Bu coğrafyanın her karışı şehitlerimizin kanı ile sulandı. O kahramanlar kula kulluğu, mandayı, esirliği, kapütülasyonları kabul etmedikleri için ruhlarını ve bedenlerini düşmana siper ettiler. Bıyığı terlememiş gençler çocuk denecek yaşta silâh kuşandı. Her yaştan kadın, çocuk cephede, cephe gerisinde, yılmaksızın azim ve kararlılıkla yek vücut oldu. Biz hür ve bağımsız yaşayabilelim diye… Canlarından oldular.
Tüm medeni milletler gibi çok basit ve haklı bir istekleri vardı, ki bu isteklerde haklı oldukları için hürriyet ve istiklâl bugün onların sayesinde bizim de oldu. İşte o gün de bugün de bedenleri toprak altında cansız, ama ruhları ilelebet kutsal bir sevgiyi yerine getirme şerefiyle varolacak kahraman şehitlerimize bir cesaret borcumuz var. Verme bir pul uğruna vatanı!
Vatan sevgisi, üreten bir güçtür. Ona ve ona dair olan her şeye sevgisizlik ise güçsüzlüktür. Vatan, millet, bayrak sevgisi olan insan, karşısındaki insanda da sevgi uyandırır. Alçakgönüllüce hem kendini hem çevresini yeşertir, tomurcuklar verdirir, sevgiyle bezeli bu tutum her zaman ürün verir. Sevgi elbette emekle olur. Saygıyla olur. Onun yetişmesi ve çiçeklenmesi için sonsuz bir ilgidir bu saygı. Sevgi ve saygı asla sömürüyü kabul etmez. Özden gelen bu sevgi, vatanın kendine hizmet etmesi için değildir, tüm bileşenleri uğruna gelişip çiçeklenmesi içindir. Esasen onunla kendini bir tutar. Ona kendi ihtiyaçlarına hizmet etmesi gereken bir nesne gibi değil de olduğu gibi onunla birlik olma hâlidir bu. Sorumlulukla olur, özden gelen gönüllü bir iradeyle mümkündür. Bilgiyle olur, ki bilginin rehberliğindeki özen ve sorumluluk her anlamda kör olmaktan kurtuluştur. Bu aydınlık, sözde değil özde çağdaş bilgiyle mümkündür. Esasen en öze inen bilgiyle, kendini bilmekle, tanımakla olur ve anlam bulur. Bu bilmek hâlindeki anlam ise sevginin ta kendisidir. Enine boyuna bilgi sahibi olmak ise bir sevgi eylemidir. Bu sevginin temelinde iyilik hep taze filizler verir.
Olgun ve insani erdemleri haiz bir insan, kendi güçlerini üretken tutan, geliştirerek sürdürülebilir kılan, sevgiyle emek verdiği konularda istekte bulunan, her şeyi bilirlik ve her şeye kadirlik yolundaki narsistçe hayâllerden tam ve gönüllü vazgeçen, sadece yürekten tüm özgül ağırlığıyla ruhsal gücüne dayalı bir tevazu ve vakurluğa ulaşan insandır. Bağımsızdır, koltuk değneği olmaksızın, başkalarına egemen olup onları sömürmeksizin özgürlüğün çocuğudur, tahakkümün değil.
Kişi vatanını sevip sayıyor, sorumluluk duyup onu koruyup özen gösteriyorsa, yurttaşlık özde nedir bilgisini haiz, onu ve ona dair her şeyin refahını arzulayıp üzerine düşen görevleri üzerine kata kata yerine getiriyorsa, hür iradesiyle bunları yapıyorsa sevginin özgür çocuğudur o kiralık değil.
Bu kadim sevgi, hiçbir zorlamaya maruz kalmaksızın kendi kendiliğinden, tarihini ve özünü bilen, onu nesline öğreten toplumlarda adeta bir reçete olmaksızın yeşerir. Yeter ki yurt sevgisi ve tarih bilincinde olunsun. Bilge kişi zaten öz nedir bilir, kendine saygı ve güven duyandır.
