Ana sayfa Haberler Deniz Savunma Stratejik ufuk taraması (Dibini aydınlatamayan mum)

Stratejik ufuk taraması (Dibini aydınlatamayan mum)

0
Millet olarak duygusalız, eleştiriye açık değiliz. Lâkin uluslararası ilişkilerde (insan ilişkilerinde de) duygusallığa ve alınganlığa yer yok. Sonra maazallah, birisi çıkar mum dibini aydınlatmıyor vb. argümanları kullanır. Bu durumda dahi soğukkanlı olun zira sukût altındır. İletişim dilinizin DNA’larını erozyona uğratmayın, tahriklere kapılmayın.

Bu yazının yazıldığı günlerde 2020 yılını bitirmek üzereydik. Muhtemeldir ki 2020 birçok şeyi çabuk unutmak isteyeceğimiz bir yıl olacak. Gerçi bıraktığı kötü miras ve yaşattığı her türlü olumsuzluk daha şimdiden 2021 için tehlike çanlarının çalmasına neden oluyor. Yaşayarak tecrübe edeceğiz. Küresel optikten bakıldığında Covid-19 pandemisi (ve anlaşılan mutasyona uğrayan ardılları), Biden liderliğinde ABD ve yeni dönemi, AB’nin arayışları, Trans-Atlantik ilişkileri, Hindistan’ın yükselişi ve anahtar ülke rolüne evrilecek olması, Çin ve Rusya merkezli gelişmeler gündemi belirleyecek.

Ülkemiz bakımından ise oldukça kabarık bir ajanda bekliyor bizleri. Her biri stratejik önemde adeta mayın tarlasını andıran konu başlıkları. ABD ve AB ile ilişkiler, ekonominin gidişatı, Suriye, Irak, Libya, Kafkasya, Doğu Akdeniz, Ege, Karadeniz, maruz kalınan yaptırımlar… Dahası, ülkemizde strateji konuları ile uğraşmak, kafa patlatmak zor. Zira gündem öyle yoğun ki şaşırıyor insan hangisini takip edeceğini… En önemlisi ise ülke meselelerine odaklanırken bazı özelliklerimizi bir tarafa koymamız gerekiyor.

Millet olarak alınganız, duygusalız, eleştiriye açık değiliz, dediğimiz dedik, çaldığımız düdük. Lâkin uluslararası ilişkilerde (esasen insan ilişkilerinde de) duygusallığa ve alınganlığa yer yok. Bazen susmanız ve kızgınlığınızı içinize atmanız gerekebilir, empati yapmayı deneyin. Sadece kendi açınızdan bakmayın meseleye, karşı taraf da haklı olabilir. Hayat bir spor müsabakası değildir, insan ilişkilerinde her zaman bir kazanan, bir kaybeden olmak zorunda değildir ya da o haklı bu haksız… Sonra maazallah, birisi çıkar ve hadsiz ithamlarla sizi hak etmediğiniz şekilde suçlar ve mum dibini aydınlatmıyor vb. argümanları kullanırsa dahi soğukkanlılığınızı koruyun, sukût altındır, iletişim dilinizin DNA’larını erozyona uğratmayın, tahriklere kapılmayın.

Dönelim yazımıza. Senenin bu son yazısında sizlere farklı bir perspektif açmayı, gündemin gerisinde kalan lâkin gören gözler için önem arz eden farklı başlıklara temas etmeyi deneyeceğiz. Başlayalım.

Fransa, insan hakları ihlâllerine karşılık Mısır ile işbirliğini şarta bağlamayacak
Mısır Lideri Sisi’nin aralık ayındaki Fransa ziyareti nedense fazla dikkat çekmedi ulusal basınımızda. Oysa başta Fransa olmak üzere Avrupa genelinde oldukça ses getirdi bu ziyaret. İkili görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Mısır ile ekonomi ve savunma alanındaki işbirliğini, insan hakları konusunda fikir ayrılığı nedeniyle şartlandırmayacağını açıkladı.

