Ana sayfa Piyasa Ekonomi Türban ve kapatma davası piyasaları alt üst ediyor

Türban ve kapatma davası piyasaları alt üst ediyor

0
ABD’deki kredi krizinin derinleşmesiyle küresel piyasalarda deprem yaşanırken, en fazla hasarı Türkiye piyasaları aldı. Hiç hesapta yokken gelen kapatma davası ve iç siyasi belirsizlik Türkiye’nin risk primini iyice artırdı

ABD ekonomisiyle ilgili resesyon beklentilerinin etkisiyle global piyasalardaki dalgalı seyir sürüyor. Türkiye’de de yurtdışındaki gelişmelere bağlı hareket eden finansal piyasalarda tansiyonun artmasına AKP’ye açılan kapatma davası ayrı bir etken oldu. Piyasalardaki dalgalanmalardan oldukça rahatsız olan yatırımcılar ise tasarruflarına yeni adresler arıyor. Mart ayında gerek global piyasalarda gerek iç siyasette çok hızlı gelişmelere sahne olan iki hafta geçirdik. İç piyasanın gündemine siyaset oturdu. AKP’ye açılan kapatma davası ile ilgili her gün yeni bir gelişme olacak ve bir yandan dışarıdaki dalgalanmayı izleyen piyasalar bir yandan da iç siyasi gelişmelere odaklanacak. Davanın orta vadede Türkiye’nin risk primini yükseltmesi kaçınılmaz olarak görülüyor. Küresel piyasalarda yaşanacak olası çıkışlarda Türkiye’nin diğer gelişmekte olan ülkelerin daha altında bir performans göstermesi bekleniyor. Türban ve kapatma davasının seyri önümüzdeki dönemde piyasaların gündemini belirleyecek en önemli konular olarak göze çarpıyor. Bugüne kadar global piyasalar kötü gitse de Türkiye, tek parti iktidarı ve siyasi istikrar söylemini ön plana çıkarıp dalgalanmalardan en az şekilde etkilenmeye çalışıyordu. Ancak gelinen noktada kapatma davası, türban ve Ergenekon davası ile yaşanan siyasi gerginlikler Türkiye’nin risk primini artırıyor.

Mehmet Şimşek arşivine bakmalı
Son altı yılda Türkiye, yakaladığı hızlı büyüme, enflasyonunun tek haneye indirilmesi, bütçe açığının kapatılması, mali disiplinin sağlanması gibi makro ekonomik gelişmelerle yabancı yatırımcıların gözdesi haline geldi. Ekonomiye yabancı ilgisinin devam etmesi için Türkiye’nin makro ve mikro reformları bir an önce yürürlüğe koyması analistler tarafından hemen hemen her platformda dile getiriliyordu. Hatta Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, çok değil 22 Temmuz seçimleri öncesi, yatırım bankası Merrill Lynch’te analistlik yaptığı dönemlerde hazırladığı haftalık raporlarda, bu reformların önemine dikkat çekip reformların hükümet tarafından bir an önce yapılması gerektiğini, aksi takdirde makro alanda elde edilen kazanımların bir anlamı olmayacağını anlatıyordu. Ancak Ankara’nın havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez, Mehmet Şimşek reformları yapacak olan bakanlık koltuğuna oturduğundan bu yana, reformlarla ilgili herhangi bir gelişme sağlanabilmiş değil. Bu konuda sanırız, sayın Şimşek’in arşivinden, çok değil  8-10 ay önce yazdığı raporları tekrar okuması gerekiyor. Hükümetin reformları gerçekleştirme çabasına bir türlü girmemesi ise yatırımcıların gözünde Türkiye’nin daha çok sorgulanmaya başlanmasına sebep oldu.

Krizin sonuna mı gelindi?
Her ne kadar dünyada krizin tüketim ve reel sektöre nasıl yansıdığı henüz tam olarak bilinmese de nisan ayında banka bilançolarında hasarların bir bir ortaya çıkmaya başlaması ‘Global olarak piyasalarda artık krizin sonuna mı geldik?’ sorusunu gündeme getirecek. Belki de ABD Merkez Bankası’ nın (FED) aldığı önlemlerin ve uyguladığı para politikalarının yavaş yavaş sonuç vermeye başladığı bir ortam oluşmaya başlayacak. Martın son haftası, ABD, Avrupa, İsviçre, İngiltere ve Kanada Merkez Bankaları ilan ettikleri hareket planı çerçevesinde piyasaya likidite sağlamaya başlamaları, FED’in 75 baz puan indirime giderek faiz oranını yüzde 2.25’e indirmesi ve  Lehman Brothers, Goldman Sachs ve Morgan Stanley gibi yatırım bankalarının 1. Çeyrek karlarının ise beklentilerin üzerinde gelmesi piyasalara moral aşıladı .  Önümüzdeki dönemde, yükselen emtia fiyatlarına bağlı olarak hızlanacak enflasyon ile subprime’a dayalı zararların tahminlerin üzerinde gelmesi ise piyasalar üzerinde önemli risk unsurları oluşturuyor.  Bu arada ABD’de likidite açlığının giderilmesi  ve mortgage zararlarının karşılanabilmesi için enflasyon maliyetine katlanılarak kamu kaynaklarının kullanılması nihai çözüm olacak gibi görünüyor.