Bir de ağacın kurdu gibiler vardır. O da ağacın kendi özündendir ama o sadece kendini yaşatmaya ve almaya meyilli bir faaliyet içindedir. Ağacın içinde yaşamsal faaliyet gösteren bu kurtçuklar ne ağaç ne de gölgesi kalmadığında savrulup giderler…
Vatanı körlük ve aymazlık içinde içten içe bitirsin diye bu gibileri özellikle yetiştiren sistemler, sevgi yerine kini, saygı yerine nefreti, bilgi yerine cehaleti ekerek aydınlık yerine karanlığa özlem duyan sevgisizler ordusunu yaratırlar. Bilgi sahibi olsa -neden sonuç bağlamında- birin parçası olduğunu idrak eder ve kendi kendini yok etmek için harakiri yapmaz, iyiyse zaten bu çapsızlığa tevessül etmez. Ağacın kurdunun doğası budur denebilir. Peki doğası bu olan tahtakurusunun veya kurtçuğun “kıtır kıtır” yiyiş sesini dinleyenin doğası nedir? Bilgisizlik mi, tembellik mi, gamsızlık mı?
Bilgi sahibi olmayan kişi yok etmeye güdümlendiğinde yok olma yolunda ilerlerken verdiği zarardan haberli de olabilir habersiz de. Habersizse cahildir. Eğitilmesi gerekir. Haberliyse zaten bizden değildir ve çoğunluğun zararı için görevini icra etmektedir. Gelişmiş toplumlar, doğası gereği tıpkı tabiat ana gibi bu gibileri kendi ekosistemi içinde zamanla eritmektedir.
Bir de bataklıklar vardır, bulaşanı yavaş yavaş yutar. Kurutmak elzemdir.
İnsanlık tarihi boyunca ulus toplumlarda iyilik temelli oluşan her türlü doğru ve gerçek bilgiyi toplumun tüm kesimine yayıp çoğaltmak yerine, sistem kurucuca bilerek ve isteyerek imkânlı kılınan yoksulluğa maruz bırakılmışların verme eylemi imkânsızlaştırılabilir, yoksulu “verme/paylaşma sevincinden” mahrum etmesinden ötürü bu tutum oldukça alçaltıcıdır. Oysa ki kimi sömürme ve istifleme arzusunun üstesinden gelip kendi özgül ağırlına, cesaretine inanıp güvenen yoksulların kimi zenginlerden daha çok verme eğiliminde olduğu bu topraklarda çok iyi bilinen bir gerçektir.
Çevresinde insanlara da kendine de sorumluluk duyup verdiği emekle ihtiyaçlarını karşılayan insan itibar görür. Paha biçilmez yüce gönlüyle vatan, millet, bayrak sevgisi uğruna, Mehmetçik olur vatanın namusunu korur, gerektiğinde canını verir; polis olur halka güven içinde yaşam verir; çiftçi olur, doyurur, güç verir; sporcu olur yüksek disiplinle ve acıyla tembellikten azade yaşar, başarır, mutluluk verir; doktor olur yaşam boyu öğrenir, uykusuz kalır cana hayat verir; mühendis olur icat yapar insana refah verir; gazeteci olur, kelle koltukta gerçeğin peşinde koşar haber verir; sanatçı olur, güzellik ve estetik verir. Sevgisini, içinde bulunduğu topluma saygıyla ve sorumlulukla verenlerin listesi böyle uzayıp gider. Esasen hepsi birer öğretmendir, sürekli bir devinim içinde toplumlarını iyilik temelinde ileriye taşır.
Bizim neslin sorumlu olduğu doğrular da bunlar idi. Bu doğruları korumak için çalıştık. Geçmiş geleceğin öğretmeni diyerek tarihten aldığımız derslerle millî ruhu yükseltmede ilerlemeyi hedef bildik. Amacımız; vatanımıza hayırlı yurttaşlar olmak, hür ve bağımsız özgür nesiller yetiştirmekte diğer uluslarla yarışmaktı, kim kindar kim en çok nefret ediyor diye değil.
Tüm bunlar, siyasal İslâm ile tanışana, o korkunç yüzünü bu yüzyılda yine gösterene kadar böyleydi. Sevr paçavrasını yırtıp atan aklın nesliyiz diye övünürdük. Ancak her ne hikmetse; bir sevgisizler ordusu, tek dişi kalmış canavarların tohumları olacaklar ki, 105 yıl önce milletin hürriyetini değil, kendi istikballerini düşünenlerle işbirliğinde olanların imzaladığı o Sevr paçavrasına adeta günümüzde de özlem duyduklarını dile getirmekten çekinmiyorlar. Lozan Barış Antlaşması’nı başarısızlık, bizim hürriyetimizi alan Sevr’i başarı olarak dillendirmeye artık çekinmiyorlar. Tarih tekerrür eder ama akıllanmayanlar için…
Bugün AKP, MHP, DEM, HÜDAPAR dörtlüsü ile bunlara payanda olan kimileri, bebek katili terörist elebaşına aylardır düzdüğü methiyelerle başlatılan “İkinci Çözüm Süreci” halktan, özellikle şehit ailelerimizden haklı ve büyük bir tepki almıştır. Bugün olmasa da geçmişte vatanımız için bedel ödemeyen, ailesinde şehit büyüğü olmayan var mı?
