SEFT Mühendislik CEO’su Semih Zorlu ile denizcilik ve mühendislik sevdası, şirketlerinin geçmişten günümüze gelişimi, tasarım süreçlerindeki tercihleri ve gençlerin geleceğine yönelik bilgilendirici ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik
Mühendislik süreciniz nasıl başladı?
Ben Gölcüklüyüm. Ailem de oranın yerlisi. Dolayısıyla çocukluğum da denizcilerin içerisinde geçti. Orada taş mektep denen ve Gölcük Tersanesi’ne işçi yetiştirmek için kurulan bir okul var. Dedem oradaki ilk mezunlardan. Gölcük Tersanesi’nden emekli. Diğer dedem de elektrik fabrikasında uzun yıllar çalışmış. Bir amcam da makine bölümünde mühendis olarak çalıştı. Yani hayatımın bir tarafında her zaman deniz ve tersane oldu diyebilirim. Çocukluğum da Değirmendere sahilinde geçti. Gölcük Tersanesi bölgeyi kalkındıran bir yapı olduğu için Gölcüklüler için her zaman ayrı bir yeri vardır. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği bölümünde lisans ve yüksek lisans eğitimimi tamamladım ve şu ânda doktora öğrenimimi devam ettiriyorum. Ayrıca İstanbul Teknik Üniversitesi’nde işletme alanında da yüksek lisans eğitimi aldım. Mezun olduğum dönem 1999 yılındaki gölcük depremine denk geldiği için çok çalışmak, biraz da yaşanan travmadan kurtulmak için bir araç oldu diyebilirim. 2001 yılında da şirketimizin kurulma hikâyesi başladı. İşletme okumamın bu girişimcilik hikâyesinde oldukça etkili olduğunu düşünüyorum.
Şirketinizdeki ortaklık süreçleri nasıl gelişti?
Ofisi kurduğumuz zaman tersanelerimizdeki mühendislik ihtiyaçları yeni yeni oluşmaya başlamıştı. Yüksek lisans yaptığım dönemde öğretim üyesi olarak da görev aldım ve ortaklarım da benim o dönemdeki öğrencilerimdi. Yavaş yavaş mezun oldukça şirketimize katıldılar ve ortak oldular. 24-25 yıldır beraberiz. Annemden daha fazla onları gördüm diyebilirim. Ortaklık kolay bir hadise değil. Görüş ayrılıkları oluşabiliyor ancak çok seslilik ve renklilik anlayış ve birlikte çalışma kültürüyle bir tek sese dönüşüyor.

SEFT’İ bugünkü ölçeğine taşıyan en önemli karar nedir?
2001 yılında kurulduğumuzda bir sermaye şirketi olmadığımız için kazandıkça işimize yatırım yaparak büyümeye çalışıyorduk. 2008 yılı gibi İstanbul Denizcilik sahibi Ertan Şener bizi ofisine davet etti. O dönemde MİLGEM adı altında millîleşme adımları atılıyordu. Bu tür konularda zaten atılım devlet adımıyla başlar. Bu dönemde MİLGEM projelerini özel sektöre açma konusu gündeme geldiği için Ertan Bey de bana bu işlere girmek istediğinden bahsetti. “Siz tasarlayacaksınız biz de üreteceğiz” dedi. Kabul ettik ve bizim için bir kırılma noktası oldu. İki sene kadar askerî projeleri kovaladık ve sonunda ilk projelerimiz olan MOSHIP (Denizaltı Kurtarma Ana Gemisi) için ilk ihalemizi aldık ve o andan itibaren bir kader ortaklığı oluştu. Bu durum 2020’ye kadar devam etti. 10 seneden fazla bir süre Ertan Bey’le çalıştık. Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB)’ndan bir daha böyle bir ihale tek bir tersaneye verilir mi emin değilim. TCG ALEMDAR kurtarma gemisi için ayrı bir sözleşme, TCG AKIN için ayrı bir sözleşme, bir sene sonra SAR uçuş modernizasyonu için ayrı bir sözleşme, bir sene sonra da sismik araştırma gemisi için ayrı bir sözleşme aldık. Bu işler bitmeye yakın TCG UFUK projesini aldık. Bu projeleri İstanbul Tersanesi’ne alırken biz de teknik tarafta destek olduk. Tersanenin iş geliştirme ve diğer ekipleri de ihale süreçlerini yönettiler ve başarılı bir biçimde neticelendi. Hikâyenin sonunda biz Teknopark’taki ofisimizde devam etmeye karar verdik Ertan Bey’le beraber. Her zaman biz bağımsız şekilde devam edebiliyorduk. Her zaman bize destek oldu ve bu anlamda kapıları bize açan ilk kişi de kendisi. Bizim için çok önemli çünkü o dönemler bu tür projeler hep yabancı tasarımcılara gidiyordu. TCG ALEMDAR gerçekten zor bir proje. Bu tür bir proje için birilerinin bize güveniyor olması çok önemli bir şey.
