Tümamiral (E) Cihat Yaycı: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağıyla Doğu Akdeniz’de varolabiliriz

MDN Editör
  • |

Türk Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi (Türk DEGS) Başkanı ve ‘Mavi Vatan’ kavramının fikir babası Tümamiral (E) Doç. Dr. Cihat Yaycı ile Türkiye coğrafyasının kaderi olan sorunlara yönelik kapsamlı bir denizcilik röportajı gerçekleştirdik

‘Türkiye Mavi Vatan'ına sahip çıkmak zorunda’

Doğu Akdeniz’de 1,5 trilyon dolar değerinde yaklaşık 30 milyar varil petrole eşdeğer hidrokarbon rezervi bulunduğu ve bunun Orta Doğu’daki enerji piyasasını yeniden şekillendireceği yönündeki değerlendirmelere katılıyor musunuz?

Doğu Akdeniz'de bir buçuk trilyon dolarlık yaklaşık otuz milyar varil petrole eşdeğer hidrokarbon bulunduğu zaten senelerce ABD Jeoloji Enstitü verileri de dâhil olmak üzere birçok uluslararası kurum tarafından ortaya konmuş durumda. Bunun yanı sıra Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA) ve üniversitelerimizin yapmış olduğu çalışmalara göre de bu bölgede Türkiye'nin 550 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayacak gaz-hidrat yatakları var. Savaşlar hakikaten ekonomik değerler için, kaynaklar için yapılır. Her şeyin başı menfaat, menfaat de ekonomi demek. O nedenle Doğu Akdeniz dünyada yeni kriz alanlarından bir tanesi. Burada çok ciddî bir paylaşım mücadelesi yürütüldüğünü de zaten senelerdir görüyoruz. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin bu bölgeye sahip olma çabası ile arkalarına AB’yi ve Amerika'yı alarak, burada pay kapma yarışında olduklarını görüyoruz. î Henüz çıkarılmamış olmasına rağmen Doğu Akdeniz Doğalgaz Forumu kuruldu. Bu forum Basra Körfezi'nde Katar'dan sonra kurulan ikinci gaz forumudur. Forumların amacı dünya piyasasındaki fiyatları regüle edebilmek, belirleyebilmek. Kaynağı olan bölgelerde çeşitli ülkeler bir araya gelirler ve forumlar kurarlar. Daha doğalgaz çıkmadan, potansiyel doğalgaz kaynaklarıyla Doğu Akdeniz o kadar önemli demek ki, Doğalgaz Forumu kuruldu. Yani bu, Doğu Akdeniz'den çıkacak gazın dünya piyasalarındaki fiyatları regüle edebileceğini ifade ediyor. Doğalgazın ne kadar zengin bir potansiyele sahip olduğunu göstermesi açısından bunu önemli buluyorum. Sadece Orta Doğu'daki enerji piyasasını değil dünyadaki enerji piyasasını da etkileyebilecek olma ihtimâli yüksek olmalı ki, burada bir gaz forumu kurulmuştur. Yani Doğu Akdeniz’de gaz vardı-yoktu tartışması, bu projeler ışığında beyhudedir. Hem forumun kurulması hem doğalgaz boru hatlarının kurulmaya çalışılması hem de İsrail'in çıkacak olan doğalgazdan elde edilecek önemli bir kısmının gelecek nesillere aktarmak üzere bir fon kurmuş olması Doğu Akdeniz'de doğalgazın varlığının en önemli göstergelerindendir.

Tümamiral (E) Cihat Yaycı: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağıyla Doğu Akdeniz'de varolabiliriz

‘Mavi Vatan kaynakların paylaşımıdır’

“AB, 2027’de Rusya’dan enerji ithalatını sıfırlayacak, yerine İsrail-Kıbrıs-Yunanistan üzerinden yeni boru hattı devreye girecek” iddiası sizce mümkün mü? Bu durumda Türkiye’den geçen boru hatları devre dışı kalır mı?

Türkiye’yi çatışma noktasına kadar getiren Deniz Yetki Alanları’nın paylaşımıdır.

