Ana sayfa Gündem Yakamoz S245, Tolga Karaçelik, Aret Taşcıyan üzerine…

Yakamoz S245, Tolga Karaçelik, Aret Taşcıyan üzerine…

0
mesele

Deniz gibi bi’ sakin bi’ dalgalı bi’ çekiliyor bi’ kabarıyoruz. İster tek kerede ister dizi dizi okunsun. Yakamoz S245 sineye çekilecek cinsten değil. Ancak bu film itici güç oldu. Yazıp yazıp sepete attıklarım “yaz beni, bilinsin artık” dedi. Sevgili Tolga Karaçelik bu yazıyı sana borçluyum. Sonsuz teşekkürler…

Mevzu uzun. Başlamadan samimiyetle belirtelim. Vatan savunması yapan Bahriyemizin yurtsever yüce gönüllü tüm subaylarını ve ailelerini sevgiyle selamlıyorum. Varlığınızdan onur duyuyorum.

Yakamoz S245 film ekibi Kısaca Yakamozlar…
Yakamoz S245. Bu romantik ismi çok aradınız mı? 245 neyi simgeliyor? TCG Atılay, Saldıray, Batıray, Yıldıray… Ay sınıfı denizaltı gemilerimizden, isim verirken filme, tarihimizden feyz alabilirdiniz. Atatürk bu isimleri niye tercih etmiş diye sorsaydınız filminizin senaryosu bu olmazdı. Araştırsaydınız, filminiz denizdeki yakamozlar gibi sayısız intihal ile ışıl ışıl parıldamızdı. MFÖ’nün “Olduramadım” şarkısındaki “kopuktu kopuktu zincir, olduramadım…” nakaratı dolaştı zihnimde filmi izlerken… “IQ düşüklüğü bu olsa gerek” dedim. Yahu “intihalci, yalancı, iftiracı” olunduğunun ispatı için film mi çekilir? Yoksa hedefte Donanmamız değil de film ekibiniz mi var? Oyuna mı geldiniz? Yakamoz S245

Filmi bu köşede yazma sebeplerim…
Parayla, pulla, taşımayla, devşirerek değil, doğuştan Kahraman Türk subayına, sevdiklerine, onu sevenlere, ayağına taş değmesin aman burnu kanamasın diye duayı vatan evlatlarından esirgemeyen yüce Türk milletine, o evlatları doğuran analara-babalara, gazilerimize, bu vatanı canı pahasına savunurken yaşamını yitiren kahraman yiğitlerimize ve cumhuriyet değerlerini koruyan halkımıza büyük ayıp ettiniz.Yakamoz S245
Pandemi boyunca müthiş bir dirayet gösterip dünyaya örnek olmuşlarken üstelik. Yakamoz S245
Zihinde ve kültürde bellekten, kolektif akıldan, milli kurumsal maneviyattan, tarih bilinciyle oluşan kültürel norm ve kavramlardan, denizaltı askeri disiplin, kural ve geleneklerinden ve dahi Türk’ün psikolojisinden bu filmde eser göremedim. Yakamoz S245

Bu sanat değil. Bunun adı tarihi belleği yanıltma. Bunun adı kötülük. Gerçeği çarpıtma. Bunun adı nankörlük. Doğruyu karartma. Filmden bana geçen duygular bu. Tarihe not düşelim. Mutlu musunuz? Yakamoz S245

Psikolojik harbe niye destek verdiniz?
“Yüksek bütçeli” filminizi modern imkânlarla çekmişsiniz. Stratejik derinlikten yoksul bu filmde, size hangi milletin tarihi motivasyon kaynağı oldu? Cumhuriyet Donanması değil ki bu gösterdiğiniz. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı gibi üst seviyede stratejik akla, belleğe, yeteneğe, kurumsal kültüre ve nezakete sahip, her bir birimiyle ayrı disiplinleri ve uzmanlıkları olan, sualtında ve denizaltı gibi dar bir alanda görev yapacak şekilde yıllarca eğitim alan, ebedi Komutanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün onurlu, erdemli, çalışkan ve disiplinli, entelektüel birikimiyle her aklı alt eden kahraman subaylarını siz kim oluyorsunuz da çapsız hayallerinizdeki gibi lanse ediyorsunuz? Bu iç dünyanız sağlıklı mı? Filmde yansıtılanlar; yazarı, kurgulayanın “gerçeklerini” işaret ediyor, onları bağlıyor, onun ürünü, onun bilgisi(-zliği), onun dünyası. Biz yine de tavrımızı koyalım. Yakamoz S245

