Ana sayfa Yazarlar Dile, kolay…

Dile, kolay…

0

Diledim, gerçekten inandım, ama kolay değilmiş… Yapacağım işe inanıp, sarıldım. Çok dinledim, az konuştum. İkna ettim, güven duy-ul-dum. Karpuz kabuğunu görmeden denize girmedim ama inandığımı anlatabilmek için de susmadım, konuştum, hem de çok… Bilmem kaç dakikaya kaç harf sığdı, hedefler peşinde… Kafanızı şişirdim, biliyorum.

Gazete daha ortada yok, elimde dizüstü, ekranında dijital tasarım tek tek dolaştım önce, anlattım da anlattım… Amatör ruhun projeleri iktisat profesörlerini heyecanlandırmaya yetmedi, fizibilite istediler… O ana kadar güven vermiş olmak gayret verdi, yaptıklarına güvenilmesi bir başka güzeldi, bir de ne yaparsan yap güvendiklerinin hayata dair korkuları varmış ve önemliymiş, anladım ve eledim. Hedeflerimi biliyordum, büyük düşündüm, daha varamadım. İkna ettim ya da şans verdiler, iyi ki verdiler, gönülleri ve vizyonları olan kıymetlilerdiki, hâlâ çok özeller. Sağolsunlar, inandılar, fırsat verip cebime bolca nasihat ve tecrübelerini koydular, emanete aldım, düstur edindim, onca yaşanmışlığa şahit olup, güvenlerini boşa çıkarmamak için çok çabaladım, çabaladık, her biri ayrı emek ve heyecan: Yüz sayı!  Çok mu, daha değil!

Bu yazının yazılmış tüm satırlarında hissettiğiniz tüm tatlı ve ekşi duygularınıza, hatıralarınızda canlanan her bir ana teşekkür ederim, ederiz; üzerimizde emeğiniz çok! Hazımlı bir istikrarla yaşandı, ne sohbetler ne güzel sözler edildi. İlkeli yayıncılıktı amacımız, görüp, duyduğumuzu yazdık. Görmediğimizi, duymadığımızı ise haberin kaynağına sorup emin olduk ve yayınladık. Arkasında duracağımız yorumları cesurca yaptık. Gerçeği bilmediğimiz, yazamayacağımız durumlarda ise o kalemi hiç oynatmadık. Bazense sağduyu öne çıktı, bilmek veya duymak istemedik! Yüz yüze aktı tüm sözler, yüze yüze, hep birlikte 100 olduk! Özün sözü, Amiral Cem Gürdeniz’in dediği gibi “Mavi Vatan” aşkı için yaptık, her ne yaptıysak…

Bu yüze nasıl geldik?
Acemiyiz tabi, iş salt hayal kurmakla olmuyormuş! Ticaret sanatı; duruşumuzu, özümüzü, epeyi bi’ sınadı, baktı ki bizden ona ‘yüz’ yok, biz aşk yapıyoruz, bir de değerlerimizin toplamı kırmızı kalın bir çizgimiz var o da aşktan, derin nefesler ala ala, sözün özü, evrile çevrile ama kalın kalın çizdiğimiz doğrudan ayrılmadan, yazdığımız hedefe az gittik ama düz gittik. Öğrendik büyüklerimizden, gördük, dinledik, hata da yaptık ama sağolsunlar “yüz”lerini çevirmediler. Düzelttik hatamızı ve ‘yüz’ümüzü eğmedik!

Hayal kurmaktan öteye geçtik, tüm sevecenliğimizle hedefimize emeklerken, duyguların ötesinde sürekli değişen bir gerçek olduğu tecrübesiyle ‘yüz’leştik: İnsan idare sanatı! Acısıyla tatlısıyla, tadına itina ile bakıldı tabii… Haliyle sorumluluklar yerine getirildi ama kimseye yüzde ‘yüz’ emanet edilmedi, edilemedi.

O vakit nasıl bir yayın olacağını tasarlarken mizanpajı, renkleri, dokusu, kokusu, karakteri derken, tatlı hayellerdeyim tabii… Sektör de altın çağını yaşıyor. Yurtdışı seyahatlerimden onlarca yayınla dönüyorum. Bakıyorum, o değil bu değil, bir türlü aklıma yatmıyor…Her bir detayı  ayrı ayrı düşündüm.  Mesleğin içinde düşünüp de yapamadıklarım, biriktirdiklerim, artık yaşama dahil olmalıydı, diğer yandan ‘ya olmazsa’ korkusuyla duyduğum heyecan… Off of! Stres ve dahası derken inanın her şeyden yeterince vardı. En önemlisi bu yayının adı ne olacaktı? Eee tabi tek, yani ‘yüz’ sürülmemiş olmalıydı. Harfleri karakterli olmalıydı ki, herkesle bağ kurabilsin. O kadar çok bileşeni vardı ki işin. Neyse, en uzun süren sancıydı ve bir gece “Latife Hanım” romanını okurken, saat tam 02.35’de isim kendiliğinden(!) aklıma düştü. Hemen not aldım, romanı okurken ismi zihnimde evirip çevirmeye başladım. Kaç sayfa okudum, bilmiyorum. Sabah yedi suları, hiç unutmuyorum, heyecanla araştırmaya başladım, kafama yatmıştı! Bir de baktım: O benimdi artık!