Türkiye üzerinden geçen doğalgaz ve petrol boru hatları; Bakü-Ceyhan boru hattı, Rusya’dan gelen boru hattı ile İran ve Türkmenistan üzerinden yapılması planlanan doğalgaz boru hatlarıdır. Avrupa’nın Rusya'ya karşı bağımlılığının azaltılması için Doğu Akdeniz'deki gazın Avrupa'ya taşınması projesi vardır. İsrail'den Girit'e, Mora'ya hattâ İtalya'ya oradan da bir boru hattını döşenmesi projesi var. Bu hatlar vasıtasıyla gaz İsrail, Hayfa'ya gelecek. Oradan da Doğu Akdeniz'in tabanından geçecek boru hatlarıyla Avrupa'yla bulaştırılması diye bir proje var. Aslında Türkiye için bu proje gelir bakımından çok önemli değildir. Stratejik ve jeopolitik önemini artıran bir husustur. Enerji hatlarının bir ülke üzerinden geçmesi, o ülkenin maddî kazançtan ziyade jeopolitik değer kazanması açısından önemlidir. Peki proje Türkiye'nin önemini azaltır mı derseniz, mevcut duruma göre azaltmaz. Aslında Türkiye'nin önemini de artırır. Çünkü bu doğalgaz boru hattı Türkiye'nin Deniz Yetki Alanı'ndan geçirilmek durumundadır. BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre de bu boru hattının ya da kabloların geçirilmesi konusunda kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgeyi elinde tutan kıyıdaş devlete, bir güzergâh, rota bildiriminde bulunması gerekmektedir. O ülkenin bilgilendirilmesi ve onun onayının da alınması gerekmektedir. Bu bildirim yapıldıktan sonra devlet hayır, ben geçirmiyorum demez ama güzergâhın uygun olup olmadığını, uygun değilse başka güzergâh belirlenmesini söyleyebilir. Burada tabii önemli olan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin eğer Avrupa’nın iyiliğini istiyorlarsa, inadı bırakıp Türkiye'nin kıta sahanlığının geçirilecek olan boru hatlarının güzergâh bildiriminin Türkiye'ye yapılmasına karşı çıkmamalarıdır. Niye karşı çıkıyorlar? Güzergâh bildiriminde bulunursak “burası Türkiye'nindir” diye kabûl etmiş duruma düşeriz diyorlar. Aslında Avrupa'nın Rusya'ya karşı doğalgaz bağımlılığının devam etmesindeki en önemli nedenlerden bir tanesi Rum ve Yunan inadıdır. Türkiye’ye güzergâh bildiriminde bulunmalıdırlar. Diğer yandan Türkiye'nin karasuları üzerinde yapılacak, KKTC’nin doğusundan geçerek Türkiye’ye uzanacak bir boru hattının, Türkiye’den Avrupa'ya taşınması çok daha makûl, mantıklı ve daha ucuz bir yöntemdir. İşte bu durumda da Türkiye'ye büyük bir fırsat doğmaktadır. Aynı zamanda KKTC’nin fiilen tanınmasını sağlaması ve ekonomik gelir elde etmesi açısından önemlidir. Bir de KKTC bu hattan ucuz doğalgaz elde edecektir. Hattâ biraz da konuşan, sözü dinlenen ülke olacaktır.

‘Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge ilânı çok önemli’

Türkiye denizde hem KKTC hem de Libya ile anlaşmalar yaptı. Buradan doğan haklarımızı iyi kullanabiliyor muyuz? Balıkçılık, enerjiyi denizcilik alanlarında bunların ne gibi faydalarını görürüz?

Türkiye'nin KKTC ile 2011 yılında yaptığı antlaşma aslında bir kıta sahanlığı antlaşmasıdır. Bu KKTC’nin tanınırlığı açısından da denizdeki sınırlarımızın belirlenmesi açısından da önemlidir. Mavi Vatan'ın KKTC ile Türkiye arasındaki sınırlarının belirlenmesi açısından önemlidir. 