Filmi çektiğiniz ve yayınladığınız tarihe bakınca durum şu. Güneş patlayacakmış da insanlık son bulacakmış da NATO devreye girmiş de Genel Kurmay Başkanlığı’nı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nı ve Milli Savunma Bakanlığı’nı kandırmış. Oyuna getirmiş. Alt etmiş. Kim vasıtasıyla? NATO ile “işbirlikçi” bilim insanımız. Yakamoz S245

Falan filan feşmekân
Siz cahilsiniz diye herkesi cahil mi sandınız? Kirletmememiz ve koruma altına alınması elzem en zengin oksijen deposu okyanuslar. Küresel iklim değişikliği tehdidini deniz temalı anlatma ve insanlığı denizaltıyla kurtarma fikri güzel. Yakamoz S245

Deniz Kuvvetlerimiz bunu yıllardır bizim güvenliğimiz ve ulusal çıkarlarımız için zaten yapıyor. Milli savunmada bilgi her şey. Olağanüstü bir doğa olayında bunu en iyi yönetecek 3 sac ayağı asker (TSK), istihbarat (MİT), akademisyenler (üniversite) niye kavgalı ki filminizde? Sahi siz, hangi hülyalara daldınız?

Kimin değirmenine su taşındı, hiç mi çark etmedi sizde bu senaryonun arka planı?

Ülkemizde geçen yıl ve öncesi pandemi ile yüzleştik, yangın oldu, sel oldu, kar oldu, çığ düştü. Kim yetişti halkının derdine, kim derman oldu en zor anlarımızda? TSK. Siz o TSK’nın en parlak subaylarını neden üzmeyi hedeflediniz, bize bunun hesabını vermelisiniz.

Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerimizi kim korudu, koruyor haberiniz var mı? Böyle mi minnet gösteriyorsunuz?

Eski denizaltı filmlerinin en iyi 10 tanesini seyredin, başkaca filmlerden de yapılan fikrî intihallerinizi kendiniz görürsünüz. Pardon, pardon sizin görüş mesafeniz yok! Olsa bu filmi çekmezdiniz.

Teknik hatalar saymakla bitmiyor!
Sayenizde halkımız epey bilgilenecek. Doğru bildiğiniz yanlışları göstermeye çabaladınız. Yanlış ezberinizi yine biz bozduk bakın.

Deniz Kuvvetlerimizin gelenekleri, örflerini hiç incelemediğiniz belli. Teknik bilgi olarak da size denizaltıyı geçtim, kayık verseler batırırsınız, aynı “yüksek bütçeli” filminizi batırdığınız gibi.

Sevgili Tolga röportaj vermiş, konu denizaltı iken “batma” ifadesi geçmiş. Düzeltelim. Denizaltı batmaz, dalar. Peki, başçarkçı taburu toplar mı? Komutan (kenarda) dururken, 2’nci Komutan konuşur mu? Askeri disiplinde “abi” hitabı olur mu? Sahi üniformaları nereden edindiniz? Rütbeleri de ters takmışsınız. Kadın subayı niye “ezik” gösterdiniz? Elektronik uydu-haberleşme, ast-üst ilişkileri, komutana hitap, rota vs. hatalarınıza aniden eklemlenen kuru fasülye-pilav ile aile romantizmi. İşler ve kurgu silsilesindeki maddi hatalar saymakla bitmez. Ben bilirkişi değilim. Aklen sorguluyorum. Asker kendi insanını korumakla yükümlü iken, gözünün önünde geldiğini gördüğü bilim insanlarını denizaltıya almamazlık eder mi? Türk subayları etmez.

