Mayıs ayının Türk Donanması’ndaki yerini daha önceki yazımda geniş olarak yazmıştım. Bu yazımda mayıs ayının Donanma varlığımızın oluşumundaki gelişmeleri ile İmparatorluğun kırılma noktalarından bahsedeceğim.
19 Mayıs 1090 ilk deniz savaşımızdır. Aynı zamanda Deniz alâka ve menfaatlerimizin oluşumunun en müspet göstergesidir. Emir Çaka Bey, Ege adalarının ekonomik değerini ve ticaret hacmini görerek adaları ele geçirmiş ve Doğu Roma İmparatorluk Donanması’nı yok etmiştir. Türklerin, toprak almaktan ziyade ekonomik avantajları görmesi ve donanma varlığını oluşturması yönünden önemli bir tarihtir. Bu jeopolitik düşünce sonraki dönemlerde devam edebilseydi Türk İmparatorluğu’nun kaderi çok farklı olurdu.
Fatih Sultan Mehmet donanma varlığını İstanbul’un fethi esnasında görmüştür. 2’nci Beyazıt korsan faaliyetlerini desteklemiş ve İmparatorluk donanmasının alt yapısını oluşturmuştur. Otranto seferi İmparatorluğun deniz stratejisini Doğu Akdeniz’den batıya taşımıştır. Garp Ocakları’nın devlet hizmetine girmesi ile doruk noktasına çıkmıştır. Türk İmparatorluğu 15’inci yüzyılın başında Deniz stratejisini doğudan batıya taşımıştır. Preveze Deniz Savaşı ile tüm Akdeniz büyük oranda Türk hâkimiyetine girmiştir ama ne yazık ki muhteşem Süleyman bu avantajı tam kullanamamıştır. Denizlere önem veren Barbaros Hayrettin Paşa, Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın himayesinde büyük işlere imza atmıştır. İmparatorluğun yükselmenin verdiği rehavet hasımları küçük görme hattâ muhatap bile almama siyaseti, üzülerek söylemek gerekirse Donanma’yı etkilemiştir. Atlas Okyanusu’na çıkma düşüncesi ilgi görmezken, Hint Okyanusu’na çıkma fikri kerhen de olsa benimsenmiş ancak okyanus tipi gemilerin inşası yapılmadan seferlere çıkıldığı için akim kalmıştır.
1554 yılı İmparatorluğun deniz stratejisinin birinci dönüm noktasıdır. Piri Reis gibi bir Amiral ve bilim adamının yoktan sebep ve liyakatsiz kişilerin ithamları ile sorgusuz sualsiz idam edilmesi ile denizlerde duraklama başlamıştır. 1571 İnebahtı Bozgunu kibir ve onurun kurbanı olmuştur. Ayrıca liyakatsiz kişilerin yönetime girmesi ve kendilerini büyük görerek deniz harp prensiplerine aykırı hareket etmesidir.
1571 çok önemli 2’nci dönüm noktasıdır. Öyleki artık Avrupa “Türklerin yenilebildiğini” görmüştür. Sonucu büyük olmuş ve tüm Akdeniz’de bir ânda deniz hâkimiyetimiz yok olmuştur. Dikkatinizi çekerim İmparatorluk bu geniş sınırlara donanma ve denizlere önem verdiğinde güçlenmiş ve bir dünya imparatorluğu olmuştur. Bu tarihten sonra donanma Ege Denizi’nden öteye gidememiş. Girit Adası’nın alınışı 25 yılda olmuştur.
1770 Çeşme Baskını ile 1773’te Deniz Harp Okulu’nun kurulması ile yeniden toparlanan Donanma İngiliz, Fransız ve Rus gemilerinden meydana gelen müttefik filo tarafından 1827 yılında Navarin’de imha edilmiştir. Bu 3’üncü önemli dönüm noktasıdır. Akdeniz artık Akdeniz devletleri haricinde bir devlet İngiltere’nin ilgi sahasına girmiştir. Bu dönüm noktasının sonucunda Kuzey Afrika kaybedilmiş ve Balkanlar’da kurtuluş isyanları çıkmaya başlamıştır. 26 yıl sonra 1853 Sinop Baskını ile artık Karadeniz de hâkimiyetimizden çıkmış ve Karadeniz’in kuzeydoğusu elden çıkmıştır. Bu tarihler arasında küçük deniz zaferleri ve başarılar olmuşsa da İmparatorluğun çöküşü önlenememiştir. Sonuçta Donanma Alman emperyalizminin bir aracı olarak ve Alman subaylarının sevk ve idaresinde Birinci Dünya Savaşı’na girmiş ve Sevr Anlaşması ile ülke işgal edilmiştir.
