Yunanistan, balıkları bile kullanarak Ege’yi ‘Yunan Gölü’ne dönüştürmek istiyor

MDN MEDIA
  • |

Yunanistan’ın denizlerdeki siyasi ve ekonomik nüfuzunu genişleterek, Ege Denizi’ni “Yunan Gölü”ne dönüştürmek için çaba sarf ettiğini belirten Amiral Cihat Yaycı, son oyunun çevreci görünen “deniz parkları” projesi olduğunu söyledi. Yaycı, “Sinsice fok ve yunus balıklarını koruyacağım’ diyerek koruma alanları oluşturuyor. Orayı kendi yetkisindeymiş gibi gösteriyor. Türkiye’yi sıkıştırıyor. ‘Bütün Ege Denizi benim toprağım gibidir’ iddiasında bulunuyor” dedi

Türk Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi (Türk DEGS) Başkanı ‘Mavi Vatan’ kavramının fikir babası, Tümamiral (Emekli) Doç. Dr. Cihat Yaycı; Yunanistan’ın Ege ve Akdeniz’e yönelik sinsi planlarını anlattı.

Türkiye’nin 1995 yılında TBMM’de karar alarak yayınladığı deklarasyonla, Ege Denizi’nde (Adalar Denizi) karasularının 12 mile çıkartılmasını bir savaş sebebi sayacağını dünyaya duyurduğunu belirten Amiral Cihat Yaycı, Ege ile Akdeniz’i ayıran sınırın da 1982’de imzalanan BM anlaşmaları gereği güneydeki Girit adasının altından geçtiği bilgisini paylaştı.

Sevilla haritası, siparişle çizildi ve geçersiz

Yunanistan’ın ise 2001 yılında İspanyol Sevilla Üniversitesi’ne siparişle bir harita çizdirerek Ege Denizi ile Akdeniz’i ayıran sınırı, Girit adasının ortasından geçirmeye çalıştığını vurgulayan Yaycı, şöyle konuştu:

“Yunanistan BM kararını ve Türkiye’nin deklarasyonunu delmek için ‘tamam ben o mesajı aldım. Adalar Denizi’nde karasularımı artırmıyorum, Akdeniz’de artırıyorum’ demeye çalışıyor. Sevilla haritası ile Türkiye karasularına sıkışıyor, Akdeniz’e açılan boğazlar Türkiye’ye kapanıyor. Yunanistan’ın bu klasik davranışına karşı çok uyanık olmak lazım. Yunanistan, Ege Denizi’ni ‘Yunan gölü’ olarak görmeye çalışmaktadır.”

Yunanistan’ın “Ben karasularımı artırdığımda Ege Denizi’nde değil Akdeniz’deki karasularımı artırmış olurum” demesinin, hiçbir gerçekçiliği bulunmadığının altını çizen Yaycı, güneydeki adaların bir kısmının Akdeniz’de, bir kısmının Ege’de kaldığını 2010 yılında Uluslararası Hidrografik Örgütü’ne bildirdiklerini aktardı.

Yunanistan, “Ege’de ayağını denize uzatamazsın” iddiasında

Yunanistan’ın; Japonya, Filipinler, Endonezya gibi bir takım ada devleti olduğunu iddia ederek, güneydeki kıta sahanlığı sınırını en dıştaki adaları birleştiren bir hat olarak kabul ettirmeye çalıştığını dile getiren Yaycı, “Bütün Ege’yi kapsayacak şekilde, bu sınırı ülke sınırı olarak kabul ederim ve bunun içerisindeki bütün deniz alanları benim toprağım gibidir, ülkemin yüzölçümü içerisindedir. Ben bir takım ada devletiyim, buradan ayağını denize bile uzatamazsın. Senin kıyına vuran sular bile benim’ diyor. Oysa Yunanistan adaları olan bir yarımada devletidir. Türkiye, Hırvatistan ve İtalya gibi. O yüzden, Yunanistan ülkesinin dış sınırı en dıştaki adaları birleştiren bir hat değildir” ifadelerini kullandı.

Türkiye sadece itiraz ediyor

Yunanistan’ın bu iddialarının deniz hukukuna ve BM sözleşmesine aykırı olduğunu belirten Yaycı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz bunu kabul etmeyeceğiz. Zaten dünyada da kabul ettirememiştir. Bunu baskıyla ve kopartırsam kârdır anlayışıyla ‘saf Türklere kabul ettiririm’ iddiasındalar. Yunanistan’ın ülke sınırını onun dediği gibi adaların alt sınırı kabul ederek, Mısır, Libya ve Güney Kıbrıs ile böyle anlaşmalar yapmaya çalışıyorlar. AB’ye de bu Sevilla haritasını lanse ediyorlar. AB’nin enerji hatları, her şeyi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ilan ettiği münhasır ekonomik bölge de bu haritaya göre yapılıyor. Türkiye sadece itiraz ediyor.”