Baştan aşağı hatalı olan bu filmde askeri disiplindeki her hatayı yazmaya kalksak size anlatmak için bir “Kurallar Kitabı (Rules Book)” gerekir. Bosnalı karakter ne ara Türkiye’de 2’nci Komutan olabildi? Üstelik o boyla denizaltı komutanı mı olur? “Delirmiş” olarak yarattığınız karakteri, dualarla “canlı bomba” gibi yansıtmanıza ne demeli? Topluma verdiğiniz “yararlı” mesajınız mı bu, nasıl okumalıyız kurgulayıp yansıttığınız durumu?

Türk’ün tarihine saygısızlık içeren bazı sahneler kabul edilemez, affı da olmaz. Bu durum; yazanı, yapımcıyı, kurgulayanı, yöneteni ve bu projede olmayı kabul eden herkesi bağlar.

Kumpas dava Balyoz ile Türk Amirallerini ve Subaylarını hedef alan çadır mahkemeleri kurulduğunda neredeydiniz? Bunlar Patagonya’da mı yaşandı yoksa siz o dönem Patagonya’da mıydınız?

Bu filminizle onlara da hizmet ettiğinizin farkında değil misiniz?

Baştan belirtelim. Film olmamış. Bu çapsızlığa her kim “oldu” derse şüpheyle yaklaşın. Bilmediklerinizi yanlış bildiklerinizle harmanlayıp Bahriyenizden bihaber olduğunuzu ve cehaletinizi sergilemişsiniz. Bilimsel ilkeler ve etikten uzak. Denizaltı geleneklerinden, örfünden, teamüllerinden, literatürden, terminolojiden, olağan yaşamdan, kurallarından eser yok. Tarihi olarak da teknik olarak da kurumsal olarak da maddi hatalarca zengin bir film. Olduramamış, dersinize hiç çalışmamışsınız.

Oyunculara soralım. Bu filmde amaçlananın, tüm değerlerimizi aşağılamak olduğu açık. Yıllara sarî kazanılan örf, gelenek, kurallar, yetenekler… Bunları ve bu değerlerimizi yaşatanları yok sayıp kurumlarımızı birbirine düşürmek, neslimizi ordumuzdan ve dahi ordumuzda görev almaktan soğutmak, kadın subaylarımız zayıfmış gibi algıları yaratma girişimlerinizi gösterdiniz, gördük. Hâl bu iken, Tolga Karaçelik gerçekten içine “sindi” mi?

***

Minnetle ve özlemle anıyorum. Deniz Kuvvetlerimizin 20’nci Kuvvet Komutanı Bahriyemizin “Altın çocuğu” Oramiral Özden Örnek. Türkiye kendisinden önceki DzKK mensuplarının, kendisinin ve tüm MİLGEM personelinin onunla yek vücut olup kararlı duruşunun ekmeğini yiyor, yiyecek. Bu duruşundan ötürü pamuklara sarılacak insan kaç yıl hapis yattı yine şerefinden dik duruşundan ödün vermedi. Hangi Amiralimiz veya Subayımız onurundan ödün verdi? Hiçbiri.

Örnek Amiralimizin sevgili oğlu Tolga Örnek’in filmlerini bilirsiniz. Yapımlarına bir bakılsın, milli ruhun, çağdaş yorumla zamanı nasıl anladığı, bizi biz yapan değerlerin izleyiciye ahenkle nasıl anlatıldığı, kültürel derinliğin nasıl harmanlanarak gösterildiği, felsefi olarak nasıl düşündürdüğü tekrar görülsün. Kaybedenler Kulübü (I) filmini izlemeyeniniz var mı? Tolga Örnek’in senaristi ve yönetmeni olduğu ilk film 2011 yılında gösterime girdi ve bu geçen sürede bu filmi sayısız izledim ve her izlediğimde yeni bir bakış açısı kazandım. Müzik seçimleri. O diyaloglar. Oyuncu seçimi… Küfür etmenin adabını bile oradan öğrenebilirsiniz.