Akdeniz ve Orta Doğu’nun istikrarı için Fransa ile Mısır arasında önemli stratejik ortaklığının bulunduğunu ifade eden Macron, Libya’da kalıcı siyasi çözüm bulunması gerektiğini ve Mısır ile birçok konuda ortak görüşlerinin ve endişelerinin bulunduğunu söyledi.

Burada tuhaf olan ise insan hakları söz konusu olduğunda kimseye söz hakkı tanımayan Fransa’nın sergilediği ikircikli tutumu oldu. Macron salt insan hakları konusunda Sisi ile fikri ayrılığının bulunduğunu belirtmekle yetindi. Son dönemde alışık olduğumuz üzere Macron sözlerini bir şekilde Türkiye’ye bağlayıverdi. Libya’da özellikle Türkiye’nin tek taraflı adımlar attığını ileri süren Macron, Akdeniz’de işbirliğine dayalı siyaset izlenmesi gerektiğini ancak bu şekilde göç sorunun çözülebileceğini belirtti.

Macron belli ki Fransa’nın Doğu Akdeniz stratejisi bağlamında Mısır’a özel önem atfediyor. Zira Mısır, Türkiye’ye karşı Fransa’nın oluşturduğu eksenin önemli bir aktörü. Elbette meselenin bir de ekonomik boyutu var. Tıpkı Yunanistan örneğinde görüldüğü gibi Fransa, Türkiye’ye karşı arkadan itelediği tüm aktörlere silah satın alma şartını getiriyor. Anlaşılabilir bir durum, zira Fransa emperyal bir ülke, her desteğin bir bedeli olduğunu hatırlatıyor bilmeyenlere. Bakınız Macron’un gözü öyle kararmış durumdaki, Sisi’ye basından gizli devlet nişanı dahi takabildi.

ABD ile Slovenya arasında nükleer işbirliği anlaşması
ABD’nin Balkanlarda attığı adımlar sistematik ama perde gerisinden devam ediyor. Romanya’daki askeri varlığını NATO üzerinden iyice konsolide eden ve komşusu Bulgaristan’ı da ihmâl etmeyen ABD, Arnavutluk’ta üs açıyor, Moldova’da AB ile eşgüdüm içinde Rusya’ya karşı önemli bir kazanım elde ediyor. Esasen Karadağ’ın NATO’ya üyeliği ile Rusya’nın Adriyatik’e çıkışını kesen ABD, Rusya’yı Balkanlarda çevreleme ve baskı altına alma istikametinde sistematik hamleler yapmaya devam ediyor.

Son olarak aralık ayının ortasında ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklama ile ABD’nin Slovenya ile enerji güvenliği, diplomatik ve ekonomik ilişkileri de geliştirmeyi hedefleyen Stratejik Sivil Nükleer İşbirliği Mutabakat Muhtırası akdettiğini öğrendik.

Anlaşmanın, iki ülke arasında sivil nükleer enerji alanında işbirliği, hükümetler, endüstri ve akademik kurumlar arasındaki ilişkileri geliştirmeyi hedeflediği görülüyor. Hatırlatalım, ABD ile Slovenya’nın işbirliği yeni değil, Slovenya’da Krsko’daki Westinghouse nükleer tesisleri ABD ortaklığında yapılmıştı. Son dönemde NATO ve AB marjında sıklıkla Türkiye aleyhine pozisyon aldığını gözlediğimiz Slovenya’nın bu tutumunu idrak etmekte zorlananlara hatırlatalım…

Rusya ve NATO 10 yıl aradan sonra ilk defa ortak bir tatbikatta bir araya gelecek
İlk okuduğunuzda şaşırabilirsiniz ancak doğru. Pakistan’ın ev sahipliğinde 2021 Şubat ayında Karaçi yaklaşma sularında gerçekleşecek AMAN 2021 Tatbikatı’na 10 yıl aradan sonra Rus Donanması’na ait savaş gemileri NATO unsurlarıyla birlikte katılım sağlayacak.