‘Elde ettiğimiz gelirleri SEFT’i geliştirmek için kullandık’
Bir diğer kırılma noktası ise 5 yıllık bir ihale aldıktan sonra elde ettiğimiz gelirleri nasıl değerlendireceğimiz konusunda aldığımız karar. Ortaklar olarak şirketimizi büyütmeye yönelik kararlar aldık. Bu tercihi de fiilen yaşadık ve yaşattık. Bu 5 senenin neticesinde 18 kişi olan ekibimiz 45 kişiye kadar ulaştı. Süreklilik de çok önemli. Kurulan büyük ekibe uygun yeni projeler bulmak gerekiyor. Ayrıca, mühendisler de ne kadar çok ve ne kadar farklı proje üzerine çalışırlarsa işlerinde o kadar çok gelişiyorlar.
Biz sismik gibi konuların altından kalkınca o sırada yürüyen Powership’lerin de içinde olduğu bir çok projeye dâhil olmaya başladık. Günümüzde de mühendis sayımızı 100’e kadar çıkardık.
SEFT’in bugüne kadar yürüttüğü projelerde öne çıkan temel mühendislik yaklaşımı ve tasarım ilkeleri nelerdir?
Tasarımla ilgili çok temel şeyler var. Tasarım hayatın her akışında var ama tasarımla mühendisi ayırmamız gerekiyor. Özellikle 2008 yılındaki projelerle birlikte çok farklı tipte gemilerle çalışma şansımız oldu. Farklı tonajlarda çalışma şansımız oldu. Gemilerin ana hizmet amacı dışında birçok farklı gereksinimi de oluyor. Bu da çeşitlilik sağlıyor. Bizim için tasarımda her zaman önemli olan sadelik ve işlev. Ayrıca tasarımlarda bütüncüllük de oldukça önemli. Gemileri de sürekli geliştirmek gerekiyor. Bu da bize teknik anlamda büyük çeşitlilik kazandırıyor. Örneğin TCG ALEMDAR gemisi. Dünya üzerinde denizaltıların yerini tespit edebilen bir çok gemi var ancak kurtarma yapamıyorlar. Kurtarma yapanlar tedavi yapamıyor. TCG ALEMDAR ise bunların hepsini bir arada yapabiliyor. Bu proje bizim için büyük bir gurur kaynağı. Sonuç olarak tasarım yaklaşımımızda öncelik sadelik ve basitlik. Sonrasında konsept bir yapı oluştururken bunun bütüncül olması yani birbirlerini olumsuz etkilememesi. Son olarak da farklı tiplerde projelerde çalışmak yer alıyor.
Ofis disiplinini nasıl sağlıyorsunuz?
Burada bir hiyerarşik yapı var. Her bir projenin kendi dizayn direktörü oluyor. Toplamda 5 dizayn direktörümüz var. Bunun haricinde disiplin müdürlerimiz var. Biri gemi teorisi alanı, biri gemi konstrüksiyonu. Bir de donanım ve sistem tarafı var. Buralardaki hiyerarşik düzen projelerin idare edilmesi konusunda oldukça önemli. Yine de tartıştığımız bir konuda doğru teknik bilgi kimdeyse oranın patronu odur. Teknik açıdan doğru teşhisi koyup doğru çözümü üreten arkadaşımızın dediği yapılır.
Karadeniz Holding ile yürüttüğünüz PowerShip işbirliğinde SEFT’in ayırt edici tasarım katkısı ne oldu?
