• TR
  • ENG
MarineDeal News
  • Haberler
  • Yazarlar
  • Piyasa
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Deniz Ticareti
  • Deniz Savunma
  • Jeopolitik
  • Analiz
  • Çevre
  • Video Arşiv
Aa
Bildirim
Son yayınlananlar
Yunanistan, İsrail’den roket sistemi satın alıyor
Dünya Jeopolitik
Yunanistan sular altında kaldı!
Dünya
Derin deniz madenciliği denemeleri, canlıları etkiliyor
Çevre Dünya
Türkiye’nin F-35’e dönüşündeki Rusya engeli 4–6 ay içinde aşılabilir
Dünya
Komisyon’dan geçen 11’inci Yargı Paketi’nde kapsam daraltıldı
Genel
Aa
MarineDeal NewsMarineDeal News
  • ANA SAYFA
  • HABERLER
  • YAZARLAR
  • PİYASA
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • DENİZ TİCARETİ
  • DENİZ SAVUNMA
  • JEOPOLİTİK
  • ÇEVRE
  • ENGLISH
Search
  • TÜM HABERLER
    • Piyasa
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Deniz Ticareti
    • Deniz Savunma
    • Jeopolitik
    • Çevre
    • English
  • YAZARLAR
    • Yeşim Yeliz Egeli
    • Meltem Aydın Süloğlu
    • Gökhan Esin
    • Barışcan Yücel
    • Atilla Yeşilada
    • Bartu Soral
    • Gürcan Elbek
    • Yüce Yöney
    • Emin Yaşacan
    • Cihangir Dumanlı
    • Serter Tuçaltan
    • Levent Akson
    • Haluk Mustafa Baybaş
    • Özhan Bakkalbaşıoğlu
    • Yaşar Canca
Bir hesabınız var mı? Giriş Yap
Bizi takip edin
  • MarineDeal News

Yazmasına yazıyorum da bir sor bakalım, nasıl

Yüce Yöney
  • Yüce Yöney
  • Yükleme Tarihi: 10.11.2025 09:48 | Son Güncelleme: 10.11.2025 09:49
    yuceyoney@www.marinedealnews.com
Paylaş
Paylaş

Ne demişti oyun yazarı Noel Coward: Çalışmak eğlenceden daha eğlenceli. Her yazar için böyle mi? Değil. Philip Roth yazmanın zor bir iş değil, kâbus olduğunu söylüyordu. Peki, nasıl çalışıyor şu yazar tayfası? Her birinin farklı ritüelleri, farklı düzenleri, farklı takıntıları var. Göz atalım…

Yüce Yöney

BU ODA ÇALIŞMAK İÇİN

KAPIYI ÇALMADAN GİRMEYİN

ÇALDIKTAN SONRA YANIT BEKLEYİN

YANIT ALMIYORSANIZ GİDİN VE

GERİ GELMEYİN

BUNU HERKESE SÖYLÜYORUM

BUNU SANA SÖYLÜYORUM

GECE DE GÜNDÜZ DE SÖYLÜYORUM

Hellman-Oyun Yazarları-Askerî Şurası

Divanıharp ahırda kurulacaktır

Duruşmanız adil olmayacaktır.

Bir zamanlar ünlü oyun yazarı Lillian Hellman’ın çalışma odasının kapısında yazıyormuş bu sözler. Belli ki çalışırken rahatsız edilmekten pek hoşlanmıyormuş. Hakkında yazılanlara bakılırsa, yaşadığı dönemin tarzına uygun olarak daktiloyla çalışan Hellman, yazarken sigaraları birbirinin peşi sıra yakıyor, bir yandan da delice kahve tüketiyormuş.

Her yazarın çalışma tarzı farklı tabii. Ama Hellman gibi yalnızlık ve sükûnet istemek az rastlanır bir şey değil. Susan Sontag yazabilmek için yalnızlık gerektiğinden bahsederken Kafka’yı hatırlatıyordu bir söyleşisinde. “Kafka’nın bir binanın bodrumunda yazıhanesini açma fantezisi vardı. Birisi günde iki kez kapının önüne yiyecek bir şeyler bırakacaktı. Şöyle demişti: İnsan yazacak kadar yalnız kalamıyor.”

