Ana sayfa Görüş Türk hukuk mevzuatındaki değişiklikler

Türk hukuk mevzuatındaki değişiklikler

0

Aşağıda son zamanlarda Türk hukuk mevzuatında yapılan bazı değişikliklerden kısa başlıklar bulacaksınız. Umarım ilginizi çeker.
1) Anayasa Mahkemesi; 2008/66 Esas, 2008/131 Karar Sayılı, 22 Temmuz 2008 tarihli ve Resmi Gazete’de 13 Kasım 2008 tarihinde yayımlanan kararıyla, bize göre çok yanlış olan ve birçok kişinin iş ve aile hayatını yıllardır olumsuz etkileyen bir konuda çok önemli bir karar vermiştir.5411 Sayılı Yasa’yla Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na, (Fon) borçlu olanlar ile tüzel kişi borçluların kanuni temsilcileri hakkında yurtdışına çıkış yasağı talebinde bulunma yetkisi tanınmakta ve daha da ötesi; bu kişilere pasaport veya vesika verilmesi yasak olan hallerden sayılmaktaydı. Anayasa Mahkemesi kararında “Fon’un alacağı olan ve özel hukuk hükümlerine dayanarak ortaya çıkan borçlar, belirli bir hukuksal süreçten sonra 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamına girerek kamu alacağı haline getirilseler bile, ‘vergi borcu’ niteliği kazanmazlar ve ‘vatandaşlık ödevi’ içinde değerlendirilemezler” şeklinde çok doğru bir yaklaşımla, Anayasa’nın 13. Maddesi’nde koruma altına alınan temel hak ve özgürlüklerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak yasayla sınırlanabileceği ve bu sınırlamaların Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Burada bize ayrılan yerin darlığı sebebiyle bu güzel kararın tüm gerekçesine yer veremiyoruz; ancak sonuç olarak, vatandaşlık ödevi kapsamında olmayan kamu alacaklarının tahsili amacıyla borçlular hakkında yurtdışına çıkış yasağı konması, Anayasa’nın 23. Maddesi’nin güvence altına aldığı seyahat özgürlüğü alanına yapılan açık bir müdahale niteliğinde olduğundan, Fon tarafından dayanılan maddenin Anayasa’nın 13. ve 23. maddelerine aykırı olması sebebiyle Anayasa Mahkemesince iptali gerektiğine karar verilmiş ve daha da önemlisi,  iptal kararının sonuçsuz kalmaması ve giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi için “yürürlüğünün durdurulmasına” karar verilmiştir!Bu karar şimdiye kadar bu durumdan mustarip olanları ilgilendirdiği gibi –umarız kesinlikle olmaz ama– içinde bulunduğumuz büyük ekonomik kriz nedeniyle Fon’a devredilen bir banka olması halinde, bu bankalardan kredi kullanan şirketlerin yöneticilerini de çok yakından ilgilendirecektir. Zira Fon’a devredilen bankaların alacakları amme alacağı olarak değerlendirilebilecektir. Belki dikkatlerden kaçan ama önemli bir kanun değişikliği ile 04.06.2008 tarihinde Amme Alacaklarının Tahsili Usulu Hakkındaki Kanun’a yeni bir hüküm ilave edilmiş ve kamu alacağının doğduğu ve ödenmesi gereken tarihlerdeki kanuni temsilcilerin de kamu alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulması kararlaştırılmıştır.  Bu durumda “borcun doğduğu ve ödenmesi gereken” gün şirketlerin kanuni temsilcisi olan kişilerin şahsi sorumluluğu dahi söz konusu olabilecektir. En azından Anayasa Mahkemesi’nin bu kararıyla söz konusu şirket yöneticilerinin seyahat özgürlüğü kısıtlanmamış olacaktır.
2) Petrol tankerlerinin çift cidar veya eşdeğer tasarım şartlarının uygulama esaslarının belirlenmesi ve kabotajda çalışan petrol tankerlerinin operasyonlarının emniyetli bir şekilde yürütülmesi amacıyla Ulaştırma Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelik, 3 Kasım 2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
