Ana sayfa Haberler Deniz Savunma Yeni güç dengesi: Uzay ve uzay savaşları

Yeni güç dengesi: Uzay ve uzay savaşları

0
Uzay Savaşları

ABD ve Avrupa ülkelerinin ardından NATO’nun da uzayı askeri alan kabul etmesi, dünyadaki askeri çalışmaların yönünü değiştirdi. Ülkelerin birer birer Uzay Komutanlıkları kurmaları henüz medyada çok yer bulmasa da beraberinde gelen silahlanma çalışmaları zaman zaman fısıltı şeklinde duyuluyor. ABD Uzay Ordusu’nun oluşturulmasında, Deniz Kuvvetleri’nin yapısının örnek alınmasının tavsiye edilmesi ve ordunun kurulmasında denizcilerin rol oynaması da dikkat çekici!

Uzay
A. İnci Sökmen Alaca

Doç. Dr. A. İnci Sökmen Alaca MarineDeal News’ün ağustos sayısına özel hazırladığı makalesinde dünyadaki üç büyük gücün uzayda etkin olma mücadelesini, uzayın jeopolitik ve askeri önemini, uzaydaki üstünlüğün dünyadaki savaşlara etkileri ile bu kapsamda yapılan işbirliklerini ve uzay silah sistemlerini kaleme aldı

 

Yeni uzay 2.0 ve güç mücadelesi
İnsanların yaşam alanı dünyanın bulunduğu uzay, herkese ait olan hiçbir devletin egemenlik kuramayacağı bir alan olarak uluslararası antlaşmalarda belirtilir. Devletler, dış aktör olarak özel sektörün ABD önderliğinde uzay çalışmalarına katılması, ticari uzay kavramının önem kazanmasıyla çok aktörlü ve misyonlu yeni uzay 2.0 kavramı günümüzde benimsenmiştir. Bu yeni kavram içerisinde değişmeyen tek şey, küresel aktörlerin rekabet ve askeri alandaki üstünlüğünde uzayın kritik stratejik öneme sahip olmasıdır. Savunma amaçlı yeni uydu ve silah sistemlerinin yeryüzünde uzay için geliştirildiği bir dönemdeyiz.

Tüm dünya insanlığının kullanımına açık olan ve özel mülkiyeti yasaklayan dış uzay alanı içindeki, gök cisimleri ve bu cisimlerde yer alan sahip olduğu kaynaklara yönelik ticari uzay kavramının geliştirilmesiyle birlikte, ilk gelen egemenliği sağlar prensibini işleten, şeffaf olmayan faaliyetler de sürdürülmektedir. Sovyetler Birliği’nin ekonomik çöküşü ve uluslararası sistem içerisindeki konumunun gerilemesi öğretici bir örnek olarak; ABD, uzay çalışmalarında milyoner iş insanlarının projeleriyle yer almasını sağlayarak, bu alanda sürdürülebilirlik kılmak istemiştir. Uzay baronları lakabı takılan dünyanın en zengin Amerikan vatandaşı iş insanları Jeff Bezos ve Elon Musk’ın uzay çalışmaları, özel sektörün kâr amaçlı faaliyetlerini de kapsayacak şekilde çeşitlendi. Sadece askeri ve güvenlik alanında değil, ekonomik gelir getirici ve yeni enerji kaynakları bulma faaliyetleri bakımından da uzay çekici hâle gelmiştir.

Literatürde ticari uzay kavramı, dünya alçak yörüngesine ve dış uzaya ekipman kullanılarak ticari değeri olan mal ve hizmetlerin sağlanması olarak ortaya çıkmıştır. Uzay endüstrisinin devlet kurumları dışında özel firmalar tarafından imalat kısmında roket, ekipman, kapsül, gibi uzay uçuşlarının ihtiyaçlarını karşılama,  ulaşım/taşımacılık/kargo gönderimi ve turizm, uydu geliştirme, uzayda inşaat faaliyetleri kapsamında üs kurma ve otel yapma, uzay madenciliği, üniversiteler ve araştırma enstitüleri tarafından uzay ve uzay teknolojileri geliştirme araştırmaları yapmak, ilaç endüstrisi için (İsveç/İsrail ortaklı Space Pharma gibi) yerçekimsiz ortamdan faydalanarak, yörüngede uydu merkezli bir laboratuvarda yeni hücre çalışmaları, protein kristalleştirme faaliyetleri gibi geniş alandaki iş alanlarını içermektedir. Böylece yeni uzay alanı farklı gezegen misyonlarını ve ekonomik faaliyetleri içeren, devlet ve devlet dışı aktörlerin bir arada yer aldığı faaliyetler bütünü olarak tanımlanabilir.

