
Günümüzün hırstan gözü dönmüş siyasetçilerine bakıp yargılamayın tüm delileri. Edebiyattan gerçekliğe uzanan yolda çok borçluyuz onlara. Emile Ajar’ın ünlü romanı Onca Yoksulluk Varken’in açılışında yazdığı gibi: Sevdiğin yüzünden deli oldun, dediler. Yaşamın tadını yalnız deliler bilir, dedim
Epeydir memlekette ve dünyada yaşananlara bakıp da delirmemek elde değil. Hatta yaşananlar o derece akıl dışı ki delirmek bir tür adaptasyon bile olabilir. Yine de akıl ve ruh sağlığımızı bir ân için yerinde kabul edip soğukkanlılıkla bakarsak, deli olma hâlinin çok farklı biçimleri olduğunu ve aslında deliliğin hep bizimle olduğunu görebiliriz.
“Âlem benim hakkımda ne derse desin, en deliler arasında bir deliliğin kötü bir ünü olduğunu bilmez değilim” der Erasmus meşhur Deliliğe Övgü adlı kitabında. Ancak Erasmus’un da teslim ettiği gibi farklı yüzleri var deliliğin. Şimdilerde dünyada yaşanan kötücül yüzü mesela. Neyse ki, toplumsal hayatımızda ya da sanatta, edebiyatta tek bir delilik algısı, tek tip bir delilik yansıması yok.
Deli seyredenler
Tımarhanelerin tarihine baktığımızda, iki yüzyıl önce bile, deliler bir tür izlenebilecek, incelenebilecek tuhaf yaratıklar gibi çıkıyor karşımıza. Delilik ve Edebiyat kitabının içindeki makalesinde Fatih Artvinli, 19’uncu yüzyılda, Osmanlı ülkesinin en büyük tımarhanesi olan Süleymaniye Bimarhanesi’nin yerli halk ve yabancı seyyahlarca gezilip görülebilecek bir yer olduğunu söylüyor. Buraları görenler gözlemlerini kitaplarda, yazılarda başkalarıyla paylaşmış elbette. “Bu tımarhane anlatılarında ortak noktalar söz konusudur: Delilerin zincirlerle pencerelere veya yere sabitlenmiş olmaları, bakımın çok kötü olması, yiyecek ve içeceklerin çok az olması, modern doktorların olmaması, güllabilerin varlığı ve kırk yıldır tımarhanede bulunan Deli Hafız!” Artvinli dönemin tanıklarının, İstanbul halkının da bayramlarda tımarhaneyi ziyaret ettiğinden, delilere yiyecek atanlar olduğu gibi, taş ve çöp atanlardan da söz ettiğini yazıyor ve bu tip tımarhane örneklerinin eskiden başka ülkelerde de olduğunu hatırlatıyor. “Örneğin Londra’nın en ünlü tımarhanesi Bedlam’da ziyaretçiler bilet alarak içeri girmekte ve parmaklıklar arkasındaki delileri seyretmektedir.”
Türkiye edebiyatında Osmanlı döneminde, tımarhane temsilleri toplumsal yaşamdakinden farklı değil. Karagöz oyunlarında bile görülüyor. Hatta oyunlardan birinin adı bu: Tımarhane. Oyunda Hacivat Karagöz’ü tımarhaneye yatırıyor ve Karagöz burada parmaklıklara zincirleniyor…
Tekere çomak sokanlar
Deliler sanatta ve edebiyatta her zaman kayda değer bir yer tutmuş, tıpkı hayatta olduğu gibi… Delilik ve Edebiyat’ta Irmak Zileli “Sistem çarkını döndürebilmek için hayatın anlamlı bir bütünlük arz ettiğine inanmamıza ihtiyaç duyar” diye yazıyor. “Ama deliler inatla yapmazlar bunu, yapamazlar. O yüzden de tekere çomak sokmakla suçlanırlar.”