Asla kıyas kabul etmez farkındayım. Tolga Örnek’ten, böyle tatsız bir konuda kendisinden bahsettiğim için özür diliyorum. Ancak halkımızın anlaması için iyi bir “örnek” sunmalıyım. Tolga Örnek’in Devrim Arabaları ve Kaybedenler Kulübü filmlerini örnek yapım olarak izlemelerini tavsiye ederim. Geçenlerde yazdım. “MİLGEM’in Öyküsü film olmalı” diyerek. Peşi sıra devam filmi “MİLDEN” olacak şekilde kurgulanmalı. Türk evladı başarılarıyla gururlansın, feyz alsın, “ben de yapmalıyım, yapabilirim” desin, özensin. Tolga Örnek bunu çok iyi yapar. Keşke düşünse üzerine…

***

Tolga Karaçelik senin baban da denizci Sevgili Tolga Örnek’in de. Senin de adın Tolga, onun da. Sen de senarist-yönetmensin Tolga Örnek de. Ancak aradaki fark o kadar büyük ki… Bunu son projende bana sen anlattın. Verdiğin bir röportaja “İçime sindi” demesen, sığlığını anlamayabilirdim, eğer bu filmi “içine sindirdiysen” gerçekten bir sorun var demektir. Yöneltilen bir soruda “Türkiyeli” ifadesine bir tepki vermemen ve düzeltmemen de dikkatimden kaçmadı.

Bilerek veya bilmeyerek yapılan bu rezaletten ötürü erdemli davranıp yüce Türk milletinden, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her bir ferdinden, yüce gönüllü denizaltıcı subay ve astsubaylarımızdan ve ailelerinden özür dileyin.

Bu bir rica değil gerek şarttır. Vatana sorumluluk bunu gerektirir.

Tolga Karaçelik n’oldu?

Neden yönetmeyi kabul ettin? Üzüldük. Bütüncül deniz ve denizcilik gücümüzün yıpratılma gayretinin niye paydaşı oldun, biz yıllardır halkımızı denizcileştirme gayretinde iken?

Dürüst olalım. İlk 3 bölümü bitirdiğimde kan beynime sıçradı. Konu denizcilik, deniz savunma, yurtsever Türk denizaltı gücümüz olunca kendimi yarattığınız bu saftsatayı izlemeye mecbur hissettim. Zira masumiyet veya bir iyi niyet bu dizide yoktu. “Bak bakalım şer odakları şimdi nereye saldırıyorlar arka planı ne iyice anla” dedirtti izlediklerim. İlk 3 bölümde ve devamında, eskiden izlediğim kült olmuş onca yabancı film sahnelerini birebir gördüm. Biraz evrilip çevrilmiş hiç çekinmeden o filmlerin aynıları çekmekten çekinilmemiş.

Burada bir parantez açalım. Halkımız bilsin. Türkçe Türk Boğazları, İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı diyoruz. İngilizce yazıyor veya konuşuyorsak “Turkish Straits” diyelim. “Bosphorus” ve “Dardanelles” yazım ve söylemleri menfaatlerimize aykırı kullanımlar. Roma İmparatorluğu’ndan kalma ifadeleri ne yapıyoruz, kullanmıyoruz. Yunan Megali İdea’sına hizmet eden yazımları, söylemleri ise hiç kullanmıyoruz. İstanköy diyelim “Kos” demeyelim. Filmde “Kos” ifadesi var. Sömbeki doğrusu, “Simi” değil. Yazılı ve sözlü doğru kullanıma en çok Deniz Kuvvetlerimizin özen gösterdiğini film ekibinizin dikkatine sunalım. Bizim de bu konuya dikkatimizi çeken Deniz Kuvvetlerimizin yurtsever subayları oldu. Halkımız da bilsin ve lütfen Türkçe kullanımlarını tercih etsinler aidiyeti tartışmalı olan adalara niye Türk vatandaşları pasaportla giriyor, bunu da aklım hep sorgular ama bu başka bir yazı konusu ve Dışişleri Bakanlığımızın yanıtlaması yerinde olur. Parantezi burada kapatalım.

