Ana sayfa Piyasa Ekonomi TL olduğundan güçlü mü görünüyor?

TL olduğundan güçlü mü görünüyor?

0
Gökhan Esin
Geçmişte, finans hesabı sayesinde TL olduğundan güçlü görünüyordu, yatırımcı da şirkette bu görüntüye inandı. La Fontaine’nin öğütlerinden biri de; olduğundan farklı görünmeye çalışan, mutlaka zarar görür. Sanırım kur şokunun en kısa açıklaması budur

Aslında ekonominin en büyük arzusu TL’nin gücüyle oynamak değil, sürdürülebilir büyümeyi sağlamaktır. Hatırlarsanız geçmişte birçok ekonomist sıcak para ile büyümenin yanlış olduğunu söylüyordu. Merkez Bankası da bunu fark etmiş olacak ki, 2018 sonbaharından beridir sıcak para girişini kısıtlamaya çalışıyor. Neyse geçmişe çok takılmayalım.

Ülkemizin büyüme grafiği lunaparklardaki hız treni gibi!

Nihayet daralma patikasından büyüme yönüne girdik. Açıklanan programlara bakıldığında ülkemiz ekonomisi yüzde 5 büyüme hedefine doğru pedal çevirecek diyebiliriz.

Bu yılki büyüme beklentisi yüzde 1’in altında. Türkiye’nin büyüme grafiğine baktığımızda zikzak şeklinde ilerleyen bir çizgi görüyoruz. Grafiğin en istikrarlı kısmı; hızlı büyüme ertesindeki yavaşlama eğilimi… Hâlbuki ekonomi politikasının ana amacı refahı artırmaktır. Bunu sağlayabilmek için gerekli olan “sürdürülebilir büyüme”dir. Büyümenin sürdürülebilir olması içinse politikaların uzun vadeli olması gerekir. Örneğin bir dönem sıcak para girişini destekleyip, sonra vazgeçmek çelişki yaratmıyor mu? Şunu biliyoruz ki; uzun vadeli politika ile hükümet hedefleri arasında çelişki olabilir, çünkü hükümetler seçime odaklanarak taahhüt ettiği uzun vadeli politikalardan vazgeçebilir. Büyümeyi tetikleyici kısa vadeli politikalara yönelebilir. Sonuçta hem uzun soluklu ekonomik büyüme sağlanamaz hem de problemler derinleşebilir.

İşsizliğe kalıcı çözüm üretmek zorlaşıyor

Bu kadar sert dalgalanmaların yaşandığı büyüme grafiğinden işsizliğe kalıcı bir çözüm üretilmesini beklemek de yanlış olmaz mı?
Daralmanın yaşandığı dönemlerde işsizlik artıyor, akabinde büyüme evresine girilmesine rağmen işsizlik eski yüksek seviyesine kalıcı çıkış sağlayamıyor. Nihayetinde toplum refahı negatif etkileniyor. Birçok ekonomistin istikrarlı büyümeyi benimsemesinin ardındaki mantık da bu zaten…

Zamanı geriye alalım, 90’lı yıllarda ana sorun bütçe açığıydı

O dönemlerde yaşanan sorunlar, mali disiplinin öğreticisi oldu. Çok detaya girmeden hatırlarsak, yüksek bütçe açığı bankalar tarafından finanse edildi. Bu da hem faizlerin hem de enflasyonun artmasına sebep oldu. Yüksek enflasyonun sonunda da devalüasyon geliyordu.

Nihayet 2001 krizi akabinde esnek kur rejimi tercih edildi. Bütçe açığının kapatılması için “mali disiplin” ekonominin yeni mottosu oldu. Bankacılık sektörü güçlendirildi. Bu yeni dönemde kamu açığı özel sektöre devredildi. Özel şirketlerin kredi kullanımında artış başladı.

Ekonomi yönetimi mutluydu. Fakat yanlış bir anlaşılma olmuştu, borçları, uzun vadeli risk yerine, uzun dönemli büyüme dostu sandılar. Çünkü borçlanma, harcamayı ve yatırımı körükleyerek büyümeyi pozitif etkiliyordu.

Hem bankacılık dışı sektörler hem de bankacılık sektörü yurtdışından sermaye girişi sağladı. Haliyle, TL değerlendi. Kanımca en büyük yanılgı bu oldu.

TL olduğundan güçlü göründü

Yatırımcı da şirkette bu görüntüye inandı. La Fontaine’nin öğütlerinden biri de; olduğundan farklı görünmeye çalışan, mutlaka zarar görür. Sanırım 2018 yılı kur şokunun en kısa açıklaması budur. Peki, TL nasıl oldu da güçlü göründü?

Sırasıyla, kredi hacmindeki yükseliş ve değerlenen TL cari açığı artırdı. Ülke süratle büyüdüğü için çok dikkat çekmedi. İşaretleri göremezseniz geleceğin bugünden daha iyi olacağını düşünürsünüz. İşaretler ödemeler dengesi içinde gizlenmişti, çünkü finans kalemi çok kuvvetliydi. Ülkeye kuvvetli sermaye girişi vardı. “Cari açık finanse edildiği müddetçe sorun olmaz, özel sektör kur/borçluluk riskini yönetir” görüşü hâkimdi. Buradaki işaret “müddetçe” kelimesiydi. Demek ki, açık finanse edilmeyince sorun olacaktı.

Aslında büyüme devam ettiği müddetçe borç sürdürülebilir. Çünkü üretim-tüketim yükselir, nakit döngüsü devam eder.

2008 yılına geldiğimizde küresel finans krizi patlak verdi, gelişmiş ekonomiler düşük faiz uygulamasına geçti. Bu dönemde yurtdışından gelen para ile TL suni şekilde de olsa daha da değerlenmeye başladı.

Dolayısıyla, ani kur artışları ve bununla ilintili olarak enflasyon beklentisindeki bozulma engellenemedi. Geçmişe baktığımızda şunu söyleyebiliriz “belki de özel sektörün yabancı para cinsinden borçlanmasına karşın tedbirler alınmalıydı”. Esnek kur rejiminde TL’nin aşırı değer kaybını önlemek için rezervlerin sigorta görevi olduğu düşünüldü. Fakat asıl sigorta faiz oranıydı ama bunun da ötesinde, sürdürülebilir büyümenin önemi test edildi. Almanların dediği gibi yavaş büyümekten korkmayın daralmadan korkun. Çünkü daralma dönemi üretim-tüketimin azaldığı borçların ödenmesinde güçlük çekilen dönemlerdir.

Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi değildir.