Adaların kıta sahanlığı olamaz

Bu itirazı yetersiz bulduğu için “Mavi Vatan haritası budur” diye ortaya bir harita koyduğunu hatırlatan Yaycı, “Senin haritan varsa, bizim de hukuka uygun bir haritamız var diye bir harita ortaya koydum. Bizim Mavi Vatan haritamıza göre, Ege Denizi’ndeki (Adalar Denizi) genişlik ortalama 150-200 mildir. Bu 150 mil her iki ana karanın kıta sahanlıklarının birbirinin içine girdiğini gösterir. Kıta sahanlığı dediğimiz, ana karanın denizin altında uzanan kısmı; eski evlerin avluları, bahçeleri gibidir. Türkiye’nin kıta sahanlığı Adalar Denizi’nin dibinden 200 mile kadar uzanır. Yunanistan’ın kıta sahanlığı da 200 mile kadar uzanır. Ortada 400 millik bir alan olması lazım. Ama bu iki devlet arası ortalama 150 mil, yani kıta sahanlıkları birbirinin içine girmiş durumda. O zaman bu adalar ana karanın kıta sahanlığında oluşmuş adalardır. O yüzden bu adaların ayrıca bir münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı olamaz. Çünkü ana karaların kıta sahanlığı burada devam etmektedir” diye konuştu.

Ege’de bir kayacık, Yalova ili kadar toprak demek

Cihat Yaycı, Ege’de Yunanistan’a anlaşma ile egemenliği devredilmemiş 178 tane ada, adacık ve kayalıklar bulunduğunu bunlara sahip çıkmanın çok büyük önem arz ettiğini söyledi. Yaycı, “Bunlara nasıl sahip çıkacaksınız? Bir kayacık dediğin yerin karasuları Karadeniz’de ve Akdeniz’de 12 mil, Ege’de 6 mil. 11,5 kilometrelik bu kadar çevresi vatan toprağı oluyor. Böyle etki alanı var aslında kayalıkların. Köyleriyle beraber Gemlik ilçesinin büyüklüğünde, hatta neredeyse Yalova ile kadar bir alan. O yüzden bir kaya parçası deyip geçmeyin. Bunlara kim, nasıl sahip çıkacak?” diye sordu.

‘Deniz Parkları’ ile Ege’yi kendi malı yapıyor

Türkiye için en son tehlikenin de Yunanistan’ın çevreci görünen Deniz Parkları projesi olduğunu vurgulayan Yaycı, Ege’de münhasır ekonomik bölge ilan edemedikleri için bu yönteme başvurduklarına dikkat çekti.

Yaycı, “O kadar kurnazca ve sinsice iş yapıyor ki, ‘Efendim ben fok ve yunus balıkları deniz memelilerini koruyacağım’ diyor. Accobams diye bir anlaşma var. ‘Deniz memelilerini koruyacağım’ diyerek, Ege’deki açık deniz alanlarında koruma alanları oluşturuyor. Orayı kendi yetkisindeymiş gibi gösteriyor. Bizim bazı saflar da ‘koruma alanları çok güzel bir şey, bu deniz memelilerini koruyalım’ diyor ve Saros Körfezi’ni koruma alanı ilan ediyorlar. Böylece Türk Deniz Kuvvetleri'nin atışlı tatbikat yapabileceği tek alan korum alanı ilan ediliyor. Aynı zamanda, Türk Deniz Kuvvetleri'nin Adalar Denizi’nde tatbikat yapmasının önü kesiliyor” ifadelerini kullandı.

Yunanistan’ın Deniz Parkı ilanından sonra, “Burada hiçbir balıkçılığa da müsaade etmiyorum. Tatbikatlara da müsaade etmiyorum. Canlılar rahatsız olmasın, deniz tabanı bozulmasın” denilerek, açık deniz alanı olan Ege’yi kapatmaya çalıştığını vurgulayan Yaycı, şunları kaydetti:

