1984 yılından itibaren devam eden terörle mücadele ve AKP’nin TSK’yı yeniden yapılandırmak adına attığı adımlar şu soruyu akıllara getirmeye başladı; TSK, emsâl ordulara göre konvansiyonel yapıda geride mi kaldı?
Savunma sanayii fuarlarında göz kamaştırıcı yeteneklere sahip üretimler yer alırken aynı zamanda bunların bir kısmının sahaya yansıması da gurur verici.
Günümüzde devam eden sıcak çatışmalar ve bunların gözlemlenmesi konvansiyonel orduların sahip olması gereken nitelikleri belirginleştiriyor. Tabii ki hedef, günümüz hibrit savaşlarına hazırlıklı olmaktır fakat bunun en önemli boyutu konvansiyonel güce sahip olmaktan geçiyor. Bu nedenle bu savaşların dikkatle analiz edilerek önümüzdeki yıllardaki planların buna göre yapılması önem arz eden bir konudur. Rusya-Ukrayna Savaşı ve İsrail-İran savaşı bunların başında geliyor.
Katar ve Umman gezileri, Cumhurbaşkanının adeta uçak toplamaya çıkması gibi bir durumdur. Oysa ki seçim vaatlerinde önde olan Kızıl Elma, Kaan gibi projelerdi. Bunların seçim kazanmadaki rolü varken ne hikmetse sahada eksikliği hissedilen de savaş uçakları oldu.
Yıllardır özlem ve merakla beklenen, 2015’lerde sahada olması gereken Altay Tankı konusuna ne demeli? Yeni yeni birkaç adet teslim edilmeye başlandı.
Birileri diyebilir ki yarın savaş mı çıkacak, acelen ne?
Onlara şöyle bir soru ile karşılık vereyim. O zaman “Kaan havada, semalarımızda artık yerli ve millî uçağımız var” diyenler neden şimdi alelacele Eurofighter almak için harekete geçtiler? Neden Cumhurbaşkanı ülke ülke gezip uçak bulmaya çalışıyor?
Demek ki bir ülkenin ordusunu çağın gereklerine uygun bulundurması için illaki savaş içinde olması gerekmiyormuş.
Eskiden Türkiye bulunduğu jeostratejik konum itibariyle diğer ülkelerin hedefi olarak gösterilirdi. Artık durum değişti. Sadece bulunduğu konum itibariyle değil aynı zamanda izlediği politikalar ile de hedef ülke halini aldı.
Eğer siz dünya da terörist olarak kabul görmüş bir örgütü savunur ve onu başka şekilde tanımlarsanız o örgütü terörist olarak tanımlayanlar da sizi düşman olarak tanımlar. Sadece bulunduğunuz konum itibariyle komşularınızla değil aynı zamanda başka ülkeler ile de aranızda hasmane durumlar ortaya çıkar.
Günümüzde bugünden yarına sahada neler yaşanacağı çok da zaman alan şeyler değil. Gerginliği tırmandırma gibi aşamalar artık geride kaldı. Daha hızlı gelişen baskın türü hamlelerin daha çok tercih edileceği açık.
İsrail-İran Savaşı da ayrıca değerlendirilmesi gereken ve dersler çıkarılması gereken bir çatışma olarak yaşandı. Harp prensiplerinden “baskın” ön plana çıkarken hava kuvvetlerinin üstünlüğünün ve hava savunma sistemlerinin de önemi bir kere daha ortaya çıktı. Aynı şekilde uzun ve orta menzilli füze sistemlerinin muharebedeki etkisi bu savaşta belirleyici hususlardan biri oldu.
Nihayetinde AKP tarafından kendi ideolojik yaklaşımlarına uygun olarak TSK’yı, özellikle 2016‘dan beri yeniden yapılandırma faaliyetleri devam etmektedir. Bu faaliyetlerin daha güçlendirici mi, yoksa geleneksel yapısını yıllar içinde oluşturmuş ve muhafaza etmiş bir ordunun yapısını zafiyete uğratıcı mı olduğu akıl ve bilim parametreleri uygulandığında çok açıktır.
1984 yılından itibaren devam eden terörle mücadelenin özellikle Kara Kuvvetleri’nde yeniden bir yapılanmaya ve teşkilatlanmaya gidilmesine neden olduğu bilinen bir gerçektir.
Bunun sonucunu olarak özellikle İHA/SİHA’lar ve çeşitli harp silah araç gereçleri ile terörle mücadelede etkinlik artarken konvansiyonel yönden de muharebe müessiriyetinde açıkların oluştuğu da değerlendirilebilir.
TSK ve savunma sanayi faaliyetleri siyasî rant ve beklentilerin dışında tutulmalıdır. Savunma sanayi faaliyetlerinde siyasî rant sağlamak adına yapılan söylemler ve TSK’yı siyasî malzeme yapmak siyasî kazanç sağlasa da gerçekte orduya itibar ve değer kaybettirir, uluslararası alanda da zafiyet yaratır.
Gelinen noktada Yunan Ordusunun gücü kat be kat artmış, İsrail gibi ülkeler askerî güçleri sayesinde Orta Doğu’da kabadayılık yapıp terör estirmektedir. İHA-SİHA ile göz boyamayı, birtakım kanunlar ile TSK’yı şekillendirmeyi bir kenara bırakıp, çağın ve jeostratejik konumun gerekli kıldığı adımları atmak, aklın, bilimin ve nihayetinde ülke olarak var olmanın, ayakta kalabilmenin gereğidir. Bu da hükûmet edenlerin en önemli sorumluluğudur.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