Rusya’nın Karadeniz Filosu tarafından yapılan açıklamada, “Rus Donanmasına ait gemiler, İspanya kıyılarında düzenlenen Bold Monarch 2011 Tatbikatı’nın tamamlanmasından 10 yıl sonra Kuzey Atlantik İttifakı’nın deniz kuvvetleri gemileri ile birlikte AMAN Tatbikatı’na katılacak” ifadelerine yer verildi.

Açıklamaya göre tatbikata Rusya’dan bir firkateyn, bir karakol gemisi, bir kurtarma römorkörü, bir deniz piyade birliği, bir mayın temizleme ekibi ve bir deniz helikopterleri katılacak. Tatbikata Rusya ve Pakistan’ın yanı sıra ABD, İngiltere, Çin, Japonya, Türkiye, Filipinler, Malezya, Sri Lanka ve Endonezya’dan gemilerin/birliklerin de katılması bekleniyor.

Tatbikatın hedefi, ülkeler arasında askeri işbirliğinin güçlendirilmesinin yanı sıra deniz haydutluğu ile mücadelede deneyimlerin paylaşımı. Esasen bölgede farklı kutuptan aktörleri bir araya getirebilen yegâne ortak payda deniz haydutluğu ile mücadele. Nitekim Çin savaş gemileri de bölgede faaliyet gösteriyor ve işbirliği yapıyor.

Pakistan’ın AMAN Tatbikatı oldukça önemli, geleneksel olarak her yıl yapılan bu tatbikat birçok aktörü bir araya getiriyor. Rus savaş gemilerini uzun aradan sonra bir tatbikatta NATO unsurlarıyla birlikte görmek ilginç olacak. Bu ve benzeri faaliyetlere stratejik iletişim bağlamında özel önem atfeden Rusya’nın tatbikata en yeni gemileriyle (Grigoroviç ya da Essen sınıfı gemiler) katılması şaşırtıcı olmayacaktır.

İngiliz Savunma Bakanı Wallace, Türk SİHA’larını öve öve bitiremedi
Bayram ve seyran değilken İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace, Türkiye’nin yeni nesil İnsansız Hava Araçlarının (İHA) sahada büyük etki yarattığını söyleyerek, Türk Silahlı İnsansız Hava Araçlarının (SİHA) üstünlüğünü örnek gösterdi. Böyle bir açıklama İngiltere’den gelince haliyle meraklanıyor insan, nitekim bir arka planı olmadan gelmez bu ve benzeri açıklamalar İngilizlerden.

Savunma Bakanı Wallace, İngiliz menşeli düşünce kuruluşunda (Kraliyet Silahlı Kuvvetler Enstitüsünde (RUSI)) yaptığı çevrim içi konuşmada, savunma bütçesinin artırılması kararının ardından kaynakların hangi alanlarda kullanılacağına dair gündemi belirleyen açıklamalarda bulundu.

Wallace, Türkiye’nin İHA, SİHA Bayraktar TB2 ve hava savunma sistemlerini Suriye, Libya ve diğer bölgelerde kullanmasının sahada üstünlük sağlamasına vesile olduğunu vurgulayarak, Türkiye’nin yeni nesil SİHA’larını örnek gösterdi ve SİHA’ların yüzlerce zırhlı aracı ve hava savunma sistemlerini kolaylıkla imha ettiğini vurguladı.

İngiltere’nin savunma teknolojilerinde yeterince yenilik yapmadığına atıfta bulunan Wallace, Türk insansız hava araçlarının “düşmana gerçek zorluklar” yaşatma kapasitesine sahip olduğunu, değişen küresel güvenlik sistemine tam olarak nasıl tepki vereceklerini geliştirmek için yaklaşımlarını belirlemek zorunda olduklarını ve potansiyel düşmanların değişken, kendilerinin ise durağan ve öngörülebilir olduğu yorumunu yaptı. Bu açıklama esasen İngiliz savunma sanayinin içine düştüğü durumu göstermesi bakımından oldukça manidar.