“Senin yetkin mi var? Senin münhasır ekonomik bölgen mi ki burası, balıkçılığı bile yasaklamaya kalkıyorsun. Sen kimsin? Dolayısıyla burayı sahiplenmiş oluyor. Bu ne demek? Türk balıkçısı ve Türk Deniz Kuvvetleri buraya giremez. Demirleme yapamazlar, balık avlayamazlar. Rüzgar enerjisi santralı kuramazlar. Herkesin malı olan açık deniz alanını yasaklayarak, kendi malı yapıyor. En son geldiğimiz noktada Yunan Başbakanı Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile açıklama yapıyor, ‘Ege’de deniz parkları ilan ediyoruz’ diyor. Sözde denizleri korumak için ‘Bizim okyanus’ diye konferans yapıyorlar. Konferansın açılış konuşmasını Fener Rum Patriği Barthalemos yapıyor. TSK Ege Denizi’nde tatbikat yapmadıktan sonra, balıkçılarımız avlanmadıktan sonra, bu deniz bizim olmuyor ki. Avlanamadığımız, gezemediğimiz, tatbikat yapamadığımız bir yer bizim mi olur? Yunan botları buralarda tacizin ötesinde ateş ediyorlar, insanları öldürüyorlar, tekneleri batırıyorlar. Onun için bu deniz parkları meselesi, bir tabiat, doğa koruma meselesi değildir. Bu bir egemenlik meselesidir, uyanmalıyız, uyandırmalıyız ve tedbir almalıyız. Yani o bakımdan çok uyanık olmamız lazım. Yunanistan, bütün iyi niyetimize rağmen hiç durmuyor, sürekli istiyor.”

Adalara sahip çıkmak için kuş yuvaları koyuyor

Cihat Yaycı, Yunanistan’ın “Natura 2000” isimli proje kapsamında Ege adalarında ‘kuş besleme alanları’ bile yaptığını bile belirterek, “Basamak basamak gidiyor. Egemenliği kendisine devredilmemiş adacıklara kuş yuvaları koyuyor. Yunan cumhurbaşkanı, ‘Bunlar egemenliğimizin gösterilmesi için Natura 2000 çok önemlidir. Bunun üzerinde durmalıyız’ diyor. Çok çevreci gibi gözüken bu projenin yansıması siyasi bir olay” dedi.

Türkler yerleşmesin diye projeyi Kıbrıs’ta uyguluyor

Daha kötüsünün, Natura 2000 projesi kapsamında KKTC’nin Kıbrıs Karpaz yarımadasının yerleşime kapatılması olduğunu ifade eden Yaycı, “Bizim KKTC de AB projesine dahil oluyoruz diye, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi eliyle KKTC Karpaz Burnu’nun yaklaşık üçte birini yerleşime kapatıyor” diye konuştu.

Karpaz’ın kıta sahanlığında petrol, balık, her şey var

Oysa Rumların sürekli olarak Karpaz Burnu’nu almak istediklerini dile getiren Yaycı, “Çünkü Karpaz Burnu, deniz yetki alanı için en fazla ışıma yapan bölge. Buraya sahip olan Doğu Akdeniz’de büyük bir alana sahip olur. Burada petrol, doğalgaz, balık, her şey var. Bizim çevreciler, Turizm Bakanlığı ‘Natura 2000 ile çevre korunacak falan diye’ atlıyor. Bilmiyorlar ki bunun siyasi sonucu var. Adam bunu bir maske olarak kullanıyor” şeklinde konuştu.

Türk Dışişleri Bakanlığı da kendi ‘Deniz Parklarını’ hazırlıyor

Bütün bu gelişmeler üzerine, Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın da kendi deniz parklarımızı ilan etmek için çalışmalara başladığı bilgisini paylaşan Cihat Yaycı, sözlerini şöyle tamamladı:

“Tabi bizim kokuyu çok iyi almamız ve Yunanistan’dan önce harekete geçmemiz lazım. Biz Yunanistan’a itiraz etmek yerine, bunlarla kendi tezimizi ortaya koymaya artık alışmalıyız. Mavi Vatan haritası, KKTC ve Libya Anlaşması, bunlar çok önemli işler. Bizim hareket tarzımız bu olmalıdır. Aksi taktirde Ege Denizi fiili olarak elimizden çıkar. Türkiye der ki; ‘Ege’nin bu açık deniz alanlarında ben de deniz parkı ilan ediyorum.’ Mesela gelir Yunanistan ana karasının önündeki alanları deniz parkı ilan eder. Ya da Yunanistan’ın kapatmaya çalıştığı alanlarda deniz parkı ilan eder. Yunanistan, o zaman kendisi itiraz eder. Bize der ki, ‘Adalar Denizi’nin sahibi sen misin?’ Sen misin peki? İşte o zaman gerçek amaç ortaya çıkar. Yunanistan’ın itirazında, gerçek amacının canlıları, çevreyi korumak olmadığını anlarız. Zaten Macron’un da Yunanistan’a münhasır ekonomik bölge için destek vermesinin gerçek amacı budur.”

Bunu Paylaşın