En az İsrail-Filistin Sorunu kadar eski bir sorun olmasına rağmen, 2023-2025 yılları arasında yaşanan İsrail-Hamas Savaşı’nın öne çıkmasından/çıkartılmasından dolayı son dönemde dünya ve ülkemiz gündeminde pek yer bulamayan, bahse konu savaşın durdurulduğu Ekim 2025 ayında, sanki yeni başlamış gibi “aniden” gündemimize giren Sudan’daki savaş/çatışma, çok kutupluluğa evrilen bir dünyada; uzun soluklu, çok aktörlü, çok girdili ve bir bütün olarak ele alınmadığında anlaşılması kolay olmayan, jeopolitik mücadele esaslı bir sorunun parçasıdır.
“İsrail’in “Hüzün Kapısı” Hedefi” başlıklı yazımın devamı olarak değerlendirilebilecek bu yazımda; altyapısını Sudan’daki sosyal ayrışmanın oluşturduğu, darbeleri, iç savaşları, toprak bölünmelerini, ekonomik ve siyasî krizleri içeren kronik istikrarsızlık ve çatışma halini; tarihi bir perspektiften kök sebeplerini, bu sebeplerin ve gelişmelerin iç içe geçmişlik durumunu, aktörlerin/vekillerin mücadelesini; yerel, bölgesel, küresel analiz seviyelerinde, “olabildiğince öz ve anlaşılır” bir şekilde ele almaya çalıştım.
Sudan’a genel bir bakış
Antik çağdan bu yana Nil Nehri civarında kurulan her tür yapılanmaya ev sahipliği yapan ve “Siyah insanlar” anlamına gelen Sudan; Mısır ve Arap yönetimlerinin ardından Osmanlı yönetimi altında kalmış, Birleşik Krallık’ın (BK) 1882’de Mısır’ı işgali sonrasında BK-Mısır kondominyumu (iki veya daha fazla gücün aynı alan üzerinde birlikte egemen olması) olmuş, Mısır’ın 1922’de bağımsızlık elde etmesinin ardından defacto BK sömürgesine dönüşmüştür. BK bu dönemde, çıkarları ve gelecek hedefleri doğrultusunda ülkenin güneyindeki üç vilayeti “Arap ve Müslümanlık etkisinden arındırılmış bir bölge” olarak yapılandırmıştır. Soğuk Savaşla birlikte hegemonyayı ABD’ye devreden BK’nın bölgeden çekilmesi sonucunda, Sudan 1956’da bağımsız olmuştur.
Sudan, Afrika kıtasının kuzeydoğusunda ve Kızıldeniz’e kıyısı olan bir ülkedir. Yüz ölçümüyle kıtanın en büyük 3’üncü ülkesi Sudan’ın; Mısır, Libya, Etiyopya, Çad, Orta Afrika, Eritre ve kendisinden 2011’de koparılan Güney Sudan ile sınırları bulunmaktadır. Genel olarak düz bir coğrafya olan Sudan’ın kuzeyi çöllerle kaplıdır. Bahse konu çöl coğrafyasında kurak bir iklim mevcutken, düz alanların bulunduğu güneyde görülen yağışlar iklimi yumuşatmaktadır. Sudan, Afrika’nın denize çıkışı olmayan Çad gibi iç ülkelerini Kızıldeniz’e, benzer şekilde Mısır ve Libya üzerinden Akdeniz ve Kızıldeniz’i de birbirine bağlamaktadır. Bu durumun ve geniş çöl coğrafyasının bir çıktısı olarak Sudan, sınır ötesi yasadışı faaliyetler açısından; kaynak, transit güzergâh ve hedef ülke konumundadır. Bunlar arasında; silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı öne çıkan faaliyetlerdir. Afrika’daki en büyük kenevir üreticisi olan Sudan’ın Darfur’daki El Radum bölgesi öne çıkmaktadır. Aynı zamanda son yıllarda Sudan, Suriye gibi Captagon üretim merkezi ve kaçakçılığı için de bir merkez olmuştur.

Dinsel, etnik ve dilsel bakımdan heterojen bir toplum yapısına sahip olan ülkenin nüfusu, en son yapılan 2008 yılı sayımı esas alınarak yapılan tahmine göre yaklaşık 50 milyondur (Güney Sudan 12 milyon). Sudan’da bulunan 600 civarındaki etnik grupta 400'den fazla dil/lehçe konuşulmaktadır. Sudan nüfusunun yüzde 70’i Arap, geri kalanlar Afrika (Fur, Dinka, Beja, Fallata, Nuba önde gelen kabileler)yani yerel kökenlidir ve nüfusun yaklaşık yüzde 91'i Sünni Müslümandır. Ülkede Arapça ve İngilizce resmi dillerdir. Eylül 2025 itibariyle enflasyon oranının yüzde 113 olduğu, 2020 itibariyle ithalatın ihracat karşısında iki kattan fazla olduğu ülkede, nüfusun yaklaşık yüzde 60’ı yoksulluk sınırının altında yaşamakta, çok büyük bir bölümü hizmet ve tarım sektöründe çalışmakta ve yüzde 70’i kırsalda ikamet etmektedir.
Sudan'da petrol rezervleri 1970’li yıllarda keşfedilmesine rağmen petrol altyapısı 1990'lı yıllara kadar kurulamamıştır. 1995’te bahse konu altyapı tamamlanmakla birlikte Güney Sudan sorunu sebebiyle beklenen gelir elde edilememiştir. Yaklaşık 5 milyar varil petrol rezervine sahip ülke, Güney Sudan’ın ayrılmasıyla birlikte bu rezervin yüzde 75-80’ini kaybetmiştir. Bununla birlikte rafineri, boru hattı ve liman (Port Sudan) gibi altyapılar ise petrolde transit ülke özelliğine sahip Sudan’da kalmıştır. Petrol gelirlerinin ülkenin bölünmesiyle birlikte önemli ölçüde düşmesi, altın madenciliğini öne çıkarmıştır. Nitekim Sudan; Afrika’nın 2’nci, dünyanın 9’ncu büyüklükteki altın üreticisidir. Çatışmaların yoğun olarak yaşandığı Kuzey Darfur’da da 2012’de çok zengin altın yatakları keşfedilmiştir. Böylece altın, Sudan’da petrolün yerini alırken iç çatışmaların en önemli nedenlerinden biri haline gelmiştir. Ayrıca Kızıldeniz kıyısında ve Port Sudan Limanına yakın konumdaki Sevakin Serbest Bölgesi ve başkent Hartum’un 60 km kuzeyindeki Al Geili Serbest Bölgesi, büyük oranda yabancı yatırımcıların fabrikalarının bulunduğu yerlerdir.
Yaklaşık 200 milyon dönüm verimli tarım arazisinin ve 102 milyon baş hayvanın bulunduğu Sudan’da, canlı hayvan ihracatı altın ve petrolden sonra üçüncü sırada gelmektedir. Hartum’un güneyindeki “El Cezire (Vad Medeni) Tarım Projesi”, Hollanda büyüklüğünde bir alanı kapsayan, dünya çapındaki en kapsamlı sulu tarım projelerinden biridir ve ülkede istikrarın nispeten sağlandığı dönemlerde burada ürettilen buğdayın çokluğu sebebiyle Sudan “dünyanın ekmek sepeti” olarak anılmıştır. Aynı zamanda Sudan, Arap sakızı üretiminde dünyada yaklaşık yüzde 80 payla ilk sıradadır. Genellikle gıda, kozmetik, ilaç gibi sektörlerde kullanılan ve çok büyük kısmını ABD’nin ithal ettiği Arap sakızı, bu sebeple Sudan’a uygulanan ambargolarda muaf tutulmuştur.
