Yunanistan’ın Türkiye karşıtlığında son dönem analizi

MDN İstanbul
  • |

Tuğamiral (E) Dr. Yalçın Özkütük

Son dönemde Doğu Akdeniz Güvenlik Kompleksi (Bölgesi), çok daha geniş ve sarmal bir rekabete ev sahipliği yapmaktadır. Bu rekabette küresel aktörler olarak; ABD ve AB, kompleks aktörleri olarak ise; İsrail, Yunanistan-GKRY bloku, ABD bağımlılığı sebebiyle bu blokun safında görünen Mısır ile bunların rakibi şeklinde tanımlanan Türkiye ve KKTC öne çıkmaktadır. Bu yazıda, Yunanistan’ın dolayısıyla GKRY’nin son dönemde Türkiye karşıtlığında geldiği nokta ve bunun olası sonuçları değerlendirilmiştir.

ABD’nın başını çektiği, İsrail’in de dâhil olduğu Batı emperyalizmi;

– Türkiye’nin ulusal çıkarlarını göz ardı ederek Batı Blokuna Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi bağlı kalmasını,

– Olası sınır değişikliklerine itiraz etmemesini,

– Bölgedeki enerji denkleminde yer almamasını,

– Kıbrıs’tan çekilerek GKRY hükümranlığını kabul etmesini,

– Genel olarak denizden karaya çekilmesini istemektedir.

Her ne kadar ağırlıklı olarak sosyoekonomik sorunları bulunsa da sahip olduğu jeopolitik konumu, millî güç unsurları vb. temel özelliklerinden dolayı kompleksin başat gücü olan Türkiye’ye bu isteklerin kabul ettirilebilmesi için dizayn edilen iç politika dinamiklerinin yanı sıra, Batı emperyalizmi adına Türkiye ile mücadele edebilecek güçte bir aktöre ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu noktada ABD’nin doğal-stratejik müttefiki ve jeopolitik vassalı İsrail sahneye çıkmaktadır. Ancak aynı zamanda İsrail’in özellikle coğrafi açıdan Türkiye’yi çevreleyebilmek maksadıyla, komplekste jeopolitik yönden kullanışlı başka aktör/aktörler gereksinimi de belirmektedir. Tam da bu esnada, tarihsel süreçteki “yayılmacı” emellerinden kaynaklı olarak emperyalist güçlerin her daim kullandığı Yunanistan-GKRY ikilisi akıllara gelmektedir.

Bahse konu emellerin gerçekleşmeyeceği aşikâr olduğu hâlde, Türkiye’den “hakkaniyetten uzak ve maksimalist talepler”de bulunma taktiğini izleyerek, iç cephesini konsolide edebilmek için “Türkiye tehdidi” algısını canlı tutan Yunanistan, bağımsızlığından taviz vererek ve halkının refahını göz ardı ederek, gönüllü bir şekilde özellikle ABD ve İsrail’in dümen suyunda yol almaktadır. Yaşanan gelişmelerin özü budur.

Halkların değil devletlerin muhatap alındığı bu “öz” kapsamında, konunun başat kırılımlarına müteakip paragraflarda yer verilmiştir.

Temel hedef: Türkiye’yi sınırlamak

Yunanistan’ın temel güvenlik paradigması şu varsayıma göre şekillendirilmektedir: “Türkiye; askeri kapasitesi, savunma sanayisinin gelişimi, hâlihazırda Kıbrıs’taki varlığı, Libya-Suriye-Kafkasya ve Afrika açılımları ve son olarak “Mavi Vatan” doktriniyle “bölgesel güç” olmaya çalışmaktadır.”

Bu varsayıma istinaden Yunanistan’ın temel hedefi olan “Türkiye’yi sınırlamak” kapsamındaki alt hedefleri ise, Türkiye’nin;

– Doğu Akdeniz’de ve Ege Denizi’nde harekât alanını en aza indirgemek,

– Doğu Akdeniz enerji jeopolitiğinde rol almasını engellemek,

– Kıbrıs’tan çıkarılmasını sağlamaktır.

