En başa dönelim. 1984’e, Eruh ve Şemdinli’ye. 15 Ağustos’ta, sıcak yavaş yavaş etkisini kaybederken akşam 21.30’da Öcalan’ın talimatıyla Eruh ve Şemdinli saldırıları başladı. Böyle bir saldırı beklemeyen kahraman askerlerimiz bu ilk ihanet adımına karşılık verirken Erzincanlı Jandarma Onbaşı Süleyman Aydın vatan toprağına kanını dökerek o kutsal toprağın parçası oldu. PKK’nın ilk şehit ettiği kahramanımızdı. Aynı çatışmada ağır yaralanan Jandarma Astsubay Çavuş Memiş Arıbaş ise ilk olarak Van'da bir hastaneye, buradan da sağlık durumunun kötüye gitmesi nedeniyle GATA’ya kaldırıldı ve burada Onbaşı Süleyman gibi şehadete erdi.
Sadece 1992-1995 yılları arasında İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne (New York merkezli örgüt) göre Öcalan'ın yönettiği PKK tarafından; çoğunluğu devlet memuru, öğretmen, sağlık görevlisi ve bunların eş ve çocukları en az 768 kişinin öldürüldüğü ve aynı zaman aralığı içerisinde örgütün teröristleri tarafından gerçekleştirilen 25 farklı katliamda köylerde 39 kadın ve 76 çocuk dâhil toplam 360 sivilin katledildiği kayıtlarında belirtilmiştir. Yüzlerce Kürt kökenli Türk vatandaşı, Öcalan'ın emri ile işbirlikçi veya muhbir oldukları şüphesiyle kaçırılmış ve öldürülmüştür. Neden bunu belirtmek istedim? PKK dünya genelinde tescilli bir terörist örgüttür, lideri de bebek katili Abdullah Öcalan’dır.
Saymakla bitmez; Başbağlar’da 33 insanımızı sıraya dizip katleden ve köyü yakan, vatana millete hizmet etmek için yollara düşmüş, savunmasız öğretmenlerimizi, doktorlarımızı, devlet memurlarımızı katleden kimdi? Askerlerimizi yollarda yakalayıp eşlerinin, çocuklarının gözleri önünde katleden, Çat’ın Yavi Mahallesi’nde 5’i çocuk 34 kişiyi katleden, “ateşkes yaptık” diyerek tarihin en ağır hainliği ile silâhsız 33 askerimizi şehit eden, intihar saldırıları ile havaalanlarını, eğlence mekânlarını kan gölüne çeviren, polislerimizi şehit eden kimdi? Daha fazlasını yazmaya elim ve yüreğim el vermiyor.
Dikkat ederseniz çatışmalar sonrası şehit olanları yazmadım, bunlar sadece savunmasız insanlara karşı etnik kökene bakmadan vahşice işledikleri cinayetler.
Askerî açıdan sadece şunu söylemek isterim, tabii ki “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” fakat başkalarının yaptığı siyasi yanlışları can vererek ödeme yeri de değildir.
Devam edelim terörün seyrine, teröristbaşının 15 Şubat 1999 yılında yakalanması ile örgüt bitme noktasına geldi, büyük bir moral çöküntüsüne uğradı. Suriye’deki üs ve karargâhlarını kaybetti. Örgüte katılım neredeyse yok denecek seviyeye geldi. Sivil halkın örgüt hakkındaki algısı değişti. Bazı bölgelerde çok farklı anlatılıp adeta efsane gibi görülen teröristbaşının aslında çok sıradan, akıl sağlığının tartışılır, zayıf ve aciz bir kişi olduğu anlaşıldı. Garip davranışları olan, televizyonlardan yayınlanan duruşmalardaki ilkesiz ve dengesiz tavırları, kendisini “lider” olarak gören kadrolarda hayâl kırıklığı yarattı. Dağ kadrolarında umutsuzluk ve korku zirve yaptı.
Sonucunda da PKK artık dağılma ve bitme sürecine girmişti. Artık çok organize eylemler yapamıyorlar, halk desteği bulamıyorlar ve sürekli çözülme yaşıyorlardı. Örgüte katılımlar durmuş, terör örgütü can çekişiyordu. Örgütün eylem planlayacak, yapacak gücü, morali kalmamıştı. 2002 yılında AKP iktidara geldiğinde şehit sayısı sadece bir yılda 7’idi. Terör örgütü bitmiş külleri kalmıştı.