Sudan’ın başlıca turistik değerleri; Port Sudan’daki resifler ve dalış alanları, Mısır Piramitlerinden 800 yıl kadar daha eski olduğu belirtilen kuzeydeki Merove Piramitleri, Nil Nehri’nin iki ana kolu olan Beyaz ve Mavi Nil’in birleştiği başkent Hartum’dur. Ancak kronik istikrarsızlık sebebiyle ülkeye gelen turist sayısı düşük olduğundan, bu değerler ekonomiye çok düşük katkı yapmaktadır.
Sudan’ın kısa siyasi tarihi
Bağımsızlık ve İlk Yıllar (1956-1958)
1 Ocak 1956’da bağımsızlığını ilan eden Sudan’ın temel sorunu, sömürgeci BK’nın bıraktığı bir miras olarak Kuzey (Arap-Müslüman ağırlıklı) ile Güney (Afrikalı-Hristiyan-Animist) bölgeler arasındaki dini, dilsel ve ekonomik farklılıklar idi. Merkeziyetçi bir yönetimin gereği olarak yasalar Sudan’ın genelinde uygulanıyor olmasına rağmen, Sudan toplumu tek tip bir yaşam biçimine sahip değildi. Hristiyan ve Animistler kendi kültürlerini yaşamaya çalışırken, Şer’i hukuka tabi olmak zorunda bırakılıyorlardı. Aynı zamanda siyasi sistem parlamenter demokrasi olmasına rağmen, partiler bölgesel ve dini esaslarda örgütlendiğinden hükümet krizleri bağımsızlıkla eş zamanlı başladı. Güney, devlet bürokrasisine hakim olan Kuzey tarafından dışlandığını ısrarla iddia ettiğinden iç savaşa kadar gidecek isyanlar kaçınılmaz hale geldi. Güneyde isyanların başladığı dönemde, siyasal dengeyi “koruma” iddiasıyla, bağımsızlığın ilanından sadece 2 yıl sonra Silahlı Kuvvetler darbe ile yönetime el koydu.
General Abboud Dönemi (1958-1964)
ABD ile yakınlaşan askeri yönetim, uluslararası arenada meşrulaştırıldı. Ülkede istikrar sağlanmaya çalışıldı ancak, Güney’deki isyanları sertlikle bastırma girişimleri isyanları şiddetlendirdi ve toplumdaki ayrımı derinleştirdi. Uygulanan devletçi ekonomi modeli başarısız oldu. Üniversite öğrencileri ve işçi protestoları sonucu 1964’te yaşanan “Ekim Devrimi”yle askeri yönetim istifa ettirildi.
Kısa Demokratik Dönem (1964-1969)
Nasır-Arap sosyalizmi etkisindeki sivil yönetim işbaşına gelmekle birlikte, Güney’in federalist taleplerindeki artış ve Kuzey’in mevcut durumu koruma girişimleri sebebiyle Güney’deki isyanlar iç savaşa dönüştü. Ülkedeki yatırım eksikliği ve siyasi istikrarsızlık nedeniyle ekonomik durgunluk yaşanmaya başladı. Partiler dini ve bölgesel temellere dayandığı için ulusal bütünlük bir türlü sağlanamıyordu. Nitekim 1969’da sol eğilimli Albay Cafer Numeyri darbe ile yönetime el koydu.
Numeyri Dönemi (1969-1985)
Arap sosyalizmi-Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) çizgisindeki Numeyri, 1972 Addis Ababa Anlaşması ile Güney Sudan’a özerklik tanıdı ve iç savaş geçici olarak sona erdi. SSCB’nin zayıflamaya başlamasıyla eş zamanlı olarak Numeyri 1970’lerin sonlarında, dış yardımlara bağımlı olan Sudan’ı ABD’ye ve Körfez ülkelerine yöneltti, içerde İslamcılarla yakınlaşarak 1983’te şeriat yasalarını yürürlüğe koydu. Bu durum iç savaşı (1983-2005) yeniden alevlendirdi ve Güney’de Kuzey’in terör örgütü olarak kabul ettiği SPLA (Sudan People’s Liberation Army-Sudan Halk Kurtuluş Ordusu) kuruldu. Ekonomik kriz, iç savaş ve baskı ortamı sonucunda 1985’te bir askeri darbe Numeyri’yi devirdi.
Kısa Süreli Sivil Yönetim (1985-1989)
Askeri yönetim 1986’da ülke idaresini seçimle işbaşına gelen sivil yönetime devretti. Güney’de iç savaş ile dış yardımlara bağımlılık devam etti, aşırı borçlanma, tarım sektöründe çöküş ve iç savaşın yükü ekonomiyi daha da kötüleştirdi. 1989’da General Ömer el-Beşir önderliğindeki “İslamcı ideoloji” temelli darbeyle Sudan’da üçüncü kez sivil yönetim devrildi.
Ömer el-Beşir Dönemi (1989-2019)
Müslüman Kardeşler’in desteğiyle iktidara gelen Beşir, şeriat sistemini derinleştirdi ve muhalefeti sert bir şekilde bastırdı. 1990’larda Sudan, Usame bin Ladin ve radikal İslami gruplara sığınak sağladığı gerekçesiyle ABD’nin başını çektiği uluslararası yaptırımlara maruz kaldı. 2003’te Darfur’da isyan çıktı ve isyan büyük bir katliam ile rejim tarafından bastırıldı. 2005’te SPLA ile barış anlaşması yapıldı ve Güney’e 6 yıl geçici özerklik verildi. 2011’de referandumla Güney Sudan bağımsız oldu. Beşir yönetimi Güney Sudan’ın ayrılmasına bağlı olarak petrol gelirlerindeki kayıplarla ve devamındaki protestolarla zayıflamaya başladı. 2018-2019’da ekonomik çöküş ve kitlesel protestolar, Silahlı Kuvvetlerin yönetime el koymasına sebep oldu.
Beşir dönemine ve sonrasında ülkenin geleceğine damga vuran üç gelişme; Güney Sudan’ın ayrılması, Darfur sorununun başlaması ve paramiliter bir gücün oluşturulması olmuştur.
Güney Sudan Sorunu
Kök sebepleri, başlangıcı ve gelişimine dair kronolojisi yukarıda belirtilen sorun; yalnızca iç bir mesele değil, Nil havzasındaki su güvenliği, enerji ve nüfuz mücadelesi üzerinden yürüyen bölgesel güç rekabetinin de bir yansıması oldu. Güney Sudan’ın bağımsızlığı, “sorunu çözen” değil, hem iki ülke hem de bölge için yeni sorunlar üreten bir ayrılış oldu.
Darfur Sorunu
Darfur bölgesi; Batı Sudan’da, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Libya ile sınır komşusu olan, yaklaşık Fransa yüzölçümünde ve bu konumu sebebiyle bölgesel ticaret, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ile milis hareketleri açısından bir geçiş alanıdır. Çoğunlukla Afrikalı kabileler ile daha az sayıda Arap kökenli göçebe toplulukların yaşadığı Darfur bölgesi, zengin yer altı kaynakları (özellikle altın ve uranyum) ile tarım ve hayvancılığa elverişli geniş topraklara sahip olmasına rağmen, “Müslüman Arap” bölgelerini önceleyen hükümetlerin ayrımcı politikaları ve özellikle 2003 sonrasındaki çatışmalardan ötürü ekonomik potansiyelin kullanılamaması sebebiyle, Sudan’ın en yoksul ve en geri kalmış bölgelerinden biri olmuştur.