Esasen bazılarının kendi istikbâlleri adına halkımıza, “Yeni Anayasa” şeklinde de süslü vaatler sunduğunu duyup, görüyoruz. Buna karşılık Türk milletinin, mevcut Anayasası’na uymayan kavramlara aldanmayıp karşı durması sevindiricidir. Bu millî sevgi rûhunun yaşadığına güçlü bir işarettir. Çeşitli aldatmacalara karşı durması gereken ama karşı durmayıp cılız ve korkakça davranıp ses çıkartamayanları da Türk milleti not etmektedir. Zira tarih, zafer kazananları yazdığı kadar yapması gerekeni vaktinde yapmayanları, yanlış tarafta duranları da yazar. Bu unutulmamalıdır.
Türk milletinin refahı için değil, şahsi ikballer için girişilen her siyasi eylem; emperyallerin geçmiş ve gelecek raporlarında yansıttığı “böl, parçala, yönet” demeçlerinin izini taşıdığında, geçmiş ve gelecek arasında mekik dokuyup usla okuyabilenler, bu emperyal icatların iç cephede uygulayıcısının kimler olduğunu da aşikâr etmektedir. Halk, kim yurdunu ve milletini özünden çok seviyor, kim sevmiyor, kim düşmanca davranıyor bilmekte ve kurulan tuzakları akl-ı selimle sandıkta savmak için gün saymaktadır.
Emperyalistlerin kuklası, vatanımıza ve ulusumuza düşmanlıkta sınır tanımayan terör örgütü PKK-KCK-PYD-YPG ayrı değildir ve bunlara ve bilumum türevlerinin hadsizliklerine art arda gösterilen müsamaha, başından beri bu sürece karşı çıkanların haklılığını askerlerimize yapılan son hain saldırıda bir kez daha ortaya koymuştur. O yaralanan evlatlar “birkaç kelle” değil, vatanımızın öz evladıdır.
Tarih maalesef tüm vatanseverleri dersine vaktinde çalışmadığı için sonucu acı bir sınavdan geçiriyor. Gün geçmiyor ki sevinçte ve mutlulukta gün be gün yoksunlaşan Türk halkının, ekonomik krizle artan yoksulluğuna İktidar eliyle bir zam daha eklenmesin. Bugün ne zengin mutlu ne de fakir. Yarınlarda ne fakir zenginleşecek ne zengin varlığının tadını çıkartabilecek psikolojide. Eminim ki, emekle değil, halkın sırtından hileyle zenginleşenler, kaybolan yıllar için günü geldiğinde halktan aman dileyecek buna inancım tam.
Bu ekonomik krize ve psikolojik buhrana nasıl, niçin ve ne hesapla girdik? Halk artık görüp, öğrendi. Halkımız 3Y Sloganı ile iktidara gelen hükûmetten mutlu değil, Türk milleti demokrasi sınavını akl-ı selimle verirken acı tecrübeleri biriktirmekte ve sadece sabretmektedir. Tek kişide bu kadar gücün toplanmasına pişman olan halkın sandık isteği bu yaz sonu kendini daha net gösterecektir.
***
Yıllar içinde bazı maddeleri delik deşik edilse de özünü korumaya direnen Kabotaj Kanunumuza, denizlerimize ve denize gönül vermiş insanımıza millî sevgiyle sahip çıkalım. Bugünün amatör denizcileri, yarınlarda denizin her alanında müteşebbisleri olmaya gönüllü adaylardır. Bu nedenle halkımızı denizden soğutmayalım. Denizle haşır neşir olmayı özendirip teşvik eden politikalar geliştirelim. Kıyıları ve zeytinliklerimizi talan etmek yerine bize emanet bu zenginlikleri gelecek nesle miras bırakacak şekilde özenle ve severek koruyalım. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kurucusu, büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yolda ilerleyelim, “Denizciliği Türk’ün büyük millî ülküsü olarak düşünüp” Yunanistan’ın “çevre” adı altında kurduğu hukuksal tuzaklara karşı halkımızı bilgilendirip, uyaralım. Halkımız sahibi olduğu denizlerindeki hak ve menfaatlerimize karşı bilinçli olursa uyuyanları, kulağının üzerine yatıp duymayanları uyandıracak güçtedir.
Bu vesileyle, 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramımız kutlu olsun.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