Karadeniz Holding bizimle çalışmaya başlamadan önce 4-5 Powership üretmişti. Osman Karadeniz’in fikri diye biliyorum. Ülkemizi temsil eden oldukça önemli ve dünyaca ünlü bir marka. Bizimle tanıştıklarında karmaşık gemi projelerini nasıl yaptığımızı sordular. Biz de ofis içinde tasarım yapan kişiyle sahadaki imalat modellemesini yapan kişinin yan yana oturduğunu ve ilk tasarım esnasında diğer arkadaşın da simüle işlemlerini gerçekleştirdiğini açıkladık. Sonuç olarak tasarladığınız şeyin işlevsel olarak işe yarayıp yaramayacağınız üç boyutlu olarak görebildiğiniz bir sistemimiz var ve bunun bize büyük bir avantaj sağladığını onlara da açıkladık.
Powership projeleri ikinci el gemilerin alınıp bir yüzer santrale dönüştürülmesinden oluşuyor. Yani bir kargo gemisine elektrik tesisi inşa etmeniz ve bunu tasarlamanız gerekiyor. Bizimle dünyanın en büyük Poweship projesi için çalışmak istediler. Biz de bu ölçekte bir gemi için yaptığımız tasarımın simülasyonuyla işlevini kanıtladıktan sonra çalışmaya başlayalım dedik ve işbirliğimiz bu şekilde başladı. Şu ânda da Karadeniz Holding gideceği ülkelerdeki “watt” ihtiyacını belirliyor ve ilk konsepti oluşturup bize geliyorlar. Biz de kendi çalışmamızı yapıyoruz ve fikir birliğine vardıktan sonra tasarıma başlıyoruz. Online olarak sürekli onların onayına sunuyoruz. Bu anlamda en büyük katkımız ise hangi tersane ile çalışmak istiyorlarsa onay sürecinden sonra bunu yapabilmeleri oldu. 10 senedir beraber çalışıyoruz umarım bu böyle devam eder biz çok memnunuz.
Donanma, sahil güvenlik ve insansız deniz araçları gibi çok farklı platformlarda çalışıyorsunuz. Savunma sanayi özelinde SEFT’i farklı kılan yaklaşım nedir?
Bu sektör kurulmaya başlandığı ilk ânda biz devreye girdik ve hâlâ istikrarlı bir biçimde üzerine katarak devam ediyoruz. Bu önemli sebeplerden bir tanesi. Yerli bir firma olmamız maliyetleri yarı yarıya düşürebiliyor. Harcanan para da yine ülkemizde kalıyor. Ayrıca, projelerin nasıl yapılacağı konusunda oldukça geniş kapsamlı bir harita sunabiliyoruz. Bu rahatlık imkânı da tercih edilme oranımızı artırıyor. Sivil bir kuruluş olarak devlet kurumlarına nazaran çok daha esnek davranabiliyoruz ve bu da bilgiye daha hızlı erişmemizi ve çözüm üretmemizi sağlıyor.
SEFT’in detay tasarım yaklaşımında 3D modellemenin temel alınması, size nasıl bir zaman ve maliyet avantajı sağlıyor?
Yazılımlar aslında bir el aleti. Eskiden kalemle çiziyorduk artık klavyeler ve ekran var. 3 boyutlu modelleme ise bize sanal ortamda gemiyi inşa etme imkânı tanıyor. Dolayısıyla sahadaki insanı düşünmek yerine üretmeye odaklamış oluyoruz. Bir yazılımımız 3 boyutlu tasarımda kullandığımız AVEVA biri de CADMATIC. Hesaplamayla ilgili de NAPA var. İlgili konularla alâkalı en iyi yazılım hangisiyle onu kullanabilecek şekilde bütün lisanlarımızı almış durumdayız.

NATO Güvenlik Sertifikası gibi belgeler, SEFT’in yurtdışı savunma ihalelerinde nasıl bir kapı aralıyor?
Biz ilk Tesis Güvenlik Belgesi (TGB)’ni 2011 yılında aldık. Her geçen gün de kural ve denetimleri sıkılaşıyor. Millî İstihbarat Teşkilat (MİT) bir dönem bizimle toplantı yaptı ve daha önceden bizim millî değerlerimiz olacak projeler için know-how’ın çok fazla olmadığını ancak artık bunun var olduğunu belirttiler. Dolayısıyla bu bilgeleri nasıl koruyacağımıza dair bize bir bilgilendirme yaptılar. Buradaki arkadaşlarımızın ve ofisimizdeki IT ürünlerinin hep korunabilir olması oldukça önemli.