1980’lerde yaşanan kuraklıklardan ötürü bölgede huzursuzluk artmasına rağmen, hükümet bu durumu görmezden geldi. 2003’te iddialara göre İsrail’in örtülü desteğiyle iki isyancı grup (Sudan Kurtuluş Ordusu (SLA) ile Adalet ve Eşitlik Hareketi (JEM)) hükümete karşı ayaklandı. Hükümet isyancılara karşı bölgedeki “Cencevid” isimli Arap milisleri silahlandırdı. Silahlı Kuvvetler arka planda kalırken milisler Müslüman Arap olmayan yüzlerce köyü yaktı, sivillere yönelik katliam, tecavüz ve zorla göç politikası uyguladı. Yaklaşık 300 bin kişi öldü, 2,5 milyondan fazla insan yerinden edildi. BM ve ABD bunu soykırım olarak niteledi. 2007’de BM-Afrika Birliği ortak barış gücü (UNAMID) bölgeye gönderildi. 2009’da ise, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Devlet Başkanı Ömer el-Beşir hakkında soykırım ve insanlığa karşı suçlardan tutuklama emri çıkardı. 2023’e kadar bölgede çatışmalar düşük yoğunluklu sürdü, Nisan 2023-Kasım 2025 aralığında ise çatışmaların şiddeti arttı ve günümüzde devam etmektedir.
Darfur sorunu, Sudan’daki merkez-çevre eşitsizliğinin, etnik kimlik siyasetinin ve devletin güvenlik aygıtını milisleştirmesinin sonucudur. Darfur yalnızca bir “yoksul isyan bölgesi” değil, aynı zamanda Sudan’ın batı kapısı, maden zenginliği ve milis gücü dengeleri bakımından ülkenin en stratejik bölgelerinden biridir. Bu nedenle Darfur üzerindeki hâkimiyet, Hartum’daki iktidar mücadelesinin merkezî unsurlarından biri olmaya devam etmektedir. Bölgesel güçler sorunu doğrudan beslerken, küresel güçler ise çıkarlarına göre pozisyon aldı. Bu karmaşık etkileşim, Darfur’daki çatışmayı yerel bir isyandan çok, bölgesel bir vekâlet savaşına dönüştürdü.
Hızlı Destek Güçleri (HDG-Rapid Support Force (RSF))
Ülkenin bugünkü çöküş noktasına gelmesinde önemli bir rolü üstlenen HDG, Beşir döneminin eseridir. Darfur sorunu, HDG’nin temellerinin atıldığı bir süreç oldu. Darfur’daki isyanı bastırmak için kullanılan Cencevid milisleri, sonrasında Sudan Silahlı Kuvvetlerinden aldığı görevleri yerine getirmek üzere 2013’de resmi olarak “HDG” adıyla paramiliter bir yapıya dönüştürüldü. “Paramiliter” yapı; örgütlenme olarak askeri, ancak düzensiz gönüllülerden oluşan devletçe desteklenen bir tür yapılanmadır. Görevi ise; ülkenin askeri veya polis güçlerinin yerine getiremediği veya yerine getirdiğinde hukuki anlamda sorun yaratabilecek görevleri yerine getirmektir.
HDG, savaştığı Darfur bölgesindeki ekonomik kaynakları ele geçirerek söz konusu bölgenin egemen gücü haline gelmiş ve bu durumdan da aldığı cesaretle ilerleyen süreçte “paralel Silahlı Kuvvetler” imiş gibi hareket etmeye ve sorun yaratmaya başladı. Zaman içerisinde HDG; Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Mısır, Etiyopya, Libya (Hafter-LNA), Rus paralı askerleri olan Wagner grubu ve daha birçok aktörle ilişki kurarak siyasi bir aktöre de dönüştü. HDG Darfur haricinde, 2015’ten beri 10 binden fazla insan gücü ile Yemen’de Suudi Arabistan-BAE koalisyonunda yer alırken, Libya iç savaşında Hafter’e destek vermiştir. 2013’ten bu yana HDG’ye, Darfur'un Rizeigat kabilesinden bir Cencevid lideri, eski bir Silahlı Kuvvetler subayı ve savaş ağası olan Muhammad Hamdan Dagalo Musa (Hemedti) komuta etmektedir.
Darfur sorununda kullanılması haricinde Beşir’in HDG’yi kurmasındaki asıl amacın, kendisine karşı darbe yapma potansiyeli olan Silahlı Kuvvetlere karşı ve yine kendisine karşı yapılabilecek suikastları önlemek için bu yapıdan yararlanmak olduğu ileri sürüldü. Ancak Beşir’in aldığı bu önlem işe yaramadı, Hemedti’nin de verdiği destekle Silahlı Kuvvetler (General Abdülfettah el-Burhan) kendisini 2019’da yönetimden uzaklaştırdı. Çünkü Hemedti’nin ve Burhan’ın yolları 2003’de Darfur’daki isyanı bastırma görevi ile 2015’de Yemen’deki koalisyon görevi esnasında kesişmiş ve burada kurulan dostlukları politik bir ortaklığa dönüştü.
Geçiş Dönemi (2019-2021)
Sivil-asker ortak yönetimi olarak “Egemenlik Konseyi” kuruldu. Sivil Başbakan liderliğinde; IMF destekli reform süreci başlatıldı, halka verilen sübvansiyonlar kaldırıldı, demokrasiye geçiş planlandı. Ancak Silahlı Kuvvetlerin ve HDG’nin güç paylaşımını kabul etmemesi sebebiyle gerginliğin artması sonucunda Ekim 2021’de Silahlı Kuvvetlerin başında olan Burhan, HDG’nin komutanı Hemedti’nin de desteğiyle darbe yaparak sivilleri görevden aldı.
Günümüz: Askerî Çatışma ve Devletin Çözülmesi (2022-2025)
Sivilleri sürecin dışına iterek Cumhurbaşkanı olan Burhan ve yardımcısı Hemedti, bu kez kendi aralarında iktidar mücadelesine girişti ve Burhan’ın HDG’nin Silahlı Kuvvetleri bünyesine katılmasını öngören güvenlik reformu nedeniyle taraflar arasında 15 Nisan 2023’de Hartum ve Darfurda çatışmalar başladı. Çatışmalar kısa sürede iç savaşa dönüştü ve merkezi hükümet otoritesi çöktü.
Anılan iki isim asker kişiliklerinin yanı sıra Sudan toplumundaki sosyoekonomik ve siyasi gerilimleri de temsil etmektedir. Hemedti, kırsal Darfur bölgesinden gelme bir isim, Burhan ise Sudan’ı uzun yıllardır yöneten Hartum ve Nil kenarı siyasi elitlerini temsil etmektedir. Hemedti, Darfur bölgesinde Sudan’ın siyasi politik merkezinden payını alamayan kesimlerle ilişkilerini geliştirip, kendini Sudan siyasetinde dışlanmışların temsilcisi olarak konumlandırmaya çalışırken, Burhan ise iktidardan uzaklaştırdığı sivil muhalefetin yerine Beşir dönemindeki önemli isimleri pozisyonlarına yeniden atayarak Hartum’daki konumunu güçlendirmeye çalıştı. Aynı zamanda her ikisi de servetlerini ve nüfuzlarını kaybetmek istemedikleri için iktidar konumuna tutunmak istiyordu.
Mevcut bilgilerin ışığında Sudan Silahlı Kuvvetlerinde; yaklaşık 100 bin asker, 170 tank, yaklaşık 7 bin askeri araç, 390 top, 40 roketatar ve 45'i savaş uçağı olmak üzere 191 uçak mevcut iken, HDG'de; yaklaşık 100 bin milis, 10 bin silahlı araç (pikap/kamyonet) ile farklı türde ağır ve hafif silahlar bulunmaktadır. Ancak tarafların çatışmalardaki kayıpları ve özellikle bölgesel ve küresel güçlerin çeşitli isimler altında taraflara sağladıkları değişik silahlarla bu sayılar sürekli olarak değişiklik göstermektedir.