Yunanistan’ın “dış destekli ve saldırgan” bahse konu alt hedefleri karşısında Türkiye ise, doğal olarak “hak ve çıkarları”nı korumaya yönelik, iktidarda bulunan hükûmetlerin politikalarının üzerinde bir “devlet politikası”yla, çeşitli girişimlerde bulunmaktadır. Nitekim son dönemde gündemde olan, Yunanistan’ın temel hedefinin önünde güçlü bir set oluşturan “Mavi Vatan” doktrini bahse konu girişimlerden en önemlisidir.

Bu doktrinle Türkiye; Doğu Akdeniz’de ve Ege Denizi’nde yapılmaya çalışılan oldubittiler karşısında “yalnızca itiraz eden ülke” konumundan, denizin bir egemenlik alanı ve refah yolunda en önemli araçlardan birisi olduğunun gecikmiş de olsa farkına vararak, statükoyu sorgulayan ve devamında denizde varlık göstererek, olması gereken dengeyi muhataplarına hatırlatan ülke konumuna yükselmeyi hedeflemektedir. Yunanistan ise; üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’nin denizi merkeze almasından ve denizdeki haklarını savunmasından daha doğal bir durum olamazken, bunu “genişleme” şeklinde ifade ederek “suçlama”ya dönüştürmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, asıl Yunanistan’ın kendi genişleme/yayılma ve bu yolda silâhlanma faaliyetlerine meşruiyet sağlamak maksadıyla, bu suçlamayı öne çıkardığı gerçeğidir. 

İsrail-Yunanistan-GKRY “Yarı İttifak”ı

2008 ve sonrası süreçte eş zamanlı olarak Türkiye’nin güçlenmeye, Yunanistan’ın ise zayıflamaya başlaması sebebiyle oluşan güç farkı, Yunanistan’ın Türkiye’den algıladığı tehdit seviyesini yükseltmiştir. Bahse konu tehdit algısını iç cephesiyle dengeleyemeyecek durumdaki Yunanistan, önce İsrail’le müteakiben Mısır ile yakınlaşarak dış cephede bir dengeleme yoluna gitmiştir. Güç dağılımını Türkiye aleyhine olacak şekilde değiştirme niyetini içeren bu girişim, resmî bir ittifak hâline getirilmeden “Doğu Akdeniz Gaz Forumu-DAGF- (East Mediterranean Gas Forum – EMGF)”de hayat bulmuştur.

Doğu Akdeniz’de gaz rezervlerinin keşfi sonrasında bölgesel enerji işbirliğini sağlamaya yönelik oluşturulan DAGF bugün itibarıyla, kalıcı ve çok katmanlı (ortak deniz güvenliği, enerji altyapılarının korunması, savunma koordinasyonu, ortak askerî planlama, hızlı müdahale gücü vb.) “Doğu Akdeniz NATO’su”, “Akdeniz Yayı” şeklinde tanımlanabilecek İsrail-Yunanistan-GKRY yarı ittifakına dönüşmüştür.  Yunanistan ve GKRY; coğrafyaları ve askerî altyapılarıyla, İsrail ise; ileri teknoloji silâh ve istihbarat kapasitesiyle, Türkiye karşısında “öncelikle caydırma müteakiben harekât” maksatlı olarak Batı emperyalizmi tarafından görevlendirilmiştir. Aynı zamanda Yunanistan bu yarı ittifakı, Türkiye’nin Batılı müttefiklerinden uzaklaşmasını fırsata çevirerek Güney Doğu Avrupa’da Türkiye’nin yerini almayı kolaylaştırıcı bir araç ve darboğazdaki ekonomisini belirli bir ölçüde rahatlatabilecek bir mekanizma olarak görmüştür.