Hatırlatalım, İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Avam Kamarası’nda çevrim içi yaptığı konuşmada, ülkesinde savunma bütçesini kısma döneminin artık sona erdiğine dikkati çekerek, savunma bütçesinin 4 yıl süreyle her yıl yüzde 10 artırılacağını bildirmiş, bütçe artışının 4 yıl içinde yaklaşık 16,5 milyar sterlin olacağını açıklamıştı. Johnson, ek bütçenin uzay, siber savunma ve yapay zekâ projelerinde de kullanılacağını paylaşmıştı.

Gazetemizin diğer köşesinde okuyacaksınız. Dünya silahlanıyor. İngiltere uçak gemisi filosunu yeniledi. Nükleer denizaltı filosu ve savaş gemileri de yenileniyor. İngiltere Brexit sonrası artık NATO’nun önemli bir aktörü olarak yoluna devam edecek, elbette ABD ile geleneksel eşgüdüm içinde.

AB ile bir türlü boşanamayan İngiltere, anlaşmasız bir ayrılığa hazırlanıyor. Covid-19’un mutasyon geçirmesi nedeniyle tüm dünyanın kapılarını kapattığı İngiltere için bu tecrit dönemi belki de Brexit sonrası yaşayabileceği olası yalnızlığı için iyi bir deneyim olacak. AB ile imtiyazlı ortak olacağı kesin olan İngiltere, tıpkı kendisi gibi AB’ye ortak yapılacak (asla üye olamayacak ve belki de imtiyaz dahi elde edemeyecek) Türkiye ile ilişkilerini geliştirmeyi istiyor. Bu işbirliğinin sonu nereye varır bilinmez lâkin İngiltere’nin Türkiye’ye yönelik değişen ve artan ilgisine ihtiyatlı yaklaşmakta fayda olduğunu düşünüyoruz.

Japonya’dan askeri harcamalara 52 milyar dolarlık rekor bütçe
Dünya silahlanıyor tespitinde bulunurken mübalağa etmiyoruz. Japonya’da geçtiğimiz aylarda göreve gelen Başbakan Yoshihide Suga hükümeti, askeri harcamaları üst üste dokuzuncu kez revize ederek bütçeyi 52 milyar dolara çıkardı. Planın içerisinde Çin’in artan askeri gücüne karşı koyabilmek için gelişmiş avcı uçağının temini ve uzun menzilli gemi savar füze geliştirilmesi başlıkları da bulunuyor.

Savunma Bakanlığı’nın Nisan 2021’de alacağı ve 2020’ye oranla yüzde 1,1 artış kaydedilen askeri harcamalar, 5,34 trilyon yen (51,7 milyar dolar) ile Japonya tarihinin rekorunu kıracak. Öte yandan Çin, bu yıl askeri harcamalarını yüzde 6,6 artırmayı planlıyor, esasen bu oran son otuz yılın en küçük artışı anlamına geliyor. Çin harcamalarını makûl seviyede artırırken, ABD öncülüğünde tesis edilen karşı eksen olabildiğince silahlanıyor. Japonya konuya güzel bir örnek.

Japonya’nın 30 yıl aradan sonra yeniden bir savaş uçağı projesine dönmesi ve 2030’a hazır olmasını sağlamak için 40 milyar dolar kaynak ayırması ayrı bir yazının konusu olabilir. Bu bağlamda Japonya, ABD’den 628 milyon dolar değerinde 6 adet F-35 savaş uçağı alacak. Bunlardan ikisinin kısa kalkış, dikey iniş (STOVL) B modeli olması öngörülüyor. Donanmaya ise iki kompakt savaş gemisi inşa etmek için 912 milyon dolar tahsis edilecek. Japonya ayrıca iki yeni savaş gemisini ABD menşeli AEGİS hava ve balistik füze savunma sistemi ile donatmak istiyor.