Ekim 2025 ayı sonu itibariyle tarafların ülke genelindeki kontrol durumu yukarıdaki haritada gösterilmiştir (Haritadaki beyaz renkli alanlar, genelde yaşamın olmadığı/düşük yoğunluklu olduğu çöl alanlarıdır). Ekim ayında Sudan’ı dünya gündemine taşıyan gelişme ise; Nisan 2024-Ekim 2025 ayları arasında yaklaşık 18 ay boyunca, en genel anlatımıyla “56 km’lik toprak set ile şehri dünyadan izole etme” şeklindekiHDG kuşatması altında kalan Kuzey Darfur’un başkenti Faşir’in, 26-28 Ekim’de HDG kontrolüne geçmesi olmuştur. Silahlı Kuvvetlerin ve hükümet tarafı kabilelerin savunduğu, nüfus çoğunluğunu Afrikalı kabilelerin oluşturduğu Faşir’in düşmesi süreci; toplu katliamların yanı sıra, şehirde mahsur kalan 250 binden fazla sivilin açlık ile temiz su ve ilaçtan yoksunluğu sonucunda yaşanan kolera salgını sebebiyle, “insanlık felaketi”ne dönüşdü. Faşir'in kontrolü için verilen mücadelenin bu denli şiddetli geçmesinin önemli bir sebebi; bölgedeki petrol, uranyum ve yeraltı suyuna ilave olarak asıl altın yataklarının varlığıdır. Taraflar iç savaşı sürdürebilmek adına gereken finansman temininde bahse konu altın yataklarına bel bağlamaktadır. Aynı zamanda Faşir üzerinden Kuzey Darfur'u kontrol etmek, Libya ve Çad gibi komşu ülkelere sınırsız erişim imkanı sunmaktadır. Bu durum, altının ülkeden çıkışı ve savaşa devam etmek için gereken silahların ülkeye girişi için bir kapı açmak anlamına gelmektedir.
Sudan ve yakın coğrafyasındaki mücadelede bölgesel ve küresel aktörler
İsrail’in Hamas’a karşı üstünlüğünün belirginleştiği bir dönemde (Eylül-Ekim 2025) Sudan’daki savaşın hızlanması bir rastlantı değil, uluslararası gündem kaymasının, bölgesel güç rekabetinin, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu üzerindeki stratejik hesapların birbirini tetiklediği bir jeopolitik kesişim noktasıdır. Sudan, Orta Doğu sonrası düzenin Afrika’ya taşan jeopolitik dalgasının ilk örneği haline gelmiştir. Çünkü Sudan, Kızıldeniz koridorunun tam ortasında yer alması ve liman/karayolu bağlantıları nedeniyle bölgesel rekabetin kilit taşıdır. Nitekim Kızıldeniz; Doğu Akdeniz-Afrika Boynuzu-Hint Okyanusu hattının ortasında, hem küresel ticaretin hem de askerî denge politikalarının merkezindedir. Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 15’i Kızıldeniz’in giriş-çıkış noktaları olan Süveyş Kanalı-Bab el-Mendeb Boğazı ile Aden Körfezi hattından geçmektedir. Bu nedenle, “Kızıldeniz sadece bölge aktörlerinin inisiyatifine bırakılamayacak kadar değerli bir denizdir”. Tüm bunların sonucu olarak Sudan’daki iç savaş sadece ülke içi iktidar mücadelesi değil daha çok ve genel anlamda; lojistik, enerji ve güvenlik üzerinden yürütülen, özel anlamda ise; İsrail’in güvenliğinin, Suudi Arabistan ile BAE’nin ekonomik vizyonunun ve ABD’nin Hint-Pasifik stratejisinin önemli bir parçasına dönüşmüş, çok aktörlü ve devlet seviyesinde vekilin vekilinin dahi olduğu bir vekâlet savaşını içeren, Sudan’ın komşularının da farklı şekillerde kullanıldığı jeopolitik esaslı bir mücadelenin bir safhasıdır.
Aşağıda “Sudan merkezli mücadele”nin aktörlerini; Sudan’ın sınır komşusu olan aktörler, sınır komşusu olmayan etkin bölgesel aktörler ve küresel aktörler sıralamasıyla ele alarak, bölgesel ve küresel seviyede bir analiz yapmaya çalıştım.
Sudan’ın Sınır Komşusu Aktörler
- Mısır
Mısır genel olarak, Sudan’ın kuzey sınırını kontrol eden gücü ülkesinin güvenliği için tampon olarak görmekte ve güney sınırında istikrarı koruma refleksiyle hareket etmektedir. Bahse konu istikrarı Sudan Silahlı Kuvvetlerinin sağlayacağını değerlendiren ve Müslüman Kardeşler ile mücadele halinde olan Mısır; 2003’deki Darfur isyanı ve 2011’deki Güney Sudan’ın ayrılma süreçlerinde Beşir’in Müslüman Kardeşler ile yakınlığından ötürü açıktan taraf tutmamakla birlikte, Beşir hükümetinin ülke bütünlüğünü koruma tezini destekledi. Günümüzde ise, Müslüman Kardeşler etkisnini Beşir dönemine göre daha düşük seviyede olduğu Sudan Silahlı Kuvvetlerine destek vermeye devam etmektedir.
Dünyanın en uzun ikinci nehri olan, kaynağının yüzde 86’sını Etiyopya topraklarından alan, Mısır ve Sudan’ın kaynak olarak katkısının olmadığı, kolları Sudan’da birleşerek ana gövdeyi oluşturan ve Mısır’da Doğu Akdeniz’e ulaşan, sınır aşan su kategorisindeki Nil Nehri’nin sularının paylaşımında bölgenin aktörleri arasında uzun yıllardır anlaşmazlık bulunmaktadır. Özellikle Mısır, Sudan ve Etiyopya arasındaki anlaşmazlık, Etiyopya’nın 2013’te Büyük Rönesans Barajı’nın inşasına başlamasıyla ivmelenmiştir. Bu kapsamda Mısır, hem Nil Havzası güvenliğini hem de Etiyopya ile yaşadığı Rönesans Barajı krizinde arka plan desteğini, aynı zamanda Sudan ile güçlendirmeyi hedeflemektedir.
Mısır ile Sudan arasında süren iyi ilişkilere rağmen, yılardır Kızıldeniz kıyısındaki ”Halayib Üçgeni” bölgesinde anlaşmazlık yaşanmaktadır. Sudan kabul etmemekle birlikte, siyasi ve idari olarak Mısır egemenliğindeki bölgede; altın, uranyum, grafit, krom, nikel, demir cevheri ve barit gibi zengin yer altı kaynakları bulunmaktadır.
- Çad
Sudan ve Çad’ın zayıf merkezî otoritesinden ötürü, sınır bölgelerinde aşiretler ve sınır aşan topluluklar önemli bir olgudur. Çünkü Sudan’ın Darfur bölgesi ile Çad’ın Doğu Çad coğrafyası, sömürgeciler tarafından yapay sınırla bölünmüş olmakla birlikte, tarihsel olarak aynı sosyo-etnografik alanın parçalarıdır. Bu kapsamda yarı-göçebe Arap topluluklarını ifade eden “Baggara” kelimesinden türetilen “Baggara Kuşağı”, sınırda bir “kültürel-ekolojik kuşak” olarak uzanmaktadır. Bu kuşak; devlet sınırlarını tanımayan aşiret geçişgenliğini, otlak ve su maksatlı mevsimsel göç hareketlerini ve otlatma alanları üzerinde yarı-göçebe Arap topluluklarının yerleşik Afrika toplulukları ile çatışmasını barındırır.
Darfur’daki çatışmaların başladığı 2003’ten bu yana Çad ile Darfur arasında bir göç trafiği ve bunun sonucu olarak demografi değişimi yaşanmaktadır. Bir milyondan fazla Baggara Arap, Çad’dan gelip Darfur’da yerleşik Afrikalı toplulukların etnik olarak temizlendiği topraklara yerleşmiştir. Bu yüzden milyonlarca Darfurlu on yıllardır sınır bölgesindeki kamplarda yaşamaktadır, çünkü topraklarına geri dönmeye kalkmaları ölüm anlamına gelmektedir. HDG milislerinin etnik-askeri tabanını besleyen Baggara Kuşağının Sudan içine yayılması, diğer bir ifadeyle Çad’ın nüfuz ettiği Arapların Sudan coğrafyasına yerleşmesi sayesinde Çad’ın bölgedeki zenginlikleri ele geçirebilecek olması, halihazırda Çad’ın doğrudan HDG’ye destek vermesinin temel motivasyonunu oluşturmaktadır. Bu sebeple Çad zaman zaman Darfur’daki isyancılara destek vermiş, Sudan da buna karşılık Çad karşıtı milisleri desteklemiştir. 2000’lerin ortasında iki ülke arasında fiilî sınır çatışmaları yaşanmış, 2010 sonrası ilişkiler yumuşamıştır.