Diğer yandan Kasım 2019’da Libya'yla yapılan Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Antlaşması bir münhasır ekonomik bölge antlaşmasıdır. Bu antlaşmanın metnini ben yazdım. Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Antlaşması’na bir parantez açtım ve münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı yazarak da bir tartışmaya mahal bırakmamak istedim. Kıta sahanlığının dışında canlı cansız kaynakları kullanma hakkını da kapsayacak şekilde münhasır ekonomik bölge olduğunu ifade ettim. Libya Antlaşması Türkiye'nin Mavi Vatanının Doğu Akdeniz parçasının batı sınırını belirlemiştir. Bu nedenle, Libya Antlaşması sonrasında balıkçılığın yalnızca bizim tarafımızdan yapılması ve başkalarının bu bölgede balıkçılık yapmasına müsamaha gösterilmemesi gerekmektedir. Ancak münhasır ekonomik bölge ilânı yapmadığımız için herkes gelip bizim Doğu Akdeniz'deki Mavi Vatan parçamızda balık avlıyor. Sadece orkinos balığı avından yıllık yaklaşık kaybımız 400 milyon dolar. Diğer balıkları, deniz ürünlerini saymıyorum. Bu bakımdan Türkiye'nin özellikle Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge ilanı çok önemlidir. Efendim biz her balıkçıyı nasıl kontrol edelim? Ya bu zaten dünyada hiçbir devlet deniz yetki alanında sınırlarını tam kontrol altında bulunduramıyor. Yani bu mazeret değil. Edemezsem, ‘o zaman münhasır ekonomik bölge ilan etmeyeyim.’ Ben de diyorum ki: O zaman kara sınırlarını da kaldır. Neden? Bir sürü yasa dışı göçmen geliyor. Önemli olan sizin yakaladığınızda cezalandırmanız, müsaade etmemeniz. Başka bir ülke bizim Mavi Vatanımızda balık çıkartacaksa ona bir vergi koymak, bundan bir gelir elde etmek çok önemlidir. 

Okuduklarımdan ve yaptığım araştırmalardan çıkan sonuçlardan biri şuydu; Fethiye ile Kaş arasındaki kıyılarımızda denizde kurulacak santrallerde dalga ve rüzgâr enerjisi ile Türkiye'nin elektrik ihtiyacının yüzde 12’si karşılanabiliyor. Sadece hidrokarbon olarak bakmayalım. Deniz yüzeyindeki dalga ve üstündeki rüzgâr enerjisi de çok önemli. Artık devletler denizin üstüne rüzgâr enerji santralleri kuruyor. O yüzden bütün bu alternatif enerji çeşitlerinin hepsini birlikte değerlendirmek, kullanmak lâzımdır. 

‘KKTC bayrağıyla Doğu Akdeniz’de ekonomik faaliyetlerde bulunabiliriz’

Önce Yunanistan’ın denizlerdeki tezini dayandırdığı Sevilla Haritası sınırları içerisine çekildik. Sonra da tamamen Doğu Akdeniz'den çıktık.

Bizim gemilerimiz son zamanlarda Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arayabiliyor mu? Yoksa Karadeniz'e mi kaydı? 