Sontag’ın Kafka’yı anladığına şüphe yok. O da yalnızlık için çaba göstermek zorunda kalanlardan biri sonuçta. “Yazmayı bir balon, bir uzay gemisi, bir denizaltı, bir gardırop gibi görüyorum. Başka bir yere gitmek, insanların bulunmadığı bir yerde gerçekten odaklanmak ve kendi sesini duymak (…) Bu yalnızlığa ulaşmak çaba istiyor, çünkü aslında pek de münzevi biri değilim. İnsanlarla birlikte olmayı seviyorum, yalnız olmaktan da özel olarak hoşlandığım söylenemez.”

Sontag yalnızlığa dair ne kadar Kafka’yı anlıyorsa sigaraya dair de Hellman’ı anlıyor olmalı. “İyiliksever’in son sayfalarını yazarken yemek yemedim, uyumadım, günlerce kıyafetlerimi değiştirmedim. En sona geldiğim sırada sigaramı yakmak için bile duramıyordum. Ben daktiloda yazarken David (Sontag’ın oğlu, o yıl 10 yaşındaydı) yanımda durup sigaralarımı yakıyordu.”

Çocuklu yazar olmak üzerine özel bir çalışma yapılsa kim bilir neler çıkar… Thomas Mann Sontag’tan daha farklı koşullarda yaşarken bir makine gibi işleyen düzen kurmuş kendisine; çocukları da sessiz bir yere yerleştirmiş anlaşılan. Mason Currey’in Günlük Ritüeller kitabında anlatıldığına göre, sabah sekizde uyanan Mann, bir fincan kahvenin ardından kendini banyoya atar, sekiz buçukta kahvaltı eder, dokuzda çalışma odasına kapanırdı. O andan itibaren öğle yemeğine kadar telefonlara çıkmaz, ziyaretçilerle ilgilenmez, ailesiyle de görüşmezdi. Mann bu esnada çocukların “gürültü” yapmasını da yasaklayarak çözmüş.

Doris Lessing de “Kimse etrafta bir çocuk varken yazamaz” demiş bir keresinde. “Uğraşsan da bir yere varamazsın. Sinirlendiğinle kalırsın.” Bu sözlerine rağmen Lessing’in oğlu Peter varken yazabildiğini de biliyoruz. Bir başka yerde, bir sürü yetenekli insanın kendini içkiye verip gevezelik ederek yazamadığını anlatan Lessing, 1950’lerin Soho’sunda baştan çıkmadan, bir düzen içinde yazabilmesini çocuğunun varlığına bağlıyordu. “Çocuk sabah beşte uyandığında ben de kalkıyordum. Yatağıma geliyordu, ona hikâye ya da şiir okuyordum. Sonra giyiniyorduk, kahvaltısını ediyordu ve onu sokağın ilerisindeki okula götürüyordum.” “Evkadını hastalığı” dediği günlük işlerden söz eden Lessing’in bu işlere dair duygusu net: “Bastırılıp dümdüz edilmeli ki insan yazması için gerekli ortamı yakalayabilsin.”

Lessing yazarken molalar verip evde küçük işler yaparmış, bir bardak yıkamak, bir çekmeceyi düzenlemek gibi. “Sadece gördüklerinizle yargılarsanız, herhalde ev işiyle uğraşan kadın timsali olduğumu düşünürdünüz.” Oysa biyografisini yazan Carole Klein’a göre, bunları yaparken aklı başka yerdeydi Lessing’in, fiziksel eylemler sadece odaklanmaya giden bir yoldu onun için.

Isabel Allende’nin takıntısı farklı. Kendi anlatımına göre, her kitabına 8 Ocak’ta başlarmış. Bu tarihin hikmeti ilk romanı Ruhlar Evi’nde saklı. Yazar daha sonra Ruhlar Evi’ne dönüşecek olan ölüm döşeğindeki büyükbabasına yazdığı mektuba o tarihte başlamış. Önceleri bir tür batıl inanç gibi olduğunu kabul ediyor, ama her durumda bu tarihi benimsiyor. “8 Ocak’ta her şeyle bağlarımı keseceğimi, kimi zaman bunun aylar süreceğini bilirim.”

Kendini “sabahçılar” sınıfına sokuyor Allende. “Sabah altıda, bazen daha erken kalkarım… köpeğimle oyalanırken kahvemi içerim. Sonra kimse beni görmeyecek bile olsa dışarıya çıkacakmış gibi giyinirim, makyajımı yaparım, yüksek topuklu ayakkabılarımı giyerim – bunlar beni gündüze uygun bir ruh haline sokar. Pijamalarımı çıkarmazsam hiçbir şey yapamam.”