- Libya
Sudan ve Libya arasındaki çöl sınırı, ulus-devlet sınırlarına göre değil, Baggara, Zaghawa, Tebu ve Tuareg gibi trans-etnik göçebe ağlarına göre işlemektedir. Darfur ile Barka (Doğu Libya) bahse konu kabilelerin yaşam alanıdır. 1970’lerden itibaren Libya Darfur üzerinde ideolojik ve askeri etki kurmaya çalışmış, Kaddafi “Büyük Sahra Konfederasyonu” hedefiyle bölgedeki Arap kabilelerini silahlandırmış ve böylece Cencevid güçlerinin altyapısını oluşturmuştur.
Halihazırdaki Sudan-Libya ilişkileri; bölgesel devletlerin değil, BAE destekli milis ağlarının şekillendirdiği, altın ticareti ve çöl geçiş ekonomisine dayalı bir jeopolitik alt-sistem şeklindedir. Nitekim Libya’daki iç savaş sürecinde BAE’nin, hem HDG’nin hem de Tobruk Hükümeti olarak bilinen Hafter’in (LNA) sponsoru olması sebebiyle 2015-2021 arasında HDG, Hafter güçlerine destek için milis göndermiştir. Hemedti ailesinin Darfur’da kontrol ettiği altın rezervlerinden çıkarılan altın; Darfur-Barka hattı üzerinden Dubai altın borsasına ulaştırılmakta ve BAE’de rafine edilip küresel piyasalara sunulmaktadır. Bu nedenle Sudan-Libya hattı; altın kaçakçılığı, milis desteklenmesi ve BAE bölgesel jeopolitiği üçgeninin omurgasıdır. Bu nedenle Faşir’in düşmesi, Libya-Çad-BAE ekseninin bölgesel güç kazanımı anlamına gelmektedir. Müslüman Kardeşlerin Libya kolu olan Trablus Hükümeti ise, Sudan Silahlı Kuvvetleri desteklemekle birlikte, kontrol ettikleri alanda bulunmayan Sudan sınıra ulaşamamaları sebebiyle somut bir destek verememektedir.
- Güney Sudan
Sudan ve Güney Sudan arasında; temel olarak petrol esaslı gerginlikler bulunmaktadır. Ekonomik açıdan hem Sudan hem Güney Sudan petrole aşırı bağımlıdır ve ayrılık sürecinde petrol rezervlerinin çok büyük bir bölümü Güney Sudan’da kalırken, petrolün ihracatı için kullanılan altyapı ise Sudan da kalmıştır. Bu durum iki ülke arasında; boru hattı geçiş ücretleri, üretim kotaları ve gelir paylaşımı konularında sık sık gerginliklere sebep olmaktadır. Ayrıca petrol rezervleri açısından zengin Abyei bölgesi, taraflar arasında “tartışmalı bölge” olarak bulunmaktadır ve burada BM Barış Gücü konuşludur.
Sudan’daki iç savaşta taraflardan birisinin petrol ihracatını kesmesi Güney Sudan ekonomisinin çökmesi anlamına geleceğinden, Güney Sudan açıkça taraf tutmaktan kaçınmakta, iki tarafla da iyi ilişkiler kurarak boru hattını işletmeye çalışmaktadır. Sudan-Güney Sudan ilişkileri; “ayrılıkla bitmeyen, petrol altyapısı tarafından belirlenen zorunlu karşılıklı bir bağımlılık modeli”dir.
- Etiyopya
Sudan ve Etiyopya arasındaki ilişkiler, 2020’lerden itibaren; El-Fashaga bölgesi ve Büyük Rönesans Barajı etrafında şekillenmektedir. El-Fashaga, yüksek verimliliğe sahip bir sınır ovasıdır. BK-Mısır sömürge döneminin sınır anlaşmalarına göre bölge Sudan toprağı olmakla birlikte, 1990’lardan itibaren Etiyopyalı çiftçilerin fiili yerleşimi ile “de facto” Etiyopya kontrolüne geçmiştir. Kasım 2020’de Etiyopya’da ayrılıkçı Tigray’ların isyanı çıkınca, bu durumdan yararlanan Sudan, El-Fashaga’nın büyük bölümünde kontrolü sağlamıştır. Bölge, taraflar arasında düşük yoğunluklu çatışma ve rekabet alanı olmaya devam etmektedir. Bir diğer sorun, Etiyopya’nın Nil’in Mavi kolu üzerinde inşa ettiği Büyük Rönesans Barajı sebebiyle Sudan’a geçen su miktarının dönemsel azalmasıdır. Sudan, Mısır ile birlikte bağlayıcı uluslararası bir anlaşma talep ederken, Etiyopya esnek ve siyasi çerçeveli bir protokol yaklaşımını benimsemektedir.
- Orta Afrika Cumhuriyeti
Sudan ve Orta Afrika Cumhuriyeti (OAC) arasındaki sınır, zayıf devlet kapasitelerinden kaynaklı olarak aşiret geçişgenliği ile tarif edilebilir. Her iki ülkede de göçebe Arap topluluklar yerleşik topluluklarla iç içe yaşamaktadır. Sınır hattında silahlı gruplar, kaçakçılık ve milis ekonomilerinin gelişmesine zemin hazırlamıştır. Aynı zamanda Darfur’daki milisler gerektiğinde OAC’yi sığınma maksatlı kullanmaktadır. Sudan-OAC ilişkileri, klasik bir diplomatik ilişkiden çok; sınır aşan milis ağları, doğal kaynak ekonomileri ve dış güç rekabeti tarafından belirlenmektedir. Günümüzde bu ilişkiyi tanımlayan kilit unsur, Darfur-OAC altın koridoru ve bu koridoru kontrol eden HDG-Wagner-BAE eksenidir.
- Eritre
Sudan’ın bir çok komşusuyla olduğu gibi Eritre sınırında da; kaçakçılık ve milis geçiş koridorları vardır. Eritre özellikle Kızıldeniz kıyılarının HDG kontrolüne geçmesini rejim güvenliğine tehdit olarak görmektedir. Sudan-Eritre ilişkileri; Kızıldeniz jeopolitiği, sınır aşan etnik ağlar ve örgütlü milis ekonomisi üzerinden şekillenmektedir.
Sudan’ın Sınır Komşusu Olmayan Etkin Bölgesel Aktörler
- BAE
“İsrail’in “Hüzün Kapısı” Hedefi” başlıklı yazımda, BAE’nin bölgesel hedeflerine ve bu bağlamda ABD-İsrail ikilisi olan ilişki şekline değinmiştim. Değindiğim hususlar çerçevesinde; görünürde kendi hedefleri olmasına rağmen özünde ABD-İsrail ikilisinin hedefleri için bölgede büyük ve yaygın bir varlık bulundurarak “vekil devlet” görevi yapan, HDG’nin en büyük sponsoru ve iç savaşın en belirgin dış aktörü BAE, halihazırda Sudan’daki nüfuzunu HDG üzerinden kalıcı hale getirmeye ve genişletmeye çalışmaktadır. Müslüman Kardeşler’i düşman olarak gören BAE; Müslüman Kardeşler destekli Beşir’in iktidarının son döneminde Sudan’a yoğun şekilde yatırım yapmış ve Yemen’deki iç savaşta HDG’nin yanı sıra Sudan Silahlı Kuvvetlerinin de yer almasını sağlamıştır. Beşir sonrasında ise, rekabet ettiği diğer bölgesel aktörlerin durdukları yere ve ABD-İsrail ikilisinin yönlendirmesine göre, sadece HDG’yi kendisine müttefik olarak belirlemiştir.
