İnsanlığın geldiği nokta ortada. Soykırımlar, savaşlar, ayrımcılık, ırkçılık, zorunlu göçler, şiddet dolu bir dünya düzeni. Dahası kuraklık, susuzluk, açlık da bizi bekliyor. Bu hâlimizle kurtuluş ümidimiz pek yok sanki. Tek çare dönüşmek gibi gözüküyor.
Yüce Yöney
Dünyada sadece ruhumuzu çökertecek, hayatımızı daraltacak gelişmeler olmuyor. Evet, mesela iklim değişikliği bizim yüzümüzden, insanların yanlışları yüzünden oldu ve canımıza okuyacak, pişeceğiz, susuz kalacağız, vs… gerçek bu. Gezegendeki medeniyetimizin yakın tarihi açıkça göstermesine rağmen, dünya yeniden aynı hataları tekrar ederek bir toplu yok oluş, savaş ve yıkım dönemine girdi, hukuk tanımazlık norm hâline geldi, ilkel çağların güce dayalı düzeni yeniden hâkim oldu; bunlar da gerçek ne yazık ki. Bu tip gerçeklerin varlığıyla yaşamakta zorlananlara başka yerlere bakmalarını önermek gerek. Umut, büyük ihtimalle beklemediğimiz, bakmadığımız yerlerde saklı.
Hamamböcekleri bir umut olabilir mi mesela?
Geçtiğimiz mayıs ayıydı. Hindistan Yüksek Mahkemesi Başkanı Surya Kant bir açıklamasında “parazitlerin” ülkesindeki sisteme saldırdığını söyledi, işsiz gençlerin aktivistliğe yönelmesini eleştirdi ve bu gençleri hamamböceğine benzetti. “Bunların bir kısmı medya mensubu oluyor, bir kısmı sosyal medyada aktif, bazıları aktivist oluyor ve herkese saldırmaya başlıyor.” Cockroach Janta Party (CJP), Türkçeleştirirsek Hamamböceği Halk Partisi böyle ortaya çıktı.
O sırada basında çıkan bilgilere göre, partinin Instagram hesabı beş gün içinde 14,5 milyon takipçiye ulaştı, Hamamböceği Hareketi halktan inanılmaz bir destek kazandı. Takipçi sayılarına bakılırsa bu destek iktidardaki Hindistan Halk Partisi’nin (BJP) desteğinden fazlaydı. İktidar partisinin Instagram hesabını 8,8 milyon kişi takip ediyordu.
Hamamböceği Halk Partisi gerçek bir parti değil tabii, sosyal medyada ortaya çıkmış bir tepki hareketi. Harekete üye olma kriterleri hareketin kendisi gibi eleştirel mizaha yaslanıyor: İşsiz olmak, tembel olmak, sürekli internette zaman geçirmek, profesyonelce atıp tutma yeteneğine sahip olmak… Gençlerin oluşturduğu bu hareket mizahtan ibaret değil, hesap verebilir sistemden, medya reformundan, şeffaf seçimlerden, kadınların temsili meselesinden söz ediyor, bu konularda talepler geliştiriyor.
Hindistan’ın siyasi elitleri ne düşünüyor bilinmez ama hamamböceği bir rastlantı değil. Ne bir iktidar mensubu tarafından hoşlanmadığı kitleyi aşağılamak için seçilmesi rastlantı ne de gençlerin bu canlıyı kendileri için simgeleştirmesi rastlantı. Çekirge değil bu, bir sıçrasın iki sıçrasın üçüncü de… Hamamböceği en zor koşullarda hayatta kalabilen, her dönemde dünyayla uyumlu, kendini dünyanın sahibi sanan insanların düşmanlığına rağmen yeryüzündeki türlerin çoğundan daha uzun süre varlığını sürdüren bir canlı. Harekete de simgesine de şapka çıkarmak lâzım.
Mizahın gücü
“Eğer akıl gözlerini açmaz, galebe çalmazsa, biz de o zaman kahkahaya güvenmek zorunda kalabiliriz.”
Böyle diyordu Ian McEwan Hamamböceği adlı kısa romanının önsözünde. Brexit tartışmalarının yoğun olduğu dönemde yazılmış kitap. Mizah, Britanya edebiyatının keyifli yazarları arasında seçkin bir yeri olan McEwan’ın romanına güç katmış. Bir hamamböceği bir sabah uyanınca kendini dev bir yaratığa, bir insana dönüşmüş bulur, hamamböceği İngiltere başbakanının bedenindedir artık. “…en sonunda boru gibi bacaklarını halının üstüne doğru savurmayı başardı. Sonunda baş döndürücü bir yükseklikte, hafifçe iki yana sallanarak, solgun elleri alnına dayalı ve yine inleyerek ayakta durdu. Birkaç dakika sonra, banyoya doğru yol alırken yine o eller çabucak pijamalarını çıkarmaya başladı. (…) yüzünü lavabonun üstündeki aynaya döndüğünde yine keyfi kaçtı. Boyun niyetine kalın, pembe bir sap üzerinde zar zor duran, oval bir tekerleğe benzeyen yüz çok itici geldi ona. Düğme gibi ufacık gözler onu dehşete düşürdü. Bir dizi kirli beyaz dişi çevreleyen koyuca renkli et midesini bulandırdı…”
Slovenyalı düşünür Renata Salecl Kabalık Çağı adlı kitabında, ABD’li tarihçi Ernst Kantorowicz’in ortaya attığı “aslında liderlerin iki bedeni olduğu” fikrinden söz eder. “Bir yanda etten kemikten insan vardı, diğer yanda ise yerine getirdiği sembolik işlev.” Ian McEwan bu tezden ilham almış mıdır bilmiyorum. Ama hamamböceğini seçmesiyle ilgili bir açıklaması var. “Brexit’le beraber siyaset hayatımıza çirkin ve yabancı bir şeyler girdi ve canlılar arasında en hor görülen varlık olduğundan, bir hamamböceği yaratmak bana mantıklı geldi.”
Peki ama nereye?
İnsan ve böcek bedenlerinin dönüşümünden söz ederken Kafka’ya selam çakmamak olmaz. Zaten McEwan da usta yazarın eserinin hakkını veriyor, o başka. Hatırlanacağı gibi, Kafka’nın Dönüşüm adlı klasik öyküsünün kahramanı da sabah uyandığında kendini böceğe dönüşmüş bulan bir karakterdir.
“Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerinden uyandığında kendini yatağında kocaman bir böceğe dönüşmüş buldu. Panzer gibi sert sırtının üzerinde yatıyordu ve başını biraz kaldırdığında tepesinde, yorganın neredeyse kaymak üzere olduğu kubbe gibi yuvarlak, kahverengi, yay biçiminde sert çizgilerle boğum boğum olmuş karnını gördü. Geniş gövdesine oranla pek cılız görünen bir sürü bacağı gözlerinin önünde çaresizce çırpınıyordu.”
Hamamböceğinin edebiyatımızdaki yeri gibi artık siyasetteki yeri de pek özel. Nerede, neyi simgelediği bir yana, “dönüşüm” bugünkü hâlimize bakarsak gelecekteki tek umudumuz belki de. Herhalde asıl mesele neye dönüşeceğimiz. Şu âna kadar böcekten daha iyi bir alternatif bulamamamız pek iyi haber değil. Denemeye devam.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