Bu çomak kimi zaman edebi metinlerde, kimi zaman filmlerde, düzenin rantını yiyen, zengin sınıfın çıkarına zarar verirken görülür. Atıf Yılmaz’ın Deli Yusuf filmi en sevimli örneklerden biri belki de. Bolulu diye anılan müteahhit, düşmanları tarafından tehdit edilince inşaat için göz koyduğu bir mahalledeki marangoz Deli Yusuf’tan bir silâh yapmasını ister. Deli Yusuf ve oğlu çok özellikli, farklı silâhlar taşıyan bir araba yaratır ama müteahhit hoşlanmaz ve mahalleliye savaş açar. Araba artık mahallelinin savunma silâhıdır… Gerisini Altyazı’nın Türkiye Sinema Sözlüğü’nde, Ali Deniz Şensöz’ün kaleme aldığı Deli Yusuf’un Arabası maddesinden okuyalım.
“Bu ileri teknoloji ürünü ‘müdahale aracı’, sahibi ıslık çalınca kişneyerek ona doğru koşar adım gelen, turbo motoruyla bütün arabalardan daha hızlı hareket edebilen; ön tarafından boya, arka tarafından yağ fırlatan, yere paralel açılan kapılarındaki kesici aletleriyle önüne gelen her şeyi yarıp geçen, beğenmediği kişilerin üzerine dışkısını yapan, yeri gelince bomba atabilen bir varoş fedaisidir.”
Yazarlar ve karakterler
Delilik ve Edebiyat’taki yazısında, üç bilinen roman karakterini hatırlatır Irmak Zileli: Don Kişot, Prens Mişkin, Madame Bovary. “Üçü de toplumun deli gözüyle baktığı tiplerdir. Don Quijote delidir. Prens Mişkin budaladır. Madame Bovary de taşradaki sıkışmasını aşkla (yani yine bir tür delilikle) aşmaya çalışan bir karakterdir.”
Bir başka deli karakter Doris Lessing’in Dört Kapılı Şehir adlı eserinin başkişisi Martha’dır. Martha romanda, toplumun kadına yüklediği biçimde eş, anne gibi rolleri kabullenmediği için akıl hastanesinde olan Lynda’yla ilişki kurdukça onu anlamaya başlar, onun gibi kadına dayatılan bu geleneksel rollerden uzaklaşmaya çalışır. Toplumun baktığı eril, muhafazakâr bakış açısıyla iki karakter de delidir.
Ama delilikten söz ederken sadece kurgusal karakterleri anarsak eksik kalır. Aynı şekilde yazarlardan da çok sayıda örnek vermek mümkün.
Muhteşem deneyim
Virginia Woolf mektuplarında “Bir deneyim olarak delilik muhteşemdir ve küçümsenmemelidir” diye yazmış. Prof. Gönül Bakay Delirtilen Kadınlar kitabında, kendisi de manik depresif olan Woolf için “kendi duygularının, ruhsal iniş çıkışlarının yarattığı etkileri roman kahramanlarına yansıtarak, duygu dünyasını okuyucularıyla paylaşma olanağı bulmuştur” diyor. Mrs. Dalloway’i bir kenara koyarsak onun eserleri içinde bu vurguyu en fazla hak eden roman Dışa Yolculuk’tur belki de. Prof. Bakay, bir başka yazarın, Mark Spilka’nın, Woolf’un intiharıyla ilgili yanıtlar için bu romanı işaret ettiğini söylüyor: Gerek Woolf gerek romanın başkarakteri Rachel Vinrace bastırılmış arzularının baskısına dayanamadıkları için intihar etmiştir.
Söz kadın yazarlara gelince, genç yaşta intihar etmesine de bakarak deliliğin sorgulandığı kadın yazarlardan biri kabul edilebilecek Sylvia Plath’ı anmadan geçmek olmaz. Çoğunluğun inanmayı seçtiği gibi büyük aşkı Ted Hughes’tan ayrıldığı için mi intihar etmişti, bilinmez, ama sonuçta onun da Woolf gibi manik depresif bozukluktan mustarip olduğunu unutmamak lâzım.
Bitirirken bu yazıda ismi geçen geçmeyen dahi/deli yazarlar üzerinden tüm kadınların isyankâr deliliğini selamlayalım.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