Karadeniz’e kaydı. Boşta olan sismik araştırma ve sondaj gemileri var. 2020’nin ilk yarısına kadar biz hakikaten çok iyi faaliyet gösteriyorduk Doğu Akdeniz'de. Şimdi bir yerden illâ doğalgaz çıkartmak için sadece gemi bulundurmak tek hedef değildir. Önemli olan oraya sahip olduğunuzu göstermek için orada münhasır ekonomik bölge faaliyetleri yapmaktır. Bunların başında sondaj yapmak gelir. Yoksa askerî tatbikatlarla münhasır ekonomik bölge faaliyeti yapılmaz. Dünyanın her devleti gelir sizin münhasır ekonomik bölgenizde tatbikatlar, atışlar yapar. Ama kaynak çıkartamaz, arayamaz. Onun için kaynak çıkartma, kaynak arama faaliyeti icra etmeliyiz biz. Tabii çok teşekkür ediyorum, hakları teslim etmek lâzımdır. Ülke olarak 2 tane sismik araştırma gemimiz, 4 tane sondaj gemimiz var, hattâ beşincisi alınıyor. Bir tane de üniversitemiz var. 3 sismik araştırma gemisiyle özel şirketler hariç dünyanın sayılı devletinin sahip olduğu bir sismik araştırma ve sondaj gemisi filosuna sahibiz. Ancak 2020’nin ikinci yarısından itibaren maalesef biz önce Yunanistan’ın denizlerdeki tezini dayandırdığı Sevilla Haritası sınırları içerisine çekildik. Sonra da tamamen Doğu Akdeniz'den çıktık. Yani Güney Kıbrıs Rum Yönetimi sözde 5 numaralı, 10 numaralı ve 12 numaralı parsellerde faaliyetlerine devam ediyor. Biz Doğu Akdeniz’de faaliyetlerimize devam etmiyoruz. Birtakım baskılar olabilir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne. İşte “yapma, etme” gibi söylemlerle Yunan ve Rum, Avrupa Birliği'ni kullanarak Türkiye'nin üzerine bastırabilir. Ama önemli olan şey şudur: Buna bir çözüm üretmek lâzımdır. Stratejik hedefleri ve menfaatleri bu çözüm içerisinde bu kriz içerisinde üretebilmek lâzımdır. Bunlardan bir tanesi de şudur ki eğer Türkiye bunu kendisi yapmaktan imtina ediyorsa, o zaman bu gemilerden birini ya da ikisini KKTC’ye devrederek, KKTC bayrağı çektirerek bu faaliyetleri Doğu Akdeniz'de yapabilir. Bu sayede KKTC’nin tanınmasına katkıda bulunur. İtiraz etsinler, KKTC adres gösterilir, o adrese gitseler KKTC’yi tanımış olacaklar. “Hayır” diyemezler, çünkü ‘Kıbrıs çevresindeki sularda Kıbrıs Türkü'nün de hakkı vardır’ diye Batılı devletlerin hepsi lafta bunları söylüyor. O zaman yukarı tükürseler bıyık, aşağı tükürseler sakal pozisyonunda kalacaklar. Bu arada KKTC’de millî bilinç ve millî gurur acayip derecede köpürecektir. Kendine güveni gelecektir. Rumlar dışarıdan kiralarken, Türkler kendi gemisiyle, kendi bayrağıyla araştırma yapıyor, sondaj yapıyor pozisyonuna gelecektir. Bunların hepsini bir arada değerlendirmek lâzımdır. 

Tümamiral (E) Cihat Yaycı: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağıyla Doğu Akdeniz'de varolabiliriz

‘Türk Devletlerinin Güney Kıbrıs’ı tanıması Dışişlerinin hezimetidir’