Filmde Crimson Tide ve efsane Das Boot filminden alıntılar yapılmış ancak kaynak gösterilmemiş. Sorsaydınız denizaltıcı kadirşinas subaylarımız size bu sahneniz 1981’de çekildi bak bu 3’ü de 1985’te başka filmde gösterildi tekrara düşmeyin derdi büyük nezaketle. Ne demek istiyorum nezaketle derken, “intihal-aşırma” yapmışsınız diye yüze vurmaz anlamanızı kibarca sağlarlardı. Ayrıca film Snowpiercer’ın denizaltı versiyonu olmuş.

Bu durumda biz literatürde tümüne “intihal (aşırma)” diyoruz. Senin olmayanı senin ürünün gibi sunup gerçeğin üzerini örtme.

Keşke sorsaydınız danışman “ordusu” kurardık.

“İntihal” deyince çağrışım yaptı bak bu tesadüf olamaz.

Sansürsüz yazalım bakalım
Sevgili Tolga buradan sonra yazacaklarıma sen vesile oldun. Çok üzüldüğüm beni hayal kırıklığına uğratan o çevreden soğutan bir hadiseyi canlandırdın.

İkimizin de ortak tanıdığı senin baba gibi sevdiğin “Aret Abi”ne, “İntihal nedir?” diye sor bakalım? İpucu vereyim. İyi bilir. Evet evet intihal, yanlış okumadın. “Aret Abin” birinden alıntı yapmış, alıntı yaptığı orijinal yazı esasen İngilizce ve tamamı o yabancı kişiye ait. Tek fark “Bizim Aret” kendi fikirleri gibi Türkçe yazmış. Tanıklarım da var. O kendininkini paylaştı, ben ise orijinalini onunkinin peşi sıra aynı platformda paylaşınca anladı ve platformdan ayrıldı. Bunu niye yaptım. Sindiremedim. Peki, bu evreye nasıl gelindi?

“Yeşim seninle niye konuşmuyor?” diye de sor o zaman. Tek sebebi yok tabii. Birden fazla sebep var. Birikti. Devamla, “MarineDeal News’te artık niye yaz(a)mıyorsun, ne oldu?” diye de sor. O bilmiyor. Anlamaya çalıştı. Yazmak istedi. Son ricasını da kırmadım. İnsanım. Israr edince yer verdim. Esas nedeni kısmen şimdi öğrenecek. 2017 yılıydı ve 9 yılın ardından artık yazmasını istemedim. Niye? İpucu vereyim: İftira. Yalan. Samimiyetsizlik. İkirciklilik. Tehlikeli şüpheli durumlar.

Zamanla idrak ediliyor. Stratejide altın kural. Kuvvet-zaman-mekân (yer). Bu 3 faktörü en iyi nasıl kullanacağımı Deniz Kuvvetlerimizden belledim haklarını teslim edeyim. Sabrı da. Diplomasi sanatını da öğrenebilirsem tama erişeceğim. Aşağıda anlayacağın üzere beceremiyorum.

Sen yönetmenliğini yaptığın bu filminle bu yazıyı yazmamda niye itici güç oldun biliyor musun… Hani Crimson Tide filminde güdümlü füzeler bırakılmasın diye kıyasıya bir mücadele var ya komutan ısrarla emri uygulamak istiyor ve film başlıyor. Sizin filmde de ikinci komutan herkesten habersiz(!) füzeleri salmış ya… Ağırlıklarımızdan sayende kurtulalım artık!

Üzüldüm. Ayrıca bu dizi filmin yurtsever tüm subaylarımızı ve ailelerini üzebileceğini düşündüm. Örtmeye çalışmadığınız ayan beyan gösterdiğiniz amacı da bu değil mi filmin? Onların üzülme ihtimâli beni daha da çok üzdü. Türk kadını olarak cumhuriyet değerlerine yapılmış hakaret, iftira olarak saydım bu filmi. Milli ruha sahip olunca kayıtsız kalınamaz.