Uzayda güç sahibi olmak
Dış uzayın halen çözülemeyen bilimsel özellikleri, sınırlı bilgi ve insan yaşamı için paradokslarla dolu oluşu, aslında rekabetten çok işbirliğini ülkeler arasında gerektiren bir konumdadır. Ancak işbirliği, ülkelerin mutlak kazançları göz önüne alındığında geri plana düşmekte, gerektiğinde pragmatist davranarak işbirliğine yanaşılmaktadır… Bu durum bugün Dünya yörüngesinde 80’e yakın uyduya sahip olan ülkelerin uzay ajansları kurarak kendilerini uzay seyahati yapabilecek konuma getirmeyi hedeflerine koymasına neden oldu.

Bir devlet için uzay gücü olmak neden bu kadar önemlidir? sorusunun cevabı, uluslararası sistem içinde ülke olarak lider bir devlet, caydırıcılığı yüksek ve güçlü savunma ve askeri silah sistemlerine sahip, bilimsel teknoloji ve inovasyon konusunda öncü ülke prestijini sağlaması bakımından uzay gücü olmak önemlidir.  Devlet olarak kendi ulusal çıkarına uygun olarak uzayı sivil ve askeri amaçlarla kullanılabilme kabiliyeti, uzay gücüne sahip olmasını tanımlar. Uzay gücü olarak nitelendirebilecek insanlı uzay uçuşu yeteneğine sahip, kendine ait uzay istasyonu olan üç eşit seviyedeki temel ülkeler; Rusya, ABD ve Çin’dir.  Bu üç ülke arasındaki uzayda etkin olma mücadelesi, dünyadaki konumlarını da etkilemektedir. Bunun nedeni, kabul edilen bir görüşe göre, uzayın dünya için jeopolitik açıdan önemli bölgelerini; dünya çevresindeki alçak yörünge, dünya ile ay arasında kalan bölge ve ayın kontrolünü ele geçiren devletin dünyadaki tüm hükümetlerin askeri, siyasi ve ekonomik gelişmelerini etkileyebilecek bir güce ulaşabileceğidir.  Diğer bir önemli konu bu üç ülke bilimsel teknolojik alanda daha etkin olarak merkez ülkeleri oluşturmakta, diğer ülkeler onlara bağımlı bir uzay işbirliği stratejisi geliştirmektedir.

Uydu teknolojisi,  uzaydan kontrol edilebilen yeni silahlar  (yönlendirilmiş elektromanyetik spektrum silahları; lazer teknolojisi gibi),  casusluk ve dinleme  amaçlı  keşif  ve  gözlem  uyduları, uyduları silaha dönüştürerek üzerine yerleştirilebilecek yüksek enerjili lazer silahları, dünyanın havasını kontrol edebilecek sistemler, küçük mikro uydu atılımı ile veri toplama imkânlarına sahip olunabilme nedeniyle uzayın jeopolitik açıdan önemini artırmıştır. Uzay alçak ve diğer yörünge noktalarına gönderilen uydular, yaklaşık 30 yıl gibi sürelerde bu noktalarda kalarak hizmet vermektedir. Özellikle alçak yörünge en çok devletlerin yer almak istediği alan olduğu için bu yörünge üzerinde uydu yerleştirebilen ülkeler kendi egemenlik alanlarını da oluşturmaktadır.

Ülkelerin uzay ajansları sivil ve barışçıl amaçlı uzay misyonlarını gerçekleştirmek, planlamak ve koordine etmek üzere açılmışlardır. 2019 yılından itibaren başta ABD olmak üzere Fransa, Rusya, Çin, Almanya kendi orduları içerisindeki mevcut kuvvet komutanlıklarına ilave uzay komutanlığı kurarak, uzay tabanlı askeri silah sistemleri, yeni savaş unsurlarını geliştirme, uzaydaki uydularını koruma amacını hedeflemişlerdir. Uluslararası uzay hukuku uzayın silahlanmasına izin vermezken, barış zamanında savunma amaçlı askeri unsurların geliştirilmesi konusunda muğlak ifadelere sahiptir. Uzay komutanlıklarının kurulması, yeni uzay konsepti içinde önemli bir gelişme olarak nitelendirilmektedir.