İlkeli bir yayın olmanın tüm gereklerini yerine getirmek için azmettik.

Düşündüğümü anlattım, beğenildi, haliyle yüreklendim. En önemlisi cesur olmalıydı… Deniz, bilgiyi ve cesareti gerektiriyorsa, bu da olacaktı. Yelkenimizi açtık!İkibinyedinin ikinci yarısında oldu, ne olduysa… Bir fikir, kıvılcım misali tutuştu.

Geçen sekiz yılda, kendi alanımızda örnek alınacak bir kalite yaratmayı dilemiştim. Kararlıydım: Yola çıkarken yüz metre engelli koşacağımı sanıyordum! Yola koyuldum. Hayat bu ya, yüzler vardı destekledi, ‘yüz’ sürüp güvendiklerim  ‘yüz’ çevirdi! Yılmadım, ‘sonraki adım’ dedim ve yola devam ettim. Umarım; Ülkemize, sektörümüze, Atam’ın bize çizdiği ülküye layık olabilmişizdir! 

İşte böyle, nasıl olacak, ne olacak derken yüz sayı olmuş, el ele başardık. İşte o gün bugündür amatör ruhla ‘yüz’üyoruz. Kültürümüz var, eşsiz Boğazlarımız var, güzel denizlerimiz var; Akdeniz, Ege, Marmara, Karadenizimiz var… Yani yapılacak daha çok iş var. İş biter mi, bitmez tabii, dahası için ummana da açıldık, sekiz yıldır kulaç atıyoruz!

İşten ‘yüz’düğümüz anlarda yüzümüze vuran rüzgârınız iyilikti, hep varolun; yaptığınız yatırımlarla, güzel işlerle, daha yapacaklarınızla bu şanlı bayrağı yedi denizde dalgalandırmaya biz kararlıyız! İlk sayımız Ocak 2008’di; krizin hasına doğduk, onunla var olduk, bize düşeni yüzde yüz yapmaya o ay söz verdik.

Gönül, ‘bu sayıya dair özde çok şey yapabilirdik’ diyor, ama an, o an değil… Üzüntümüz kocaman, yere göğe sığmıyor! Gönlümüz ve benliğimiz “Mavi Vatan”ınımızın her derdiyle yüz yüze yaşadı, tarihimizden aldığımız dersle işimize daha azimle sarılacağız! Yapacak çok işimiz, masmavi hayallerimiz var, hepsini kolayına diledik, zamanı geldiğinde onlarda olacak!

Bu sayıda da ilk sayımızda olduğu gibi bir iz bırakalım istedik, ‘Denizci miyiz?’ sorusuna yanıt aradık, ne kadar denizciysek ilkelerimizden ödün vermeden o kadar büyüyebildik. Hepimiz daha iyisini yapacak kültür, bilgi ve aşktayız; hepimizin elinden şimdilik bu kadarı geliyorsa yine bizler bu bayrağı hiç sızlanmadan taşıyacaksak, daha iyisini hayal etmeliyiz! İnandıracağız, gereken ne ise yapacağız, denizlerimizi deniz, milletimizi denizci yapacağız!

Bu güne gelmemizde çok emeğiniz geçti… Bize inandınız, okudunuz ve kıymetli yorum-eleştirilerinizi esirgemediniz. Varolmamızda ilginizi esirgemeyip marka, ürün ve hizmetlerinizin ilanında yayınımızı tercih ettiniz. Tüm katkılarınız için siz okuyucularımıza ve reklamverenlerimize katkılarınız için teşekkür ederiz.

Sevgi ve ilgisini esirgemeyen başta Sevgili Abim Ekrem Şerif Egeli’ye ve Aileme yanımda oldukları için, Editörümüz Nevzat Ağca’ya, Işıl’a, Emel’e, Başak’a, Yasemin Yazıcı’ya ve daha emeği geçen tüm ekibime ve Sevgili Canan’a yüksek gönülleri için; değerli bilgileriyle bizi taçlandıran Sevgili Aret Taşcıyan’a, Mario Levi’ye… Deniz dostları; Gökhan Esin, Meltem Aydın Suloğlu ve Yüce Yöney’e yazdıkça çoğalan kelamları için teşekkür ederim. Değerli dostlarım Sefer’e, Barış’a, Rahim’e ve Elif’e araştırmacı gazeteciliklerindeki tutkuları için… Yiğit’e, Tennur’a, Şükran’a, Sezin’e araştırmacı-yazar ruhları ve iş disiplinleri için… Aklımdan geçen her şeyi olduran hem gözümüze hitap edip hem de düşündüren tasarımlarıyla Sevgili Serter’e, Ozan’a, Cenk’e, Prof. Dr. Oral Erdoğan’a, Levent Karaçelik ve değerli çalışanlarına, bu yayına dokunup yaşam veren tüm gazeteci-yazar-grafiker dostlarıma, yaşamlarını bize sonsuz bir tevazuyla açan sektör büyüklerime sonsuz teşekkürler! Son olarak, bu kıymetli Aileye katılıp bilgi dolu bir yazı dizisi hazırlayarak, sektörün geçmiş ve geleceğine zekice dokunan yaratıcı kurgusu için de Sevgili Levent Akson’a hürmetle teşekkür ederim.

Gelecekte de, emek gücümüzle açtığımız yelkene, azmimizle rüzgâr olmaya devam edeceğiz…