Filmini çeker misin bak bunlar gerçek…

Episode 1: İftira
“Paylaşmadığın bir kırıntı kalmıştır belki demiştim” ona ama nereden bilebilirdim asrın iftirası ile karşılacağımızı. Bardağı taşıran bu hadsizliği olmuştu. “Aret Abin” “Türkler soykırım yaptı” dedi yüzümüze. Soğuk kanlıyımdır ama buz gibi oldum. Sakince “İspat et” dedim. Birbirimize girdik. Ona onca şey söyledim sana sadece şu kadarını aktarayım. “Belge?” diye sordum. “Yok ki” dedi. “Madem belge yok ne demeye iftira ediyorsun?” dedim. Avucumun içini masaya indirdim. Masadaki her şey zeminden havaya kalktı, indi. Sesi duydun mu kulaklarında? İşte o sesin ardından benim sesim, yüksek perdeden devreye girdi. O kadar ki, Abim “Hişşş, Yeşim sakin ol” diye beni frenledi. Sustum mu? Tabii ki hayır. Kendimden emin, usul usul “Belge bizde var. Devletim teklif de etti. Açalım arşivleri” dedikten sonra, ona doğru yarım döndüm, iskelemde oturuyor, diktim gözlerimi, “Bana bak ne sen ne bir başkası ne beni ne bir Türk gencini bu yalanlarınızla kandırabilir!” dedim. O da “Yeşim sen yapma bari” dedi bağırarak, hışımla ayağa kalktı. Sandalyesi geriye doğru aşıp devrildi. “Ne yapmayacağım, yeter ama artık!” diye yükseldim. Abim bizi sakinleştirdi. “Girmeyin bu konulara anlaşamıyorsunuz” dedi.

Sözde iddiayı savunduğunu bilmiyordum. Biz onu “bizden” sandık yıllarca. Orada öğrenmiş olduk. Üzerine onlarca kitap, makale okudum. İşin aslı tam tersi ama araştırınca derinlemesine öğrendim. Onlarca belge. Bakü’ye gittim. Azerbaycan Ulusal Tarih Müzesi’ni ve İstiklal Müzesi’ni gezdim. Ermenilerin Türklere ve Anadolu halkına yaptıkları eziyetlerin aynısını orada da inceledim. Ayrılıkçı Ermeniler Türklere türlü insanlık dışı eziyetler yapmış. Çeşitli Ermeni gazeteleri ile Ermeni halkı isyana teşvik eden ve Anadolu halkını hedef gösteren haberler yayımlamışlar. Osmanlıyı içeriden oymuşlar, savaşta içeriden Yunan’ın yanında yer almışlar. Daha onlarca bilgi, belge…

Aret’in yetiştirdiği ve Kanunlarımızı çiğnediğini yazmamamı ikna için bana yolladığı kişi, ben ikna olmayınca bana çekinmeden “Yazarsan ırkçılık yapmış olursun” dedi, ben “Bizim Aret”in Kanunlarımızı çiğnediğini belirtince. “Hadi oradan, kim kimin ırkçı olduğunu gayet iyi biliyor” dedim. Dikkat et. O kişi bunu Ermenistan Azerbaycan’a saldırınca dedi. Ben yazmak için hazırlık yaparken, Ermenistan Azerbaycan’a saldırıyor. Bak tekrar yazıyorum. Saldıran Ermenistan, kime Türk kardeşlerimize ben kimim Türk’üm ama yazarsam “ırkçı” ben oluyorum kime göre “Bizim Aret”e ve onlara göre. Nasıl kurgu ama!

Aylardır yazıyorum Kanunlarımızı çiğnediğini.