BAE’nin bölgesel dış politikasına daha geniş açıdan bakıldığında, İran’ın İslam devrimi bayrağı altında birbirine bağlanan devlet dışı aktörlerden oluşan “direniş ekseni”ne benzer şekilde, BAE’nin “ayrılıkçılar ekseni” de İsrail’in dış politikası ile uyumlu, karşı-devrimci bir çatı altında birleşmiş, devlet dışı aktörlerden oluşan bir ağdır. Tıpkı İran gibi BAE’de, çıkarları açısından stratejik öneme sahip ülkelerde nüfuz alanları oluşturmak amacıyla, şiddet yanlısı devlet dışı aktörlerden, finansörlerden, tüccarlardan ve siyasi figürlerden oluşan çok katmanlı bir ağ inşa etmiştir. Bahse konu “ayrılıkçılar ekseni”nde yer alan başlıca aktörler; Libya Ulusal Ordusu (LNA), Sudan’daki HDG, Yemen’deki Güney Geçiş Konseyi (STC), Somaliland Silahlı Kuvvetleri ve Puntland Deniz Polisidir. Bunları ayakta tutan finansal, lojistik, ticaret ve bilgi ağlarının kapsamlı altyapısı BAE tarafından sağlanmaktadır.
BAE’nin bölgedeki öncelikli hedefi, Kızıldeniz kıyısında lojistik üsler kurmak ve bu kapsamda 853 km’lik kıyı şeridine sahip olan Sudan’ı da, Port Sudan ve Sevakin öncelikli olmak üzere Kızıldeniz’deki “güvenlik koridoru”na dahil etmektir ve bunun da İsrail’in Eilat limanından başlayan koridorun devamı olduğu görülmektedir.
Aynı zamanda petrol rezervleri tükenmekte ve ülkesinde tarım yapma imkanı sınırlı olan, bu sebeple gıda güvenliğini çeşitlendirmeyi hedefleyen BAE’nin, Sudan’daki tarımsal yatırımları dikkat çekici boyuttadır. BAE’nin en büyük şirketlerinden International Holding Company ile Jenaan Investment Group, Sudan’da yaklaşık Andorra Devleti yüzölçümünde bir arazide tarımsal faaliyetler yapmaktadır.
Ayrıca petrol bağımlı ekonomisini çeşitlendirmeye çalışan BAE, HDG’nin kontrol ettiği bölgeden hatırı sayılır miktarda “altın”ı da ülkesine transfer etmektedir. Bu durumla bağlantılı olarak Hemedti ve ailesi, HDG’nin Darfur’da kontrolü altında olan topraklarda faaliyet gösteren altın şirketlerine sahiptir ve ailenin en küçük kardeşi BAE’de yaşayan bir iş insanıdır.
BAE bu hedefleri doğrultusunda; “katliamcı ve devlet dışı bir yapıya doğrudan silah satışı yapan devlet durumuna düşmek istemeyen” devletlerden aldığı silahları ve dünyanın çeşitli bölgelerinden topladığı paralı askerleri, çoğunlukla Libya’da Hafter’in kontrol ettiği bölgeye ve Çad’a, ülkesinden ve Bosaso/Puntland üzerinden kurduğu hava köprüsü ile aktarmakta, müteakiben bunlar karayolu ile HDG’ye ulaştırmaktadır. Tüm bu faaliyetlerin sahadaki organizasyonu için ise, BAE’nin Darfur’da bulunan, öncelikle ikmal ve istihbarat maksatlı teşkil edilen iki üssünden (Nyala ve el-Malha üsleri) yararlanılmaktadır.
- Suudi Arabistan
BAE ile müttefik görüntüsü vermekle birlikte aslında rekabet halinde de olan Suudi Arabistan; Sudanda’ki iç savaşta dengeli bir politika izlemekte, taraflar arasındaki görüşmelere ev sahipliği yaparak diplomatik nüfuzunu artırmayı hedeflerken, aynı zamanda enerji ve hac lojistiğinin güvenliği hedefi çerçevesinde Kızıldeniz’in doğu kıyısındaki liman kentlerinin (Cidde, Yanbu, Neom) Port Sudan ile bağlantısını güçlendirmeye çalışmaktadır. Ayrıca Suudi Arabistan da gıda güvenliğini sağlamak için 2016’dan itibaren Sudan tarımına yatırım yapmaya başlamıştır. Dolayısıyla istikrarlı bir Sudan, Suudi Arabistan’ın gıda güvenliği için de önem taşımaktadır.
- İsrail
Öncelikle ABD-İsrail ikilisinin “simbiyotik” ilişkisi sebebiyle İsrail’i bir bölgesel aktör olarak görmenin yanı sıra, küresel aktör ABD’nin stratejik ve doğal müttefiki olmasından dolayı ABD’nin bölge politikaları uygulamalarında en büyük dayanağı olarak görmek gerekmektedir. ABD-İsrail menşeli “bölgesel hâkimiyet” planına Sudan’ın da dahil edilme hedefi İsrail için önemlidir. Nitekim 2020’ye kadar İsrail’i resmen tanımayan ve herhangi bir ilişki kurmayan Sudan, bu tarihte İsrail ile normalleşme niyetini açıklamış ve 2021’de ise İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail ile normalleşme yönünde bir deklarasyon imzalamıştır. Ancak Sudan’daki iç siyasi kırılganlık sebebiyle normalleşme süreci henüz yürürlüğe girmemiştir. Sudan’daki güncel gelişmeler karşısında öne çıkmayan İsrail’in Kızıldeniz politikası kapsamında Sudan’ın önemi “BAE” başlığı altında belirtildiği şekildedir. Bunun haricinde İsrail Sudan’ı, tarım-teknoloji transferi alanlarında potansiyel bir konumda görmektedir.
Küresel Aktörler
- ABD
ABD, bölgedeki Çin ve Rusya varlığına karşı İbrahim Anlaşmalarının da rüzgarıyla “Arap-İsrail normalleşmesinin Afrika uzantısı” şeklinde bölgesel ittifakları güçlendirmeye çalışmaktadır. ABD ile İsrail arasındaki görev paylaşımına istinaden Bab’ül Mendep Boğazı’nın kontrolünü BAE sermayesini kullanarak İsrail’in üstlenmesi durumununun tamamlayıcısı olarak, ABD’nin Sudan politikasında temel desenler; Kızıldeniz’in güvenliği ve İran’ın bölgedeki etkisinin sınırlanmasıdır. Tali bir husus olmakla birlikte, ABD’nin Sudan’daki iç savaşa yönelik sadece “insan hakları ve insani yardım” söylemlerini kullanıp ülkedeki şiddete müdahale seçeneğini gündeme getirmemesi, buna karşılık Sudan’daki gelişmelerin bölgeye yayılma potansiyelinin göstergesi olabilecek “Hristiyanlara şiddet” olaylarının yaşandığı iddia edilen Nijerya’da “güç kullanımı”nı dillendirmesi, konunun esasının jeopolitik çıkarlar olduğunu ve “ABD çifte standardının” son örneği olduğunu ifade etmek mümkündür.