AKP iktidara geldiğinde 7 olan şehit sayısı 2008 yılında 171’e yükselmişti. 2015-2016 yılına gelindiğinde Hendek/Barikat operasyonlarında 793 şehit verilecekti. Siyasi iradenin terör politikası ile bir yılda 7 şehitten durumumuz bir yılda 793 şehide evrildi. Şimdi benzer bir durum tekrar gündemde.
Bitmiş bir terör örgütü ile masaya oturulup pazarlık yapılmaktadır.
Geçmişte bu yapılırken karşı çıkan bizlere ekranlarda söylemediklerini bırakmayan medyanın her dönem kullanışlı bazı aparatları şimdi yeniden rol aldılar. Sanki bunca şehit vermemişiz gibi yüzsüzce yine ortadalar. Bir caniden barış elçisi, bir kahraman yaratma peşindeler.
Diğer taraftan da Yüce Türk Milletini, bu kadim devleti, teröristbaşından “medet umar” duruma düşürenlere methiyeler yazmakta yarış içindeler.
PKK bitik bir narko terör örgütüdür. Ne zamandan beri? Önce 2001’de bitmiştir. 2007-2015 arası çözüm süreci denilen suni teneffüs ile hayata dönmüş, 2016-2017’deki operasyonlarda 793 şehit verilerek tekrar bitirilmiştir. Misyonunu tamamlamış PKK’nın yerini uzun süredir ABD tarafından hazırlanan düzenli ordu formatındaki YPG almıştır.
TSK Kandil denen bölgeyi yerle bir edecek, taş üstünde taş koymayacak, son teröristleri de toplayıp getirecek güce ve imkâna sahiptir. Teröristbaşının PKK terörü kalmış gibi bir barış elçisi olarak devreye sokulması tamamen iç politika için atılmış bir adımdır. İktidarın Anayasa değişikliği için DEM ve onun kitlesinden destek almak adına izlediği politikalardır.
Asıl sorulması gereken soru; mevcut Anayasa’da hangi madde, kimi, neden rahatsız etmiştir? “Darbe Anayasası” diyerek mevcut Anayasa’yı zan altında bırakacaklarına hangi maddelerinin rahatsız edici olduğunu söylemeleri samimiyetlerini ortaya koyar. Nitekim daha teröristbaşının açıklaması biter bitmez AKP’li Binali Yıldırım’ın Türk milletinin “ulus devlet” ve “üniter devlet” yapısını yok sayacak açıklamalarının gündeme gelmesi tesadüf değildir.
Genel kabul görmüş kuralları bir kere daha hatırlatmak isterim. Terörist ile müzakere edilmez, masaya oturulmaz, teröristten medet umulmaz, teröriste güvenilmez, ağzına bakılmaz. Teröristbaşını muhatap alanların, şehitlerin öksüz çocuklarına, dul eşlerine, evlat acısı ile içleri yangın yeri olan ana, baba, kardeşlerine karşı söyleyecekleri bir şey var mı acaba? Söyleyecekleri sözler şahsi iktidar hırslarını örtüp kanayan yaraları durdurur mu?
Terörist caniden barış elçisi olmaz, eşkıya devlete muhatap olamaz! Bugüne kadar bu terörist için gereğinin yapılmamış olması hatadır. Hele ki siyasi çıkar için buna göz yumulması kabul edilemez. İlk süreçten terör örgütü hem güçlenerek çıkmış hem bu hatanın bedeli maalesef 793 şehitle ödenmiştir. Türk Milleti her daim siyasetin yanlışlarının bedelini ödemek zorunda bırakılamaz, kanla kurulmuş Cumhuriyet siyasi hırslara heba edilemez.
Süslü barış cümlelerinin arkasında yatan “Türksüzleştirilmiş bir Türkiye hayâli” ancak hayâl olarak kalır. Halkımıza hitaplarında “Yüce Türk Milleti” demekten aciz olanlar bunu da bir şekilde öğrenir.
Bu vesileyle yazıma son verirken, ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk Türk milletinin tarih ve ulus bilincinin derinliğine işaret ettiği şu özlü sözünü hatırlatmakta fayda görüyorum.
“Efendiler! Bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan bir büyük Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği nispetinde, tarih alanında da bir derinliği vardır.”
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