Uzay gücü kapsamında üç ülkenin özellikle ABD’nin Çin ve Rusya’nın çalışmalarına şüphe ile bakması, gizli projelerin geliştirildiği yönündeki istihbarat raporları şimdilik yer yani Dünya’dan kontrol edilen uzay komutanlıklarının önemini artırmıştır. İnşa edilmesi devam eden Çin uzay istasyonu ve modül alanlarında hangi bilimsel çalışmaların sürdürüleceği, bir modülün askeri üs olarak mı kullanılacağı, planlanmış uzay üssünün geniş iki robotik kolunun uyduları devre dışı mı bırakacağı, yönlendirilmiş elektro manyetik spektrum silahlarının yerleştirilebileceği platformlar mı yaratılacağı gibi güven arz etmeyen konular Amerikan Ordusu tarafından yakından takip edilmektedir. Çin’in Ay’ın karanlık yüzüne ilk inen ülke olarak yaptığı çalışmalar, özellikle elektro manyetik alan çalışmaları ve yeni savaş konsepti olarak Işın Harbi kavramını geliştirmesi, lazer tüfeklerin uzay alanında kullanılabilecek yeni nesil silah sınıfında olması, kuantum ışınlanma çalışmaları, askeri alanda uzay tabanlı yeni savaş ve silahların geliştirildiğini gösteren örneklerdir. Uzay tıbbı alanındaki çalışmalar özellikle virüs ve bakteri sistemleri geliştirme, protein kristalleştirme yeni bio teknolojik silahların yaratılması bakımından da önemlidir.

Uzay

Uzay savaşı
Devletlerarasında uzay, bir savaş alanı olarak değerlendirildiğinde bu alandaki hâkimiyet dünyada askeri güç liderliğini ve savaşların galiplerini de belirleyecek bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Uzaydaki üstünlük, kara, deniz, hava savaşlarını da etkileyebilecek bir niteliğe sahiptir. Bu imkânlardan yoksun olmak, teknoloji kullanmadan (GPS navigasyon sistemi, uydu telefonları, füze savunma sistemleri, istihbarat bilgisi alma, alan görüntülenmesi devre dışı kalacak şekilde) savaş yapabilecek bir kapasiteye inmektir. Aynı zamanda bir ülkenin uzaydaki ekipmanlarına (uydular, uzay istasyonu vb.) yönelik herhangi bir saldırı (siber saldırı, katil uydular ile uyduları etkisiz hale getirme, kuvvet kullanma) savaş sebebi sayılarak dünyada savaşa neden olabilecek bir unsur içermektedir.

Soğuk Savaş döneminde stratejik bir alan olarak, uzay da ABD ile Sovyetler Birliği arasında, keşif-gözlem ve istihbarat uyduları fırlatma, kıtalararası füze sistemleri geliştirme, insanlı uzay seyahati, dünyanın uydusu aya ayak basma, yeni gezegen keşifleri ve dış uzay alanında bir uzay istasyonu inşa etme konularında büyük rekabet gerçekleşmişti. Yarışa dayalı rekabetin temeli bilim ve teknolojide küresel lider olarak insanlığa yön veren ülke olma hedefine dayanmaktaydı. Aynı zamanda iki ülke arasındaki nükleer silahlanma yarışının bir parçasıydı. Bu nedenle de uzay yarışı bir silah yarışı olarak da görülmektedir. Uzay yarışı Sovyetler Birliği’nin 1957’de insanlığın ilk yapay uydusu Sputnik 1’in fırlatmasıyla başladı. ABD için bu kendi savunma sisteminde büyük bir zayıflık olarak görüldü çünkü Sovyetler her yerden ABD’yi izleyebilecekti. O dönemde geliştirilen gizli Rus askeri uzay üssü Almaz, içerisinde 6 mürettebatın görev yapabileceği, yüksek çözünürlüklü teleskop, optik ve fotoğraf çekme sistemlerine sahip olarak, istihbarat toplamada önem taşıdığını göstermekteydi.  Askeri uydular savaşın Dünya üzerinde kazanılması için önemli hale geldi ve Soğuk Savaş süresince iki ülke tarafından hızlıca teknolojik yönden geliştirildi.

Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle uzay rekabeti durma noktasına gelirken, başlangıçta öne geçen Rus üstünlüğü, ABD’nin Apollo projesiyle Ay’a ilk insanlı ziyaret yapmasıyla eşitlenmişti. 2003 yılından itibaren ise Çin bu uzay çalışmalarını başlatarak, ABD’nin yeniden uzay alanına dönmesine neden oldu. Özellikle Çin-ABD arasındaki dünya liderliği mücadelesini kazanabilmek, olası iki ülke arasındaki savaş durumunda askeri açıdan görece geride olan Çin’in asimetrik kabiliyetlerini uzay aracılığı ile geliştirerek savaşı kazanabilme beceresi elde etme faaliyetlerine hız vermesi, yeni yarışın nedenleri sayılabilir. Soğuk Savaş döneminde Çin, Ruslar tarafından düşünülmüş olan uzaydaki askeri uyduları imha ederek, düşmanı kör ve sağır bırakacak anti uydu savar stratejisini benimseyerek bu alanda kendini geliştirdi. Dünyadan atılan bir füze ile kendi meteor uydusunu vurarak, yörüngede yer alan askeri uyduları etkisiz kılabilecek kapasiteye ulaştığını gösterdi. Uzay savaşının temelini oluşturan uyduları etkisiz hale getirmek için füze ile vurma, siber casus yazılım ile etkisiz kılma, uydu frekansını bozma, iki uyduyu çarpıştırarak yok etme, lazer ışını göndererek imha etme, casus küçük bir uyduyu diğer uydunun altına yerleştirerek uzaktan kontrol etme, robotik kollarla yörünge dışına fırlatma bu savaşın temel taktikleri olarak görülmektedir.  Askeri uyduların tespitlerinde yine Ruslar dünyadaki teleskopları kullanmakta, Çin de bunu dünyanın en iyi uzay gözlem noktası Şili’deki teleskopla yapabilmektedir. Şili ve Çin arasında gizli uzay çalışmaları yürütüldüğü ile ilgili basına yansıyan bilgiler bulunmaktadır.

Uzay savaşı uydu sistemlerini hedef noktası olarak gösterirken, diğer bir önemli nokta dünyadaki savaşta uzayın savunma alanında önemli bir stratejik alan olmasıdır. Hipersonik ve yeni nesil otonom nükleer başlıklı füzeler, uydulara yerleştirilebilen lazer ışın kalkanı ile atmosfere çıktıklarında yok edilebilmektedir. ABD’nin kıtalararası balistik füzelere karşı yüksek irtifa hava savunma sistemi ile koruma sağlaması yüzde yüz değildir. Bu açığı uydu üzerindeki lazer kalkanı ile başarabilir. Bu nedenle uydu ya da uzay istasyonuna yerleştirilmiş füze lazer tabanlı savunma sistemleri güçlü bir savunma desteği sağlayabilmektedir. Dünya üzerinde deneme amaçlı bile atılan her türlü füzeleri uzaydan takip edebilen uydu uyarı sistemleri de karşı füze atılması için kritiktir. Tüm uydularla ilgili istihbarat, savunma ve saldırı amaçları, neden uzay savaşında hedef alındıklarının ve devletlerin bu yönde savaş taktikleri geliştirdiklerini açıklamaktadır.

Uzay

Uzayda deniz kuvvetlerinin ayrı bir önemi bulunmaktadır. Kapalı alanda, yüksek basınç altında uzun süre karanlık ortamda yaşayabilen, savaşabilen denizaltı personeli, dış uzay alanında istasyonda ya da gezegen yaşam platformlarında uyum sağlayabilecek uzay personeline en yakın gruptur. Deniz kuvvetleri personelinin uzay çalışmalarına ciddi destek verdiği ABD’de astronotların bir kısmı  (Mercury, Apollo ve Gemini projelerinde vb.) donanmadan seçilmiştir. 1958 yılında kurulan sivil uzay ajansı NASA’nın astronot yetiştirme programı, donanma askeri yetiştirme programından alınmış, havuzlarda özel eğitimler geliştirilmiştir.  Uzayda denizcilerin kullandığı haberleşme, navigasyon, okyanus takip, hava durumunu gösteren uydu sistemlerinin geliştirilmesi 1970’li yıllarda Amerikan Donanması yetkilileri tarafından tasarlanmıştır. 2019’da faaliyete geçen Amerikan Uzay Komutanlığı çekirdek kadrosuna otuzdan fazla Amerikan Donanması askeri katılmıştır. Komutanlığın görev yetkileri arasında yer alan uzay gözetleme ve kontrol sistemi, yine Amerikan Donanması tarafından 1958’lerde uyduların yaydığı radyo frekanslarını yakalayarak yerlerini saptayan sistemi geliştirmişlerdir. Amerika’nın uzay kontrol, silah ve uydu sistemlerinin gelişmesinde donanmasının çok ciddi bir katkısı olduğu görülmektedir. Asya Pasifik’de Çin ile girişilecek olası sınırlı bir deniz savaşında uzayın etkin kullanılacağı ve bunu bilen Çin’in de Rusya gibi anti uydu silah sistemleri geliştirdiği anlaşılmaktadır.