1827 tarihinden 1923 yılına kadar İmparatorluğu yönetenler büyük ölçüde deniz alâka ve menfaatlerimizin korunmasında cılız çabalar haricinde bir devlet politikası üretememişlerdir. Çanakkale Zaferi’nin bu kadar büyük zayiatla kazanmamız tarihimize altın harfler ile yazılsa da gerçek şudur ki; eğer güçlü bir donanmamız olsaydı müttefikler Çanakkale’ye amfibi bir harekât yapamazdı. Buraya ayrılan kuvvetlerimiz başka cephelerde savaşır belki de İmparatorluğun tarih akışı değişebilirdi. Keza güçlü bir donanmamız olsaydı bugün çözümsüzlük sürecinde olup Türkiye’yi batıdan çevreleyen Ege adaları sorunu olmayacaktı.
4’üncü dönüm noktası ise 1923/1938 Atatürk dönemidir. Tarihsel süreci çok iyi bilen ve stratejik öngörüsü çağının ötesine giden ve adeta bugünleri gören büyük önderimiz Atatürk’ün deniz siyasetidir.
19 Mayıs 1090’da Koyun Adaları Zaferi ile Ege Denizi’ne açılan Donanma 12/20 Mayıs 1926 tarihlerinde çekirdek Donanma ile Ege Denizi’nde bizzat Atatürk’ün de izlediği bir deniz tatbikatı yapılmıştır. Yaklaşık 100 yıl sonra Ege Denizi’ne donanma çıkmıştır. Batı kanatta Saruhan ve Oniki Ada ile kuşaklanan Türkiye, güney kanatta da Kıbrıs Adası ile kuşaklanmak istenmiş ve bunun sonucunda 20 Temmuz 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekâtı ile önlemiştir.
Bu tarihe kadar yani 1945/1974 arası Türk Donanması tıpkı Kara Kuvvetlerimiz gibi taarruzi değil bir savunma gücüne dönüşmüştür. Bunu da NATO’ya ve ABD’ye borçluyuz. Emperyalizm, o dönem SSCB’yi çok çok büyük bir tehdit olarak algılamamızı sağlamıştır. SSCB’nin mutlak bir gücü vardı ama denizaltı gemilerimiz Sivastopol liman ağzına kadar gidip periskop fotoğrafı çekebiliyorlardı. Bu tehdit millî harp sanayimizin ilerleyişini baltalamış ve ABD güdümünde bir yapıya dönüşmüştür. ABD hayranlığı NATO’ya giriş ve tam bağımlı bir harp ekonomi yapısı oluşmuş gemilerin tuvalet klozetleri bile ABD yardım kurulu onayı ile verilmişti. Kıbrıs Barış Harekâtında kaybettiğimiz TCG KOCATEPE‘de çıkan yangınlar sonucunda elektrik devreleri hasar görüp gemi karanlığa bürünmüş otomatik olarak yanan pilli ışık sisteminin pilleri ABD malı olduğundan ve ikmal merkezinde de yeterli miktarda olmaması sonucunda karanlıkta yangınla mücadele edilmiştir. Pil bile dışardan alınmaktaydı. ABD ve NATO hayranları bunu iyi bilmelidir.
5’inci dönüm noktası 1974 yılıdır. Millî harp sanayimizin yeniden kurulmasıdır. Muhabere cihazlarının yapımı ile kurulan sanayimiz bugün komşularına tehdit unsuru olan bir güç hâline gelmiştir. 1974 Türkiye’nin jeopolitiğini değiştirmiştir. Deniz alâka ve menfaatlerimiz Mavi Vatan kavramı ile bütünleşmiştir. 1912’de Saruhan Adalarımızı savunmada çektiğimiz sıkıntılı zamanlar şimdi Yunanistan için geçerlidir. Bir başka konuda GKRY’nin gözlerine perde inerek yaptığı askerî ve siyasi anlaşmalar ve Türkiye’yi tehdit eder davranışları önemlidir. KKTC Türkiye için çok önemlidir. 1974 yılında Başbakan olan Bülent Ecevit’in söylediği gibi “Kıbrıs Adası’nda tek bir Türk kalmasa da bizim için önemlidir”.
Atatürk’ün 1935 yılında Mersin’de söylediği söz adeta bugünü özetliyor “Efendiler Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu Ada bizim için çok önemlidir.”
Atatürk Lozan Antlaşması’ndan sonra 4 hususu önceliğine almıştı. Hatay, Kıbrıs, Batı Trakya ve Ege adaları. İlk ikisi oldu.
Atatürk’ün vasiyetlerini yerine getirmek zorundayız.
Her yazımda tekrar ediyorum Türkiye’nin bekası denizlere hâkim olmasıdır. Mavi Vatanımızın hak ve menfaatlerinin tavizsiz korunmasıdır.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





