliğini canlandırmak için yeni yöntemler bulması gerektiğini vurgulayan Dokos, “AB sıradan bir gözlemci. ABD’nin çok sayıda iç sorunu var. Libya’da durum kontrolden çıktı. Suriye sorun olarak kalıyor. Tek olumlu şey, neyse ki, mülteci akışlarının önemli ölçüde azalması” ifadelerini kullanarak reel politiği gözetiyor.

Yunanistan, iç kamuoyuna yönelik Türkiye düşmanlığı kartını sıklıkla kullansa da bunun uluslararası düzlemde bir karşılığı, dahası Yunanistan’a bir faydası yok. Nitekim Türkiye ile kıyaslandığında Yunanistan’ın devlet kapasitesi ve özgül ağırlığı yetersiz. Bu nedenle Yunanistan tüm yumurtaları aynı sepete koymak zorunda kalıyor. Dokos’un tek olumlu husus olarak, mülteci akışlarının önemli ölçüde azaltıldığını ifade etmesi, Yunanistan ve AB’nin yumuşak karnını ortaya koyuyor. Türkiye bu resmi iyi okumalı.

Yunanistan’ın stratejisinin farkında mıyız?
Yunanistan’da iç politik kaygıları ve popülist stratejileri dikkate almayan kesimler, Türkiye ile mevcut sorunların genel olarak AB ile Türkiye arasındaki sorunlar olarak gösterilmesi gerektiğine inanıyor. Brüksel’in siyaseten zorlanmasını önceleyen bu yaklaşım, esasen Lahey’e gidilmesini, siyasi bir çözümün müzakere edilmesini ve askeri çözüme başvurulmamasını savunuyor. Yunanistan’da çoğunluğun ABD’ye koşulsuz yaslanmayı doğru bulmadığını, Türkiye ile olası bir gerginlikte ABD’nin yardıma gelmeyeceği görüşünü benimsediğini not edelim.

Bu noktada bir parantez açalım. Türkiye’nin Atina Büyükelçisi Burak Özügergin’in haziran ayı içinde yaptığı açıklama yukarıdaki görüşleri savunan kesimleri önceliyor. Ankara’nın Yunanistan ile iyi komşuluk ilişkilerine sahip olmak istediğini, deniz alanlarının sınırlandırılması dâhil defalarca Yunanistan’a tartışmalı konuları görüşme teklifinde bulunduğunu ve halen diyaloğa hazır olduğumuzu açıklayan Özügergin’in, “Komşuların sadece görüşmekle kalmayıp aynı zamanda birbirlerini dinlemeleri için asla çok geç değil. Çözüm birbirimizle konuşabilmektir; birbirimiz hakkında konuşmak değildir” argümanları içerik ve zamanlama olarak dikkat çekici.

Almanya’nın AB Dönem Başkanlığı belirleyici olacak
Almanya 1 Temmuz’da AB Dönem Başkanlığı’nı devralacak. Şansölye Merkel’in siyasi hayatının son Dönem Başkanlığı pandemi sonrası AB’nin yeni rotasının belirlenmesi bakımından oldukça kritik. Merkel, AB’de birleştirici ve toparlayıcı bir rol oynamak istiyor ve “birlikte Avrupa’yı yeniden güçlendirmek” sloganını savunuyor.

Dönem Başkanlığında Merkel, Yunanistan-GKRY ikilisinin Ege ve Doğu Akdeniz’e yönelik hukuk dışı ve maksimalist taleplerine çözüm bulmak durumunda kalacak. Türkiye’yi karşısına almak ve kaybetmek istemeyeceği öngörülen Merkel’in dengeli hareket etmesi kaçınılmaz. Aksi takdirde Yunanistan-GKRY ikilisinin agresif tezlerinin AB’nin Türkiye politikasını esir alması söz konusu olabilir.

Mevcut konjonktürde Türkiye’nin, Libya ile akdettiği anlaşmalardan ve Libya’ya angajmanı sonrası elde ettiği siyasi ve askeri kazanımlardan vazgeçmesi, Yunanistan’ın Ege ve Doğu Akdeniz’deki revizyonist hamlelerine kayıtsız kalması mümkün değil. Rusya’nın Doğu Akdeniz’de artan etkisi ve etkinliği ile ABD’nin med-cezirli tutumu göz önüne alındığında, Merkel’in çözeceği denklem çok bilinmeyenli ve çok boyutlu bir görüntü sergiliyor.

Merkel’in cevabını bulması gereken soru şu olacak; Rusya’nın Doğu Akdeniz ve Libya’da artan varlığı mı, yoksa NATO üyesi Türkiye’nin hamleleri mi AB için daha riskli? Soruyu bir de tersten soralım. Pandemi sonrası kaçınılmaz olarak değişecek küresel dengeler ve evrilecek güç merkezleri neticesinde rotasını yeniden belirleme telaşında olan AB, Türkiye’yi, GKRY-Yunanistan ikilisinin talep ve baskısı nedeniyle karşısına alabilir mi? Bu hamlesi ile Türkiye’nin Rusya ile daha da yakınlaşmasını göze alabilir mi?

İtalya ihtiraslı muhteris olmamalı
Son tahlilde, Doğu Akdeniz ve Libya’da halen eş güdüm sergileyip işbirliği yaptığımız İtalya’ya temas ederek bitirelim. İtalya fayda çıkar temelinde hamleler yapıyor. Yunanistan ile Türkiye arasındaki gerilimi fırsata çeviriyor. Türkiye’nin tesis ettiği baskı sonrası iç kamuoyunda sıkışan Yunanistan ile MEB anlaşması akdeden İtalya, İyon’da beklediğinin üzerinde kazanım elde etti. İtalyan Donanması için yapılan FREMM sınıfı iki fırkateynin Mısır’a satışı da Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor.

Öte yandan AB Irini Operasyonu’na komuta eden İtalya, Yunan savaş gemisinin Türk ticaret gemisine yönelik provokatif hamlesine ihtiyatlı yaklaştı ve beklenen tepkiyi vermedi. Şüphesiz devlet aklı İtalya’ya ne kadar güvenilebileceğini hesaplıyordur. Lâkin biz yine de uyaralım, İtalya Doğu Akdeniz jeopolitiğinde Fransa gibi ihtiraslı muhteris rolüne soyunursa, ilişkiler bozulabilir. Muhatabımıza bu husus iyice izah edilmeli.

Lâkin saygı temelinde karşılıklı anlayış gözetilirse, iki ülke başta Libya olmak üzere Doğu Akdeniz ve bölge enerji jeopolitiği meselelerini domino edebilir. Sahi, İtalya Dışişleri Bakanı Luigi Di Maio’nun 19 Haziran’da ülkemize gerçekleştirdiği ziyarette bu konular gündeme gelmiş midir?

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.