Yeni uzay ortamında, dünyadaki siyasi ittifak ilişkileri, stratejik bilgi içeren uzay faaliyetleri konusunda da kamplaşmaya neden olarak Batı dünyası ve diğerleri ayrımını da ortaya çıkardı. Amerikan Uzay Ajansı NASA liderliğinde imzalanan Artemis Ay Anlaşması ve NATO’da uzayın askeri alan konsepti içine alınması bu bölünmeyi göstermektedir. Küresel anlamda değil bölgesel lider konumuna gelmek isteyen ülkeler için de komşularıyla rekabet bu alanda sürmektedir. Avrupa Uzay Ajansı daha istikrarlı ve Avrupa ülkelerinin işbirliğini içerirken, Orta Doğu’da İsrail ve desteklediği BAE, Suudi Arabistan bir tarafta, İran ve Türkiye kendi imkânlarıyla uzay yeteneklerini geliştirmeye devam etmektedir. Asya Bölgesi’nde Çin dışında Japonya, Hindistan ve Güney Kore de bu alanda yeni projelerle yarışın içinde olduğunu göstermektedir. Latin Amerika’dan Brezilya ve Şili, Afrika’dan da Güney Afrika ön plana çıkarken diğer bölgelere kıyasla etkinlikleri daha düşük seviyelerdedir.

Brüksel’de düzenlenen Haziran 2021 NATO Liderler Toplantısı’nın sonuç bildirisinde ortaya çıkan yeni tehdit ve sınamalar karşısında İttifakın siyasi rolünü ve kapasitesini artıracağına yer verildi. Bu yeni tehdit alanlarından biri,  2019 Londra NATO Liderler Zirvesi’nde kabul edilen uzayın, yeni askeri harekât ortamından gelmekteydi. İttifakın beşinci maddesi uzaydaki müttefik üyelerinin sahip olduğu donanıma yönelik kasıtlı bir saldırı ile başlatılacağı da bildiriye eklendi. NATO içerisinde uzayla ilgili askeri birimin kurulması kararlaştırıldı. 2030 NATO bildirisinde daha detaylı yer alacak planlar için ön hazırlık süreci başlatılmış oldu. Rusya, uluslararası uzay istasyonundan ayrılarak Çin ile ortak projeler geliştireceğini bildirdi. Böylece dünyadaki kamplaşma uzaya da taşınmış oldu. Hint Pasifik projesi kapsamında Çin’i dengelemek için kurulan Hindistan, Güney Kore, Japonya ve Avustralya dörtlüsünün uzay faaliyetleri de hızla devam etmektedir. Bölgesel dengelemeyi uzayla gerçekleştirmek özellikle Çin’in nükleer füze saldırılarını ve uydularını yok edebilen Hindistan’ın gizli silahı KALI 5000 (Kilo Amper Linear Injektör), Japonya’nın uzay asansörü projesiyle daha fazla sayıda personeli uzaya taşıması, Güney Kore ve Japonya’nın dev robot projeleri ABD tarafından desteklenmektedir. Yeni silah sistemleri içerisinde nükleerden çok yönlendirilmiş elektro manyetik silahların (parçacık ışınlı, yüksek lazer silahları) otonom olarak tasarlanarak uydulara yerleştirilmesi düşünülmektedir. ABD için en kritik Kuzey Kutup Bölgesi’ne halihazırda var olan Rusya’ya ilaveten Çin’in de yerleşmesi uzay faaliyetlerini riske sokabilecek gelişmelerdendir. Rusya’nın uzay istasyonunu korumak üzere geliştirdiği; füze tipi Schit 1 ve Schit 2 savunma sistemleri, uygun her yerde uzay aracını fırlatabilme imkânına sahip mobil deniz fırlatma ünitesi, Cosmos 2543 uydusundan yaptığı uzay tabanlı lazer silah denemesi, İran Devrim Muhafızları’nın gizli uzay tabanlı balistik füze geliştirme sistemine ve uydu çalışmalarına destek vermesi ABD’nin endişelerini artıran konulardır. Dünyadan uzaya, uzaydan dünyaya, uzay içinde kullanılabilen kinetik ve kinetik olmayan silahların gizlice geliştirildiği ve bazılarının uydulara yerleştirildiği görülmektedir.

Uzaydaki tüm silahlanma çalışmalarına karşın, yeni gezegenleri insanlık için keşfetmek, uzay çalışmaları ile birlikte teknolojik düzeyi artırmak, güneşin ve uzayın kozmik radyasyonuna karşın önleyici sistemler üretmek insanlık için ileriye götüren çalışmalardır. Bu alanlarda tüm devletlerin işbirliği gerekmektedir.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.