Aslında bir bahar günü değil soğuk bir kış günüydü. Kuzey Afrika’nın soğuk ayazında Tunus’ta bir seyyar satıcının kendini yakması ile 17 Aralık 2010’da Siyonizm destekli ABD projesinin fitili ateşlendi. Acaba Tunuslu seyyar satıcı milletlerin yanışına sebep olacak yangının ilk ateşi olduğunu biliyor muydu?
Proje yeni değildi. Genişletilmesi ise Haziran 2004’te Sea Island/ABD’deki G-8 Zirvesi’nden sonra ortaya atılmış ve ABD tarafından merkeze koyulmuştu. Amacı ABD’nin artık sürekli var olmak istediği ve kaynaklarından istifade etmekte kararlı olduğu Orta Doğu’da “Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Girişimi” ya da bilinen adıyla Büyük Orta Doğu Projesi (BOP), George W. Bush yönetimi tarafından uygulanmasına başlandı.
Bahar getirecekti Araplara, Amerikan baharı… Güzel sözler ile süslüydü bütün bu projelerde olduğu gibi… Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, özgürlükler getirecekti ABD. Bu güzel kelimeler bize de hiç yabancı değil şimdi pek çoğunun büyük yoksunluğunu yaşasak bile…
Tunus’taki seyyar satıcının kendisini yakması ile başlayan yangın etkilerini Libya, Cezayir, Mısır, Umman, Sudan, Ürdün ve Suriye’de yoğun şekilde gösterdi. Bazı ülkelerde ise hafif etkileri oldu. Özellikle ABD yanlısı yönetimleri olan ülkelerde sadece gösteriler ve gösterilere verilen tavizler ile geçiştirildi.
ABD ve İsrail için tehdit olan ülkelerde ise ilk aşamada yönetimler, daha sonra da ABD ve İsrail’in oyuncağı olan halkları ağır bedeller ödediler.
Tunus’ta liderler kaçmak zorunda kaldı. Hâlâ demokratik ortam kurulamamış durumda ve ekonomik zorluklar her geçen gün artıyor. Umman, Yemen, Ürdün’de hükûmetler değişti ekonomik zorluklar ve millî güvenlik sorunları had safhada. Mısır’da hükûmet değişti, yetmedi aşırı İslâmcı Mursi tehdit olduğu için uzaklaştırıldı. Sayın Cumhurbaşkanımızın zaman zaman katil dediği zaman zaman dostu olan Sisi hükûmeti ile devam ediyor. Federe devlet olan Irak’ta bir dönem mezhepler arası savaşlar çıktı, Libya bölündü ve hâlâ toparlanamadı. Suriye’de Esad yönetimi bir direnç gösterdi, bedelini ağır ödeyen bir Suriye çıktı ortaya. Muhtemelen bölünecek ve daha çok bedel ödeyeceği de açık.
Türkiye bu planın neresinde? Nereden dâhil oldu bu plana?
Muhtemelen birinci çözüm süreci ile. Siyasal İslâmcı bir hükûmet olmalıydı ki tarikat görünümlü CIA aparatları rahatça yol alabilsinler. Bunun altyapısı önceden hazırlandı.
Geleneksel yapısı çok kuvvetli ve sağlam temeller üzerinde hareket eden bir TSK vardı ve bu en büyük engeldi. En kıymetli askerler Balyoz, Ergenekon ve diğer isimli kumpaslar ile etkisiz hâle getirilmeye çalışıldı. Dünyada çok az ordu bu kadar kumpasa rağmen ayakta kalabilirdi.
Bir şekilde direnç gösteren bu yapının değiştirilmesi gerekiyordu. 15 Temmuz 2016’da CIA tabanlı Fetö terör ve casusluk örgütü darbe girişiminde bulundu. Sanki Arap Baharı’nın Türkiye versiyonuydu. Bizim açımızdan teşebbüs başarılı olmadı ama ABD açısından öyle mi oldu, pek emin değilim. Malûm, KHK’lar ile pek çok değişiklik yapıldı ve TSK’nın yapısı çok önemli bir şekilde değiştirildi. Buna gerek var mıydı? Kimin isteği ve beklentisiydi bu kadar değişiklik?
Darbeye teşebbüs eden her kurumda binlerce müridi olan bir tarikattı. Bedelini ödeyen ise TSK oldu. Tarikatlar ile ilgili bir tedbir alınmazken bütün tedbirler ve değişiklikler TSK üzerinde yapıldı. Tarikatlar daha da güçlendi, pek çok kurumda yerlerini daha da sağlamlaştırdı. Hükûmetin Millî Eğitim Bakanı dahi bunları “STK(sivil toplum kuruluşu)” olarak tanımladı.
TSK’da o günden bugüne yapılan değişiklikleri defalarca yazdığımız için tekrar yazmayacağım. Eski yazılarımda ayrıntılı olarak bulabilirsiniz.
Şimdi gelinen noktada ikinci bir çözüm süreci yine süslü fakat gerçekçi olmayan, güzel fakat altında başka fikirler saklayan, kulağa hoş gelen fakat hayatımızı hoş etmeyecek cümleler ile Türk Milletine algı ile anlatılıyor. Yani Amerikan baharının güzel kokuları gelmeye devam ediyor.
Aman ha! Sakın aksi bir şey söylemeyin. Hemen ezberletilmiş kelimeler ile saldırıya uğrarsınız. “Sen barış istemiyor musun?, Analar ağlasın mı istiyorsun?, Şehitler gelsin mi istiyorsun?” en temel argümanlar.
Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsız olmasını, teröristler ile aynı masaya oturulmamasını, teröristbaşı caninin muhatap alınmamasını ve infaz yasasının terörstbaşı cani için de uygulanmasını istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti ordusu TSK’nın ülkesini korumaya muktedir olduğuna inanıyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin “Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Girişimi” oyununun bir parçası olmasını istemiyorum. Yüce Türk Milletinin hainler ve düşmanlar ile başa çıkacak güce sahip olduğuna inanıyorum.
Ulus devlet ve üniter devletin temel sütunlar olduğuna, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesi ve milleti ile bir bütün olduğuna ve olması gerektiğine inanıyorum. Bunların sağlamlığı ölçüsünde kimsenin bizi yıkamayacağına inanıyorum. Bu birilerini neden rahatsız eder ki?
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.