ABD’nin Asya-Pasifik pivot stratejisi bağlamında bölgede Çin’i baskılamayı ve çevrelemeyi öngördüğü biliniyor. Bu minvalde Çin’e karşı eksen oluşturma gayretlerini de ivmelendirmiş durumda. Japonya bu noktada önemli bir aktör. Bu denli silahlanma eğilimine giren Japonya’nın Güney Kore ile birlikte bölgede sadece Çin’i değil, Rusya’yı da provoke etmesi yüksek olasılık. Belli ki Asya-Pasifik Bölgesi’nde saflar sıklaşıyor.

Sudan nereden nereye (İsrail’le normalleşmenin karşılığı, kara listeden çıkmak)…
ABD Başkanı Trump’ın arabuluculuğunda İsrail’le normalleşme anlaşmalarına varan ülkelerden biri olan Sudan, bunun karşılığında ABD’nin terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarıldı. ABD’nin Sudan Büyükelçiliği, Washington’ın Hartum’u “terörizm sponsoru devletler listesinden” çıkarma kararının yürürlüğe girdiğini açıkladı.

Hatırlatalım, ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, geçtiğimiz ağustos ayında ziyaret ettiği Hartum’da geçici yönetimi İsrail’i tanıyıp diplomatik ilişkiler kurmaya ikna etmeye çalışmıştı. Geçen sürede bu çalışmaların başarılı olduğu görülüyor. Nisan 2019’da halk ayaklanmasına koşut olarak devrilen Ömer Beşir’in 30 yıllık Devlet Başkanlığı esnasında El Kaide lideri Usame bin Ladin’e yardım ve yataklık gerekçesiyle ABD’nin terörü destekleyen ülkeler listesine alınan ve yaptırımlarının hedefi olan Sudan, bu nedenle 1993 yılından beri Batı’nın mali yardımları ve yatırımlarından mahrum kalmıştı.

Trump’ın 23 Ekim’de İsrail’i tanıyıp normal ilişki kuran Müslüman nüfuslu ülkeler kervanına kattığı Sudan’ı listeden çıkarma kararı elbette karşılıklı çıkar temelinde atılan bir adım. Terör listesinden çıkarılma Sudan’a, Batı’nın para musluklarını açılacağı kesin. Beşir’in devrilmesinin arka planını anlamak isteyenlere duyurulur. Öyleyse soralım, geçen ay da temas etmiştik, Sudan’da kim/kimler kazandı ya da kaybetti?

Kervana Fas da katıldı: İsrail ile diplomatik ilişki kuracağını açıkladı
Trump’ın giderayak attığı ve İsrail cenahında büyük memnuniyet yaratan sistematik hamlelerine Fas da katıldı. Trump son olarak Fas ve İsrail’in tam diplomatik ilişki kurulmasına yönelik anlaşmaya vardığını duyurdu. İlginç değil mi? Trump’ın artık dış politikadaki yegâne önceliği İsrail’in konumunu konsolide etmek. Her ne kadar İsrail Mart 2021’de erken seçime gidecek olsa da görünen, Trump Başkanlığını bitirene dek bileti kesecek.

Trump’ın, twitter hesabından yaptığı açıklama içerik olarak “dış politika nasıl yapılmaz” hususuna iyi bir örnek. Trump, “Bugün, Batı Sahra üzerinde Fas’ın hâkimiyetini tanıdığımız bir bildiri imzaladım. Fas’ın ciddi, güvenilir ve gerçekçi özerklik teklifi, kalıcı barış ve refah için tek ve kalıcı çözümdür.” ifadesini kullandı.

Fas’ın 1777’de ABD’yi tanıdığını anımsatan Trump, bu nedenle de kendilerinin Batı Sahra üzerinde Fas’ın hâkimiyetini tanıdıklarını kaydetti. Akıl alır gibi değil. Daha doğrusu Fas’ın ABD’yi 1777’de tanıması ile çetrefilli ve itilaflı bir bölge olan Batı Sahra üzerinde Fas’ın egemenliğinin tanınması arasındaki ilişkiyi elbette kimse kuramadı.