Batı emperyalizminin kurduğu Yunanistan’ın, Batı emperyalizminin kurduğu İsrail ile iç dinamiklerine bağlı olarak tarihsel süreçte “mesafeli” bir ilişkisi olmasına rağmen, değişen dünya konjönktürüne istinaden Batı emperyalizminin direktifiyle 1990’dan itibaren “resmen” ilişki kurmuştur. Günümüzde Yunanistan’ı dolayısıyla GKRY’yi, özellikle Gazze’de yaptıklarından ötürü ahlâken ve etik yönden dünyadan soyutlanma noktasına gelmiş ve savaş suçlusu İsrail ile yarı ittifak kurma noktasına getiren hususları, üç alanda özetlemek mümkündür:

– “Türkiye kaynaklı endişe” seviyesini azaltmak maksadıyla İsrail’den; hava savunma sistemleri, füze sistemleri ve elektronik harp altyapıları tedarik etmek/modernizasyonunu gerçekleştirmektir. Bunların karşılığında ise; topraklarında İsrail'e coğrafi açıdan “stratejik derinlik” sunmaktır.

– Doğu Akdeniz’de keşfedilen doğalgaz rezervleri dünya enerji piyasasında oyun değiştirici olamayacak, ancak kıyıdaş devletler için önem arz edecek miktardadır. Rusya-Ukrayna Savaşı ile birlikte alternatif enerji arayışına girişen Avrupa için doğalgaz bir ihtiyaç olmakla birlikte, çok anlamlı bir miktarda olmaması sebebiyle Avrupa’nın komplekse nüfuz etmesini sağlayacak bir enstrüman olmaktadır. Yine de İsrail gazının veya gaz ile üretilen elektriğin Avrupa’ya taşınmasında kilit transit ülke olma hedefindeki Yunanistan-GKRY, Doğu Akdeniz enerji koridorunun Türkiye’ye karşı güvenliğini İsrail ile birlikte sağlamayı planlamaktadır. Bu noktada deniz yetki alanı tartışmaları yalnızca hukuki değil, aynı zamanda enerji jeopolitiğinde bir rekabet alanı olmaktadır.

– ABD’nin Yunanistan’a ve GKRY’ye verdiği desteği güçlendirerek kalıcı hâle getirmek maksadıyla, ABD’nin doğal ve stratejik müttefiki İsrail ile hemen hemen her konuda işbirliği yapmak, tavizler vermektir.

Artan ABD-AB varlığına ev sahipliği ve silâh tedariki 

Yunanistan ile askerî işbirliğini genişleten ABD özellikle; Dedeağaç, Girit, Larisa ve Stefanovikio gibi bölgelerde konuşlanma faaliyetlerini artırmıştır. Yunanistan böylece; Karadeniz, Balkanlar, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu eksenine yönelik olarak ABD için “güç projeksiyon platformu” ve “lojistik merkez” olmuştur. Diğer yandan ABD; GKRY’ye uyguladığı 33 yıllık silâh ambargosunu kaldırmış, burada çeşitli askerî birimler kurmuştur. Tüm bu konuşlanma faaliyetlerinin öncelikli hedefinin ise, Rusya ve Türkiye olduğu anlaşılmaktadır.

Aynı zamanda ve aynı amaçla Yunanistan-GKRY; AB güvenlik sistemi ile de çok katmanlı bağlantılar kurmuştur. Nitekim AB üyesi ikili, Türkiye’nin AB savunma girişimlerine (SAFE gibi) dâhil edilmesini engellemekte ve özellikle Fransa merkezli Avrupa savunma ekseniyle bütünleşerek, Avrupa’nın “güneydoğu savunma hattı” olarak konumlanmaya çalışmaktadır. Böylece Yunanistan-GKRY, Türkiye karşısında kendi gücünden daha çok, İsrail’e ilave olarak ABD ve başta Fransa olmak üzere AB gücüne güvenmektedir.

Ya sonrası?

