Ana sayfa Yazarlar Gökhan Esin Zaman tutarsızlığı…

Zaman tutarsızlığı…

0
Gökhan Esin
Merkez Bankası’nın bağımsızlığı tuhaftır, hükümet ile temas ve mesafe aralıkları yüksek olmalıdır, ancak birbirlerini görecek kadar yakın, ama kendi olabilecekleri kadar da uzak halde karar vermeliler. Birlikte olurlar ama tek tip olmamalıdırlar

Ekonomideki “zaman tutarsızlığı” nedir?
Ekonomi politikasının amacı refahı artırmaktır. Bunun içinde önce fiyat istikrarı, istihdam artışı akabinde sürdürülebilir büyüme sağlanmalıdır. Meseleye tersten bakarsak; yüksek enflasyon toplumsal refahı olumsuz etkiler. Sürdürülebilir büyümenin kısa vadeli politikalarla oluşturulması mümkün değildir, adı üstünde “sürdürülebilir” yani uzun vadeli olmalı.
Öte yandan uzun vadeli politika ile hükümet hedefleri arasında çelişki olabilir, çünkü hükümetler seçime odaklanarak taahhüt ettiği politikalardan vazgeçebilir. Kısa vadeli büyümeyi tetikleyici politikalara yönelebilir. Buna “zaman tutarsızlığı” denir. Sonuçta hem uzun soluklu ekonomik büyüme sağlanamaz hem de problemler derinleşebilir.

Zaman tutarsızlığı var ise Merkez Bankası ne yapmalı?
Herkesin dilinde aynı cümle “Merkez Bankası bağımsız olmalı!” Evet olmalı ama sınırlar içinde… Merkez Bankası’nın bağımsızlığı tuhaftır, hükümet ile temas ve mesafe aralıkları yüksektir. Birbirlerini görecek kadar yakın, ama kendi olabilecekleri kadar uzak halde karar vermelidirler. Birlikte olurlar ama tek tip olmamalıdırlar.
Bu tuhaf denge içinde Merkez Bankası para politikasını serbest şekilde belirler. Para politikası kararlar kimi zaman tatsız olabilir, ama bağımsızlık da bu değil mi? Zaman zaman acı reçete yazabilmektir! Çünkü Merkez Bankası hükümet gibi seçimlere odaklanmaz, uzun vadeli planlama yapar. Seçim kaygısı olmadığından popülist politikalardan uzak durarak yatırımcılara güven verir. Bu güven öyle bir sihirdir ki; faiz oranı düşük dahi olsa ülkeye para girişine imkân tanır.
Buraya kadar yazdıklarım hoş görünüyor ama Merkez Bankası bağımsız olsa dahi süreç pürüzsüz gitmeyebilir. 1994 yılını hatırlayalım, artan kamu borcu, dövize olan talep neticesinde Ocak’ta dolar kuru 19,000 TL ve Merkez Bankası rezervleri 7 milyar dolar iken Nisan’da kur 38,000 TL oldu, Merkez Bankası rezervleri ise 3 milyar dolara indi. Merkez Bankası sınıfta kalmış oldu. Dahası… Merkez Bankası’nın 2011’den beridir orta vadeli enflasyon hedefini tutturamadığının farkında mısınız?

Bir tarafta hükümet yetkilileri, diğer tarafta atanmış memurlar
Yukarıda izah ettiğimiz gibi ekonomi yönetiminde iki aktör vardır, birliktedirler ama tek tip olmamaları gerekir.
Kısacası sahnede iki oyuncu vardır; bir tarafta seçilmiş hükümet diğer tarafta ise (Merkez Bankası’nın) atanmış memurlar var. Yani ekonomi yönetimi de bir koalisyon içinde… Peki, bu koalisyon hata yapınca bedeli kim ödüyor? Hükümet!! Hepimizin bildiği üzere ekonomideki kötü gidişatın faturası ilk seçimde iktidara çıkartılır. Enteresan bir yapı! Koalisyon içindesiniz ama sonuçların bedelini tek taraf ödüyor. Dolayısıyla, sahnenin sorumlusu olarak oyuncuları oyundan alabiliyor, farklı karakterler atayabiliyor, en önemlisi ise senaryoyu değiştirebiliyor.

Doğru ve gerekli olanı ayırt edemezsen güven kaybolur!
Son dönemde hem Merkez Bankası hem de hükümet beklenmedik adımlar atarak piyasayı şaşırtıcı işler yaptı. Bu adımları listelemeyeceğim ama bunlar piyasanın doğru ve gerekli olanı ayırt etmesine engel olmaya başlayınca güven de kayboluyor.
Piyasadaki algı “Merkez Bankası ekonomi yönetiminin hatalarını düzeltmek için çabalıyor, inandığı politikalar için değil!” şeklinde. Sıradan bir Merkez Bankası yönetiminin, enflasyonun yükseldiği dönemlerde para politikasını sıkılaştırması gerekir. Bu basit kuraldan bile taviz verilince, hükümet ile temasın yüksek ama mesafenin az olduğu algısı piyasa tarafından yadırganıyor. Normal!

Merkez Bankaları hükümet politikalarının takipçisidir
Temasın yüksek olması yani ekonomi yönetiminin paralel hareket edebilmesi için Merkez Bankası hükümetin uyguladığı politikalara kayıtsız kalamaz. Politikaları takip eder, ama bunun bir ölçüsü vardır. Örneğin, rezervlerini yani mühimmatını hükümet politikaları uğruna tüketmesine yol açmamalı. Eğer Merkez Bankası elindeki mühimmatını hükümet politikaları için tüketirse, ekonominin kurtarıcısı rolünü üstlenmiş olur. Bu süper kahramanlık ekonomi için daha derin problemler yaratabilir. En basitinden, her ekonomik gerilimde rezervlerini tehlikeye atarsa sorun daha da büyür. Mesela değerleme kuruluşlarını düşünün… Döviz rezervinin aylık ithalata oranı ülkenin kredi notunun bir parçası değil mi!? Bu örnek bile rezerv – güven ilişkisini açıklıyor.
Sonuç olarak, Merkez Bankası, iktidar ile mesafesini kısa tutarsa, ekonominin süper kahramanı rolüne soyunursa, sebebini piyasaya açıklaması gerekir. Birçok ekonomi yazarı Merkez Bankası’nın daha iyi iletişim kurması gerektiğini vurguluyor. Mistik söylemler dış politikada yerinde bir eylem olabilir ama ekonomi politikasında açık anlatım ve şeffaf veri sunumu şart. Nihayetinde piyasa dediğimiz topluluk mistik söylemlerin ardında “sihirli bir değnek” olmadığının farkında. Oyun sahnesinin sorumlusunun kim olduğunu da unutmuyor!
Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi değildir.