Sigortacılık Kanunu’nu yıllardır çiğniyor diye iddia edildi. Araştırınca öğrendim. Doğruymuş. Çiğniyormuş. Kanıtlı. Ben şahidim. Yazdım. Hâlâ ne Türk P ve I Sigorta A.Ş. ne Türkiye Sigorta ne Türkiye Varlık Fonu bir şey yaptı. Bu kurumlar bizlerin ve bizi temsil ediyorlar. Aldıkları isimlere ve bu şirketlerin hissedarlarına bakman kâfi… Ez cümle: Yapanın yanına kâr kalmamalı. Bunu Amerika’da veya İngiltere’de yapamaz. Köşemde defalarca yazdım. Üstelik Sigortacılık ulusal ve uluslararası kuralları olan ve icrası Kanuna ve kurallara bağlı. Sigortalı, broker (acente), sigortacı sac ayağında tamamen güvene dayalı bir meslek olduğundan burada Kanun’u çiğneyen, mesleki güvenirliği de zedelendiğinden uluslararası lisansı da iptal edilmelidir. Onca hukuk makalesi okudum. Böyle diyor. Ailesi de bu işle iştigal edemez. Ama bu da oldu. Anlayacağın olmaması gereken her şey oldu. “Öyle değil” dediler. “Türk P ve I Sigorta A.Ş.’den para almıyor ki,” dediler. O zaman akla Omni’den para alıyor, zaten mesaisini de orada yapıyor sonucu geliyor. E Kanun bunları da yasaklamış. Nereden tutsak elimizde kalıyor, aynı sizin film gibi.

Anlayacağın Vatanımı ve gerçekleri savunmada basiret gösterince sarıldıkları şey, “iftira” ile aba altından sopa göstermek oldu.

Bilgi her şeymiş değil mi? Bilince sana yanlışı işaret edene, bi’ saniye işin aslı öyle değil bak böyle diyebiliyorsun. Dedim. Ancak durmadım, araştırdım. Kaç yıldır okuyorum. Anadolu halkı çok eziyet görmüş çok.

Kurtuluş Savaşı öncesi Osmanlı Çöküş Dönemi’nde kimi “imtiyazlılar” Yunanların tarafında yer alıp “bizdenmiş” gibi görünmüşler, 1800’lerden itibaren özellikle İngilizler tarafından fonlanmışlar. Bunlar açık kaynak “İngiliz Konsolosluk Belgeleri” ve diğer kitaplardan edindiğim özet bilgi. Bu gerçekler bize hiç anlatılmadı. Biz kimseye düşmanlık etmedik. Hep iftira atıldı ve savunmaya geçtik. Oysa ki gerçek kendi işledikleri günahları bizlerin üzerlerine yıkmakmış. İnsanlık adına gerçekten üzücü.

“Bizim Aret”in bu sözde iddiasını, İlkay Bilgişin’e de sordum. Canlı tanık idi. “Bizim Aret”i en iyi o tanır, bilirsin. İlkay Bilgişin ile rahmetli Suay Umut’un cenaze töreninde yan yana denk geldik. Daha önce hiç karşılaşmamıştım. Levent Cami’ye erken gitmiştim. Banka izin isteyerek oturdum. İlkay Bey “buyrun” dedi ve ayağa da kalktı bastonu üzerindeyken elleri. Haza beyefendi bir insan. Kendiliğinden sohbet başlayıp ardından kendisinin İlkay Bilgişin olduğunu öğrenince, “sizi gökte ararken yerde buldum” diyerek kendimi tanıttım. “Bizim Aret”in bu iddiasını belirtip, sordum. İlkay Bey de sakin sakin anlattı. Sana sadece şu kadarını aktarayım, “Ermenilerin Türk halkına nice kötülükler yaptığını, bunları o fenalıkları gören aile büyüğünün kendisine anlattığını” ve “bunları hiç unutmadığını” söyledi. “’Bizim Aret’in niye Vitsan’dan ayrılıp Amerika’ya gittiğini” de sordum. Anlattı. Neyse…

Kimse “Bizim Aret”in yüzüne veya arkasından fenalık etmedi. Etmeyiz. İçimizde düşmanlık yok bizim. Olsa bunca diyalog gelişmezdi. Ama haksızlık veya iftira kabul edilemez. İnsanımıza eziyet eden, insanlık dışı o canilerin kötülüklerini burada yazmak istemiyorum. İçim ezildi. O cenaze töreninde deniz sigortalarında sektörün duayeni İlkay Bilgişin ile karşılaşmam tesadüf değildi. Kişi sorgulamaya başlayınca yaşam bir şekilde yardımcı oluyor.

Hâyal kırıklığı…

Araştırmak bilgiyi getirirmiş değil mi?

Episode 2 Pek Yakında…
Aret Taşcıyan: Ben Bizans’ım.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.