NATO sertifikasına sahip olmamız oldukça önemli. Ancak NATO ülkelerine girebilmemiz için hâlâ zamana ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Biraz daha rahat alışveriş yapabileceğimiz ülkelerle referansımızı artırıp yurtdışı satışlarımızı artırmış bir ülke olmamız gerekiyor. Örneğin 2014 yılında Tayland’taki bir tersane ihalesinde bizi buldular ve gemi pruvası tasarımı için girdiğimiz ihaleyi kazandık. HTMS Matra isimli bir askerî denizde ikmal tankeri. Şu ânda Tayland Donanması’na hizmet veriyor.
Türkiye’deki mühendislik firmalarının globalde daha çok söz sahibi olabilmesi için sizce en çok neye ihtiyaç var?
Uluslararası anlamda Türk mühendisliğini satmak zor. İki yıldır SMM Hamburg’ta dünyada bir marka olan Alman mühendisliğinin kalbinde Türk mühendisliğini satmaya çalışıyoruz. Oluyor mu peki? Oluyor. Avrupa’da ucuzluk kalmadı. Ellerinde kalan tek şey know-how.
‘Tasarım yapabildiğimizi de pazarlamamız gerekiyor’
Biz kendimizi hâlâ arka planda hissediyoruz. Ülkemizin Aselsan ve Havelsan gibi şirketlerinin projeleri evet satılıyor ancak biz o projelerde yer alıyoruz. Arka planda kalıyoruz. Tasarım satmıyoruz. Aslında biz bunları yapabildiğimizi de pazarlamalıyız. Ben bu günleri yakında görüyorum. Çok uzakta değil.
Denizaltı projelerinde var mısınız?
Hayır henüz yokuz ancak denizaltı projesi geldiği takdirde onun için de bir proje sunabiliriz. Denizaltı talep gelmeden yapılabilecek bir şey değil. Deniz camiasının en nitelikli işi denizaltı projeleridir. Denizaltı veya uçak gemisi bizim donanmamızın diğer ülkeler tarafından da çok dikkatle takip edilen projeleri. Bu ikisi de savunma ve saldırı anlamında çok büyük güç kazandırıyor. Devletimizden bu tür bir talep geldiğinde yeteneğimiz mevcut.
‘Projelere en başında dâhil olursak daha çok katkı sağlarız’
Bizim de mühendis olarak projelere daha erken müdâhil olmamız işleyişin hızlanması açısından oldukça önemli. Operasyon konsepti kuvvetlerimizin işi. Ancak bize kafalarında belirledikleri konsepti anlatsalar biz onlar için farklı deniz araçları düşünebiliriz. Örneğin, yeni nesil mayın avlama gemisi. Proje özünde Aydın Sınıfı mayın avlama gemileri gibi başlamış ancak dünyadaki yeniliklere de kapalı kalınmamış ve sualtı, suüstü ve hava dronları da projeye dâhil edilmiş. Biz de bu projeye dâhil olduktan sonra bunların entegrasyonunun doğru bir biçimde yapılması adına gerekli tasarım konseptlerini hazırlayarak üç boyutlu sunumlar gerçekleştirdik. Yani sözleşmeye başlamadan bir tasarım fikri oluşmasını sağladık. Sonuç olarak bu projeye biz sonradan dâhil olduk ama katkımız oldu. Keşke bu tür projelere en başında dâhil olabilsek ve daha fazla katkı sağlayabilsek.
Genç mühendisler için SEFT gibi bir şirkette yer almanın onlara sağlayacağı en büyük fark nedir?
Bizim teknolojik dönüşüm için şöyle bir hazırlığımız var. Yazılımların her birinin biraz daha akıllı hâle getirmek için bir ekip kurduk. Kökeni gemi inşa mühendisliği olan da var yazılımcı olan da var. Projelerimizin bir kısmı artık rutin bir biçimde işliyor ve mühendislerimizi onlarla meşgul etmek istemiyoruz. Onların tasarımlarına odaklanmaları gerektiğini düşünüyoruz. Bütün süreci otomatize etmek istiyoruz. Bunun bir kısmı şu ânda yazılımla ilerliyor. İleride yapay zekâ kullanımını da düşünüyoruz. Bunun için şu ânda bir yatırımımız var. Bunu yapmazsak emek yoğun tarafta kalacağız ve eskisi kadar düşük maliyetli bir iş gücümüz olmadığı için eninde sonunda geri kalacağız. Sonuç olarak yaratıcı ve insan müdahalesi gereken konuları mühendislere bırakıp rutin konuları otomatize etmeye çalışıyoruz şu ânda.