- Çin
Çin, “Bir Kuşak Bir Yol” girişimi kapsamında Kızıldeniz’i Afrika-Avrasya bağlantısının ana hattı olarak görmektedir. Nitekim Cibuti’deki üssü, Sudan’da 2025 ortasında Port Sudan’da başlattığı lojistik üs girişimi ile petrol ve altyapı yatırımları, bu yaklaşımı yansıtmaktadır. Ancak “Bir Kuşak Bir Yol” girişimini başlattığı 2013 öncesinde Çin, Sudan’daki en büyük petrol yatırımcısı olarak Beşir yönetimini uzun süre desteklemiş, nitekim Darfur krizinde rejime silah satmakla suçlanmış, uluslararası baskılar artınca 2007’den itibaren barış gücüne asker göndererek imajını düzeltmeye çalışmıştır. Bu durumdan ders çıkaran Çin’in, dünya genelinde uyguladığı “içişlerine karışmaksızın karşılıklı ekonomik çıkarlar” ilkesine uygun olarak, hali hazırda Sudan’da tarafsız ama pragmatik bir çizgi izlediği gözlenmektedir.
- Rusya
Rusya, ABD’nin Hint Okyanusu’ndaki varlığına karşı “alternatif bir Akdeniz-Kızıldeniz hattı” oluşturma stratejisinin parçası olarak ve devamında Suriye’deki rejim değişikliğine bağlı olarak buradaki üslerini kaybetme olasılığına karşı bir alternatif yaratmak maksadıyla, uzun yıllardır gündemdeki Port Sudan’da askeri üs kurma planına ilişkin Burhan ile Şubat 2025’de anlaşmaya varmıştır. Aynı zamanda Rusya’nın (Wagner grubu aracılığıyla), Darfur’daki altın rezervleri üzerinden ekonomik nüfuz tesis ettiği ve dolaylı biçimde HDG ile temasta olduğu iddia edilmektedİr.
- AB-BK
AB-BK içinse Kızıldeniz hattı, göç ve enerji güvenliği açısından öncelikli bir bölgedir. AB-BK, Sudan’daki istikrarsızlığın Afrika’dan Akdeniz’e göç akınlarını tetikleme riskine odaklanmakta, olayın “insani felaket, mülteci kampları ve hukuki yönü” nü öncelikle gündeme taşımaktadır.
Sonuçlar
- Öncelikle Sudan’da yaşanılanların, hangi aktör/aktörlerin hedefi ile uyumlu olduğunu belirlemek, devamındaki ilgili birçok hususun daha kolay kavranmasını sağlayacaktır. Sudan İç Savaşı, Soğuk Savaş sonrası dönemde “Büyük Orta Doğu Projesi (BOP)” kapsamında; bahse konu coğrafyada bazıları resmileşen (Etiyopya, Sudan, Somali) bazıları devam eden (Libya, Yemen, Irak, Suriye), ülkelerin etnik/dini/mezhepsel fay hatları üzerinden bölünmesi esaslı jeopolitik düzenlemede Sudan’ın ikinci kez bölünmesine yönelik; yerel, bölgesel ve küresel aktörlerin farklı motivasyonlarla ve farklı enstrümanlarla rol aldığı ve diğer bölünmelerde olduğu gibi, dünya izlerken yine sivil insanların yıllarca tarifi imkansız acılar çektiği ve hayatını kaybettiği, normalleştirilen ve kronikleştirilen bir fenomendir.
Kim ve ne maksatla devletlerin “bölünme”sini hedefler?
Emperyalist devlet/devletler; hedef devletleri daha kolay, çok yönlü ve kesintisiz “sömürebilmek adına”, orjinal devletin bölünmesinden doğan daha az güçlü “küçük devletçikler” görmek ister. Ve bunun için; bölünmesi hedeflenen devletteki (çoğunlukla ulus devlet) “işbirlikçilerle birlikte”, on yıllar sürecince her daim güncellenen plan ve projeler çerçevesinde, toplumun zenginliği olması gereken çoğunlukla etnik/dini/mezhepsel renkleri tetikleyerek “istikrarsızlık depremi fırtınası” yaratır ve toplumda emperyalist faaliyetlere yönelik öncelikle “farkındalık” oluşum safhası, müteakiben toplumsal “direniş” safhası gerçekleşmediği takdirde, bölünme “hayatın doğal akışına uygun bir senaryo dahilinde” gerçekleşir.
- Sudan toplum kültürünün temeli olan, bin yıldan uzun bir süre önce başlayan “Müslüman Arap ve Afrikalı karışımı” geleneğinde, bir diğer ifadeyle modern devletin “uluslaşma” sürecinde; BK sömürgeciliği döneminde temeli atılan dinsel ayrım ile ilk gedik açılmış, 2000’lerin başlarında siyasal İslamcı rejim tarafından tetiklenen etnik ayrımcılık ile ikinci gedik açılmıştır. Sudanlı yazar Leila Aboulela’nın “Sudan, Araplar için yeterince Arap, Afrikalılar için ise yeterince Afrikalı değil” sözüyle ise, yaklaşık 23 yıldır süren ve büyük olasılıkla son safhasına giren iç savaş özetlenmektedir. İç savaşta gelinen aşama itibariyle HDG, Darfur'da Silahlı Kuvvetlerin kontrolünde olan son şehir Faşir’i de ele geçirdikten sonra beklenti; “HDG’nin bağımsızlık ilanı veya bölünme için zorlayacağı” şeklindedir. Mevcut çatışma dinamikleri, özellikle Darfur ve Kordofan’da fiili bölünme eğilimlerinin güçlendiğine işaret etmektedir.
- Sömürgeci BK’nın aynı çizgide Sudan’a bıraktığı bir diğer miras; devletin “uluslaşma”sını engelleyen, cetvelle çizilen “yapay sınırlar”dır. Yapay sınırlara istinaden; aynı sosyo-etnografik alanın parçaları olan kabilelerin/aşiretlerin sınırların karşılıklı taraflarında bölünmüş şekilde kalması, bu durumun kontrolü güç çöl coğrafyası ile birleşince devlet sınırlarının anlamını yitirmesi ve çeşitli çıkarlara istinaden yerel ittifakların/çatışmaların meydana gelmesi, beraberinde göç trafiğini ve bunun sonucu olarak demografi değişimini getirmektedir. Aynı zamanda buralardaki yerel güçler her tür kaçakçılık ekonomisine ve yasal olmayan faaliyetlere yön verme aşamasına geldiğinden, bir tür “devlet içinde devletçik” oluşmaktadır.
- Bir ülkenin coğrafi konum avantajlarının, her tür yer altı ve üstü zenginliğinin, normalde bahse konu ülke için getirilerinin olması beklenir. Ancak bahse konu getirilerin ülkeye ve topluma yansıtılabilmesi için, ülkenin siyasi, askeri, ekonomik, sosyal gücünün toplamı olan “ulusal güç” aracılığıyla, coğrafi avantajların ile yer altı ve üstü zenginliklerinin korunması öncelikli koşuldur. Aksi takdirde, kendi çıkarlarını artırmayı hedefleyen dış güçler bunları ele geçirmek/kullanmak maksadıyla toplumsal kırılganlıklar üzerinden ülkede mücadeleye girişir ve bu mücadeleyle birlikte ülkede oluşan/oluşturulan istikrarsızlık bağlamında ülkeyi bölünmeye dahi sürükleyebilir. Nitekim Sudan’da yaşananların arka planında yer alan hususlardan birisi de; Kızıldeniz’e uzun bir kıyısı, başta altın olmak üzere zengin maden yatakları ile tarıma uygun arazileri olan bir ülkenin bu değerleri koruyacak ulusal gücünün olmaması sebebiyle diğer aktörlerin/vekillerinin, paylaşım mücadelesi için Sudan’ı çeşitli yöntemlerle, araçlarla istikrarsızlığa ve kaotik bir ortama itmeleridir.