Şüphesiz Sudan örneğinde görüldüğü gibi Trump’ın bu hamlesinin arka planında İsrail var. Nitekim Trump tarihi bir adım attıklarını da belirterek, “İki muhteşem dostumuz İsrail ve Fas Krallığı, tam diplomatik ilişki kurulması için anlaşmaya vardı. Bu Orta Doğu’da barış için büyük bir atılım.” değerlendirmesinde bulundu. Fas’ın İsrail ile normalleşme karşılığında aldığı ödül üst perde oldu.

Konuya Rusya’nın tepki göstermesi dikkat çekti. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Bogdanov, Fas’ın Batı Sahra Bölgesi üzerindeki egemenliğinin ABD tarafından tanınmasının uluslararası hukukun ihlâli olduğunu ifade ederek, “Bu konuyla ilgili kararlar var, Batı Sahra’da referandumun yapılması için BM misyonu var. Amerikalıların şu anda yaptığı her şey, uluslararası hukuk ve Amerikalıların da ‘evet’ oyu verdiği BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinin ötesine çıkan tek taraflı kararlar” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric de yaptığı açıklamada, örgütün Batı Sahra duruşunun değişmediğini ve sorunun sadece BM kararları temelinde çözüme kavuşturulabileceğini açıklamıştı. Hep vurguluyoruz, hukuk ne yazık ki her zaman güçlü olanın yanında… Bakalım İsrail ile normalleşen ülkeler kervanına daha kimler katılacak. Bazı tahminlerimiz yok değil…

ABD denizlerde Rusya ve Çin’e karşı daha agresif bir strateji izleyecek
En önemli konuyu sona bıraktık. The Guardian’ın aktardığı haber oldukça dikkat çekici. ABD Deniz Piyadeleri, Donanma ve Sahil Güvenlik tarafından yayımlanan ortak rapor içeriği itibarı ile defaten okunmalı. ABD’nin deniz boyutunu domine eden bu stratejik komutanlığın ortak bir rapor yayınlamaları başlı başına bir vaka… Raporda, Rusya ve Çin’in deniz boyutunda “kararlı rakipler” haline geldiği, Çin’in ayrıca “en büyük ve uzun vadeli stratejik tehdit” haline geldiği belirtiliyor.

Raporda, “dünyanın dört bir yanında konuşlandırılmış deniz kuvvetleri unsurlarımız her gün Çin ve Rus savaş gemi ve uçakları ile etkileşime giriyor” ifadesine yer verildi. Olası bir sıcak çatışma durumunda Çin ve Rusya’nın muhtemelen ABD ve müttefiklerinden önce davranarak çatışma bölgesini ilk ele geçiren taraf olmaya çalışacağı ifade edilen raporda, Washington’ın stratejik üstünlüğünü korumak için daha küçük ve daha yüksek manevra kabiliyetine sahip, hatta otonom gemiler ile deniz kuvvetlerini modernize etmesi gerektiği öneriliyor.

Esasen bu tespit küresel gücünü deniz gücü ile tesis eden ve pekiştiren ABD için ezber bozan bir yaklaşım. Yakın gelecekte ABD’nin deniz gücünü beklenenin aksi istikamette, daha hafif unsurlarla modernize etmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Ayrıca ABD’nin güçlü lâkin hantal deniz gücü ile sıklet merkezi tesis etmeyi yeterli görmediği anlaşılıyor. Son olarak ABD’nin Deniz Piyadelerini, Sahil Güvenliği ve Donanmayı bir araya getiren bütüncül yaklaşımın altını çizmekte de yarar var. İlerleyen dönemde bu üç kuvvetin senkronize bir şekilde eşgüdüm içinde kullanılacağı anlaşılıyor. Bu elbette komuta birliği prensibini akla getiriyor. Biz de ise aksine Sahil Güvenliğin Deniz Kuvvetlerimizden ayrıldığını, koparıldığını hatırlatalım.

Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.