Güney Kıbrıs'ın Türk Cumhuriyetleri tarafından tanınmasını ve Türkiye'nin bu duruma sessiz kalmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni Türk devletleri 35 yıla yakındır tanımıyordu. 35 yıl boyunca ne Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne “büyükelçi atadılar” ne de Türkiye'yi “işgalci”, KKTC’yi “yok” saydılar ne de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni Kıbrıs'ın “tek temsilcisi”, Türkiye’yi işgalci olarak tanıyan BM Güvenlik Konseyi’nin “541 ve 550 numaralı” kararlarını tanıdılar. KKTC’yi de tanımadılar ama Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni de tanımadılar. 35 yıl sonra ne olduysa AB ile 12 milyar Euro değerindeki bir orta koridor projesinde, yol yapımı için verilen yardım karşılığında protokol yaptılar ve BM kararlarını tanıdılar. Yani Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tezlerini desteklediler. Türkiye'yi işgalci KKTC’yi de yok saydılar. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni de Kıbrıs Adası'nın tek temsilcisi olarak kabûl ettiler. Ve bunlardan 4 tanesi Türk Devletler Teşkilatı üyesi devlet. Bir de Tacikistan, bu 5 Türk devleti maalesef Güney Kıbrıs’a büyükelçi de atadılar. Bir kere Avrupa Birliği ile protokol yapan herkes bu şartları kabûl eder diye bir usûl yoktur. Yani BM’nin bu kararlarını tanıma zorunluluğu, AB ile yapılan herhangi bir protokolde yer almaz. AB ile ilişki kuracaksak bunları tanıyacağız diye bir usûl yoktur. Zaten olsaydı Türkiye Cumhuriyeti AB ile ortaklık müzakereleri yürütüyor, bize dayatılırdı öncelikle. Öyle bir dayatma yok. Ama burada Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB’yi nasıl kullandığı görülmelidir aslında. Amaç Türk Devletler Teşkilatı’na gözlemci üye statüsünde üye olan KKTC’yi dışlamaktır, dışa attırmaktır. Peki, 12 milyar Euro için para için mi yapıldı bu işler derseniz? Türkmenistan ya da Kazakistan gibi bir devletin 12 milyar Euro’ya ihtiyacı mı vardır? Burada Türk Dışişleri bürokrasisinin bence büyük bir hezimeti olmuştur. Türk devletleri maalesef Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan'ın tuzağına düşürülmüş ve biz de bunu sonradan öğrenmiş olduk. Bu çok üzücü bir durumdur. Şimdi bazıları diyor ki “efendim Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne büyükelçi atadılar, KKTC’ye de temsilcilik atasınlar”. Amerika'nın, İngiltere'nin, İtalya'nın, Rusya'nın var. Hayır! Bu çok büyük bir tuzaktır. Türk devletlerinin KKTC’ye temsilcilik açması faydamıza olsaydı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ayağa kalkmaz mıydı? Ayağa kalkardı. Halbuki temsilcilik açmak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni bırakın egemenliğini tanımayı, egemenliği yok demek anlamındadır. Çünkü bu temsilcilikler Güney Kıbrıs'taki büyükelçiliklere bağlı temsilciliklerdir. Burada temsilcilik açılması, konsolosluktur bir nevi ve KKTC Güney Kıbrıs hükümranlık alanında demektir. Eğer temsilcilik açacaklarsa doğrudan başkentlerine bağlı temsilcilik açmalıdırlar. Güney Kıbrıs'taki büyükelçiliklerine bağlı bir temsilcilik açarlarsa Güney Kıbrıs'ın Ada üzerindeki egemenliğini pekiştirirler. Ben olsam ABD dâhil hepsinin temsilciliklerini Kuzey Kıbrıs'tan kovarım. Neden? Bunların hepsi Güney Lefkoşa'daki büyükelçiliklere bağlı çalışıyor. Derim ki eğer vatandaşlarımıza hizmet vermek istiyorsanız, burada müstakil açacaksınız. Bunların Güney Kıbrıs'taki büyükelçilikte hiçbir bağlantısı olmayacak ve bunu da KKTC temsilciliği adıyla açacaksınız. KKTC temsilciliği adıyla açmıyorlar. Şehir temsilciliği adıyla açıyorlar. İsim bile kullanmıyorlar. O yüzden bu tuzağa da düşmemek lâzımdır. En kötü ihtimâlle Ankara'daki büyükelçiliklerine bağlı olarak açılmalıdırlar. Bu husus çok önemlidir. İkinci bir tuzağa daha düşülmemelidir. Bu temsilcilikler KKTC ismini anmadığı sürece ülkede hizmet vermesine müsaade etmemelidir. Çünkü burada Güney Kıbrıs'a hizmet ediyor bunlar. Vatandaşa da hizmet edeceksen gel. Ama benim adımı, beni tanıyarak temsilcilik açabilirsin denmelidir. Bu onları zora koşar. Çünkü KKTC’de batının ciddi yatırımı ve ciddi nüfusu vardır. 

‘Suriye ile deniz antlaşması 2 ülkeye de kazandırır’

Son günlerde Suriye’de yaşanan gelişmelere ilgili neler söylemek istersiniz?