- Soğuk Savaş döneminde bloklar arasındaki ideolojik mücadelenin 1970’lerin sonlarından itibaren Batı Bloku lehine dönmesiyle birlikte, Batı emperyalizminin dünyadaki meşruiyetini devam ettirmek adına komünizmin yerine yeni düşman olarak “Siyasal İslam” sahneye sürülmüştür. Görünürde Batı emperyalizmi karşıtı olan, gerçekte ise her daim emperyalizmin yönlendirmesi altında ve hizmetinde olan siyasal İslam, 1970’lerin sonlarından itibaren Sudan siyasetine de entegre edilmiştir. Nitekim 1985’de darbeyle devrilen Numeyri rejiminin son dönemlerinde benimsediği siyasal İslam temelli ideolojik pragmatizmin Sudan’a istikrar getirmediği görülmüş olmasına rağmen, 1989-2019 döneminde iktidarda kalan ve siyasal İslam’ın başat unsuru Müslüman Kardeşler ideolojisini uygulamaya koyan Beşir, çok yönlü (her tür eşitsizlik, adaletsizlik, liyakatsizlik vb.) toplumsal kutuplaşmayı/parçalanmayı ve ekonomik çöküşü derinleştirerek, Batı emperyalizminin olmasını istediği ülkeyi yaratmıştır.
- Silahlı Kuvvetler; anayasa gereği devleti öncelikle dış tehditlere karşı savunmakla görevli, ulusal kültürün (ulusal tarih, bilinç, aidiyet vb.) önemli bir parçası, vatandaşların çok büyük bir bölümünün farklı sürelerle de olsa görev yapması sebebiyle toplumun şekillendirilmesinde rol alan ve toplumun genelde ezici çoğunluğunun; benimseyerek sahiplendiği, doğal afetlerde yanında görmeyi beklediği, her tür tasasını ve kıvancını paylaştığı, başat devlet kurumlarından biridir. Bunun yanı sıra çeşitli saiklerle, Silahlı Kuvvetlerden çok daha kısıtlı imkan-kabiliyetleri olsa dahi, “ikinci” veya “paralel” veya “Silahlı Kuvvetler emrinde”, askeri bir düzene sahip olmakla birlikte asker olmayan kişilerden oluşan, “paramiliter” veya “milis” bir yapının, umulan yararından daha fazla zararının olacağı muhakkaktır. Çünkü bu tür bir yapıyla birlikte dünyadaki tecrübelere istinaden; devletin tekelinde olan şiddet kullanma yetkisinin zayıflaması, hesap verebilirliğin ve denetimin güçleşmesi, paralel güç merkezlerinin oluşması, dış güçlerin ve/veya çıkar gruplarının nüfuzunun artması, insan hakları ihlallerinin ve toplumsal zarar riskinin yükselmesi, kaynak israfı, yolsuzluk ve kurumsal çifte maliyetin oluşması, güvenlik sektöründe parçalanma, koordinasyon ve yetenek kaybı yaşanması, uzun vadede entegrasyon veya tasfiye güçlüğü ile karşılaşılması zafiyetlerinin meydana gelmesi çok büyük olasılıktır. Nitekim Sudan’da oluşturulan HDG’nin pozisyonu ve yaptıkları ile belirtilen zafiyetler bir arada değerlendirildiğinde, çok büyük bir oranda örtüşme olduğu görülmektedir.
- Sudan, hem coğrafi konumu nedeniyle hem de komşularıyla devam eden sorunları nedeniyle karmaşık bir bölgesel denklemin önemli bir parçası ve devamında içeride yaşadığı sorunların sınırlarını aşma potansiyeli olan bir ülkedir. Bu bağlamda “Bölgesel Güvenlik Kompleksi Teorisi”nin ileri sürdüğü gibi, devletlerin/aktörlerin güvenlikleri birbirlerinden ayrı değerlendirilemeyecek kadar ilişkili ve iç içe geçmiştir. Doğası gereği güvenlik dinamikleri ilişkiseldir ve “hiçbir devletin güvenliği kendine yetmez”. Bu sebeple, son dönemde Sudan’ın komşuları Etiyopya ile Çad’daki ve Çad’ın batısında sırayla yer alan Nijerya’daki, Mali’deki ve Burkina Faso’daki benzer gerekçelerle başlayan hareketlenmeyi de “Domino Teorisi”ne göre değerlendirmek mümkündür.
- Cem Gürdeniz Amiral’in vurgu yaptığı; “Jeopolitik her şeydir” ve “Jeopolitik ideolojinin üstündedir” yaklaşımlarının pratiği Sudan’daki gelişmelerde görülmektedir. Nitekim Müslüman Kardeşler yapılanmasını devlet politikası çerçevesinde “düşman” olarak nitelendiren Mısır ve BAE kendi çıkarları doğrultusunda, Müslüman Kardeşler ile müttefik olan Sudan’daki aktörler ile farklı dönemlerde aynı safta bulunmakta, desteklemekte sakınca görmemiştir.
- Yazıda aktarmaya çalıştığım, Sudan’a dair gerçeklikler ile ülkemiz gerçeklikleri arasında bir paralellik kurduğumda, kendime şu soruyu sormadan edemedim: Atatürk’ün önderliğinde atalarımız bir Kurtuluş Savaşı yapmasalardı ve devamında “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmasalardı, biz bugün ne durumda olurduk?
Kaynakça
- Özkütük, Y. “İsrail’in “Hüzün Kapısı” Hedefi”, Kasım 2025, Marine Deal News, Sayı: 215
- Özkütük, Y. “Bölgesel Güvenlik Kompleksi Teorisi Çerçevesinde Doğu Akdeniz Kompleksi”, 2025, Nobel Kitap
- “Afrika'nın istikrar bulamayan ülkesi: Sudan”, 17 Mayıs 2022, https://www.gzt.com /mecra/afrikanin-istikrar-bulamayan-ulkesi-sudan-3649511
- İbrahim, S. “Jeopolitik Değişimler Sudan’daki Çatışma Haritasını Yeniden Çiziyor”, 13 Mayıs 2025, https://www.fokusplus.com/odak/jeopolitik-degisimler-sudandaki-catisma-haritasini-yenidenciziyor?utm_campaign=performancemax&utm_adgroup=&gad_source=1&gad_campaignid=21358547441&gbraid=0AAAAAqhRebeDoYf8A1Gdi31CHSITAYvBu&gclid=CjwKCAiA8bvIBhBJEiwAu5ayrPXfl2alUTBj1ikfbpagTjxIbqbr1ynjBHEbVAbfGxcrIq42py9jahoCA8AQAvD_BwE
- Eldeen, M.K. “Sudan İç Çatışması ve Jeopolitik Önem”, 19 Nisan 2023, https://www.odap.org/bolgeler/afrika/sudan-ic-catismasi-ve-jeopolitik-onem/
- Booty, N. and Chothia, F. “Sudan savaşı: Neler olduğuna dair basit bir rehber”, 4 Temmuz 2025, https://www.bbc.com/news/articles/cjel2nn22z9o
- Tanrıverdi Yaşar, N. “Sudan’da Neler Oluyor? Türkiye İçin Risk Ne?”, 11 Mayıs 2023, https://fikirturu.com/jeo-politika/sudanda-neler-oluyor-turkiye-icin-risk-ne/
- T.C. Ticaret Bakanlığı Uluslararası Anlaşmalar ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü, “SudanÜlke Profili”, 2025.
- Matoi, E. “What is Behind the Clashes Between Rapid Support Forces and the Sudanese Army?”, May 1, 2023, https://mepei.com/what-is-behind-the-clashes-between-rapid-support-forces-and-the-sudanese-army/
- Eldeen, M.K. “Sudan’daki mevcut savaşta Batı etkisi”, 8 Mayıs 2024, https://afam. org.tr/sudan-daki-mevcut-savasta-bati-etkisi/
- Krieg, A. “How Abu Dhabi built an axis of secessionists across the region”, March 28, 2025,https://www.middleeasteye.net/big-story/abu-dhabi-built-axis-secessionists-across-region-how
- Tester, D. “Why is the UAE involved in Sudan’s bloody civil war?”, November 4 2025, https://www.middleeasteye.net/explainers/why-uae-involved-sudans-bloody-civil-war
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