Genç mühendisler hakkında konuşmak gerekirse. Yeni mühendis arkadaşlarımız net olarak bizden farklılar. Bunun iyi yanları da var kötü yanları da. İlk başta bu konuda çekincelerimiz de oldu.
‘Yeni nesil bizden çok daha zeki ve hızlı’
Bizler nesil olarak biraz daha sorumluluğu ön plana alan, işi ön plana alan, ikinci, üçüncü sırada yine işi, dördüncü sırada ailesi olan, en son da kendisine sıra gelirse kendisini düşünen insanlarız. Gelmezse o da yok. Bu doğru bir sıralama değil.
Sanki yeni kuşağı etiketlerken de önce kendisi, sonra hedefleri sonra diğerleriymiş gibi etiketliyoruz. Ben buna pek katılmıyorum.
Beraber yaşadıkça yeni nesli anlamak gerektiğini düşünmeye başladım. Onların öncelikleri anlayış. Anlayışları itibarıyla ne yapacağını seçtikleri anda ok gibi fırlıyorlar. Bizden çok daha akıllı ve hızlılar. Somut bir örnek vermek istiyorum. Yat üzerine çalışmak isteyen genç bir mühendis arkadaşımızı işe aldık. O dönemde de bir tersane ile 2 yatlık sözleşme imzaladık. Peşinden üçüncüsü geldi. Aradan bir 6 ay geçti birincisi başladı, ikincisini durduralım dediler ve üçüncüsü ise tamamen iptal oldu. Projeler iptal olduktan sonra ben yurt dışındayken beni aradılar ve arkadaşın işten ayrılmak istediğini söylediler. Bizden aldığından daha düşük bir maaşa yat inşası odaklı bir yere gitmek istediğini söylediler. Amacı heyecan duyduğu projelerde yer almakmış. Dürüst davranıyor ve ok gibi fırlamaya hazır. Dönünce kendisiyle görüştüm ve onu heyecanlandıracak bir savunma sanayi projesi için sözleşme imzalayacağımızı söyledim. Daha sonrasında insansız araç projesi imzalandıktan sonra ilk olarak sözleşmeyi herkesten önce o arkadaşımıza ilettim. Kendisi de bunun üzerine şirketimizde kaldı. Şu ânda müdür yardımcısı pozisyonunda. Yani uzun lafın kısası genç arkadaşların aradıkları, mecralarını bulmak.
Bazen de zaten doğrudan ben bu işi yapamayacağım diyorlar. Biz de onları farklı alanlara yönlendirmeye çalışıyoruz, elimizden geleni yapıyoruz.
Biz gençlerle mücadele etmiyoruz. Heyecan duyacakları projelerde yer almalarını sağlamak istiyorum.
Gençler yurtdışına gitmeyi çokça tercih eder oldular.
Yurtdışına gitmekte kötü bir şey yok ancak kendi işinizi yapacaksanız ve memleketinizden nefret ederek gitmeyeceksiniz bunu yapmanız gerekiyor. Bir mühendisin Avrupa’ya gidip bebek bakıcısı, kurye vs. olmasına gerek yok. Ayrıca şu ânda Avrupa’da giderek yükselen bir ırkçılık var buna da dikkat etmeleri gerekiyor. Sonuç olarak insanlar kendileri yaşayarak görecekler, iyileri ve kötüleri kendileri belirleyecek.
Önümüzdeki 5 yıl içinde SEFT’i teknolojik dönüşüm, pazar çeşitliliği ve Ar-Ge açısından nerede görüyorsunuz?
Biz devam edeceğiz. Ülkemizdeki en büyük askerî projesi neyse talep geldiğinde her zaman hazır olmak istiyoruz. Kendimizi sürekli olabildiğinde geliştirmek istiyoruz.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.