Herkes onun gibi sabahçı değil tabii. Gececiler de var yazarlar arasında. Kafka mesela, zorunlu gececiler sınıfında; gündüz uzun mesailerle çalışıp ailesiyle küçük bir evde yaşarken yazacak zamanı ancak gece yaratabiliyormuş belli ki. Felice Bauer’e şöyle yazmış. “Zaman kısa, direncim sınırlı, ofis kâbus gibi, evim gürültülü ve şayet keyifli, basit bir hayat mümkün değilse insan ustaca manevralarla kendine yer açmaya çalışmak zorunda kalıyor.”

Kafka bu mektupta, günlük rutininden bahsederken yazmaya ancak gece on buçukla on bir buçuk arası oturabildiğini anlatıyor. “…ve gücüme, niyetime ve şansıma bağlı olarak gece bir, iki ya da üçe kadar çalışıyorum, hatta bir defasında sabah altıya kadar sürmüştü.” Yazma faslını kendini yormadan yapılan hafif bir egzersiz ve yıkanma takip ediyormuş, “sonra da genelde kalbimde hafif bir ağrı ve mide kaslarımda seğirmelerle yatağa giriyorum.”

İçimizdeki karanlık yanı eserlerinin merkezine koyup yazan Stephen King’in yazmaya ilişkin vurgusu bambaşka. “Yazı yazdığınız odanın da tıpkı yatak odanız gibi özel, rüya görmeye gittiğiniz bir yer olması gerek. Zihninizin ve bedeninizin her gece belirli bir süre uyumaya alışması gibi, uyanık zihninizi de yaratıcı uykuya dalması ve uyanıkken gördüğünüz canlı hayalleri başarılı kurmaca eserlere dönüştürmesi için eğitebilirsiniz.”

Yazma ritüellerine dair örnekleri çoğaltmak mümkün, ancak ne kadar bakarsak bakalım sonunda Doris Lessing’in sözlerine varacağız, o kesin.

“Her gece partilere giden, ama yorulup tükenmek yerine enerji kazanıp bütün gün mutlu mesut yazan yazarlar tanıyorum. Ama ben bir gecenin yarısını konuşarak geçirsem, ertesi günüm pek iyi gitmez. Deneme yanılmayla ilerlersin ve ihtiyaç duyduğun, seni besleyen şeyi, içgüdüsel ritmini ve rutinini bulduğun zaman da onun üzerine titrersin.”

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.

Aşağıdakiler de ilginizi çekebilir

IMO’nun 2050 Net Zero çerçevesi 1 yıl ertelendi

MarineDeal News 18 yaşında! Viya böyle…

Teröristbaşı ziyareti utandırdı mı?

Türkiye siyasetini Suriye mi şekillendiriyor?

Bir davanın anatomisi

ETİKETLER: YAZARLAR
Bunu Paylaşın
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp LinkedIn Linki kopyala Yazdır
Paylaş
Avatar photo
By Yüce Yöney
yuceyoney@www.marinedealnews.com
Web Banner

Yazara Ait Diğer Yazılar

Yazmasına yazıyorum da bir sor bakalım, nasıl
10/11/2025

Vakit tanışmak için geç mi?
07/11/2025

Derdimiz arka kapak olsun
09/09/2025

Gülmek cesaret ister
30/05/2025

Eski insan yeni dünyaya uyar mı? 
09/05/2025

Arama

Kategoriler

Arşivler

Legal

  • Kişisel Verileri Koruma Kanunu
  • Ziyaretçi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • Kişisel Verileri Saklama ve İmha Politikası
  • KVKK Başvuru Formu

MarineDeal News Künye

İmtiyaz Sahibi: MDN Yayıncılık, Matbaa, Reklam, Organizasyon ve Tur. San. Tic. Ltd. Şti. adına Yeşim Yeliz Egeli
Kuruluş: 1 Ocak 2008
Genel Yayın Yönetmeni: Yeşim Yeliz Egeli yesimegeli@marinedealnews.com
Yazı İşleri Müdürü (Sorumlu): İlyas Öztürk mdn@marinedealnews.com
Video Editör: Halis Kılıç
Haber Merkezi: Yüce Yöney, Barış Özgür, Barışcan Yücel
Abonelik: asistan@marinedealnews.com
E-posta: mdn@marinedealnews.com
Tel: +90 (212) 343 2005
Adres: Merkez Mah. Perihan Sk. No.118/5 34360 Şişli, İstanbul, Türkiye

Bizi sosyal medyada takip edin

Okuma listesinden çıkartıldı.

Geri al
Welcome Back!

Sign in to your account

Üye ol Şifremi Unuttum