Suriye'de birçok gelişme yaşanıyor. Bu Sevilla Haritası oyununun ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin oyununun bozulması, Doğu Akdeniz'deki jeopolitik dengeleri lehimize dönmesi için bizim yapmamız gereken en önemli işlerden bir tanesi Suriye ile Türkiye arasında deniz yetki alanları sınırlandırma antlaşması yapmaktır. Bu da hakkaniyet, coğrafyanın üstünlüğü ve orantılılık prensipleri çerçevesinde olmalıdır. Türkiye ile Suriye ana karaları üzerinde karşılıklı kıyılar vardır. Ve buna göre eğer antlaşma yapılırsa Suriye, Güney Kıbrıs'ın teklif ettiğine göre yüzde 20’ye yakın daha fazla deniz alanı kazanır. Buna hele KKTC’yi de dâhil ederseniz, o zaman KKTC tanınmış olur. Mükemmel bir durum olur. Bunun o kadar önemli olduğunu gördük ki bundan birkaç gün önce Yunanistan Meclisi’nde bir milletvekili, aynı zamanda bir profesör açıklama yaptı. Dedi ki: Türkiye ile Suriye arasında bir deniz yetki alanı sınırlandırma antlaşması yapılması, dengeleri Türkiye'nin lehine değiştirir. Bu, Helenizm'in, yani Rumlar ve Yunanların aleyhine olur. Mutlaka engellemeliyiz. Bu söz bile Türkiye ile Suriye arasında bu anlaşmanın mutlaka yapılması gerektiğini göstermektedir. 

‘Adaları silâhlandıran Yunanistan’ı anlaşmalara uyar hâle getirebiliriz’

Yunanistan, Adaları sürekli olarak ağır silâhlarla donatıyor ve aynı zamanda ABD ve İsrail ile Akdeniz’de yeni enerji kaynakları arama çalışmaları yapıyor. Türkiye Mavi Vatanını korumak için ne yapmalıdır?

Bir kere net bir şekilde gayri askerî statüde kalması gereken Adaların silâhlandırılması ve askerîleştirilmesi durumudur bu. Bu Adaların egemenliklerinin devir şartını ortadan kaldırır. Çünkü Lozan Antlaşması ile Paris Barış Antlaşması’nın ilgili maddeleri çerçevesinde, Adalar Yunanistan’a gayri askerî statüde kalmak kaydıyla devredilmiştir. Viyana Sözleşmesi'ne göre anlaşma hükümlerine uymazsanız ya o hüküm yok sayılır ya da böyle bir durumda Antlaşmayı yapan taraf olarak Türkiye, diğer tarafı Antlaşmaya uyar hâle getirir. O yüzden Türkiye bu hukuki gerçeği sürekli dile getirmeli ve Mavi Vatan‘da sürekli faaliyet göstermelidir. Burada da askerî faaliyetlerden bahsetmiyorum. Ekonomik faaliyetler; sondaj, sismik araştırma gemileri, enerji santralleri ve benzerlerini kurmalıdır. Bunun için donanmamızı da son derece güçlendirmeliyiz. Çünkü Türkiye bir deniz ülkesidir. Türkiye 3 tarafı denizlerle çevrili bir yarımada ülkesi değildir. Türkiye sadece Anadolu'dan oluşmaz. Türkiye'nin bir de Trakya Yarımadası vardır. O nedenle 2 yarımadadan oluşur. Anadolu Yarımadası'nın etrafı dört denizle, Trakya Yarımadası'nın etrafı 3 denizle çevrili olduğu için Türkiye gerçekten deniz ülkesidir. Yani etrafı 7 denizle çevrili 2 yarımada ülkesidir. Ve sınırlarının yüzde 80’den fazlası denizdir. Bugün dünya ülkelerinin yıllık gayrisafi yurtiçi hasılasının 3’te biri denizden geliyor. Türkiye için de bu geçerlidir. Nüfusun yüzde 70’e yakını kıyı bölgelerinde oturuyor. O yüzden bizim hem güvenliğimiz hem ekonomimiz hem de sosyal hayatımız için deniz vazgeçilmezdir. Bu nedenle de güçlü bir donanmayla bu bitmez, tükenmez servet kaynağını korumamız lâzımdır. Dolayısıyla güçlü olmamız lâzımdır. 

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.

Bunu Paylaşın