3) Neredeyse yılan hikâyesine dönen yabancılara taşınmaz satışıyla ilgili hukuk karmaşasında aslında “yabancı” olarak nitelenmemesi gereken, Türk kanunlarına göre kurulmuş, ancak yabancı sermayeli banka ve şirketleri çok ilgilendiren “Yabancı Sermayeli Şirketlerin Taşınmaz Edinmelerine Dair Yönetmelik” 12 Kasım 2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.
Bu yönetmelik, sadece mülk satın almak isteyen yabancı sermayeli şirketleri değil, taşınmaz ipoteği tesis etmek isteyenleri de ilgilendirdiği için çok önemli. Aslında piyasalar bozulmadan önce çıksaydı çok daha iyi olurdu. Türkiye’de birçok bankamız şu anda yabancı sermayeli şirket statüsünde. Bunların kredilerine teminat olarak ipotek almaları ya da Mortgage’le ilgili çalışma yapabilmeleri tamamen bu düzenlemelere bağlı. Biz bu bankalara güvenip Türk finans hayatını emanet ediyoruz, mudilerimizin hesaplarını emanet ediyoruz, ama bu bankalar ipotek tesis ederken Türk şirketlerinden farklı bir muamele görüyorlar. Yönetmeliğe göre; yabancı sermayeli bir banka da herhangi bir yabancı sermayeli şirket gibi değerlendirildiği için taşınmaz ipoteği tesis edebilmek için yönetmelikte sayılan prosedürü yerine getirmek zorunda, öncelikle vilayete başvuruda bulunacak. Bu müracaattan sonra yapılacak “değerlendirme” prosedürü yönetmeliğin 9. maddesinde detaylı olarak sayılmış ve bu  bankaları belli ki “uzun” günler bekliyor! Ayrıca, vilayetteki komisyon benim bilgime göre pek sık toplanmıyor. Krediler re-finans edilirken, ek teminat talepleri karşılanırken, konut kredisi veya herhangi bir  kredi verilirken teminat olarak taşınmaz ipoteği alacak olan bankalar tüm bu prosedürü yerine getirmek zorunda. Bu durum, sadece bu bankaları değil taşınmaz ipoteği karşılığı kredi kullanacak ya da kredisini yeniden yapılandıracak şahıs ve şirketlerin de ticari hayatını etkileyecek. Bu arada tüm okurlara küçük bir uyarı: Lütfen taşınmazlarınızın tapularını zaman zaman kontrol ediniz. TMSF alacakları kapsamında tapulara kimlik bilgileri verilmeksizin tedbir kararları gönderiliyor! Aynı isimden herkese giden bu kararlar yüzünden tam satış ya da ipotek tesis gününde işlem yapamayabilirsiniz ve bu kararları kaldırmak da maalesef hiç kolay olmuyor. Hayatı boyunca hiç ticaret yapmamış rahmetli babamın tapu kaydında bile isim benzerliği sebebiyle TMSF tedbiri var!
4) Ücret, Prim, İkramiye ve Bu Nitelikteki Her Türlü İstihkakın Bankalar Aracılığıyla Ödenmesine Dair Yönetmelik, 18 Kasım 2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Yürürlük tarihi 1 Ocak 2009 olan yönetmelik, Deniz İş Kanunu’na tabi olarak Türkiye genelinde en az 10 gemi adamı çalıştıran işverenleri de ilgilendiyor.
5) 22 Kasım 2008 tarihli Resmi Gazete’de  “Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun” yayımlandı. Bu kanunun amacı gerçek ve tüzel kişilere ait olup yurtdışında bulunan para, döviz, altın, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının ekonomiye kazandırılması ve taşınmazların kayda alınması ile yurtiçinde bulunan ancak işletmelerin öz kaynakları içinde yer almayan bu türden varlıkların sermaye olarak konmasına imkân vermektir. Bu kanun yayımlandığı tarihte yürürlüğe girmiştir.