Tarihsel süreçte Osmanlı’yı ve sonrasında Türkiye’yi hedef alan “Megali idea”, kurulduğu tarihten bu yana Yunanistan’ın “gizli sömürge” olmasının ana nedenidir. Nitekim küresel güçlerin Yunanistan üzerindeki çıkar hesaplarının sürekliliği ve kurumsallaşması, Yunanistan’ın savaşmadan topraklarını doğuya doğru genişletmesine olanak sunmakla birlikte, ülkenin yaklaşık 200 yıllık tarihinde; bağımsızlık, savaş yenilgisi, rejim değişiklikleri, işgal, iç savaş, soğuk savaş, askerî darbe, cunta yönetimi, çatışma krizi ve ekonomik kriz gibi bir devletin siyasi ve sosyal düzenini kökten etkileyebilecek gelişmeleri yaşamasına da sebep olmuştur. Buna rağmen Yunanistan ülkedeki ayrışmaları dondurarak veya asgari düzeye indirerek iç istikrarı ve siyasi bütünlüğü sağlamak için Megali İdea’yı her daim tercih etmiştir. Dolayısıyla bugün için de Yunanistan’ın en ciddi zafiyeti, Batı emperyalizmi için kullanışlı bir enstrüman olan modern Megali İdea’yı gönüllü olarak devam ettirme eğilimidir. Benzer durum Megali İdea ile bağlantılı ve GKRY’nin en büyük zafiyeti olan “Enosis” için de geçerlidir.

Megali İdea bir zafiyettir. Çünkü hayallerin, arzuların yaşama geçirilebilmesi için öncelikle öz güce (ekonomi, insan, üretim, teknoloji, bilim, coğrafya vb.) sahip olmak ve buna sırtını dayamak gerekir. Eğer öz gücün yoksa veya yeterli değilse, Batı emperyalizmine bağımlı ve devamında sürdürülebilir olmayan hayallerin, borçlanarak güvenlik satın alma arayışlarının sonu hüsran ile bitecek maceradan başka bir şey olmayacaktır ve öyle de olmuştur. Nitekim Yunanistan’ın yaklaşık son yüzyıllık tarihine bakıldığında, “Küçük Asya Felaketi” başta olmak üzere, 1974 sonrasında NATO’dan ayrılmak zorunda kalması, 2008 ekonomik krizinde yaşadıkları ve diğer birçok gelişmede Batı emperyalizminin kendi çıkarı için Yunanistan’ı öne ittiği veya yalnız bıraktığı görülmektedir. Sonuçta ise bunun ceremesini her bakımdan Yunan halkı çekmektedir. Tarihin tekerrür etmek gibi bir özelliği olduğu için, “dünün tecrübelerinin ışığında bugüne rota belirlemek” Yunanistan’ın yararına olacaktır.

Aynı zamanda Yunanistan’ın şu gerçeği de anlaması gerekmektedir: Türkiye, Yunanistan gibi yayılmacılık peşinde değildir, sadece yaşamsal çıkarlarını “hakkaniyet” esasları doğrultusunda koruma refleksi göstermektedir. “Ölüm mü, yaşam mı?” seçimi noktasına getirilen muhatabı başkalarının desteğine güvenerek caydırmaya kalkmanın, sonuçta mevcutların da kaybedilmesine kadar gidebileceğini hesaplamak gerekir. Nitekim son ABD ve İsrail ile İran Savaşı, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” deneyimin en güncel örneği olmuştur.

Tüm bu tespitleri ve hatırlatmaları yapmakla birlikte, “yanlıştan dönme” veya “yanlışta ısrar etme” kararı ve sonucundaki kazanım-kayıp hesabı doğal olarak Yunanistan’a aittir. Son olarak, Türkiye ile ilişkileri konusunda Yunanistan ile benzerlikler gösteren Ermenistan’ın, “sürekli tarih üzerinden çatışma üretmek yerine, yaşayan devletin çıkarlarına odaklanma” esaslı son dönemdeki politika değişikliğine istinaden elde ettiği veya edeceği kazanımların, Yunanistan’ın mevcut politikasını gözden geçirmesine yardımcı olabileceğini de hatırlatmış olalım.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.

Bunu Paylaşın